Uzun Bir Aradan Sonra : Neler Yaşadım?

Elia Dafne doğduğundan beri yalnızca 1 yazı yazabildim. O da onun gelişi ile ilgiliydi ve 2 haftada 2 satır cümleyi zar zor biraraya getirebilmiştim.

Şubat ayının bitmesi ile birlikte artık yavaş yavaş yazılarıma geri dönmek istiyorum. Bu 2 aylık dönemde neredeyse hiç yazı yazmamama rağmen, hala buraya uğrayan insanların olması da ayrıca sevdindirdi, yalan yok 🙂

Bu 10 haftada neler oldu, neler değişti, annelik, kadınlık ve her şey üstüne neler düşündüm.. Aklıma ne geldiyse yazıyorum..

Öncelikle karar verdiğim 2 şey var (bu yazı 2 lerden gidiyor :)) 1.si annelik çok ama çok zor. 2.si annelik çok ama çok güzel.

Gayet basit tespitler değil mi?

Benim için neden zor; çünkü gerçekten tam anlamı ile her şeyi eşim ile birlikte yapma çabamız başlarda çok parlak bir fikir gibi dursa da haftalar ilerledikçe pes edişler ve tükenişler adlı çalışma ile karşımıza çıktı.

Eşim işine geri döndü, Dafi büyüdükçe uykuları azaldı, evdeki işler çoğaldı, kapatılması gereken koliler arttı, yapılması beklenen valizler yığıldı ve bum! ben yokuş aşağı hızla gitmeye başladım.

Burada hemen birilerinin önünüze çıkması gerekiyor, yoksa esas kaosa yakalanmanız an meselesi. Neyse ki bu sırada anneler imdada yetişti de biraz önümü kestiler. Yoksa bam güm kaş göz yararak bir başıma kalacaktım.

Bu esnada, tam yokuş aşağı allah ne verdiyse ilerlerken, bir de pılımızı pırtımızı ince eleyip sık dokuyarak, başka bir ülkeye taşındık.Anneler de yok yani buralarda. Dafi, ben ve eşim başbaşayız. Hatta Dafi ile başbaşayız çünkü eşim işe gidiyor. Hali ile evde kalan anne olarak kendime bir an önce iş düzeni kurmam gerek, yoksa bir başka sıkıntı baş gösteriyor; bu kadar uzun evde olmak ve sadece ev işi ile iştikal etmek bana göre değil. Gerçekten boğucu. Havlularımı fiyonk yapayım, scotch&brite süngerine sim dökeyim gibi aktivitelere ilgim olmadığı için evde bir süre sonra çamaşır, bulaşık, Dafi, yemek çemberinde delirecek gibi oluyorum. Bunu başaran anneleri de alındırmayayım, sadece bana göre değil.

Bütün bu hızlı yolculuğun içinde çok şey öğrendim diyerek bir klasiğe de ben imza atayım, ama dev çarpılmalar insan hayatındabence dev büyümelere eş değer. Yalnızca anne olmak değil, artık bir başka insanın tüm gelişimini, tüm geleceğini, tüm benliğini avuçlarınız arasında bulmak oldukça büyük sorumluluk. Zaten bütün post-partum depresyonların ardında da bu yatıyor. Bu sorumluluğu içselleştirdiğiniz anda da artık eski siz olamıyorsunuz. Hayattan beklentileriniz, amaçlarınız, kişiliğiniz, bugüne kadar iddia ettiğiniz her şey yerle bir oluyor. Mesela, ben uykusuzluğa dayanamam, velev ki uykumu alamazsam veya aniden uyandırılırsam canınıza okurum diyen insanken; zombiler ile kardeş oldum. Oluyor yani. Olunuyor. Veya, güne kahvesiz başlayamam, uyandığım anda bir süre bana dokunmayın kimse ile konuşamam, yüksek sese dayanamam sinirlerim bozuluyor, kendi kendime kalmak istiyorum, biraz kafamı dinlesem olur mu gibi cümleler benim için artık sürreal oldu.

Processed with VSCO with hb1 preset

Her şey ama her şey değişiyor. Fakat çevrenizdekilerin (özellikle yaşıtlarınızın) buna alışması epey zor oluyor. Anne-baba değillerse tabii.

