Uykusuz Her Gece : Aile Dramlarının Kralı Uyumayan Bebek

Herkese uzun bir aradan sonra Merhabaaaa!

Bu yazı nerede, hani yazacaktın nerede nerede diyen tüm eşe dosta “kusura bakmayın kendi derdime düştüm” demek istiyorum. Evet, Dafi büyüdükçe başka uğraşlara yöneldim ne olacak bu uykunun hali diyenleri erteledim. Şimdi geldik o büyük yazıya.

Öncelikle baştan uyarayım, burada size derin devlet sırları vermeyeceğim. Ya da “sallamaya devam kardeş” diyerek içinize su serpmeyeceğim. Bu iş biraz kararlılık ve işin mantığını içine sindirme işi.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Hiç Ağlamasın ama Tüm Gece Uyusun

Evet, ben de isterdim ki evimiz şekerden olsun, geceleri de Alice Harikalar Diyarı’na doğru yola çıkayım. Maalesef hayat böyle değil. İnsan ve uyku ilişkisi nicedir zorlu bir ilişki. Ömür boyu uyku ile ilişkinizi sorguladığınızı düşünün. Ben 30 yaşına geldim hala uyku ile hesaplaşmalarım bitmedi. İşte bu insan-uyku ilişkisi tam olarak bebeklikten hayatımıza giren bir ilişki. Ya alacaklı oluyorsunuz uykudan ya da borçlu.

Durum böyle olunca, bebeğimi sarıp sarmalamak ve onu hep yanımda uyutmak belki çok büyülü bir dünya olsa da; şimdi birinci kuralı açıklıyorum :

1. NASIL ALIŞTIRIRSAN ÖYLE GİDER

Bu demek değil ki, artık dönüşü yok! Hayır her şeyin bir dönüşü vardır, bazen zor bazen daha kolaydır. Ama belirtmem gerekir ki, nasıl başladığınız çok mühim. Eğer ilk günden yanınızda yatan bir bebeğiniz varsa bunu değiştirmek her geçen ay tik tak tik tak daha zor olacaktır. Ama olabilir sadece sancılı olur. İlk günden kendi yatağında yatmayı öğrenen bir bebek bunun böyle geliştiğini, uyku yerinin o alan olduğunu bilir ve farklı bir yer aramaz. (Bebeğinizin ağlaması, bak işte yanıma gelmek istiyor gördün mü demek değildir.)

2. BAĞIMSIZ UYKUYU BULMAK ŞART

Bağımlı uyku nedir? Bağımlı uyku bebeğinizin kucağa, emziğe, biberona, sallanmaya herhangi bir uyku geçişgenine devamlı ihtiyaç duymasıdır. Buna ilk başta ihtiyaç duyması (sadece ilk geçiş için geçerli, sonrasında kendi başına uyuyabiliyorsa tamam) ilk 1 sene için kabul edilebilir. Fakat devamında kendi kendine uykuya dalabilen bir insan olması beklenir.

Hepimiz uykuya dalarken belirli zamanlar harcarız. Kimimiz 1 saat kimimiz 5 dakikada uykuya dalarız. Bebekler de böyledir. Öncelikle ağlamalarının nedenini anlamak gerek.

Ä°lgili resim

NEDEN AĞLIYORLAR? NEDEN GÜLÜYORLAR?

Genel inanış şöyledir. Bebek yatağına gittiğinde ağlamaya başlıyorsa, veya gülüp oynuyor kıkırdıyorsa ebeveynler “uyumak istemediğine” inanır. Evet bu bir açıdan doğrudur. Çünkü bebeğin uyku döngüsünü iyi takip etmeniz gerekir. Eğer her aklınıza estiğinde bebeğinizi yatırıp, aklınızda estiğinde uyumasına izin vermezseniz bu bebeğin yorgunluk sonrası aşırı aktif, ajite ve huzursuz olmasını tetikler. Ayrıca siz de uyku saatinin gerçekten gelip gelmediğini takip edemezsiniz.
baby sleep hours ile ilgili görsel sonucu

Bu paylaştığım uyku aralıkları özellikle değerli. Aşağı yukarı bu şekilde bir düzen oturtmanız eğer uyku ile güzel bir ilişki kurmak istiyorsanız kesinlikle gerekli. Bebekler her gün aynı şeyleri yapmayı, aynı ritüelleri takip etmeyi severler. Birbiri ardına neler geleceğini bilen bebek rahat olur. Örneğin banyo sonrası uykunun geleceğini bilmek, kitap okuduktan sonra yatırılacağını bilmek gibi.

Bebekler gülüp oynadığında da aşırı aktif olduğunda da bunun bir diğer nedeni geçirilen uyku sinyallerinin sonucu yorgunluğu sebep olduğu benim “kudurma hali” dediğim evredir. Burada da ebeveynler kolayca yanılır, bebek uyumadıkça ebeveyn her türlü yolu dener bebek daha da çok uyumaz ve böylece sabahlar olmasın!.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

RITUEL ve TEKRAR

Bebekler küçük şamanlardır. Ritüelleri, her gün tekrar eden aynı şarkıları dinlemeyi, aynı saatte aynı aktivileri yapmayı çok severler. Tabii ki sizin ebeveyn olarak her gün aynı şeyleri yapmanız o kadar kolay değil. Fakat en azından uykudan önce alacağınız aksiyonların her gün aynı saatlerde ve aynı şekilde olmasına özen gösterirseniz bebeğiniz “hmm.. şimdi şu geliyor.” diyebilecektir.

