Benim Hamilelik Hikayem : Zorlu Bir Yol

Anne adayı olma sürecim uzun, benim için yorucu, umut kırıcı ama sonunda mucizeli. O yüzden bu yazıda olabildiğince detaylı yaşadığım süreci tüm anne adaylarına ve anne olmak isteyenlere umut olsun, faydalı olsun diye yazacağım. İlgisi, alakası olmayanlar sıkılacaktır. Baştan söylüyorum, başka bir sayfada eğlenmenize bakın.

Benim hikayeme başlamadan önce şu an rahmimde 3 hatrı sayılır, 2 büyümekte olan myom ve bir bebiş taşıdığımı söylemek isterim. En büyük myomum şu an 13.5cm. Doktorlar bana hamile kalmamın çok zor olduğunu hatta tüp bebek bile yapsam bunun sonuç veremeyebileceğini söylediler; çünkü myomlara ek olarak AMH (Anti-Müllerian Hormonu) değerlerim de çok düşüktü. Bu demekti ki, yumurta rezervim azdı. Öğrendim ki, her kadın, her beden farklı! Bana çok zor gelen bir sıkıntı, başkası için belki çok hafifti. Neler neler yaşayan güçlü kadınların hikayelerini okudum aylarca. Ameliyat olmam gerekiyordu, myomlarım alınacak, sonra tekrar düşünülecekti. Çünkü myomlar ile yaşamak da çok zordu. Artık kotlarımın düğmesi kapanmıyor, karnımda kontrolsüz bir şişlik, oturup kalkmak iyice zorlaşıyordu. Tabii hiç hamile kalmadan bir alt batın ameliyatına girmek, burada yapışıklık riski ile karşı karşıya kalmak da ayrı bir sorundu. (Yapışıklık olursa, bir daha asla çocuğunuz olmuyor.) Aslında myom haberlerimi rutin bir kontrolde almadan önce bebek planımız “henüz” yoktu. “Daha 3-4 sene sonra olur bebek” diyen ben, kendimi bir anda kariyer, hayat, evlilik üçgeni içinde bebeğim olmayacak mı soruları ile yüzleşirken buldum. Bunlar benim için kolay değildi, daha yeni evliydik. Bir köpek sahiplenmiştik ve mümkünse “young couple” olarak kariyerlerimizi geliştirecek, hatta ülke değiştirecektik. Bu bebek planı da nereden çıkmıştı?

Ama hayatın planlandığı gibi olmadığı gerçeğini bir kez daha sonuna kadar hissettim ve inişli çıkışlı günlerden sonra “yok yahu ben ameliyat falan olmayacağım gerek kalmayacak” diye kendimi inandırdım. Eşim ve annem buna hafif anlayış göstererek, hafif inanmayarak da olsa gülerek, katılmak istiyorlardı. Ama gerçekler ortadaydı.

Bu “positive vibes only” ruhuna girmem ile birlikte, ki hiç öyle biri değilimdir, bir sonraki ay vücudumda olanlar bana yabancıydı. Önce kendi kendimi inandırdığımı düşündüm. Sonra biraz da hislerimin kuvvetli olması, psişik işlere olan merakım derken, rüyamda bir bebeğim olduğunu gördüm. Anneme, bence ben hamileyim dediğimde hekim olan annem “çok umutlanmayalım, inşallah öyledir.” demişti. (Yani anlayacağınız hepimizden umut damlıyordu.)

Reglim daha gecikmemişken, eczaneden bir hevesle “7 gün önceden bile haber veriyor çok süpersonik” adlı testlerden birini aldım ve evde eşime bile söylemeden uyguladım. Sonuç “tek çizgi” yani “no bebek, no cry” idi. Hevesim kursağımda kaldı ama ben yine de zorladım. (Yani o testlere rağbet etmeyeceksiniz.) Reglim 3 gün gecikir gecikmez soluğu hastanede aldım ve o gün doktorumun orada bulunmamasına rağmen aceleyle bir asistana güvendim. Ben Beta-HCG testi için gitmiştim. Yani kan testi. Fakat uzmanlığı gelmiş asistan gel vajinal ultrason ile bakalım daha net görürüz dedi. İyi dedim. Bunları detaylı yazıyorum çünkü hepimizin başına geliyor ve insan yaşamadan bilmiyor. O heyecan ve merakla insan her şeye he diyor. Aldı beni ultrasona, şöyle bir baktı ve rahim duvarın genişlemiş ama sen 2-3 güne regl olursun yok bir şey dedi. Umutlar yine kırılmıştı. Ben kesin uyduruyordum. Annem yine de yürü kan veriyoruz dedi. Gittik, kan verdim. Eve de moraller bozuk döndüm. Ama bende bir şeyler vardı ve eğer hamile değilsem kesin büyük bir hastalığın eşiğindeydim. (Çünkü benim böyle paniklerim de vardır.)

Eşim o gün izinli ve evdeydi; köpeklerimiz bu sırada 2 olmuştu, ben onları parka çıkarıp hava alacağımı söyledim, eşim de bana yemek yaparak bir nebze de olsa beni mutlu etmeye çalışacağını. Zaten test sonuçları normalde 1 saatte çıkarken maalesef çıkmıyordu, çünkü hastanede sistem çökmüştü, çünkü benim şansımdı.

Eve dönüp yemek yedik, derken aklıma tekrar sistemi zorlamak geldi. Bir baktım ki Beta HCG değerim 180. O kadar araştırmıştım ki, daha önce 0,2 değerini de görmüş biri olarak bunun bir hamilelik olduğunu anladım. Annemi aradım, eşime söyledim. Kimse doğru düzgün sevinemiyordu. Öyle filmlerdeki gibi elimde bir çubuk “hamileyim” diye evin içinde ağlamaklı danslar yapamıyordum. O gece inanamadan geçti.

Sonraki günler boyunca Beta HCG değerinin 2 katına çıkıp çıkmadığı, dış gebelik ve boş gebelik tehlikesi değerlendirildi. (Aman diyorum bunları sakın atlamayın, özellikle dış gebelik tehlikesi çok önemli, hemen hamileyim diye konu komşuyu aramayın.) Tabii benim ömrümden ömür gitti, o ultrasona bakarak geçen sessiz dakikalarda. (Bu arada o uzman doktora buradan sevgilerimi iletiyorum. Ona inansaydım, belki de düşük tehlikesi yaşacaktım. Lütfen tekrar tekrar kontroller yaptırın.)

Sonrası ise tamamen tetikte, tamamen korkulu, myomlar çocuğu ezecek mi, yok efendim Müge nasıl seyahat edecek, şimdi biz ne yapacağız telaşları ile geçti. Yani öyle çiçek gibi bir hamile olamadım. Midem aşırı bulanıyordu, çok sevdiğim yemek yapma ve yeme işi sona ermişti, evin içinde sürekli patates pişiyordu, biri pointer olan 23 kg ve aşırı enerjik köpeğimiz benim üstüme atlamamalı, zıplamamalı ve onu asla gezdirmemeliydim-mümkünse enerjisini atabileceği şekilde eşimin anne/babasının evine gitmeliydi, eşim kısa bir süre sonra yurtdışına taşınıyordu. Yani önümde depresyonun allahı vardı ama sakin olmalıydım.

