Kız Çocuklarına Dokunan Film : Dangal

Dün akşam sonunda Arda’yı 2,5-3 saat süren bir başka Aamir Khan filmi izlemeye ikna ettim ve Dangal‘ı izledik. Evet, konusu hakkında az çok fikrim vardı ve IMDB puanı (8,6), Aamir Khan filmi olması vs derken güzel bir film izleyeceğimizi düşünüyordum. Fakat güzelden öte etkileyici bir film izledik.

Öncelikle Hint filmi ve uzun bir film olduğu için izlemekten çekinebilirsiniz ama çok akıcı olduğunu söylemem gerek. Resmen bir hayatın içine girmiş gibi olduk.

Filmi anlatmayacağım, ya da spoiler verecek her şeyden kaçınacağım için bu filmi sadece kız çocuklarına dokunan güçlü yanı ile övmek istiyorum. Ülkemizle Hint kültürünün benzeşen çok yanı var. Bunu, Aamir Khan filmlerini izlemeden önce bilmiyordum. İzlerken, bizim ülkemizdeki, kültürümüzdeki kız çocuklarına bakış algısının bir benzerini göreceğinizi düşünüyorum. Ve bu algıya karşı direnen bir hikayeyi izlerken keyif alacağınızı da.

Haydi kendinize biraz vakit ayırın, bazı şeyleri hissetmek için hazır olun ve basın kumadaya.

 

Hamileliğin 34. Haftasında Sizi Neler Bekliyor?

Bu günlüğün de sanırım sonlarına gelmeye başladık. Bir başka yazıda bahsetmiştim günlük tutma – arşivcilik işlerinde hiç iyi değilim diye. Bunu da elimden geldiği kadar sürdürmeye çalıştım. Bu seferde hem yaşadıklarım hem sizin de başınıza gelebilecekleri yazıyorum.

Hamilelikte 33. haftadan sonra işlerin rengi biraz değişiyor bunu söylemem gerek. Ama bu benim ne kadar zor bir hamilelik geçirdiğimle de ilgili değil, gördüğüm kadarıyla çoğu hamile aynı dertlerden muzdarip. Sırasıyla sizi neler beklediğini sayıyorum.

Bir kere artık uyumanız imkansıza yakın. Neden derseniz, kocaman olan göbeğiniz ile sağa sola dönmek tam bir kabus. Sağdan sola dönerken plan yapmanız gerek. Bu sırada açılan uykuyu saymıyorum. Sırt üstü yatmak yasak, çünkü aort damarına yapılan baskı ile tansiyon düşüşü yaşayabilirsiniz (ki yaşanıyor), uykuda eğer farkında olmadan sırt üstü yattıysanız zaten tansiyonunuz düşünce istemsizce uyanıyorsunuz.

Durduk yere bir anda düşen tansiyondan da söz edelim. Bunun için az az sık sık yemek, aniden ayağa kalkmamak, ayakta iseniz dikilmek yerine mutlaka hareket halinde olmanız – aerobik yapın anlamında değil adım atın anlamında – ütü/ yemek vs. yapıyorsanız ayağınızın altına bir destek koyarak sırayla ayaklarınızın önce birini sonra diğerini yaslayarak destek almalısınız. Aynı anda iki ayağınızın üstünde durmanız beliniz ve sizin için iyi değil. Bu yöntemi yapmayarak, belimi fıtık ettim. Ayrıca tansiyom mutlaka yemek yaparken düşüyor. Bilginize.

Üstüne üstlük, çok su tüketmeniz gereken bir dönemdesiniz. Bunun sebebi; erken doğum, kontraksiyon / kasılma vb. problemleri önlemek için mühim olan dehidrasyonu azaltma operasyonu. Gün içinde en az 3 litre su tüketmelisiniz. Bu da size tuvalet yoluna döşenmiş çiçekli bir yol olarak geri dönüyor. Gün içinde hadi neyse ama gece sayısız kere tuvalete kalkmanız gerekiyor. Bir de artık bebeğiniz baş aşağı pozisyona geçtiyse ve idrar torbanızı bir yastık gibi kullanıyorsa vay halinize! Bir bardak su içtiğiniz anda o uyku size haram. Üzgünüm.