Uykudan en az 30 dakika önce evdeki sesleri, televizyonu, gürülteleri, ışıkları yumuşatın. Gece uykusunda özellikle bebeğinizin doğduğu ilk günden itibaren hiçbir şey anlamıyor gibi dursa da GECE / GÜNDÜZ farkını öğrenebilmesi gerek. Bunun için temel: akşam oldukça aktivitelerin yavaşlaması, şarkıların yavaşlaması, coşkunun yavaşlaması; sakin bir duşun akabinde ninniler masallar ve yumuşak bir atmosferde uykunun yaklaşmasıdır. Gündüz ise, sabah uyanıldığında coşkuyla açılan perdeler, söylenen coşkulu heyecanlı şarkılar, temponun yüksek olması önemli. Yani bu durumda bebek zaman içinde gün döngüsünün neler içerdiğini anlayabilir.

Her akşam banyo ritüeli artık çok meşhur. Bunu yaptığınızda peki bu hep aynı saatte mi oluyor? Ayrıca bebeğinizin ritmine uygun mu? Mesela siz her akşam 20.00 de banyo hazırlıyorsunuz. Ama bebeğiniz yine de çok zorlanıyor, uykuya geçemiyor vb durum içinde misiniz? O zaman burada sorulması gereken soru bebeğiniz için 20.00 doğru bir saat mi? Mesela Dafi ile biz banyo ritüelimizi 17.00’de yapıyorduk. Evet oldukça erken değil mi? Ama burada hava erken karardığı için, onun da vücudu bunu istediği için 17.00 civarı gelen çıldırma ataklarında hemen kendimizi ılık bir banyo hazırlarken bulup Dafi’yi ve kendimizi sakinleştiriyorduk. Sonra sakince giyinme, masal/ninni, uyku öncesi beslenme derken uykuya dalması 19.00 civarını buluyordu. Yani bu onun ritüeliydi, hala da her gün aynı aralıklarda olsa da onu mutlaka izleyip dinliyorum. Çünkü bazı günler çok yorgun bazı günler ise dinç olabiliyor. Ama bu demek değil ki, bir gün 18.00 de bir gün 22.00 de uyusun. 20.00’i asla geçmiyor uyuma saati. Geçmemeli de.

Bebekler ne kadar geç yatarsa o kadar geç kalkmaz, o kadar erken kalkar ve yorgun kalkar! Bu nedenle lütfen bebeklerinizi geç saatlere kadar uyaranlarla başbaşa bırakmayın, sokaklarda bi’ zahmet artık o saatte gezdirmeyin gezdireceksiniz mutlaka uyuyacağı bir ortam oluşturun. Ayrıca güzel bir uyku ve zamanında bir uyku bebeklerin beyin gelişimi için çoook önemli, bunu da atlamalıyın.

Ä°lgili resim

3. SABIR, SÜKUNET, SELAMET

Evet gelelim nasıl uykuya dalacak diyenlere. Öncelikle ilk 4 ay bebeği ağlatmak, bırakıp gitmek gibi yöntemlere ben karşıyım. İlk 3 ay bebeklerle ilişkinizi nasıl tutmak isterseniz öyle tutun ama bana sorarsanız gazını, huzursuzluğunu bolca almaya rahatlatmaya beslemeye çalışarak geçirin. Ama uykuya yatağında dalmasını sağlayın. 

Eğer bebeği uyuyunca yatağına koyuyorsanız o bebek ilk zamanlar yeni doğan olduğu için evet ama ilk 1 aydan sonra 30-45dk periyodundan fazla uyumaz. Sıkça gelen şikayet “bebeğim 30 dk veya 45 dk uyuyor, sanki saati kurulmuş gibi kalkıyor.” Bu bebeklerin yani aslında insanların tam olarak uyku döngü dakikaları. Bebek uzun uyuduğunda da bu döngüler olacak, yalnızca onları bağlamayı öğrenecek hepsi bu.

Siz bebeği kucağınızda uyuttuğunuzda ve yatağına koyduğunuzda bebek uykuya NASIL DALDIYSA 30. veya 45. dk da bu geçişi arayacak! Bunu hiç unutmayın! Bu mantığı aklınıza yazarsanız hayat boyu bebeğinizin uykusunu yönlendirebilirsiniz.

Örneğin uykuya emzikle daldı, 30. dakikada kalkıp ağlayarak emzik arıyorsa bu o geçişi arıyordur ve evet Houston, We have a problem! Aynı teori meme, kucak ve sallanma için de geçerli. Bütün bunları uykuya dalma esnasında kullanıp mayışan ama henüz tam olarak uyumamış bebişinizi yatağına koymak ve kendi kendine uykuya dalmasına izin vermek, gecenin bir yarısı kalkan bebeğin “aa doğru burayı biliyorum burada uyumuştum zaten” demesini sağlar ve bebek uykuyu bağlar. 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

4. AKILLARA ZARAR, KALPLERİ KIRAN BEBEK AĞLAMASI

Bebekler ağlar arkadaşlar! Bu ağlamanın farklı versiyonları vardır. Bebeğinizi tanımak ağlama versiyonlarını tanımak, zamanla bebeğinizin numaracı mı yoksa zorlayıcı mı olduğunu bile çözmenize yardımcı olur. (Bebekler 5. aydan sonra etki tepkiyi çözer ve sizi denerler)

Bu nedenle diyelim ki bebeğiniz ile uyku yönlendirmesi(ben uyku eğitimi demeyi sevmiyorum), yatakları odaları ayırma gibi bir döneme girmek istiyorsunuz. O halde yanınıza cabbar bir aile üyesini, bir arkadaşı alın ya da benim gibi tek tabanca bu işe koyulun. Hanginiz güçlüyse ve dayanıklıysa bunu başaracağına inanıyorsa uyku sürecine o dalsın.