Eşim taşındı, bulantılar bitti, biz ikinci trimestera (yani ikinci 3 aylık döneme – 4. ay ile başlıyor) progesteron coşkusu ile koca koca büyüttüğüm myomlar ve bir bebişko ile girdik. Evet, myomlar hamilelikte çoğunlukla büyüyor. Elimden geldiği kadar detaylı yazmaya çalıştım ama bu dönem çok ama çok zor geçti. Çünkü ilaç almadan bulantılar ile başetmek, eşim ve köpeklerimden ayrılmak, değişen bedenimi anlamak, kendim dışında korumak zorunda olduğum başka bir canlı olduğunu öğrenme sürecim, hareket kısıtlılıklarım derken yapmadığım araştırma kalmadı. Hala da her gün önüme geleni okuyorum. Şimdiden uyku ekollerini bile öğrendim diyebilirim.

Ayrıca bebiş Türkiye’de doğacak ama bir aksilik ve değişiklik olmazsa yurtdışında büyüyecek. Wow falan demeyin bu da aşırı stres çünkü anası, danası, komşusu, hala kızı, kuzeni toplanıp büyütmeyeceğiz bebişi. Ben ve eşim, bilmediğimiz bir ülkede, bilmediğimiz sağlık sistemi ile, bilmediğimiz metotlar ile büyüteceğiz. Bunun için araştırma seviyem doruklarda. Süreç benim için son hız devam ediyor.

Bu blog ile birlikte, kendi hikayelerimi samimi, açık ve olduğu gibi yazacağım. Çünkü hamilelikte okuduğum her kelime benim için çok değerli. Eminim benim gibi arayışta olan çok insan vardır. Öyle normal doğum yaptım, ve normal doğum yapmayanları kınıyorum, oh yoga ne güzel, çünkü ben yüce bir anneyim hala da taş gibiyim paylaşımları insanın yüreğine oturuyor. Yani hiç mi sorunlu insan yok, bir tek ben mi çekiyorum bu çileleri yarabbim neden ben dediğim çok oldu. İnsan ne kadar bilgili, doktorlar ile çevrili bir halde olursa olsun, günün sonunda o forumlara içini döken kadınlar ile bütünleşiyor. O zaman gerçek kadınlık ve hamilelik süreçlerini görüyor.

Umarım hepimizin hikayeleri bir mucize olur. Umarım hepimiz tüm serüvenleri her ne kadar doğuma kadar karnımızda kocaman bir top ile avokado gibi yaşasak da, sonunda eminim lezzeti bir başka olur.

Umarım anneavokado büyür, genişler ve anneler ile çoğalır.

Sevgiler,

Müge

Reklamlar

Hamileliğin İlk 3 Ay Kabusları ve Çözüm Önerilerim

 

Eveeet, şimdi hamileliğin 3 farklı dönemi var. Hepsinin türlü türlü özellikleri, güzellikleri ve kabusları var. Bu yazıda, hamileliğe yeni başlayanlar için ilk 3 aylık dönemin kabuslarını ve çözüm önerilerini hatırlamak istedim. Belki işinize yarar.

İlk 3 aylık dönem (first trimester), hiçbir şeyin farkında olunmadığı, bebişkonun henüz fasülyeden hallice orada durduğu, sizin ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz ama ruhsal/fiziksel bazı semptomlar gördüğünüz dönem. Bu belirtileri hiç yaşamayan, hiçbir şey hissetmeyen über şanslı bir ekip de mevcut. Genel olarak bu ekip, birkaç ay sonra başlarına gelecekleri bilmeden “Oh ben çok rahat hamileyim, benim annem de böyleymiş canım.” derler. Zira benim annem de bu ekoldenmiş. Ama bana kazın ayağı öyle olmadı ve sizin de genel olarak yaşayacaklarınız şunlar olabilir :

  1. Tarifsiz Mide Bulantıları (Sabah / Akşam Farketmez)Bu yazıyı yazmamın esas amacı, bu dertten muzdarip olanlar için. Açıkçası ben tabii ki fırsatı kaçırmadım ve bu derdi doyasıya yaşadım. Ayrıca kusma refleksim olmadığı için de ciddi anlamda zorlandım. Zaten ciddi kusma problemleriniz ve sıvı kaybı yaşayacağınız bir dönem olursa hemen doktorunuz ile görüşüp, bir süre serum takviyesi almanız isteniyor. Benim gibi yaşayanlarla karşılaştığımda ise bu dayanılmaz mide bulantısı ile başedemeyip doktorlarından ilaç önerisi aldıklarını ve ne yazık ki ilk 3 aylık hamilelik dönemlerinde ilaç kullandıklarını gördüm. İlk 3 aylık dönemde ilaç kullanmaya bence gerçekten gerek yok. Her ne kadar zararlı değil, düşük riski taşımaz vb. diyerek doktorlarınız yazsa bile; konu sadece düşük riski değil. Yediğiniz ve tükettiğiniz her şey bebeğinize ulaşıyor. Bunu unutmayın.Çözüm Önerisi : Şimdi vereceğim çözüm benim hayatımı kurtardı, eşimi de market market arattırdı. Ama çoğu insan bunu bilmiyor, o yüzden mucizeyi sunuyorum : ZENCEFİL ÇAYI ve ZENCEFİLLİ SODA. Sabah bulantıları olarak geçen bu bulantı çeşidi, bende özellikle akşamları artıyordu. En güzel çözüm zencefilli çay oldu.Bunun yanında da bazen sıcak içmekten sıkıldığımda Beyoğlu Gazozu’nun Zencefilli Gazoz‘unu şişe şişe içtim. Soğuk olduğu için ayrıca içinizi ferahlatıyor, özellikle bu bulantılar yaz dönemine denk geldiyse. Bu gazozu bulmak biraz zor oluyordu, fakat Migroslarda bulduğumuz an stokladık ve maalesef Arda bu konuda biraz harap olmuş olabilir.

    Zencefilli Çay Tarifi :

    Taze zencefili dilimliyoruz. Bir cezvenin içinde oda sıcaklığındaki su ile birlikte kaynatıyoruz. Zencefil dilimleri tadını ve kokusunu suya iyice bırakmalı. Su kaynadığında, biraz soğumaya ve dinlenmeye bırakıyoruz. Mümkünse, çayı bardağımıza alırken birkaç dilim zencefil dilimini de cezveden aktarıyoruz. Afiyet olsun.
    İpucu : Eğer zencefil bana çok ağır geliyor, ben sevmem zencefil mencefil diyorsanız; burnunuzu tıkayıp içeceksiniz ya da içine dilimlenmiş limon ekleyebilirsiniz. Bir diğer öneri ise bal eklemek. Ama tatlı bir içeceğin daha çok midenizi bulandırabileceğini unutmayın.

    Umarım işinize yarar. Ben bunun faydalı olduğunu yabancı kaynaklarda okumuştum. Sonra doktorum da zencefilli gazozu önerdi. Özellikle yurtdışında alkolsüz Ginger Ale bu konunun piriymiş, haberiniz olsun. Macrolarda da bulabilirsiniz Ginger Ale, ama alkolsüz olmasına dikkat edin.