Bin tane fikirle karşınıza çıkanlar; hala sizden aynı tempoyu, aynı yanıt verme kapasitesini, aynı program yapabilme hevesini, aynı muhabbeti bekliyorlar. Tamam, ebeveyn olunca komple değişmek değil bahsettiğimiz ama daha 1.5-2 aylık bebek varken de bir sabredin arkadaş diyemiyorsun, yutkunuyorsun. Hatta bu gibi beklentiler insanda kendini kötü hissetme, suçluluk, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, neden ben, arkadaşlarım artık benimle görüşmeyecekherhalde, sosyal hayatım hiç kalmadı, ben eski ben değilim, eşim ile Dafi olmasa şimdi şunları şunları yapabilirdik gibi serzenişler ile sizi depresyona sokuyor; arkadaşlarınıza ise hiçbir yan etkisi yok.

Bebek ziyareti diye gelip, keşke bakıcı/anneanne falan baksaydı da biz eski günlerdeki gibi takılsaydık beklentilerinden; akşam vakti yapılan programlara çağırılıp “Dafi o saatte uyuyor yalnız” cevaplarına burun kıvıranlara, doğumdan 15 gün sonra bebeğini annesine bırakıp bara gidebilen süper enerjik bir başka anne arkadaştan örnek verenlere, hamileliği boyunca diyetisyenle çalıştığı için abuk doğum yöntemleri tasarlayarak fit kalan bir başka akrabadan dem vuranlara kadar başınızda ciddi bir hayalkırıklığı kümesi oluşuyor. Bunları da bizzat yaşadım.

Ve bu insanların hiçbiri kötü niyetli olmuyor, temel olarak zaten hep sizi düşünüyor, hepsi uzun zamandır tanıdığınız arkadaşlarınız.

Bir de “emiyor mu” meselesi var ki, onu başka bir yazıda ele alacağım. Son zamanların popüler konusu meğer ne kadar gerçekmiş!

Sonuç olarak siz bu akan, değişen ırmağın içinde yıkanıp, aklanıp, ayakta durmaya çalışıyorsunuz. Bir yandan da ameliyat olduğunuzu unutmamak gerek. Sezaryen doğumun bir alt batın ameliyatı olduğunu da, bunun iyileşme sürecinin her ne kadar ayağa kalkıp dans etseniz bile en azından dokularınız henüz dans edemediği için minimum 6 hafta olduğuna da dikkat çekmek gerekiyor. Yani siz ciddi bir badire atlatmış oluyorsunuz, yataktan ne zaman kalktığınızın bir önemi yok!

Ben 6-7. günde baya sokaktaydım, 10. günde Dafi’ye pasaport almak için emniyete falan gitmiştik. Yani bunlar yapılıyor yapılmasına da, bu sizin iyileşmiş olduğunuz anlamını taşımıyor; hatta bir başka atak da şöyle : hani sevgilisinden-eşinden ayrılan insanlar o şok, stres, üzüntü ile bir anda çok mutlu gibi davranırlar, kendilerini sokağa atarlar, bara saza giderler, aşırı bir adrenalin salgılar, sosyalliğin doruğuna ulaşırlar ya; hah işte aynı o şekilde olabiliyor anneler de doğumdan sonra. Ve bunu yaşıtlarınız madalyalık bir durum gibi sizin burnunuza sokuyorlar. Sizden eskiyi istiyorlar, ama artık onun azalmak yerine artarak evrildiğini anlatamıyorsunuz. Kısmet işte.

Kilo verme hırsı da ayrı bir şimşek gibi kafama düştü, saklayamam. Hayatımda hiç bu kadar kilolu olmamıştım. Aynadaki kişiyi tanıyamıyorum, kendimi iyi hissetsem bile biri fotoğrafımı çektiği anda o ekrandaki kişiyi görünce kusasım geliyor. Evet, kendimi bu halimle hiç sevmedim. O yüzden 32 beden pilates hocaları da bir zahmet annelere “kendinizi sevin” çağrıları yapmaktan vazgeçsin. Sevilecek bir yanı yok. Bekara koca boşamak kolay. Elbet verilecek o kilolar diyerek kendimi üzecek kadar sıkıştırıyorum. Çünkü doğum sonrası kilolarını vereyemeyen, üstüne stresle yemeğe sarılan maalesef çok anne var. Geleceği görüyor, arttırıyor ve kilo vermekle saplantılı hale gelmeyi göze alıyorum. Beni motive eden konulardan biri; yaşadığımız yerde oldukça büyük, insanların bebekleri, köpekleri, bisikletleri ile gitmekten çekinmediği parklar var. Dafi bebek arabasında uyumayı çok seviyor. Bol yürüyüş beni bekler. Diğer bir motivasyon kaynağım da vejetaryen beslenmenin burada gerçekten kolay oluşu. Türkiye’de gerçekten emek istiyor, özellikle annelik döneminde fırsat bulamadığınızda kendinizi makarna, pilava düşmüş olarak buluyorsunuz. Umudum bunları fırsata çevirebilmek.