Bebeğiniz ağlayacak mı ağlayacak. Ağlamadan uyuttum dünyada büyük bir yalan. Çünkü ağlama aslında bir konuşma, bir reaksiyon, bir tepki. Bebekler her şeye üzülüp kırıldıkları için ağlamazlar. Protesto etmek istediklerinde, yemek istediklerinde, akıllarına ne eserse seslerini duyurmanın tek yolu ağlamaktır.

Ä°lgili resim

Ne Kadar Küçük O Kadar İyi

Yaş büyüdükçe bebeklerde farkındalık artar ve 1 yaşındaki bir bebeğin olan biteni fark etmesi ile 5 aylık bir bebek arasında akıl almaz bir fark vardır. Bu nedenle ne kadar erken başlarsanız bu süreç sizin ve aileniz için o kadar az sancılı olur.

Tüm Temel İhtiyaçlar Tamam Mı? 

Uyumayan bebekte hemen akıllara “kolik” geliyor, yani çok gazlı bebek. Aslında kolik artık gaz ile ilişkili de değil ve sadece ilk 3 ay sürüyor. 3. aydan sonra devam ediyorsa bunun “kolik” bebek olmakla ilişkisi maalesef yok. Ayrıca kolik bebek olunca da yalnızca gaz değil, anne karnı özlemi ağır basıyor. Bu durumda anne karnı sesleri, gürültü, kanguruda uyutma gibi yöntemler çok işe yarıyor.

Gelelim temel ihtiyaçlara; bebeğiniz tok mu, sağlıklı mı, ateşi var mı yok mu, altı temiz mi, oda sıcaklığı kaç derece? (18-21 arası olmalı), bebeğinizin üzerinde kaç kat var? (itiraf edin kaç kat giydirdiniz?)

Uyku ahtapot gibi bir şey. Eğer bir noktada fire veriyorsanız diğer taraf hareket edemez. Bütün kolları tamamlamak gerek. Klasik bir mantık ile odayı 25 derece yapıp çocuğu da Bulgar böreği gibi giydirirseniz o çocuktan uyku beklemeyin. Bebekler ve aslında bütün çocuklar serin havada uyumayı sever. İsveç ve Danimarka’da çocukları balkonda uyuttuklarını biliyor muydunuz?

Bütün temel ihtiyaçlar tamamsa, ortam hazırsa; gelelim odanın perdeleri sorusuna. Perdeler kalın, güneş ışık geçirmeyen olmalı. Yani gece gündüz farkı için. Ayrıca odada ışık olmamalı, uyaran oyuncak / dönence olmamalı. Yatakta YASTIK OLMAMALI! (Bkz. Ani Bebek Ölümleri)

Bütün bunlar hazırsa, gelelim yönteme:

SİHİRLİ DAKİKALAR 

UYARI : Bu yöntemi uygulamadan önce vakti olan ebeveynler lütfen Dr.Richard Ferber‘in kitabını alıp okusun. Bu da Türkçe çevirisi. Konunun bebeği bırakıp ağlatmamak olduğunu derinlemesine görecekler. Hiçbir şeyi kaynaksız ve tıbba bakmadan yapmadığım için Ferber Amca benim için ağlatan cani adam değil, son derece bu işi bir sürü bilimsel araştırma sonucu dakikalara vurmuş saygıdeğer bir uyku doktorudur. (Hala da bu konu üzerine çalışıyor.) 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Bu dakikaların gerçekten bir anlamı var. O yüzden 17 diyorsa 17, 18 değil. Veya 15 değil. Lütfen birebir uygulayın.

En solda gün sayıları var, bu methodu 7 gün uyguluyoruz. Kendinize sağlam 1 hafta ayırın. Özellikle 2. gün baya dirençli geçebiliyor buna da hazırlanın fakat sonra sancı gittikçe yavaşlıyor.

  1. gün bebişinizi aynı ritüelleri yaptıktan sonra yatağına bırakıp KAÇMIYORSUNUZ. Öperek severek ve her akşam İyi Geceler dileyerek odasından çıkıyorsunuz. 4. aydan sonra bebeğinize UYKU ARKADAŞI da tanıştırabilirsiniz, biz çok faydasını gördük. Bebeğinizin yanında başka hiçbir şey olmuyor. Odadan çıkınca muhtemelen bir tepki gelecek. Bu konuşarak veya ağlayarak olabilir veya hiçbir tepki de gelmeyebilir. İlk gün ilk bekleyiş 3 dakika. 3 Dakika sonra odaya giriyorsunuz bebeğinizi YATAĞINDAN ALMIYORSUNUZ. Saçlarını ellerini severek “buradayım, uyku saati geldi, sabah tekrar geleceğim..” gibi cümlelerle yanında maksimum 1 DAKİKA zaman geçirerek çıkıyorsunuz. Yine kapının önünde veya kameranız ile başka bir yerde bu sefer 5 dakika bekliyorsunuz. Tekrar aynı süreç devam ediyor. Yine 1 DAKİKA kalıp çıktan sonra 10 dakika bekliyorsunuz. VE bunun devamında aynı süreci 10 dakika + 10 dakika olarak devam ettiriyorsunuz. Tüm bu süreç MAKSİMUM 1 SAAT (60 DAKİKA) sürebilir. Eğer 1 saat sonunda bebeğiniz hala uyumadıysa onu yatağından alıp çok fazla dikkatini dağıtmadan, ışık açmadan zaman geçirebilirsiniz. Sonra aynı süreci tekrar deneyebilirsiniz.
  2.  gün dakikalar biraz daha değişecek fakat süreç aynı olacak.