  2. İnip Çıkan Hormonlara Bağlı Sağı Solu Belli Olmayan Hareketler 

    Gelelim gül gibi değişen hormonlarınıza. Bu ilk 3 ay, sen sen değilsin. Hiç inkar etme, zaten istesen de olamazsın. Bir kere her ne kadar mutlu bir haber olsa da, şok edici ve önündeki 9 ay 10 – 40 hafta seninle olacak bir haber almışsın. Sonrasında başına geleceklerden zerre kadar haberin yok. Vücudunda eksilen, artan değerlerle ilgili de doktorundan duyduğun bilgiler kadar kem küm fikrin var. Ama içerde neler oluyor ah bir bilsen!
    Bu sürede eşini 10 kere boşamayan, ağlama krizleri yaşamayan veya ani mutsuzluk, ani sevinçler yaşamayan bizden değildir. Şaka şaka, sen bu konuda süper kontrollü ve iyi bir arkadaşımız olabilirsin tabii. Alkışlar senin için. Geri kalanımız ise bu ilk 3 ayı geride bırakmayı iple çeken tayfayız.


    Çözüm Önerisi : Burada olan genellikle eşlere oluyor. Çünkü onlar bizim kadar bu döneme hızlı adapte olamıyorlar. “Hamile misin, emin misin, tekrar baktıralım, dur bir dakika emin miyiz?” sürecinden sonra “Evet, …… hamile. Evet, eşim hamile” gibi sanki kendisinin konu ile alakası yokmuşçasına bir yaklaşım; akabinde “Yaa evet galiba baba oluyorum, emin değilim inşallah hamileyiz.” gibi saçma sapan cümleler kurma atakları yaşayarak yavaş yavaş finale doğru ilerleyen bir türden bahsediyoruz. Bu yüzden, beklentiyi aza indirin ve alamayacağınızı isteyerek kendinizi delirtmeyin. Bu kolay değil elbette. Ama eşinizi karşınıza alıp konuşarak, ve biraz destek isteyerek yola devam edebilirsiniz.

    Kendinizi dinlendirin, eğlenceli aktivitelere katılmaya çalışın, sosyalleşin, işinize odaklanın, bol bol güzel müzik dinleyin,sevdiğiniz filmleri izleyin. Kendinizi bu kafadan uzak tutmaya çalışın.

  3. Devamlı Uyku İsteği 

    Bu konu çoğunlukla herkesin başına bulantılı / bulantısız gelen bir durum. İlk 3 ay kendimi aşırı enerjik hissediyorum diyen duymadım. Uyku isteğiniz hormonlar yüzünden (ah şu hormonlar!) artacaktır. Korkmayın. Fırsat buldukça uyuyun. İyi haber; 3 ay sonra ciddi anlamda azalacak. Kötü haber; son 3 ay geri gelecek 🙂

  4. Şaşkınlık 

    Bu da sizin bu haberi nasıl ve ne zaman karşıladığınıza bağlı değişkenlik gösterebilir. Eğer beklemediğiniz bir anda sürpriz bir hamilelik geçiriyorsanız, derecesi yüksek olacaktır. Bazen bekleyen kişilerde bile, “şimdi ne olacak?” şaşkınlığı olabiliyor.
    Çözüm Önerisi :  Doktorunuzu iyi seçin. Beğenmediğiniz anda bunun sizin en doğal hakkınız olduğunu unutmayın. Her şeyi konuşabileceğiniz, sorabileceğiniz ve şaşkınlığınızı azaltacak bir doktorunuz olmalı. Sonuçta 40 hafta boyunca en çok onu göreceksiniz. Ona göre.Aileden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden pozitif destek verebilecek olanlar ile görüş konuşun. Tuhaf deneyimleri olan, mutsuz veya hamilelik ile alakasız insanlarla konuşmayın. Bu kişiler, ayna modeli kendilerini size yansıtacaklardır ve bu durum şaşkınlığınızı depresyon ile harmanlayacaktır. Bu insanlardan uzak durun. Kendi deneyiminizin tadını çıkarın. Güzel deneyimleri olan insanlarla, faydalı sohbetleri de değerlendirin.

  5. Daha Önce Sevdiğiniz Şeylerden İğrenme (Mide Bulantısından Farklı Olabilir) 

    Bu da çok garip bir konu. Bulantıdan bağımsız gelişen bir durum. Hani nasıl regl döneminden önce hiçbir kıyafetinizi giymek istemez, aynada asla saçlarınızı beğenmezsiniz; işte bu da daha önce sevdiğiniz şeylere “bööğ” dediğiniz bir dönemin başlangıcı. Her ne kadar yiyeceklerde daha sık yaşansa da, aslında her konuda biraz zevk değiştirdiğinizi farkedeceksiniz. Bu değişiklikler kalıcı olmak zorunda değil. Muhtemelen hamileliğin sonlarına doğru tekrar değişecek veya kaybolacak. Örneğin; özellikle kahveyi çok sevenlerde bir anda kahveden tiksinme belirtisi çok oluyor. Ben çok sevmeme rağmen kahveden tiksinmemiştim ama o delice kahve arayışım cidden azalmıştı. Sonra da kafeinsiz kahve ile kolayca yoluma devam ettim.
    Çözüm önerisi : Yeni zevklerinizin keyfini çıkarın. Daha önce yemediğiniz, tatmadığınız, kullanmadığınız ürünlere merakla yaklaşın ve keşfedin. Bu en sevdiğiniz parfümüzden soğuyarak tamamen doğal ürünlere yönelmeniz de olabilir. Bunlara kızgın olmayın, değişimlere karşı savaş açmayın. Yerine koyabileceğiniz yeni ürünler araştırabilirsiniz.

  6. Kokulara Karşı Duyarlılık

    İşte bu mide bulantısını tetikleyen fenalardan. Benim için ilk 3 ay evde kimsenin almadığı ama benim eve girer girmez aldığımı iddia ettiğim, berbat bir koku vardı. Rutubet desem değil, bozuk bir şey desem değil. Tarifsiz bir koku. Resmen o kokudan kaçmak için evin alt katında durmak istemiyordum. Tüm parfümler benim için kabustu. Soğan ve zeytinyağı kavrularak başlanan yemekleri saymak bile istemiyorum. Mutfağa adımımı atamadım.Sizin de böyle farklı duyarlılıklarınız olabilir. Mesela birinin hamilelikte sudan tiksindiğini duymuştum. Sular kokuyormuş. Yani hamile kadın öyle hissediyor ve su içemiyor neredeyse.Çözüm Önerisi : Bu durumda uzak durmaktan başka bir çare yok. Sakın, bu kokuları bastırmak için oda parfümleri, kokulu mumlar vs. edinmeyin. Kokular iyice birbirine karışacak ve siz hala o duyarlı olduğunuz kokuyu alacaksınız. Çünkü bu kaçınılmaz. Arka sokakta kurulan pazarın kokusunu bile bir tazı burnu ile alabilir, çevrenizi şaşkına çevirebilirsiniz. Burnunuzun şizofrenleştiği bir dönem. Çok yüz vermeyin ve pencereleri açabildiğiniz kadar açın, kapalı alanlarda durmayın, ferahlamaya çalışın.