Neyse ki bütün bunların ortasında dolu dolu 10 hafta geçti bile.

Dafi çok şükür sağlıklı, uyumlu, komik bir bebek. Onunla olmayı, onu tanımayı, onu yaşamayı seviyorum. Evimize küçük bir insan daha katıldı, bu fikri de çok seviyorum. Ne onu kendime bağımlı, ne de kendimi ona bağımlı hale getirmeden; özgür, sevgi dolu, saygı dolu (evet bebek de olsa ciddi anlamda saygıya ihtiyacı var), yaratıcı bir ilişkimiz olsun istiyorum.

Evet, onun için her şeyi yapabilirim; evet o her şeye değer. Ama kendimi de unutmamam, fakat bunu eski Müge olmaya çalışarak değil, yeni, katlanmış, büyümüş, öğrenmiş, değerlenmiş, farketmiş, seçimlerini gözden geçirmiş, zevklerini elemiş, güncellemiş bir Müge olarak yapmayı öğrenmem gerek.

Bu aralar günlerim bunları düşünerek, hayattan biraz daha anlayış dileyerek, sahip olduğumuz tüm şanslara ve güzelliklere şükrederek geçiyor.

Yazamadığım 10 haftada roller costerın en önünde oturuyordum.

Bundan sonra biraz daha arka sıralara geçip etrafıma bakabileceğim,

Sevgiler.

Müge

 

 

Hamileliğin 34. Haftasında Sizi Neler Bekliyor?

Bu günlüğün de sanırım sonlarına gelmeye başladık. Bir başka yazıda bahsetmiştim günlük tutma – arşivcilik işlerinde hiç iyi değilim diye. Bunu da elimden geldiği kadar sürdürmeye çalıştım. Bu seferde hem yaşadıklarım hem sizin de başınıza gelebilecekleri yazıyorum.

Hamilelikte 33. haftadan sonra işlerin rengi biraz değişiyor bunu söylemem gerek. Ama bu benim ne kadar zor bir hamilelik geçirdiğimle de ilgili değil, gördüğüm kadarıyla çoğu hamile aynı dertlerden muzdarip. Sırasıyla sizi neler beklediğini sayıyorum.

Bir kere artık uyumanız imkansıza yakın. Neden derseniz, kocaman olan göbeğiniz ile sağa sola dönmek tam bir kabus. Sağdan sola dönerken plan yapmanız gerek. Bu sırada açılan uykuyu saymıyorum. Sırt üstü yatmak yasak, çünkü aort damarına yapılan baskı ile tansiyon düşüşü yaşayabilirsiniz (ki yaşanıyor), uykuda eğer farkında olmadan sırt üstü yattıysanız zaten tansiyonunuz düşünce istemsizce uyanıyorsunuz.

Durduk yere bir anda düşen tansiyondan da söz edelim. Bunun için az az sık sık yemek, aniden ayağa kalkmamak, ayakta iseniz dikilmek yerine mutlaka hareket halinde olmanız – aerobik yapın anlamında değil adım atın anlamında – ütü/ yemek vs. yapıyorsanız ayağınızın altına bir destek koyarak sırayla ayaklarınızın önce birini sonra diğerini yaslayarak destek almalısınız. Aynı anda iki ayağınızın üstünde durmanız beliniz ve sizin için iyi değil. Bu yöntemi yapmayarak, belimi fıtık ettim. Ayrıca tansiyom mutlaka yemek yaparken düşüyor. Bilginize.

Üstüne üstlük, çok su tüketmeniz gereken bir dönemdesiniz. Bunun sebebi; erken doğum, kontraksiyon / kasılma vb. problemleri önlemek için mühim olan dehidrasyonu azaltma operasyonu. Gün içinde en az 3 litre su tüketmelisiniz. Bu da size tuvalet yoluna döşenmiş çiçekli bir yol olarak geri dönüyor. Gün içinde hadi neyse ama gece sayısız kere tuvalete kalkmanız gerekiyor. Bir de artık bebeğiniz baş aşağı pozisyona geçtiyse ve idrar torbanızı bir yastık gibi kullanıyorsa vay halinize! Bir bardak su içtiğiniz anda o uyku size haram. Üzgünüm.