Bu uygulama 7 gün sürüyor. Dafi ile kendi kendine uyuma yöntemini bu şekilde çözdük ve seyahat, hastalık ve ekstra durumlar dışında tekrar bu yöntemle topladık. Bizim için 2-3 günden uzun sürmedi adaptasyon.

Ä°lgili resim

Uyku konusu çok derin bir konu, aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım ama sizden gelen sorulara göre daha çok yanıt vermek ve yönlendirme yapmak isterim.

Herkese derin uykular, güzel günler ve bol enerji diliyorum!

Müge xx

Reklamlar

BLW ve ANA YÜREĞİ

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)

Hamilelikte Kasılmalar : Eyvah Doğuruyor Muyum?

Bu hafta gündemimdeki konu bu. Hamileliğimde de iki kere erken doğum tehlikesi ile hastanede yatmış biri olarak, kasılmalarla 20. haftamda tanışmıştım. Başka sitelerde dolaşırken birçok annenin bu kasılmalarla hiç tanışmadan hamileliklerini tamamladığını okuyorum. Şanslı olduklarını söyleyebilirim, çünkü itiraf edelim bu kasılmalar biraz sinir bozabiliyor. Ama yine de, doğanın bizi doğuma hazırladığına dair de son derece pozitif bir açıklaması var. Normal yolla veya sezaryen ile doğum yapmanız farketmez, bu kasılmaları dikkate almanız önemli.

Kasılmalar, diğer adı ile kontraksiyonlar aslında erken doğum habercisi olabilirler. Bu da bizim için erken önlem almak demek. Ben kendi hikayemi paylaşacak olursam, kasılmaların neye benzediğini gerçekten bilmiyordum çünkü daha önce doğum yapmadım. İlk hastaneye yatışımda ağrılarım vardı, sancılarım vardı ve doktorlar, hemşireler bana sürekli gelip gidip “Kasılman var mı?” diye soruyordu. Yok diyordum ama inanın ne olduğunu bilmiyordum. En sonunda dayanamayıp sordum, “yahu nedir bu kasılma, neye benziyor?” ve o klasik cevaplardan birini aldım; “Zaten kasılsan duramazsın.” Oldu, teşekkürler.

Ben de her şeyde olduğu gibi yine meseleyi okuyarak anladım. Şimdi en önemli nokta bu kasılma işi ikiye ayrılıyor :

  1. Braxton Hicks Kasılmaları (Yalancı Kasılmalar) :
    Bu kasılmalar, aynı ismi taşıyan bir amcamızdan bize yadigar. Kendisi konuyu yıllar yıllar önce netleştirince onun adını vermişler. Özetle bunlar, yalancı kasılmalar veya hazırlık kasılmaları olarak da biliniyor. Doğumdan önce bir armut boyutundaki uterusünüz, bebekle birlikte büyüyor. Hali ile sizin yaşadığınız kasılmalar ve ardından gelen rahatlamalar ise, bebeğin doğum kanalına itilmesini sağlıyor. Aslında oldukça doğal bir sürecin provaları. Yani bebek doğarken bu kasılmalar size yardım ediyor-edecek. Braxton Hicks kasılmaları da bunun için size alıştırma yaptırıyor.Özelliği : Düzensiz olması! Kesinlikle buna dikkat etmelisiniz. Bunlar düzensiz kasılmalar. Bir gelir, bir giderler. Örneğin bir kere olur, sonra 3 saat sonra olur sonra 1 saat sonra da olabilir, 1 gün sonra da. Herhangi bir düzenleri yoktur. 30 saniye hatta bazen 1 dakika da sürebilirler. Kasıklarda ağrı yapmazlar. Karnınızda sanki bebeğiniz topuğunu aniden dayamış gibi bir yerde kütle hissedersiniz. Daha yoğun yaşarsanız arada nefesinizi kesebilir. Geçtiğinde rahatlatır. Pozisyon değiştirdiğinizde, hareket ettiğinizde, yürüdüğünüzde geçer. Bu tip kasılmaları 5. ay sularında hissetmeye başlayabilirsiniz. Braxton Hicks’ten korkmayın.

  2. Gerçek Doğum Sancıları/Kasılmaları : 

    İşte korkulu rüya. Ben yaşadım, tanımlayabiliyorum az çok. Tabii ki doğurmadım (22. haftadaydık çok şükür doğum olmadı) , ama o sancılı ağrı ile tanıştım. Bu tip kasılmalarda ilk başta ağrı hissetmeyebilirsiniz. Kontraksiyon / kasılma durumunuzu da eğer hareket ediyorsanız kaçırabilirsiniz. Fakat yatar veya oturur pozisyondaysanız, mutlaka hissedeceğiniz SIKLIKTA, nefesinizi kesecek uzunlukta olacaklardır. Burada önemli olan kasılmaların sıklığı ve yoğunluğudur.1-5-1 Kuralı : 1 saat içinde 5 dakikada bir 1 dakika ve daha uzun süren kasılmalar yaşıyorsanız, hemen doktorunuzu aramalısınız.

    Bu kuralı aklınızda tutun. Daha önce Hamilelikte Kullandığım Mobil Uygulamalar yazımda bahsettiğim Alle Hamile uygulamasının Kasılma Sayacı diye bir programı var. Mesela bunu kasılma aralıkları ve yoğunluğunu takip etmek için kullanabilirsiniz.