Hamilelikte Çatlaklara Karşı Savaş

Bütün hamilelerin, yani hepimizin ilk akla gelen derdi galiba “çatlaklar”. Konu çatlaklar olunca elimize geleni kullanmak ve sağdan soldan gelen öneriler ile bu çatlaklara karşı savaş açmak ilk hedefimiz oluyor. Fakat bu iş sanıldığı kadar bizim elimizde değil. Bunu öğrendiğimde sanırım savaşa biraz ara verdim.

Birçok kaynakta da söylediği gibi çatlaklar genetik kızlar. Üzgünüm, acı haber. Yani sizin annenizde, anneannenizde doğum sırasında/sonrasında çatlaklar oluştuysa maalesef sizde de oluşma ihtimali çok yüksek.

Fakat bu sistem bende hep ters işledi. Örneğin; hamilelikte bulantı konusunda da anneye benzeyeceğini söylemelerine rağmen, anneme hiç benzemedim ve ben bulantıdam mahvoldum. Daha birçok konuda anneme hiç benzemeyen hamilelik paternleri gösterdim. Bu nedenle, yine ailede başka birisinden farklı bir gen de taşıyor olabilirsiniz. Kimbilir.

Bu noktada yine de genetik nasılsa boşver demeden önce, hamileliğim süresince gerçekten hiçbir fikrim olmadan aldığım fakat sonra herkesin harıl harıl önerdiği Palmer’s yağı kullandım. Detayı için tık tık. Ben İngiltere’den öylesine almıştım. Fakat sonra Türkiye’de şiddetle övüldüğünü görünce çok şaşırdım. Ürünün birebir ambalajını burada bulamadım ama benzer ürünler şu ve şu olabilir.

10051840

Ayrıca bu ürünün göğüs için ayrı bir yağı da var. Ben onun yerine kendi ürünümden stokladım ve göğüslerime de aynısını kullanıyorum. İçindeki yağlar zaten hamilelikte cildinize kullanmanız önerilen yağlar ; shea, cocoa, argan, badem, kolajen ve elastin içeriyor. Ayrıca tabii ki hamilelikte ve aslında her zaman dikkat etmeniz gereken; paraben & phthalate içermemesi. Kokusu da inanılmaz.

Bu ürün dışında başka bir şey kullanmıyorum. Çünkü içeriği yeterince tatmin edici. Sadece ekstra olarak, Body Shop‘tan aldığım kaktüs banyo fırçasını her banyoda düzenli olarak, özellikle bacak/baldır bölgemde kullanıyorum. Çünkü çatlak yalnızca karın bölgesinde olmuyor hemşireler. Vücudunuz müsaitse hemen popoda, bacakta da kendisini gösterebiliyor. Bu ürünü severek kullanıyorum, yorumlarda sert olduğunu söylemişler ama işin sırrı bu zaten. Kan dolaşımınızı arttırıyor. Hamilelikle birlikte gelen diğer bir düşman selülitlere de güzel çözüm. Banyodan sonra kullandığınız bölgelerde karıncalanma ve kaşıntı benzeri hisler olabilir. Korkmayın. Kısa sürede geçecek. Bu iyi sonuç aldığınızın habercisi.

Yine banyoda kaktüs banyo fırçama ek olarak kullandığım, Creightons markasının Shea Butter & Ginger duş jeli var. Gerçekten shea butter sayesinde vücudum nemli ve yumuşak çıkıyorum duştan. Ben zencefili çok sevdiğim için mutluyum kokusundan. Ama farklı versiyonları da mevcut. Gratis‘te bulabilirsiniz. Yine shea butter lı duş jeli kullanmak isterseniz, Body Shop‘ta şu ürün çok güzel.

Fakat hamileliğin ilerleyen dönemlerinde %100 Organik Hindistan Cevizi yağı kullanılmasını önerenler var. Bu ürün aşırı yağlı olduğu için, ilerleyen dönemdeki ciddi gerilmeleri sakinleştirecektir. Fakat uyumadan önce, sevmediğiniz bir gecelik/pijama ile kullanmaya çalışın çünkü gerçekten her yere bulaşabilen çoook yoğun bir yağ. Ben henüz kullanmıyorum.

Ayrıca yine doğal badem yağını önerenler var. Fakat sadece yağ olduğu için bana çok anlamlı gelmiyor. Çatlakların sebebi derinin altındaki dokuların elastik yapılarını kaybetmesi. Yağ sanki sadece nemlendiriyor gibi. Belki de benim bir ön yargımdır. Badem yağı sevenler kullanabilir.

Günün sonunda, şu an gözle görülen bir çatlağım yok.. Ama henüz 29. haftadayım. İşler bundan sonra çirkinleşebilir. Sanki bazı çatlakların habercisi var gibi, ama emin de değilim. Elbet olacaktır ve açıkçası çok da umrumda değil. Çünkü ben elimden geleni yaptım ve hamilelik çatlakları, sezaryen izleri, bıraktığı tüm kilolar ve hatıralar ile kocaman bir olay.

Bu nedenle beden olumlama hareketini hatırlayalım, konuya çok da fazla takılmayalım. Yine de severseniz Palmer’s serisini öneriyorum. Nolur nolmaz bir kullanın 🙂

37. haftadan edit: Göğüslerimde ve belimin yanlarında çatlaklar az da olsa koyu mor şekilde oluştu. Göbeğimde, kollarımda vs. hiç olmadı. Bu morarmalardan önce bir yere mi çarptım neler oluyor diyerek korkabilirsiniz ama korkmayın, hamilelikten sonra mor renk solarak önce pembeye sonra da gri/beyaz renge bürünecek.

Ben hala Palmer’s kullanmaya devam ediyorum. Çatlağı engellemese bile derinizi beslemesi ve son haftalarda yaşayacağınız inanılmaz kaşıntıları ciddi anlamda azaltması bile yeterli. Umarım çatlak ile imtihanım bu kadardır 🙂

Hamileliğimde Kullandığım Vitaminler

Hamilelikte vitamin ihtiyacınızın dev olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. İlk zamanlarda bebiş zaten bütün depolarınızı boşaltmak üzere silahını kuşanıp savaş alanında yerini almış bulunuyor. Bu dönemde genellikle doktorlar zaten doğumdan önce başlamanızı tavsiye ettikleri folik asit ile devam etmenizi öneriyor. Ama her doktorun eğrileri, doğruları, tercihleri farklı.

Evet, hamileyken ilaç içmek özellikle sormadan bilmeden danışmadan içmek son derece YANLIŞ. Ama vitaminler bu kategoride değil. Yani doktorunuza mutlaka sorup danışmalısınız kısmı hala geçerli sadece rahatlıkla içebilirsiniz. Benim bu süreçte iyi ki geç kalmadan içmişim dediğim vitaminleri paylaşmak istedim. İmkanı olan, bulabilen lütfen depolarını doldurmayı ihmal etmesin. İlerleyen günlerde kesinlikle ihtiyaç duyacaksınız.