Gelelim diğer bir engele. Eğer magnezyum ve kalsiyum tüketiminiz az ise veya bunun için ekstra destek bir vitamin almıyorsanız (bkz. hamilelikte kullandığım vitaminler) geceleri bacaklarınızda kramplar yaşamanız muhtemel. Bunu engellemek için bol bol muz da tüketebilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromu da bir başka uyku engelleyici. Sanırım ne kadar güzel ve keyifli bir dönem olarak adlandırılsa da, bir bilinmezliğe yaklaşmanın annede yarattığı önüne geçilemez bir stres mevcut. Ve bu, geceleri huzursuz bacak ve anksiyete olarak geri dönüyor. Ben araştırıp, melisa ve yasemin karışımı bir çay seçeneği buldum. Sadece melisa çayı da olabilir. Bunu içerek kendimi gece yatmadan önce sakinleştiriyorum. (Fakat unutmamanız gerek! Bitki çaylarını hamilelikte günde 1 bardaktan fazla tüketmemelisiniz. 2 bardak yazıyor her yerde ama bu bardağın boyunu hesaplamak ile risk almak demek. Ayrıca içilip içilmeyecek bitki çayları listesi de var. Onu yazarım.) Çünkü ister istemez yatağa yattığınızda aklınıza sınırsız düşünceler hücum edebiliyor. Siz ne kadar “ben rahatım yeaa” deseniz bile.

Braxton Hicks (doğum sancısı, kasılması olmayan; rahmi doğuma hazırlayan, düzensiz kasılmalar) olmasını umduğumuz kontraksiyon / kasılmalar da nefesinizi keserek sizi uykunuzdan uyandırabilir. – 1/5/1 kuralı! 1 saat içinde, 5 dakikada bir, 1 dakika ve daha fazla uzunlukta süren kasılmalarınız varsa hemen doktorunuzu aramalısınız. Bunlar braxton hicks değildir. 

Yani özetle o eski uykulara yavaş yavaş veda ediyoruz. Galiba bu da bebişle birlikte gelecek olan uykusuz gecelere bir antrenman.

Bütün bunlar dışında progestan hormonun etkisi ile eklemlerin gevşemesi, bedendeki ağırlık merkezinin değişmesi, benim bebişin tamamen sol tarafıma kendisini bırakması ile artık yürümek çok ama çok zorlaştı. Sanırım sol kalçam ve bel bölgemde bir fıtık oluştu. Umarım yavaş yavaş geçer, yoksa bu şekilde artık sırt ağrılarım, göğüs kafesime baskı yapan ayaklar ve yürüyemediğim bir bacak ile son haftalar inanılmaz zor olacak.

Anne adaylarının gönüllerinin sultanı hastane çantasından konuşmazsak olmaz. Biz hastane çantamızı yaşadığım durumlardan korktuğumuz için erkenden hazırlamaya başlamıştık. Şu an neredeyse eksiksiz bir şekilde hazır. Eksiksiz diyorum ama bu konuda herkesin çantası kendine. Araştırırken kimileri 2 gecelik, 2 bebek kıyafeti ile bir çanta kapıp hastaneye gitmiş. Kimileri valizlerle. Ben sanırım o valizlerle kategorisindeyim. Çünkü hastanede ne kadar kalacağımı ve neye ihtiyaç duyacağımı bilmemek beni gerer. Eksik olduğunda birilerinin o sırada eve veya oraya buraya koşturması da beni gerer. O yüzden biz eşimle her şeyimizi listeledik ve tek tek bebek valizi / anne çantası / baba çantası / bir de gerekli olabilecekler çantası diye ayırdık. Bu size anormal gelebilir veya doğum yaptığınız hastane zaten her şeyi sağlıyor olabilir. Ama bizim durumlar biraz farklı. Ve biz galiba biraz garanticiyiz.

Hastane çantası ile ilgili de bir yazı hazırlayacağım. Artık hangisi size uygunsa belki işinize yarar. Başına da her blogta olduğu gibi EN KAPSAMLI LİSTE yazmayı ihmal etmeyeceğim, ahahah 🙂

http://www.buseterim.com.tr/moda/sonbahara-ozel-balkabakli-brownie/2016
Damla Şeftalicioğlu tarifi ve fotoğrafıdır.