    Özellikleri : Gerçek kontraksiyonlar yukarıda yazdığım gibi sık ve düzenli gelir. Ayrıca bu düzene bir noktadan sonra sancılar eklenmeye başlar. Genellikle çoğu kadın bu sancılı süreci fark ediyor. Sancılar da regl sancısına çok benzer. Kasıklarınızda ağrılı bir regl sancısı yaşadığınızı hayal edin, işte o.

    Bu durumda derhal doktorunuz ile hastaneye gidip, bulunduğunuz hamilelik haftasına göre ya erken doğum tedavisine alınmalısınız ya da doğuma. Bunun için ilk belirleyici serviks kontrolü. Ne kadar açılmanız olup olmadığını kontrol edecekler. Eğer açılmanız yok ise, muhtemelen damardan alacağınız sıvı + magnezyum ve yatak istirahati ile sizi yakından takip edeceklerdir. Bir de doktorunuzun kararı ile farklı tedaviler uygulanabilir. Erken doğum tedavisi biraz bıçak sırtı. O yüzden bunu doktorunuzdan öğrenmeniz en iyisi olur.

    Eğer doğum haftanıza yaklaştıysanız ve bu sancılara halk arasında nişan gelmesi denilen (neden nişan deniliyor, ne anlam ifade ediyor anlamadığım) kanlı mukus akıntı, suyunuzun gelmesi gibi etkenler de eşlik ediyorsa muhtemelen doğum çok yakın demektir. Mutlu son.

    Kasılmaları önlemek için kendi başınıza neler yapabilirsiniz?

    Eğer kasılmalarınızı takip ettiğinizde bunların yalancı kasılmalar olduğunu farkettiyseniz, yine de bir sonraki kontrolünüzde veya panik yapmadan en yakın zamanda doktorunuz ile paylaşmanızda fayda olacak. Kendi başınıza bu kasılmaları dindirmek için en önemli yardımcı günde 3 litre ve daha fazla su içmeniz, ayaklarınızı yüksek bir yerde tutarak dinlenmeniz, mümkünse yatarak istirahat etmeniz. Kontraksiyon hissettiğiniz anda pozisyon değiştirmeniz, solunuza yatarak dinlenmeniz kasılmaları, eğer bunlar Braxton Hicks kasılmaları ise geçirecektir. Aynı şekilde yürüyüş, ılık bir duş (asla sıcak değil) veya kısa bir hareket de geçmesi için yardımcı olacaktır.

    Eğer tüm bunlara rağmen geçmiyor ve yukarıda yazdığım gibi sıklıkla, sancı eşlik ederek geliyorsa doktorunuzu arayın. Asla geç kalmayın. Ben bu şekilde 2 kere tedavi olarak çok kötü durumların ucundan döndüm.

    Umarım siz sadece güzel doğum sancıları yaşarsınız.

Hamileliğin 34. Haftasında Sizi Neler Bekliyor?

Bu günlüğün de sanırım sonlarına gelmeye başladık. Bir başka yazıda bahsetmiştim günlük tutma – arşivcilik işlerinde hiç iyi değilim diye. Bunu da elimden geldiği kadar sürdürmeye çalıştım. Bu seferde hem yaşadıklarım hem sizin de başınıza gelebilecekleri yazıyorum.

Hamilelikte 33. haftadan sonra işlerin rengi biraz değişiyor bunu söylemem gerek. Ama bu benim ne kadar zor bir hamilelik geçirdiğimle de ilgili değil, gördüğüm kadarıyla çoğu hamile aynı dertlerden muzdarip. Sırasıyla sizi neler beklediğini sayıyorum.

Bir kere artık uyumanız imkansıza yakın. Neden derseniz, kocaman olan göbeğiniz ile sağa sola dönmek tam bir kabus. Sağdan sola dönerken plan yapmanız gerek. Bu sırada açılan uykuyu saymıyorum. Sırt üstü yatmak yasak, çünkü aort damarına yapılan baskı ile tansiyon düşüşü yaşayabilirsiniz (ki yaşanıyor), uykuda eğer farkında olmadan sırt üstü yattıysanız zaten tansiyonunuz düşünce istemsizce uyanıyorsunuz.

Durduk yere bir anda düşen tansiyondan da söz edelim. Bunun için az az sık sık yemek, aniden ayağa kalkmamak, ayakta iseniz dikilmek yerine mutlaka hareket halinde olmanız – aerobik yapın anlamında değil adım atın anlamında – ütü/ yemek vs. yapıyorsanız ayağınızın altına bir destek koyarak sırayla ayaklarınızın önce birini sonra diğerini yaslayarak destek almalısınız. Aynı anda iki ayağınızın üstünde durmanız beliniz ve sizin için iyi değil. Bu yöntemi yapmayarak, belimi fıtık ettim. Ayrıca tansiyom mutlaka yemek yaparken düşüyor. Bilginize.

Üstüne üstlük, çok su tüketmeniz gereken bir dönemdesiniz. Bunun sebebi; erken doğum, kontraksiyon / kasılma vb. problemleri önlemek için mühim olan dehidrasyonu azaltma operasyonu. Gün içinde en az 3 litre su tüketmelisiniz. Bu da size tuvalet yoluna döşenmiş çiçekli bir yol olarak geri dönüyor. Gün içinde hadi neyse ama gece sayısız kere tuvalete kalkmanız gerekiyor. Bir de artık bebeğiniz baş aşağı pozisyona geçtiyse ve idrar torbanızı bir yastık gibi kullanıyorsa vay halinize! Bir bardak su içtiğiniz anda o uyku size haram. Üzgünüm.