  1. Pregnacare (Vitabiotics)

    Hamilelik döneminde okumaya başladığımda karşıma çıkan ve çevremden de sıkça duyduğum bir vitamindi. Biraz araştırınca ve doktoruma danışınca gerçekten iyi bir vitamin olduğunu anladım. Vitabiotics güvenesi altında Pregnacare serisi tamamen gebelik öncesi, gebelik sırası ve gebelik sonrasını kapsayan vitaminler ve takviyeler üretiyor. Ben gebelik öncesinde haberdar değildim kullanmamıştım.Bu vitamin gebeliğiniz süresince ihtiyacınız olan tüm vitaminleri kapsıyor. Günde bir kapsül kullanılıyor. Doktorunuza danışarak kullanabilirsiniz.

    Kullananlardan gelen öneri ile gebelik sonrası için de alacağım. Emzirme dönemi ve genel olarak postpartum dönemi için de seçenekleri var. Ayrıca hap içmekten hoşlanmıyorsanız, şurup versiyonlarını da sitesinde gördüm.

    Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/pregnacare/original

    Nerede bulabilirim :  Bu aralar birkaç Türk ecza sitesinde de karşıma çıktı. Ben İngiltere’den aldım. Oralara giden gelen birileri varsa mutlaka sipariş verin. Boots mağazalarında kolayca bulabilirler.

    Bu arda bonus: Hamile kalmak isteyen çiftler için de her iki eş için ayrı vitaminleri mevcut.

  2. Osteocare (Vitabiotics)
     

    Gelelim iyi ki almışım ve içmişim dediğim bir diğer vitamine. Bu da yine Vitabiotics güvencesi ile karşıma çıkan Osteocare. Hamilelikte ciddi kramplar, diz-bel-sırt-bacak ağrıları yaşayacağınız artık her yerde boy boy önceden söyleniyor. Çoğu doktor bu konunun üzerinde anladığım kadarı ile pek durmuyor. O gün geldiğinde bu duruma çok fazla dayanamazsanız ne yapıyorlar bilmiyorum. Fakat ben yine doktoruma danışarak ve biraz da okuyarak kalsiyum-magnezyum almam gerektiğini farketmiştim. Zaman kaybetmeden kullanmaya başladım. Ve gerçekten çok ağır bir hamilelik geçirmeme rağmen kramplardan, ciddi kemik ağrılarından henüz nasibimi almadım. Çevremde benden daha erken gebeliği olup bu ağrılarla savaşan arkadaşlarım var. Benim başıma gelmez demeyin ve mutlaka kalsiyum magnezyum için doktorunuza danışarak bir vitamin seçin.Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/osteocare

    Nerede bulabilirim :  Yine aynı serinin bir ürünü olduğu için ben İngiltere’de Boots mağazalarında buldum. Ama bu ürün Türkiye’de var. Fiyatı sanırım biraz daha yüksek. Giden birileri olursa istemeyi unutmayın.

  3. EFA 1200 – Omega 3

    Yine doktorumun önerisi üzerine başladığım, araştırmalarım sonunda bulduğum EFA 1200 Omega Yağı gerçekten gerek dozu gerek yine balık jelatininden yapılması ile beni mutlu etti. (Çoğunda sığır jelatini kullanılıyor, ben pesketaryen olduğum için – yani sadece deniz mahsülleri tükettiğim için – onları içmek istemedim.)Omega 3 kullanımına genelde doktorlar 4. aydan sonra başlayalım diyorlar. Fakat yapılan araştırmalarda artık gebeliğin başlangıcı hatta öncesinde bile Omega 3 kullanımının öneminden bahsediliyor. Bebeğe çok ciddi destek olmakla birlikte, anne için de hormonal dengesizlikten kaynaklı depresyonu engellediğinden bahsediliyor çalışmalarda. Özellikle, doğum sonrası lohusa depresyonunu engellemek için doğumdan sonra da devam edilmesi şiddetle öneriliyor.

    Detaylı bilgi : https://www.eczane.com.tr/new-life-efa-s-1200-45-kapsul

    Nerede bulabilirim : Türkiye’de eczanelerde kolayca bulabilirsiniz.

 

Korka Korka Yazıyorum : 27. Hafta

Günlüğe devam etmek istediğim için, hala bu kişisel deneyimlerin birilerine illa dokunduğunu düşündüğüm için; evet başlıkta da söylediğim gibi korka korka 27. hafta hakkında yazmak istedim.

Neden 5 haftadır bloga adım atmadım? 

Bu sürede, biraz inen çıkan hormonlar, kaybolan dengeler derken durup dururken nazara inanmaya başladım. Ama bunun nazarla falan ilgisi yok tabii ki, her şey tıbbın işi. Son yazımdan sonra (okumak isterseniz burada), tam bunlara kendinizi kaptırmayın, işte inancınızı yüksek tutun derken kendimi yine 22. haftanın sonunda hastanede buldum. Ve bu seferki bir faciaydı!

Öncelikle burada önem verdiğim bir konu var. İlk defa hamile kalacaklar, kalanlar için çok önemli bir konu olduğunu düşündüğüm kasılmalar. Siz hastaneye gittiğinizde veya kitaplarda okuduğunuzda “Kasılma var mı?” diye sorarlar ya da kasılma olduğu anda doktorunuzu arayın diye yazarlar. E peki bu kasılma nedir, biri bunu etraflıca anlatabilir mi bize? Yoook, bunu anlatabilen bir tıp insanı görmediğim gibi; ben kasılmanın ne olduğunu yine hamile kadınların dertleştiği bir forumu okurken çözdüm. (Sağlık Okuryazarlığı 101)

Nedir bu kasılmalar? Gebelikte Kasılma Nasıl Olur? Sahtesi Var Mıdır?

Evet sahtesi var. Öncelikle bunu söyleyerek sizi rahatlatayım. Bunların adına da Braxton Hicks kasılmaları diyoruz. Sonra gelelim gerçek kasılma tarifine. Birçokları zaten onu yaşayınca anlarsın gibi saçma sapan bir açıklama yapabilir. Ya da bazıları  karnında olduğunu, bazıları ise biraz daha aşağıda olduğunu söyler. Ağrıyı şart koşanlar da olabilir. Ben size ne yaşadığımı, bunu gecenin 03:00 ünde forumlardan okuyarak nasıl keşfettiğimi ve hastaneye yetiştiğimi anlatacağım.

Öncelikle kasılmanın en güzel tarifi, bir anda sanki bir havluyu sıkar gibi karnınızın içinde bir şeyin şiddetle sıkılma hissidir. Bu sıkışmaya da benzeyebilir.  Sıkılan veya sıkışan şey aslında rahminizdir. Tam o anda, karnınızda belirli bir bölgede bebeğinizin kafasına, ayağına, sırtına benzetebileceğiniz ÇOK SERT bir yumru olur. Eğer ağrınız yoksa, muhtemelen bunu “Bebeğim çok hareket ediyor” veya “Ah geldi bak kafası bu kafası” diye heyecanla karşılabilirsiniz. Çünkü ben de önce böyle yapmıştım.

Çoğu kitapta da söylediği gibi, kasılmanın şiddeti ve zamanı çok önemli. Bu duruma eğer kasıklarda regl benzeri ağrı eşlik ediyorsa kesinlikle doktorunuzu arama vakti. Ağrınız yoksa bile, eğer 1 saat içinde defalarca bu hissi yaşadıysanız yine doktorunuzu arama vakti. Kasılmanın süresi de önemli. Mesela bu çok sert yumru ve ağrı ne kadar sürüyor ve sonunda rahatlamanız kaç dakika alıyor? Eğer 15-20 saniyeden fazlaysa yine doktorunuzu arama vakti.