Hadi size bu sıkıntılardan bahsederken, arada bir güzellik yapayım. Dün akşam hatta gecenin bir yarısı üşenmeyerek Arda (eşim) ile balkabaklı brownie yaptık. Zaten tatlıya olan merakım tavan yapmış durumda. Muhteşem bir tarifti. Şurada tarifi bulabilirsiniz. Günler yiyerek, bol su içerek ve mümkünse sürekli yatarak geçiyor. Hiçbir sosyal hayatım kalmadığını itiraf edebilirim. Ben de mutfakta sosyalleşiyorum. Bu hamilelere önerilen bir şey değil. Siz de iyiyseniz kesinlikle bunu yapmayın, çıkın, gezin, dolaşabildiğiniz kadar dolaşın, arkadaşlarınızla buluşun. (Sinirinizi bozmayacak olanlarla) 

Son kulvara girmişken, artık evde olmaktan, bu bağımlı durumdan o kadar sıkıldım ki; bizim bebişko doğsun kendine gelsin ve hep beraber dağ tepe gezelim istiyorum. Şimdiden kendisini buna hazırlasa iyi olur. Çünkü eve kapanıp elimde ağız bezi ile koşan bir anne olursam, bileklerimi dikine kesebilirim. (Böyle olan annelere lafım yok, benim hamileliğim zor geçti bi kereee.)

Hazır tarif vermişken, mide yanmalarından konuşmazsak gözüm açık giderim. Özellikle gece ağzınıza ağzınıza gelen acı sular unutulmayacak hamilelik anılarıdır. Halk arasında “saçlanıyor, saçı çıkıyor, ondan miden yanıyor” diye uydurdukları bu konuyu izah edeyim; saçı maçı çıkmıyor, sen yanlış yemekler yiyorsun kardeş. Mesela bu konuda beni mahveden açık ara : salça ve salçalı yemekler. Bazen karabiber gibi baharatlar da midemin coşmasını sağlıyor. Siz de bu konuda 3 şeye güvenebilirsiniz. 1. sizi rahatsız eden bu güçlü aromalardan kaçının. 2. yastığınızı yükseltin, üstüste iki yastıkla uyumaya başlayın. Boynunuz kopabilir, ama midenizden gelen o asit yerine tercih edebilirsiniz. 3. Doktorunuza da danışarak Gaviscon şurup kullanabilirsiniz. İyilerin dostu, mide asitlerinin amansız düşmanı.

Bir de okumuştum, gerçekten de hissediyorum. Hamileliğin son dönemlerinde ilk dönemlerindeki gibi iştahsızlık, halsizlik durumu geri gelebiliyormuş. Ne yaparsanız yapın yorgun hissediyorsunuz. Bu doğru. Öyle ben 9 aylık hamileydim, düğünlerde pistteydim diyenlere inanmak güç. Bilim var karşımızda bilim!

Bunun bir sebebi de, son aylarda artan kansızlık ve demir ihtiyacı. Bugünlere kadar normal değerlerle geldiyseniz bile, mutlaka düşüş yaşayabilirsiniz, çünkü bebeko ve plasenta ikilisi sizi daha güçlü sömürüyor. Belki demir takviyesi almanız gerekebilir, doktorunuz veya ebenize danışın.

Bel ve göbek çevrenizde, ya da kollarınızda, bacaklarınızda artmış, çıkmış, belirmiş olabilecek çatlaklardan ise hiiiiiiiç bahsetmiyorum. Onun için kullandığım kremi ve önerilerimi şurada yazmıştım.

Yarın doktor kontrolümüz var. Haberler ne olacak bekliyoruz. Ve evet, son 3 aylık dönemin yani 3. trimesterın sloganı kesinlikle:  “Alın şunu içimdeeeeeen!”

İlk Anneliğim: Joy ve Yulaf

Joy ve Yulaf

Yukarıda görmüş olduğunuz benim ilk anneliğimin kızları : Joy ve Yulaf.

Daha önce Joy’un adına açtığım ve yalnızca köpek bakım bilgilerinden bahsettiğim bir blogum vardı. Sürdüremedim. Ve onları da avokado gibi anne çatısı altından ayırmamam gerektiğini fark ederek, yer yer onlarla ilgili de yazılar yazacağım.

Kısa özgeçmişleri 

Joy : Hakkımda kısmında da bahsettiğim, evliliğimizin 2. ayında benim fotoğrafını görüp dayanamayarak ve eşime yoğun ısrarlarım ile sahiplendiğimiz German Shorthair Pointer kızımız. Aslında ırkının pek bir önemi yok. Hatta kırmalık taşıyor Joy. Fakat huyunu tahmin edebilmeniz için ırklarından bahsedeceğim.