Gelelim diğer bir engele. Eğer magnezyum ve kalsiyum tüketiminiz az ise veya bunun için ekstra destek bir vitamin almıyorsanız (bkz. hamilelikte kullandığım vitaminler) geceleri bacaklarınızda kramplar yaşamanız muhtemel. Bunu engellemek için bol bol muz da tüketebilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromu da bir başka uyku engelleyici. Sanırım ne kadar güzel ve keyifli bir dönem olarak adlandırılsa da, bir bilinmezliğe yaklaşmanın annede yarattığı önüne geçilemez bir stres mevcut. Ve bu, geceleri huzursuz bacak ve anksiyete olarak geri dönüyor. Ben araştırıp, melisa ve yasemin karışımı bir çay seçeneği buldum. Sadece melisa çayı da olabilir. Bunu içerek kendimi gece yatmadan önce sakinleştiriyorum. (Fakat unutmamanız gerek! Bitki çaylarını hamilelikte günde 1 bardaktan fazla tüketmemelisiniz. 2 bardak yazıyor her yerde ama bu bardağın boyunu hesaplamak ile risk almak demek. Ayrıca içilip içilmeyecek bitki çayları listesi de var. Onu yazarım.) Çünkü ister istemez yatağa yattığınızda aklınıza sınırsız düşünceler hücum edebiliyor. Siz ne kadar “ben rahatım yeaa” deseniz bile.

Braxton Hicks (doğum sancısı, kasılması olmayan; rahmi doğuma hazırlayan, düzensiz kasılmalar) olmasını umduğumuz kontraksiyon / kasılmalar da nefesinizi keserek sizi uykunuzdan uyandırabilir. – 1/5/1 kuralı! 1 saat içinde, 5 dakikada bir, 1 dakika ve daha fazla uzunlukta süren kasılmalarınız varsa hemen doktorunuzu aramalısınız. Bunlar braxton hicks değildir. 

Yani özetle o eski uykulara yavaş yavaş veda ediyoruz. Galiba bu da bebişle birlikte gelecek olan uykusuz gecelere bir antrenman.

Bütün bunlar dışında progestan hormonun etkisi ile eklemlerin gevşemesi, bedendeki ağırlık merkezinin değişmesi, benim bebişin tamamen sol tarafıma kendisini bırakması ile artık yürümek çok ama çok zorlaştı. Sanırım sol kalçam ve bel bölgemde bir fıtık oluştu. Umarım yavaş yavaş geçer, yoksa bu şekilde artık sırt ağrılarım, göğüs kafesime baskı yapan ayaklar ve yürüyemediğim bir bacak ile son haftalar inanılmaz zor olacak.

Anne adaylarının gönüllerinin sultanı hastane çantasından konuşmazsak olmaz. Biz hastane çantamızı yaşadığım durumlardan korktuğumuz için erkenden hazırlamaya başlamıştık. Şu an neredeyse eksiksiz bir şekilde hazır. Eksiksiz diyorum ama bu konuda herkesin çantası kendine. Araştırırken kimileri 2 gecelik, 2 bebek kıyafeti ile bir çanta kapıp hastaneye gitmiş. Kimileri valizlerle. Ben sanırım o valizlerle kategorisindeyim. Çünkü hastanede ne kadar kalacağımı ve neye ihtiyaç duyacağımı bilmemek beni gerer. Eksik olduğunda birilerinin o sırada eve veya oraya buraya koşturması da beni gerer. O yüzden biz eşimle her şeyimizi listeledik ve tek tek bebek valizi / anne çantası / baba çantası / bir de gerekli olabilecekler çantası diye ayırdık. Bu size anormal gelebilir veya doğum yaptığınız hastane zaten her şeyi sağlıyor olabilir. Ama bizim durumlar biraz farklı. Ve biz galiba biraz garanticiyiz.

Hastane çantası ile ilgili de bir yazı hazırlayacağım. Artık hangisi size uygunsa belki işinize yarar. Başına da her blogta olduğu gibi EN KAPSAMLI LİSTE yazmayı ihmal etmeyeceğim, ahahah 🙂

http://www.buseterim.com.tr/moda/sonbahara-ozel-balkabakli-brownie/2016
Damla Şeftalicioğlu tarifi ve fotoğrafıdır.

Hadi size bu sıkıntılardan bahsederken, arada bir güzellik yapayım. Dün akşam hatta gecenin bir yarısı üşenmeyerek Arda (eşim) ile balkabaklı brownie yaptık. Zaten tatlıya olan merakım tavan yapmış durumda. Muhteşem bir tarifti. Şurada tarifi bulabilirsiniz. Günler yiyerek, bol su içerek ve mümkünse sürekli yatarak geçiyor. Hiçbir sosyal hayatım kalmadığını itiraf edebilirim. Ben de mutfakta sosyalleşiyorum. Bu hamilelere önerilen bir şey değil. Siz de iyiyseniz kesinlikle bunu yapmayın, çıkın, gezin, dolaşabildiğiniz kadar dolaşın, arkadaşlarınızla buluşun. (Sinirinizi bozmayacak olanlarla) 

Son kulvara girmişken, artık evde olmaktan, bu bağımlı durumdan o kadar sıkıldım ki; bizim bebişko doğsun kendine gelsin ve hep beraber dağ tepe gezelim istiyorum. Şimdiden kendisini buna hazırlasa iyi olur. Çünkü eve kapanıp elimde ağız bezi ile koşan bir anne olursam, bileklerimi dikine kesebilirim. (Böyle olan annelere lafım yok, benim hamileliğim zor geçti bi kereee.)