Ben bu kasılmaları 2-3 dakikada bir yaklaşık 1.5 dakika sürecek şekilde sanırım 24 saat yaşadım. Sonunda gaz sancısı, ya da bebek hareketi olmadığını anlayarak hastaneye gittiğimde Erken Doğum Tehdidi ile alalacele hastaneye yatırıldım ve evet maalesef bu sefer o berbat serumdan kaçamadım.

Neler Gördüm, Neler Geçirdim?

Çok fazla detaya girip burayı bir kara deftere çevirmek istemiyorum. Hayatımın en kötü günleriydi sanırım. Korku, acı, stres, hayalkırıklığı, üzüntü, yalnızlık.. Ne ararsanız vardı. Bol sıvı almak, daha önce de yazdığım gibi, çok önemli olduğu için 7/24 seruma bağlıydım. (Günde mutlaka minimum 3 litre su içmelisiniz.) Progestan’a tekrar başladım. Tabii ki Proluton iğneyi tekrar tattım. Ve Endol ile tanıştım. Bütün bu kokteyl üzerine, tüm baskılara rağmen evde dinlenmek istediğimi söyleyerek hastaneden çıktım.

 

Şimdi çok şükür bütün bunların yanında, iyiyim.

27. Hafta Neye Benziyor, Ben Neye Benzedim?

27. haftaya ben mutlu girdim, çünkü eşim yurtdışından yanıma geldi. Evime, huzuruma kavuştuğum bir psikolojik destek bulmuş oldum. Fakat 27. hafta gerçekten kendimi -abartmıyorum- Beyaz Show’daki Obez Usta ile kuvvetli empati yaparken bulduğum bir hafta oldu. Bir kere, böyle bir açlık yok! 2 saatte bir kan şekerim yerlerde. Bu arada 26. haftada Şeker Yükleme Testi yaptırdım ve başarı ile geçtim. Bu nedenle bu açlıkları anlamam mümkün olmuyor. Fakat sanırım küçük kurabiye ne yediysem hapur hupur mideye indiriyor, benim vücuda bir şey kalmıyor. Açım aç!

Onun dışında, gittikçe devasalaşan bir karın var. Sadece devasalaşsa neyse, bu dengemi de bozuyor. Şişirilmiş balon gibi, oturduğum yerden kalkamıyorum, yatamıyorum, yürüyemiyorum yani bunları yaparken kesinlikle göbeğime kum torbası bağlamışlar gibi çok zorlanıyorum. Henüz dengemi bulamadım.

Sırtım aşırı ağrıyor. Hamile yastığı denilen yastıklardan bir tane hamileliğin başında eşim hediye etmişti. Ne olduğunu ve kıymetini ürünü beğensem de çok anlamamıştım. Fakat şimdi her yere onunla gidiyorum. Kıvırıp sırtıma koyuyorum, gece de bacak arama koyarak uyuyorum. Böyle bir yastık edinmenizi şiddetle tavsiye ederim. İnternette kolayca bulabilirsiniz. Şu an benim en yakın dostum bu fasülye yastık.

Biraz sinir stres de arttı sanki. Nasıl bir stres derseniz, üniversite sınavına girecekmişim gibi bir stres. Zamanın biraz daha geldiğini hissediyorsunuz tabii. Bebiş hareketleniyor, karın büyüyor, tarihler yaklaşıyor. Yani tüm bunların bir oyundan ibaret olmadığını anlama haftası oldu benim için. Bir an önce beşik, kıyafet, ana kucağı ve bilimum neyi varsa almam gerek. Hala bunu idrak etmeye çalışıyorum. İnşallah alışverişe başlayacağım. Elim hep geri geri gidiyor. Biraz daha sabredeyim.

Özetle ben şişirilmiş ve eğri büğrü oransız bir balon gibiyim. Ya da sumo güreşçisi kıyafeti giyerek birbirlerine vuran insanlar gibi. Öyle işve cilve, yüzümde parlayan bir nur, başımda bir hare falan yok.

Annelik çok harika, çok fantastik bir duygu durum tamam buna yürekten katılıyorum. Eşsiz bir şey. Hatta erkeklerin, kadın bu kadar çile çekerken çocuk hakkında bir sürü hak iddia etmesine de bu aralar takmış durumdayım. Biz çekiyoruz, biz okuyoruz öğreniyoruz, her şeyi biz düşünüyoruz; sonra yok efendim o benim soyum. Hee, ben zaten sadece taşıyıcıyım öyle mi? (Çok pis feminist damarım tutuyor bu sinirle, ama bu başka ve ciddi bir konu.)

Özetle, buralara düşe kalka geldim. Pes etmeye de, nazara göze söze falan da kapılmaya niyetim yok. Aa bir de klasiktir, eklemeden olmaz, kimler yanımda kimler değil eh tabii onu da bir güzel öğrendim. Hayat iyi günde ve kötü gündekileri çok güzel ayırır, siz bununla asla uğraşmayın.

Hamilelik kadının en büyük gücünü ortaya koyduğu dönem. Tüm kız kardeşlere kocaman sabır, güç ve azim diliyorum.

Not : Yazıdan da anlaşılacağı gibi, bu haftalarda kafa gidip geliyor, bir iniyor bir çıkıyor, bir mantıklı bir serzenişte, bir kızıyor bir gülüyor. Bu da bize anı olsun.

 

22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz

Bir süredir istediğim hızda yazamadım çünkü 20. haftaya girip usul usul ilerlerken karşı takımdan (myomlardan) katlanılamaz bir gol haberi geldi. Tam 21. haftaya girdiğim cuma sabahı, bu zamana kadar beni şiddetle uyardıkları ama benim tanışmadığım o ağrıyı tanıdım. (Kasıklarınızda, regl benzeri ama daha keskin ve devam ederek şiddetlenen bir ağrı) Önce biraz sakinlikle beklemeye çalıştım, biraz geçince doktorumu aradım ve hemen gel talimatı ile hastanedeydim. Ben çantamı alıp çıkmıştım, en kötü ihtimalle birkaç iğne olup eve geri dönecektim. O stres dolu ultrason için uzanıp beklerken, doktorumun yüzündeki bir an gelip giden endişeli bakışı görmek beni bitirdi! “Müge ” dedi, “Sen biraz hastanede misafirimiz ol, gel biz seni yakından takip edelim.” 

İlgili resim

Bunu duyduğunuzda; yaşayanlar veya ultrasonda bebeğini görmeye çalışanlar, o yatağa bilmemkaç kere uzananlar pek iyi anlar ki, aklınıza binbir tane berbat senaryo geliyor. O sırada doktor nazikçe bir şeyler açıklamaya çalışıyor, siz elinizde yatış kağıtları falan derken, kendinizi bir hastane yatağında hunharca damar yolu açmaya çalışan hemşire ile başbaşa buluyorsunuz. (Berbat bir şey, ama zafer benim oldu ve damar yolu açılmadan oradan ayrıldım. Siz bunu denemeyin.)