Gelelim diğer bir engele. Eğer magnezyum ve kalsiyum tüketiminiz az ise veya bunun için ekstra destek bir vitamin almıyorsanız (bkz. hamilelikte kullandığım vitaminler) geceleri bacaklarınızda kramplar yaşamanız muhtemel. Bunu engellemek için bol bol muz da tüketebilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromu da bir başka uyku engelleyici. Sanırım ne kadar güzel ve keyifli bir dönem olarak adlandırılsa da, bir bilinmezliğe yaklaşmanın annede yarattığı önüne geçilemez bir stres mevcut. Ve bu, geceleri huzursuz bacak ve anksiyete olarak geri dönüyor. Ben araştırıp, melisa ve yasemin karışımı bir çay seçeneği buldum. Sadece melisa çayı da olabilir. Bunu içerek kendimi gece yatmadan önce sakinleştiriyorum. (Fakat unutmamanız gerek! Bitki çaylarını hamilelikte günde 1 bardaktan fazla tüketmemelisiniz. 2 bardak yazıyor her yerde ama bu bardağın boyunu hesaplamak ile risk almak demek. Ayrıca içilip içilmeyecek bitki çayları listesi de var. Onu yazarım.) Çünkü ister istemez yatağa yattığınızda aklınıza sınırsız düşünceler hücum edebiliyor. Siz ne kadar “ben rahatım yeaa” deseniz bile.

Braxton Hicks (doğum sancısı, kasılması olmayan; rahmi doğuma hazırlayan, düzensiz kasılmalar) olmasını umduğumuz kontraksiyon / kasılmalar da nefesinizi keserek sizi uykunuzdan uyandırabilir. – 1/5/1 kuralı! 1 saat içinde, 5 dakikada bir, 1 dakika ve daha fazla uzunlukta süren kasılmalarınız varsa hemen doktorunuzu aramalısınız. Bunlar braxton hicks değildir. 

Yani özetle o eski uykulara yavaş yavaş veda ediyoruz. Galiba bu da bebişle birlikte gelecek olan uykusuz gecelere bir antrenman.

Bütün bunlar dışında progestan hormonun etkisi ile eklemlerin gevşemesi, bedendeki ağırlık merkezinin değişmesi, benim bebişin tamamen sol tarafıma kendisini bırakması ile artık yürümek çok ama çok zorlaştı. Sanırım sol kalçam ve bel bölgemde bir fıtık oluştu. Umarım yavaş yavaş geçer, yoksa bu şekilde artık sırt ağrılarım, göğüs kafesime baskı yapan ayaklar ve yürüyemediğim bir bacak ile son haftalar inanılmaz zor olacak.

Anne adaylarının gönüllerinin sultanı hastane çantasından konuşmazsak olmaz. Biz hastane çantamızı yaşadığım durumlardan korktuğumuz için erkenden hazırlamaya başlamıştık. Şu an neredeyse eksiksiz bir şekilde hazır. Eksiksiz diyorum ama bu konuda herkesin çantası kendine. Araştırırken kimileri 2 gecelik, 2 bebek kıyafeti ile bir çanta kapıp hastaneye gitmiş. Kimileri valizlerle. Ben sanırım o valizlerle kategorisindeyim. Çünkü hastanede ne kadar kalacağımı ve neye ihtiyaç duyacağımı bilmemek beni gerer. Eksik olduğunda birilerinin o sırada eve veya oraya buraya koşturması da beni gerer. O yüzden biz eşimle her şeyimizi listeledik ve tek tek bebek valizi / anne çantası / baba çantası / bir de gerekli olabilecekler çantası diye ayırdık. Bu size anormal gelebilir veya doğum yaptığınız hastane zaten her şeyi sağlıyor olabilir. Ama bizim durumlar biraz farklı. Ve biz galiba biraz garanticiyiz.

Hastane çantası ile ilgili de bir yazı hazırlayacağım. Artık hangisi size uygunsa belki işinize yarar. Başına da her blogta olduğu gibi EN KAPSAMLI LİSTE yazmayı ihmal etmeyeceğim, ahahah 🙂

http://www.buseterim.com.tr/moda/sonbahara-ozel-balkabakli-brownie/2016
Damla Şeftalicioğlu tarifi ve fotoğrafıdır.