Hazır tarif vermişken, mide yanmalarından konuşmazsak gözüm açık giderim. Özellikle gece ağzınıza ağzınıza gelen acı sular unutulmayacak hamilelik anılarıdır. Halk arasında “saçlanıyor, saçı çıkıyor, ondan miden yanıyor” diye uydurdukları bu konuyu izah edeyim; saçı maçı çıkmıyor, sen yanlış yemekler yiyorsun kardeş. Mesela bu konuda beni mahveden açık ara : salça ve salçalı yemekler. Bazen karabiber gibi baharatlar da midemin coşmasını sağlıyor. Siz de bu konuda 3 şeye güvenebilirsiniz. 1. sizi rahatsız eden bu güçlü aromalardan kaçının. 2. yastığınızı yükseltin, üstüste iki yastıkla uyumaya başlayın. Boynunuz kopabilir, ama midenizden gelen o asit yerine tercih edebilirsiniz. 3. Doktorunuza da danışarak Gaviscon şurup kullanabilirsiniz. İyilerin dostu, mide asitlerinin amansız düşmanı.

Bir de okumuştum, gerçekten de hissediyorum. Hamileliğin son dönemlerinde ilk dönemlerindeki gibi iştahsızlık, halsizlik durumu geri gelebiliyormuş. Ne yaparsanız yapın yorgun hissediyorsunuz. Bu doğru. Öyle ben 9 aylık hamileydim, düğünlerde pistteydim diyenlere inanmak güç. Bilim var karşımızda bilim!

Bunun bir sebebi de, son aylarda artan kansızlık ve demir ihtiyacı. Bugünlere kadar normal değerlerle geldiyseniz bile, mutlaka düşüş yaşayabilirsiniz, çünkü bebeko ve plasenta ikilisi sizi daha güçlü sömürüyor. Belki demir takviyesi almanız gerekebilir, doktorunuz veya ebenize danışın.

Bel ve göbek çevrenizde, ya da kollarınızda, bacaklarınızda artmış, çıkmış, belirmiş olabilecek çatlaklardan ise hiiiiiiiç bahsetmiyorum. Onun için kullandığım kremi ve önerilerimi şurada yazmıştım.

Yarın doktor kontrolümüz var. Haberler ne olacak bekliyoruz. Ve evet, son 3 aylık dönemin yani 3. trimesterın sloganı kesinlikle:  “Alın şunu içimdeeeeeen!”

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

31. Haftadan İnciler

Küçükken günlük tutmayı sever ve gün içinde olup biten anlamsız şeyleri yazıp dururdum. Sonra, bunları iyi saklayamadığımı, oraya buraya savrulduklarını, dönüp okuduğumda da hatırlamanın çok zevk vermediğini gördüm. Yapım gereği, unutmayı seven biriyim. Arşivci bir yanım hiç olmadı, olamadı. Sanırım bunu hamileliğimde  ve kızım için biraz aşmak istiyorum, çünkü ilerde anılar arayacak ve annesi ona hiçbir şey bırakmamış olacak. Neyse ki babası benim tam aksime arşivcilerin kralı.

Bu yüzden, günlük yazılarım biraz önemli. Çabalıyorum.

27. haftadan 31’e nasıl geldim?

Bir kere eşimin yanımda olmadığı bir 3 aylık dönem geçirdim. Her ne kadar dizimin dibinden ayrılmasın insanı olmasam da hamileyken bu beni çok etkiledi. 27. haftadan sonra o da yanımda olduğu için sanırım bu dönemi daha kolay geçirdim. Demem o ki, hamile kaldığınızda (planlı/plansız) çevrenizdeki destek baya önemliymiş. Her şeyi ben kendi başıma hallederim tipli bir insan olsanız da bu süreçte işlemiyor, benden söylemesi.

Diğer bir geliş şeklim ise, devasalaşmam oldu. Zaten başından beri büyük karınlı bir hamileydim. 3 aylıkken 6 aylık muamelesi gördüğüm için, alıp başını giden karnıma hayretlerle bakıyorum. Bu bana önce yukarı doğru çıkan karnım ile nefes darlığı yaşamam olarak döndü. Gerçekten, bu dönemde 90 yaşında bir anneanne ile empati yaptım. Bildiğiniz nefes almak kabustu. Benim gibi konuşmayı seven bir insan içinse hayli zor, çünkü lafları yetiştireceğim derken nefesiniz yetmiyor!

Bebişko 29. haftada vakit kaybetmeden aşağı pozisyona inince (baş aşağıda, ayaklar yukarda) karnım da biraz aşağı indi ve sonunda azıcık nefes aldım! Gerçekten kafası ile mideme, akciğerlerime yaptığı baskı büyük oranda son buldu. Çok ama çok rahatladım diyebilirim. Ama bu alalacele aşağı iniş kasılma riskini de biraz arttırdı ve ben yine paniklere sürüklendim ama allahtan korktuğum gibi olmadı.

3. trimesterdayım ve ilk 3 aylık dönemde mutfağa adımını atamayan ben şu an sürekli yemek yapmak ve yemek istiyorum. Canım bin çeşit tatlı çekiyor. Aklım sürekli ferahlatan içeceklerde. Normalde su içme alışkanlığı olmayan ben su şişeleri ile flört halindeyim. Ne kadar ve nasıl kilo aldığım umrumda bile değil. Çünkü gerçekten ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Esas önemli konunun, doğumdan sonra “sütüm gelsin, aman enerjim azalmasın” diye lohusa şerbetlerine, tatlılara sarılmamak olduğunu öğrendim. Bunu dikkate alacağım diye kendime söz veriyorum ve şu an gönlüme göre yiyorum.  Ama nasıl hızlı yediğimi anlatamam. Süpürge gibiyim. Ben bile anlamıyorum ne ara bitiyor o tabaklar!