Önce sakin ve güzel hissettiriyor, oh tamam her şey kontrol altında en azından ya araba kullanırken veya tek başıma iken olsaydı bu ağrılar diyerek kendinizi yatıştırıyorsunuz. En azından ben öyle yaptım. Sonra ağrılar gittikçe şiddetlendi. Hastane ortamına akşam çöktü. Kaos üstüme üstüme gelmeye başladı çünkü 2 saatte bir elinde kallavi bir cihazla odaya dalanlar bebeğimin kalp sesini dinlemeye çalışıyordu!pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

Bu da size rahatlatıcı gelebilir fakat üniversite hastanesi olduğu için, malum asistan doktorlarımız, internler (tıp fakültesi 6. sınıf öğrencileri) tüm iyi niyetleri ile oradalar. Fakat o cihazı hayatında ilk defa görmüş intern öğrenci, sizin bebeğinizin kalp sesini dinleyeceğim diye “Bebek yok.” veya “50-60 civarında atıyor” (normal olması gerek 120-160 aralığı) dediği anda o yatakta donuyorsunuz. Sonra orada sizi karnınızda ultrason jelleri ile bırakıyor, asistan abla/abi bulmaya gidiyor, o asistan abla bu sefer sizin ritminizi dinleyip bir şeyler sallıyor, sonra o abla abi doktora soruyor ve bu sabaha kadar 2 saatte bir yenileniyor! Bırakın uyku uyumayı, her 2 saatte bir psikolojik travma nasıl olur, bir insan son derece pozitifken nasıl delirtilir sınırına geçtiğimiz haftasonu ulaştım!

Burada anlatacak, söylecek o kadar anım oldu ki, o birkaç günde. Sanırım bebişin kalp atışlarının normale dönmesi ve benim de daha fazla orada kalırsam stres kaynaklı kasılmalar yaşayacağım kaygısı ile koşarak eve döndüm ve daha fazla bu macerayı hatırlamak istemiyorum.

Hamile/myomlu hamile/hamile olmak isteyen tüm kadınlara söyleyeceğim kendinizi bütün bunların içine nolur kaptırmayın. Daha beter hasta oluyorsunuz. Doktorunuz ile tüm sıkıntılarınızı paylaşın ve korkmadan kendiniz bir şeyleri aşacağınızı bilin.

Myomlu hamilelik konusunda gidişat şu : Benim canavar myomlardan biri bebişin beslendiği plasentanın 3/1’ine yapışmış durumda. Evet maalesef. Ama bize 3/2’si de yeter diyerek bol bol yiyorum, besleniyorum. Kan pıhtılaşmasını önlemek için Bebek Asprini (100mg) kullanıyorum. (Doktorumun önerisi ile)

Durumlar böyle olunca Progestan‘a geri döndüm. Bir de Proluton iğne oldum. Bu iğneyi sürekli olan kadınlara gerçekten sabır ve güç diliyorum. Hatta onların zaten çok güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçekten biraz zor bir iğne. Ama bebiş için değer diyoruz.
pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

20. haftada neredeydim, 22. haftada nerelere geldim? 

  • Artık oturarak yemek yiyemiyorum, çünkü bükülen kasıklarımdaki ağrı tarif edilemez.
  • Sürekli yatar pozisyondayım, bu beni yatağa yapışık hale getirdi.
  • Ayakta kısa kişisel işler dışında pek duramıyorum.
  • Araba kullanmam yasak.
  • Başkasının arabasında arka koltukta İzmir-Çeşme arasında otoban olmasına rağmen en ufak bir sallantı bile beni çok yoruyor.
  • Ayaklarıma oje sürmem çok zor.
  • Bazı kişisel işleri halletmek göbek yüzünden çok zor.
  • Eğilemiyorum.
  • Yaz olmasa sanırım ayakkabılarımı bağlayamam, çorap giyemem şu an.
  • Çok fazla su içiyorum. Dolaşım sistemini arttırmak için mutlaka su içmeniz gerekiyor. Günde 4-5 litre su içmenizi öneriyorlar. Ben zorla 3 litre içiyorum şu an.
  • Uyumak bir azap. Sağa yatamıyorum. Kan akışı kesileceği ve rahat olmadığı için. Sola yatıyorum, bir süre sonra sol yanım uyuşuyor. Sırt üstü yatınca bazen karnımda ağrı oluyor. Gel de uyu!
  • Ağrılarımı dindirmek için sadece Parol içebiliyorum. En hafif ağrı kesici. Diğerleri yasak.
  • Alt bacağımda bile selülit gördüm!
  • Henüz çatlağım yok, ama mazallah olmasın diye sürekli yağlı güreşçi gibi geziyorum.
  • Arada bir burnum kanıyor.
  • Diş etlerim çok hassas. Her fırçalamada kanıyor.
  • Sanırım bir iki haftaya alyansımı takamayacağım.
  • Sürekli tekme/hareket takip eden bir deliye dönüştüm.
  • Hormonlarım yükselişte. Bazı geceler sürekli ağlama krizi geliyor. Bu dünyada yalnızım ve yapayalnız bir başıma bebeğim olacak gibi saçma sapan kuruntularla ağlıyorum.

İlgili resimŞimdi bu hamilelik çok büyülü bir şey, fiziğimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim diyenler bir adım öne çıkabilir mi? Onlara bir iki cümle fısıldayacağım.

Bütün bunların benim myomlarımla her ne kadar ilgisi olsa da, bir yandan da aslında yok. Doktorumun da söylediği gibi, hamilelik çoğu zaman böyle bir şey. Bu zorlu günleri yaşadığımda yanımda olan, olmak isteyen arkadaşlarımdan gelen mesajlar; bebeği olan bazı arkadaşlarımın da bu yollardan geçtiğini bana gösterdi. Sabretmem için kendi yaşadıklarından bahsetmişlerdi. Peki ama, dedim içimden. Şimdi benim bugüne kadar gördüğüm, izlediğim portre çok güzeldi. Harika bir hamilelik geçirdi, harika bir çocuğu oldu, ve şimdi çok mutlu! Hayır! Her şeyin bir perde arkası var. Tabii ki herkes her şeyi herkesle paylaşacak diye bir şey yok. Bunlar kişilerin özeli. Ama ben bu blogu açarken, özellikle paylaşmak istemiştim.

Hamilelik toz pembe değil, ve olmayacak sevgili kız kardeşler. 

Bununla ilgili toplumsal kaygılı yazımı da sonra yazacağım,

Direnmeye devam.

 

 

20. Haftaya Girerken : İsim savaşları!

Bu yazıya başlarken dur biraz araştırayım da öyle yazayım dedim, sonra kendimi makaleler arasında buldum ve pöf dedim iş mi bu, blog. Yani benim bu huyum yüzünden zaten bir süre sonra sıkılıp yazmayı bırakıyorum. Her şeye kapsam yüklemekten..

Yarın kurabiye hanım ile 20. haftaya giriyoruz. İşte yolun yarısı.. Epey debelendik bu günlere gelmek için. Bundan sonra da bir bu kadar daha debeleneceğiz belli ki.