Joy Yavru 3Bize gelmeden önce Joy İzmir-Çeşme otobanında annesi ve 2 kardeşi ile aç bir şekilde şaşkınca gezinirken bulunmuş. Buradan onları bulup İzmir Yüksek Teknoloji Üniversite kampüsünde yuvalar hazırlayarak hayatlarını kurtaran Nurhan ve Ozan’a tekrar teşekkür ederim. Bütün kardeşleri ve Joy güzel yuvalara gitti. Anneleri ise kampüsün tatlı köpeği oldu.

Bu sırada biz Joy’u sahiplendiğimizde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki gibiydi. Uzun bir süre alerjileri ile başettik çünkü sokakta annesinde uyuz başlamıştı ve Joy‘a da bulaşmıştı. Fakat bu tedaviler 1-2 ay sonra çok güzel sonuç verdi ve eser kalmadı kirden 🙂 Hatta öyle ki, Joy ne zaman parka gitse herkes tüylerinin parlaklığına, atletikliğine övgüyle baktı. Hatta sokaktan sahiplendiğimizi öğrendiklerinde insanlar çok şaşırdı. Yani, her şey sizin elinizde. Bu kafasında otlar samanlar olan perişan yavru, en üstte paylaştığım dalyan gibi bir köpeğe dönüştü.

Daha önce mama seçimlerimi ve köpek bakım ürünlerimi detaylı anlatıyordum blogumda. Yine bununla ilgili bir yazı yazarım belki. Ama kısaca biz Joy‘un gelişimi sırasında Acana Heritage Large Puppy mamasını tercih ettik. Linke tıklayarak inceleyebilir, alabilirsiniz. Uzun bir süre Joy sadece bu mamayı yedi ve tüy dökme, kaka düzeni, cilt kokusu gibi her konuda çok mutluyduk. Temiz içerikli mamalardan biri. Fakat biraz maliyetli olabiliyor. Sonra uzun araştırmalarım sonucu Brit Premium Hypo-Allergenic Kuzulu ve Pirinçli Köpek Maması ile devam ettik. Önemli olan markadan çok içerik. Aynı markanın kötü içerikli mamaları da mevcut. Bu mamasını alerji karşıtı olması ve temiz içeriği ile tercih etmiştim. Daha sonra da yine araştırmalarım sonucu en son Happy Dog Supreme Sensible mama ile devam ettik. Ve bu mamadan oldukça memnun kaldık. Hem içerik, hem lezzet ve etki olarak. Kısaca mama tercihimiz bu yönde oldu. Eğer hassas bir köpeğiniz varsa, eğer özel bir diyete ihtiyacı vb. yoksa mutlaka tavuksuz mamaları tercih etmelisiniz diyerek bu bahsi kapatıyorum.

Joy son derece hiperaktif, sosyal ve iyi huylu bir köpek oldu. Söylememe gerek bile yok, bir av köpeği olmasına rağmen, av kültürüne çok karşı olduğumuz için bu gibi görevlerde asla kullanılmadı. Hatta hiç saldırgan bir köpek de olmadı. Kedilerle, kuşlarla arası son derece iyi oldu şaşırtıcı bir biçimde. Bu aralar bolca sosyalleşme ve sincap kovalama gibi görevleri nedenleri ile dedesinin evinde bir alabey ve bir kangal ile takılıyor. Kaslarına kuvvet 🙂

Yulaf : Yulaf bize hiç hesapta yokken geldi. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Bir gün sayısız yuva arayan yavru ilanı ve telefonuma gelen fotoğraflar arasından bir Yorkshire Terrier bana bakıyordu. Daha önce hiç yorkie bakmamıştım, kişiliğini tanımıyordum. Yuva arıyordu. Ailesi ile yollarını ayırması gerekliydi. Sahibi iyi bakabilecek birini bulmadan vermeyecekti ve bildiğiniz hikayeler. Nedense hemen arayıp görüşmek istedim. Sahibini neredeyse ikna ederek, dil dökerek, Yulaf‘ı bir gün bize getirdim. Eşim şaşkın, ben şaşkın, Joy hepimizden daha şaşkındı. Kimdi bu tüylü küçük arkadaş?

Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Ben rahat davrandım. İlk gece Yulaf‘ı bir odadan dışarıya adım attırmayan Joy, 2. günün sonunda Yulaf ile aynı evde başbaşa kalmıştı. Dediğim gibi çok sosyal bir köpek olmasının etkileri ile bu tüylü arkadaşı hemen bağrına bastı. (Tam olarak bağrına bastı diyemeyiz, değişik bir oyun oynama yöntemi var :))

O gün bugündür Yulaf da bizimle. Ailemizin en komik üyesi. Ciddiyet nedir bilmeyen, kucakların vazgeçilmezi, biraz dağınık, biraz pespaye ruhlu, köpeklerle arası olmayan insanları bile kendisine aşık edecek kadar şeytan tüylü bir bıdık. Onu tanımasaydık nasıl olurdu hayatımız bilmiyorum. Onunla sabahları mutsuz uyanmamız imkansız.

Yulaf için de geldiği zaman önce Acana Puppy Small Breed ile başlamıştık. Çünkü bize geldiğinde 10 aylıktı. Şimdi Ocak ayında 2 yaşında olacak. Sonra Happy Dog Mini İrland ile devam ettik. Tavsiye ediyorum. Joy ve Yulaf 2

Tüy bakımı, kulak içi bakımı, gözlerinin akıntılı olması (terrier özelliği), soğuklar gelince mutlaka kıyafet ihtiyacı derken Yulaf biraz daha bakım isteyen bir pati bebişi.

İşte bizim ailenin ilk üyeleri. İlk anneliğim onlarla başladı. Arkalarından koşmam, bütün çiş-kakalarını temizlemem, oyun parklarında sosyalleşsinler diye beklemem, en iyi mamayı yesin, yedi mi yemedi mi diye günlerce cebelleşmem, uykuyu öğrenmesi için özellikle Joy ile geçirdiğim uykusuz geceler, cilt problemleri olduğunda cildinden örnek alınırken veterinerde bayılmam gibi sayısız annelik görevini onlarla deneyimledim.

O yüzden, benim için annelik tabii ki aynı olmasa da hafif torpilli ve provalı bir deneyim olacak. Umarım yeni gelecek bebişimiz ile uyum içinde kardeş kardeş oynarlar 🙂

Bu vesile ile #satınalmasahiplen

Tüm pati annelerine sevgilerimle..

 

 

 

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

Bebek Alışverişini Neden Abartmamalısınız?

Eveeet, 8 aylık maratonumda ciddi emek sarf ettiğim, tezimden fazla değer verdiğim, okumaktan gözlerimin karardığı bebek alışverişi listemi ve bu sürede izlediğim yolu artık cümle aleme açıklama vakti geldi. Böyle yazınca sanmayın ki aylardır döktüre döktüre alışveriş yapıyorum. Hayır. Tam tersine aylardır bu alışveriş listelerinin, gerekli gereksiz her şeyin nedenini OKUYORUM.

Huyum kurusun okumayı ve karşılaştırmayı çok severim. Hatta bazen kafayı yiyecek kadar okuyorum. Bir ürünü almadan önce hakkındaki tüm yorumları okumak sanırım hamilelik döneminde edindiğim en büyük kabiliyet oldu (ne büyük ama!)

Peki bütün bu sürecin sonunda kendi kendime, henüz bebiş doğmamışken bu alışveriş silsilesinin abartılmaması gerektiğini nasıl söyledim?

Öncelikle alışveriş yaptığım, yapmak istediğim tüm sitelerde dolaştıkça gördüm ki, ÇOK FAZLA ÜRÜN VAR. Gerçek bir sektöre dönüşmüş olan bebek-anne dünyası size sınırsız ürün seçeneği sunuyor. Ve siz özellikle benim gibi deneyimsiz bir anne adayı iseniz, “hepsini almak mı gerek, hepsini alalım ki çocuk eksik kalmasın, 20 yıl sonra neden almadık diye dizimizi dövmeyelim.” gibi cümleler kurabilirsiniz.

Haklısınız, ama unutmamak lazım ki hiçbir bebek alışverişi listesi sizin için biçilmiş kaftan olmayacak. Çünkü hepsi bir başka annenin seçimi. İzlediğim onca youtube videosu, okuduğum blog, takip ettiğim instagram hesabı derken anladım ki bir ürün için biri iyi derken biri kötü diyor; siz de afallayıp kalıyorsunuz. Burada deneme ve tecrübe devreye giriyor elbet. Ben daha oraya gelemedim.

Ama sonunda keşfettim ki, bebek henüz doğmamışken ona spor ayakkabı seçmek veya kocaman bir oda hazırlamak (bu odaya anti alerjik halı seçerken aklını oynatmak) falan gerçekten çok ama çok saçma. – bana göre.