Hadi size bu sıkıntılardan bahsederken, arada bir güzellik yapayım. Dün akşam hatta gecenin bir yarısı üşenmeyerek Arda (eşim) ile balkabaklı brownie yaptık. Zaten tatlıya olan merakım tavan yapmış durumda. Muhteşem bir tarifti. Şurada tarifi bulabilirsiniz. Günler yiyerek, bol su içerek ve mümkünse sürekli yatarak geçiyor. Hiçbir sosyal hayatım kalmadığını itiraf edebilirim. Ben de mutfakta sosyalleşiyorum. Bu hamilelere önerilen bir şey değil. Siz de iyiyseniz kesinlikle bunu yapmayın, çıkın, gezin, dolaşabildiğiniz kadar dolaşın, arkadaşlarınızla buluşun. (Sinirinizi bozmayacak olanlarla) 

Son kulvara girmişken, artık evde olmaktan, bu bağımlı durumdan o kadar sıkıldım ki; bizim bebişko doğsun kendine gelsin ve hep beraber dağ tepe gezelim istiyorum. Şimdiden kendisini buna hazırlasa iyi olur. Çünkü eve kapanıp elimde ağız bezi ile koşan bir anne olursam, bileklerimi dikine kesebilirim. (Böyle olan annelere lafım yok, benim hamileliğim zor geçti bi kereee.)

Hazır tarif vermişken, mide yanmalarından konuşmazsak gözüm açık giderim. Özellikle gece ağzınıza ağzınıza gelen acı sular unutulmayacak hamilelik anılarıdır. Halk arasında “saçlanıyor, saçı çıkıyor, ondan miden yanıyor” diye uydurdukları bu konuyu izah edeyim; saçı maçı çıkmıyor, sen yanlış yemekler yiyorsun kardeş. Mesela bu konuda beni mahveden açık ara : salça ve salçalı yemekler. Bazen karabiber gibi baharatlar da midemin coşmasını sağlıyor. Siz de bu konuda 3 şeye güvenebilirsiniz. 1. sizi rahatsız eden bu güçlü aromalardan kaçının. 2. yastığınızı yükseltin, üstüste iki yastıkla uyumaya başlayın. Boynunuz kopabilir, ama midenizden gelen o asit yerine tercih edebilirsiniz. 3. Doktorunuza da danışarak Gaviscon şurup kullanabilirsiniz. İyilerin dostu, mide asitlerinin amansız düşmanı.

Bir de okumuştum, gerçekten de hissediyorum. Hamileliğin son dönemlerinde ilk dönemlerindeki gibi iştahsızlık, halsizlik durumu geri gelebiliyormuş. Ne yaparsanız yapın yorgun hissediyorsunuz. Bu doğru. Öyle ben 9 aylık hamileydim, düğünlerde pistteydim diyenlere inanmak güç. Bilim var karşımızda bilim!

Bunun bir sebebi de, son aylarda artan kansızlık ve demir ihtiyacı. Bugünlere kadar normal değerlerle geldiyseniz bile, mutlaka düşüş yaşayabilirsiniz, çünkü bebeko ve plasenta ikilisi sizi daha güçlü sömürüyor. Belki demir takviyesi almanız gerekebilir, doktorunuz veya ebenize danışın.

Bel ve göbek çevrenizde, ya da kollarınızda, bacaklarınızda artmış, çıkmış, belirmiş olabilecek çatlaklardan ise hiiiiiiiç bahsetmiyorum. Onun için kullandığım kremi ve önerilerimi şurada yazmıştım.

Yarın doktor kontrolümüz var. Haberler ne olacak bekliyoruz. Ve evet, son 3 aylık dönemin yani 3. trimesterın sloganı kesinlikle:  “Alın şunu içimdeeeeeen!”

İlk Anneliğim: Joy ve Yulaf

Joy ve Yulaf

Yukarıda görmüş olduğunuz benim ilk anneliğimin kızları : Joy ve Yulaf.