Tekmeler, hareketler, bir kıpırtılar, tok toklar duymaya başladım. Biraz öne eğilip oturduğumda kıpır kıpır, “Arkana yaslanır mısın burada çok sıkışıyorum!” sesi duyuyorum. Bu yüzden öne eğilip yemek yemek, laptop ile çalışmak zorlaşmaya başladı. Hep istiyor yatalım, arka üstü semirmiş inekler gibi. Bu iş biraz sıkıcı olmaya başladı küçük hanım ona göre. Ama sonra düşününce üzülüyorum, ona da içerde pek yer bırakmamış ki benim vücut. Myomlar dizi dizi. Koca koca. Yavrucak nerede dursun, nerede yatsın, ne yapsın? Ben de sıkıştırınca, hop! diyor basıyor tekmeyi.

Sıcaklardan aşırı bunaldım, bu da en önemli notlarımdan 20. haftaya. Hiç kış günü doğacak bir bebeğim olacağını hayal etmezken, şimdi bunda baya büyük bir hayır varmış diyorum çünkü sıcak beni sadece bunaltmıyor, sinirlendiriyor! Bezik bir insan oluyorum. Hatta bu sıcak ülkelerdeki insanların neden tembel teneke ve yatmaya meyilli olduğunu da bu küçük çaplı teorim ile açıklıyorum. Sıcakta kafamı kalıyor insanda! (Of çok güzel stereotipik analiz yaparım.)

baby name ile ilgili görsel sonucu

İsim karmaşı da dört koldan sürüyor. Şimdilik aklımızda birkaç isim var ama isim işi gerçekten zormuş. Aşık olduğun bir isim olmalı. Yoksa tüm güzel isimler bile kötü geliyor kulağa. Hepsine bir benzetme hepsine bir kulp buluyor insan. Hadi sen beğendin, sağdan soldan abuk yorumlar geliyor, hadi ya böyle mi düşünecekler şimdi diyorsun. Kimsenin ne düşündüğü umrumda değil de, ya çocuk ilerde zorlanırsa? Aman diyorum sonra, çok bilindik isimleri sevmiyorum zaten diğer tüm şeyler gibi, illa farklı olacak illa abuk bulunacak, o zaman kime ne?

İsim konusu bizim gibi bir anne baba iseniz hayli zor. Çünkü hem kısa olacak, hem anlamlı, hem uluslararası, ama Türkçe’de de manalı. Söylemesi kolay, dalga geçilmeyecek türden, isimlerimiz ile uyumlu, eh bir de sevimli. Ama öyle kedi gibi sevimli değil, ilerde …. Hanım olduğunda da havalı! Haydi kolaysa bul bakalım. Bul, sonra bana yorumlarda yaz sayın okuyucu, çok hora geçer 🙂

baby name ile ilgili görsel sonucu

Evlendiğimizde kızımız olursa adını …. koyacağız diye dolaşıyorduk, o zamanlar pek romantikti. Ne zaman ben hamile kaldım ve kızımız olacağını öğrendik, o isim bize çok çirkin gelmeye başladı. Sonra bir de annenin babanın yok anneannenin dedenin beğenmesi gibi bizim ailede şart olmayan ama insanın içine hafiften kurt düşüren durumlar da var. O zaman işte bende savaş kılıçları çekiliyor!

Bakalım ismi ne olacak.. Gerçekten ben de merak ediyorum.

Bir ara, bi isim buldum. Birkaç gün o isimle seslenmek istedim. Tamam dedim yarın uyandığımda bu isimle sesleneceğim. Sonra seslendim falan. Bir garip geldi kulağıma. Tekrar açıp baktım isme, meğer yanlış söylüyormuşum. Daha ismi aklımda tutamıyorum! Hop gitti çöpe.

baby name ile ilgili görsel sonucu

20 haftaya gelirken, myomlarım ile yaşadığım zorluklar ile başladığım bu yolculukta (+ hormonların da destekleyici caanım gücü) yine myomlu hamileler için güzel şeyler söylemek istiyorum.

Bana bu yolculuğa çıkarken, her şeyin aşırı derecede ama bakın AŞIRI derecede zor olacağını, mümkünse yataktan çıkamayacağımı, ağrılardan kıvranacağımı, bebeğimin sıkışıp kalabileceğini offf aklınıza daha neler gelirse söylediler. Kabus gibi bir süreç başlangıcıydı. Utanmasalar, myomlar seni uykunda içten içten yiyecek diyeceklerdi de biraz sakinleştiler.

Durum böyle olunca ben çok korktum. Her gebelik riskli, risk doğum anına kadar hiç bitmiyor. Ama ilk zamanlarda yaşanılan risk endişesi, başıma neler gelecek kabusu hiç bitmedi. Hala en ufak bir sancıda, bel ağrısında, “Allah” diyorum, “Geliyor bahsettikleri öcüler!” 

Amaaaa, yok öcü möcü! Zaten hamile kalmaya başlamadan önce de çok inandığım, üstünde çalıştığım, kalpten istediğim düşünce gücü-gerçekten istemek-pozitiflik-olumlama-enerji gibi kelimelerin altı dolu olunca çok işe yaradığını gördüm. Hayır dindar biri değilim. Dinleri eleştirel bir şekilde merak eder, okur, öğrenirim. Ama inançlı biriyim. Neye kime nasıl olduğunun kimseye faydası yok. Sadece bana faydası var ve bugün kendimi gerçekten İYİ hissediyorum. Bunun arkasında sürekli kuruntu yapan, öyle böyle şöyle aman yarabbim sonum geldi modundan silkinmem yatıyor.

Bunu gerçekten büyük oranda azalttığımı düşünüyorum. Normalde benim şartlarımdaki bir insanın çok ciddi sıkıntılara imza atması beklenir. Ben de kendimden bunu beklerdim – eskiden olsa! Hatta bana her şey normal bazen de üzücü gelebiliyor. Ama çevremdeki herkes çok iyi göründüğümü, tahminlerinden daha iyi olduğumu söylüyor. Öyleyim! Çünkü bu bir mucize, bana bu mucizeyi veren beni üzmeyecek biliyorum.

Evet bu kadar spiritüellikten sonra, nazar değmesin, orada olduklarını kabul edip yüz vermediğim myomlarım ile gebeliğim son derece sağlıklı ilerliyor. Bu konuda lütfen güçlü olun. Doktorunuzun desteği bu konuda çok önemli. Baştan alınacak bazı önlemleri almakta gecikmemeli. Mesela Progestan kullanımım gibi. Bunu kanamanız olduktan, bazı zorlukları yaşadıktan sonra tercih etmesi sizin için üzücü olabilir. Doktorunuzun takibi, sizin gücünüz ve inancınız sonucu hayli güzel giden bir gebeliğiniz olabilir.

Haa, bu arada bir dakika, ben baya zorluk yaşıyorum. Ama bunlar bana bahsedilen zorluklar değil. Sadece ağırlık kaynaklı başka zorluklar. Varsın o da olsun.

Lütfen istediğiniz hiçbir konuda umudunuzu kaybetmeyin hemşireler! Eğer bu yazının sonuna kadar geldiyseniz yorumlar kısmına kendi tecrübelerinizden bir iki kelime bırakabilirsiniz böylece başka okuyucular da bunlardan faydalanabilir.

Yolun 2. yarısından tekrar bildireceğim,

Sevgiler.