Uyku konusuna ise gelmek istemiyorum. Çünkü artık U-YU-YA-MI-YO-RUM. Evet. Uyku benim için bitti. Gecelere akabilsem tam zamanı çünkü saat 3-4-5 sularında çok rahat ve dinç olarak ayaktayım. Sonra sabah 9-10 gibi gözler açık. Ve sonuç; bütün günün kabus gibi geçmesi. Gün içinde de yatıp uyuyayım desem nafile. Asla dalamıyorum. Buna neden olan hormonlar, kafadaki gizli stres veya her ne ise çözülebilecek gibi gelmiyor. Ama melisa çayını deneyeceğim. İşe yararsa yazarım.

Bu sırada güzel şeylerden bahsedersek, artık alışverişe başladık. Çılgın gibi araştırıp bütün internette liste kovalıyorum. Sonuç : başarılı. İstediğim az ve öz parçalara ulaşabildim. Gerçekten şimdiden çocuğun spor ayakkabısını alan anneleri anlamıyorum. Bir heves olduğuna eminim. Ama bende öyle bir heves yok. Çünkü o spor ayakkabıyı giyene kadar geçen zamanda mutlaka yeni trendler olacak. Çocuğum demode mi olsun? (dedi Şeyma Subaşı)

Her neyse sonuç olarak, biz sadece 0-3 aylık periyoda odaklandık. Hadi zorlasan belki bebek arabası ile 6 aya. Düşünün o derece ileriye dönük yatırım yapmadık. Bir başka yazıda temel bebek alışverişi listesi yapacağım. Bu listelerden ortalarda çok var. Ama bazen insanı E PEKİ BUNU NEDEN ALIYORUZ sorusu ile çıldırma noktasına getirebiliyorlar. Bunu aşabildiğim noktada blogta faydalı bir liste hazırlamak istiyorum.

32. hafta kontrolünü heyecanla bekliyorum çünkü sanırım bu defa doğum hakkında detaylı konuşabileceğiz. Maalesef doktorlar dereyi görmeden paçayı sıvamayalım düşüncesi ile öyle hemen doğum hakkında konuşmuyorlar. Hatta bu konuyu sanki bir tabu gibi geçiştiriyorlar ve sizi ana odaklıyorlar. Ama bence bu yanlış ve insanı daha çok strese sokuyor. Mesela ben çoktan NE OLACAK NASIL OLACAK NE ZAMAN OLACAK stresine girdim, o yüzden cuma gününü iple çekiyorum.

Bundan sonra ne olacak?

İşte bilmediğim bir soru ve cevabı. Bundan sonrası için zirilyon tane kitap okumuş olsam da sanırım şimdiden hepsini unuttum. (shock face) O gün geldiğinde de kitapta böyle diyordu ama diyerek hareket edebilecek miyim emin değilim. Akışına bırakırmışım gibi geliyor.

Bundan sonraki birkaç yazıda neden oda süslemesi, fotoğrafçı, baby shower, doğum öncesi çekimi (100 kg olmuşken anı olsun fotoğrafları) yapmadığımı; neden bebikoya bir oda yapmadığımı ve bazı ürünleri neden seçtiğimi yazıcam.

Amacım ne?  

Bu yazıları görünce, bir zamanlar fırtınalar estirirdi şimdi değişti olarak düşünen bir ekip var. Buradan onlara selamlarımı gönderiyorum. Amacım ile ilgili de kapsamlı bir yazı hazırlıyorum bu ara kafamda. (unutmazsam) Bu blogun amacı kızıma anı bırakmak falan değil. Onu daha güzel yollarla yaparım elbet. Instagram hesabı açıp “kızıma/oğluma anı” diyenleri de anlamıyorum, o zamana instagram mı kalacak kardeşim? Bariz kendine açmışsın işte, takıl bak keyfine. Diğer yandan amacım bir gün teyzesi edasıyla etrafa tavsiyeler saçıp ev hanımı ve annelik konusunda PhD olduğumu göstermek ASLA değil. Zaten bu konuda stajyer kalmayı tercih ederim.

Amacım, bu dünyaya girince gördüğüm tuhaf annelik modellemeleri, mahallelerin bitmeyen baskısı, kadın üzerinde oluşturulan rol model beklentileri, yaratılan yeni annelik türleri (manken gibi anneler, mükemmel anneler, evi oyuncağa boğan anneler, cool anneler vb.) gibi bitmez tükenmez ahkamlardan yola çıkarak BAŞKA BİR ANALIK MÜMKÜN diyebilmek. Yani bu doğanın bize sunduğu veya bazen sunmadığı bir durum. Gerçekleştiğinde ise bunu Hunger Games’e çevirmenin ne anlamı var?

İşte bu manzaraya dayanamadığım için; örnek aldığım birkaç insan, feminizm kuramları, kadının toplumdaki yeri, akademik meraklarım derken toptan bir şey oluşturmak istiyorum. Kadına yapılan bu psikolojik baskıya artık modern kadının biraz el sallaması, güle güle demesi ve ayağa kalkması gerek. Ama kadınlar sadece buna prim vererek birbirini yiyor, yani amacım aşırı sentezli bir özetle bunun etrafında dönüyor. Anlayana.

Son söz 

Bu hafta için günlüğe veda için bir hamile atasözü seçtim; “Yeterince bol tshirt stoklamadıysan, göbeğin açık da gezmeyi bileceksin.”