Çünkü daha bebeğiniz doğmadı, bebeğinizin kişiliğini bilmiyorsunuz, o hazırladığınız odada uyuyup uyumayacağını bile bilmiyorsunuz çünkü henüz bebeğiniz ile hangi uyku methodunu takip edeceğinizi bilmiyorsunuz! (Method mu ne methodu demeyin, elbet bir yönteminiz olacak. Belki beraber uyuyacaksınız, belki co-sleeping denilen şekilde yanınızda yatağınıza bağlanan minik bir beşikte yatacak, belki aynı odada fakat kendi beşiğinde yatacak veya tamamen odaları ayıracaksınız.) 

Bebekle ilgili bugüne kadar kafama kazınan en önemli şey : “Bilmedikleriniz üzerine bir dünya inşa etmeyin.” oldu.  Çünkü sonra bütün anneler giyilmeyen kıyafetlerden, kullanılmayan ürünlerden, ziyan olan ve bilmeden yaptıkları binbir tane şeyden bahsediyor. Siz de bu tuzağa düşmeyin. – bence.

Bebeğiniz için, bebek alışverişi listelerimi ben de paylaşacağım. Ama bu en doğru ve kapsamlı liste olduğu için değil. Gerçekten bir fikre ihtiyacınız olursa diye. Veya benim aldığım ürünü siz de internette kullanan var mı acaba diye araştırıyorsunuzdur belki diye.

Fakat sanırım bu iş için kurduğum mantığı paylaşmak benim için daha önemli. Bunlar sırası ile şöyle:

  1. Bebeğiniz için alışveriş yaparken ilk 3 ayı düşünün.
  2. Bu ilk 3 ay için en elzem ihtiyaçlarınızın bir listesini çıkarın.
  3. Listeyi hazırlarken kendi ihtiyaçlarınızı ve bebeğinizi nasıl karşılamak istediğinizi de hesaba katın. (Oda hazırlama, bebek taşıma – sling tercihi vb.)
  4. Bir ürünü herkes alıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  5. Bir ürünü bloggerlar (hani şu her etkinliğe giden, evlerine ürün yağan, instagramda binlerce takipçisi olanlar) paylaşıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  6. İlk 3 ayı hesapladığınızda oyuncak alışverişine hiç gerek yok.
  7. Oyuncak alışverişi için bebeğinizin dünyaya gelmesini ve onu tanımayı bekleyin.
  8. Aynı evin içinde ve odaları ayırmayan bir sistemde iseniz (ilk 40 gün zaten aynı odada olacaksınız.) kamera alışverişine daha bebeğiniz doğmadan kalkışmayın.
  9. Estetik kaygılarınızın yanı sıra aldığınız ürünün bebeğiniz için faydasına da dikkat edin.
  10. Diş kaşıma, çıngırak, mama sandalyesi, tabak çatal gibi alışverişleri erteleyin. Daha o günlere var. O gün geldiğinde bebeğinizin neye ihtiyacı olduğunu şimdiden bilemezsiniz. Ayrıca gerek var mı?
  11. Biberon, emzik gibi ilk 3 ay için de gerekecek fakat daha bebeğinizin tercihini bilmediğiniz ürünlerden koleksiyon yapmayın. Denemek için bir iki tane edinebilirsiniz. Çünkü bebiş o emziği sevmezse, neredeyse sevdiğini bulana kadar emzik deneyeceksiniz. Aynı şey biberon için de geçerli. Şimdiden bu işe soyunmayın.
  12. 1 yaşına gelince kullanacağı, 4 yaşına kadar kullanabileceği iddiasındaki bebek arabalarına servet yatırmaktan vazgeçin. 4 yaşına kadar oturacak bir çocuğunuz olduğuna emin misiniz?
  13. Alışveriş listenizde must have dediğimiz olmazsa olmaz ürünleri (mesela tulumlar) arttırıp, keyfe keder ürünleri azaltıp çıkartmayı deneyin. Örneğin bir ağız bezi, ilk aylar kusup duran bebeğiniz ile en çok ihtiyacınız olan şey olacakken; diş kaşıma oyuncağı için daha oldukça vaktiniz var.
  14. Önceliklerinizi belirleyin. Hatta bunu eşiniz ile yapın. En önemli mantık sanırım bu.

 

Bütün bunlardan sonra tabii ki ben de en gerekli, en gereksiz bulduğum ürünler gibi listelerle sizlerle olacağım. Beni bekleyin anacııım, baaaay. (90’lar Olacak O Kadar Ana Haber Bülteni’ni hatırlamıyorsanız çok üzgünüm.)