Daha önce Joy’un adına açtığım ve yalnızca köpek bakım bilgilerinden bahsettiğim bir blogum vardı. Sürdüremedim. Ve onları da avokado gibi anne çatısı altından ayırmamam gerektiğini fark ederek, yer yer onlarla ilgili de yazılar yazacağım.

Kısa özgeçmişleri 

Joy : Hakkımda kısmında da bahsettiğim, evliliğimizin 2. ayında benim fotoğrafını görüp dayanamayarak ve eşime yoğun ısrarlarım ile sahiplendiğimiz German Shorthair Pointer kızımız. Aslında ırkının pek bir önemi yok. Hatta kırmalık taşıyor Joy. Fakat huyunu tahmin edebilmeniz için ırklarından bahsedeceğim.

Joy Yavru 3Bize gelmeden önce Joy İzmir-Çeşme otobanında annesi ve 2 kardeşi ile aç bir şekilde şaşkınca gezinirken bulunmuş. Buradan onları bulup İzmir Yüksek Teknoloji Üniversite kampüsünde yuvalar hazırlayarak hayatlarını kurtaran Nurhan ve Ozan’a tekrar teşekkür ederim. Bütün kardeşleri ve Joy güzel yuvalara gitti. Anneleri ise kampüsün tatlı köpeği oldu.

Bu sırada biz Joy’u sahiplendiğimizde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki gibiydi. Uzun bir süre alerjileri ile başettik çünkü sokakta annesinde uyuz başlamıştı ve Joy‘a da bulaşmıştı. Fakat bu tedaviler 1-2 ay sonra çok güzel sonuç verdi ve eser kalmadı kirden 🙂 Hatta öyle ki, Joy ne zaman parka gitse herkes tüylerinin parlaklığına, atletikliğine övgüyle baktı. Hatta sokaktan sahiplendiğimizi öğrendiklerinde insanlar çok şaşırdı. Yani, her şey sizin elinizde. Bu kafasında otlar samanlar olan perişan yavru, en üstte paylaştığım dalyan gibi bir köpeğe dönüştü.

Daha önce mama seçimlerimi ve köpek bakım ürünlerimi detaylı anlatıyordum blogumda. Yine bununla ilgili bir yazı yazarım belki. Ama kısaca biz Joy‘un gelişimi sırasında Acana Heritage Large Puppy mamasını tercih ettik. Linke tıklayarak inceleyebilir, alabilirsiniz. Uzun bir süre Joy sadece bu mamayı yedi ve tüy dökme, kaka düzeni, cilt kokusu gibi her konuda çok mutluyduk. Temiz içerikli mamalardan biri. Fakat biraz maliyetli olabiliyor. Sonra uzun araştırmalarım sonucu Brit Premium Hypo-Allergenic Kuzulu ve Pirinçli Köpek Maması ile devam ettik. Önemli olan markadan çok içerik. Aynı markanın kötü içerikli mamaları da mevcut. Bu mamasını alerji karşıtı olması ve temiz içeriği ile tercih etmiştim. Daha sonra da yine araştırmalarım sonucu en son Happy Dog Supreme Sensible mama ile devam ettik. Ve bu mamadan oldukça memnun kaldık. Hem içerik, hem lezzet ve etki olarak. Kısaca mama tercihimiz bu yönde oldu. Eğer hassas bir köpeğiniz varsa, eğer özel bir diyete ihtiyacı vb. yoksa mutlaka tavuksuz mamaları tercih etmelisiniz diyerek bu bahsi kapatıyorum.

Joy son derece hiperaktif, sosyal ve iyi huylu bir köpek oldu. Söylememe gerek bile yok, bir av köpeği olmasına rağmen, av kültürüne çok karşı olduğumuz için bu gibi görevlerde asla kullanılmadı. Hatta hiç saldırgan bir köpek de olmadı. Kedilerle, kuşlarla arası son derece iyi oldu şaşırtıcı bir biçimde. Bu aralar bolca sosyalleşme ve sincap kovalama gibi görevleri nedenleri ile dedesinin evinde bir alabey ve bir kangal ile takılıyor. Kaslarına kuvvet 🙂

Yulaf : Yulaf bize hiç hesapta yokken geldi. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Bir gün sayısız yuva arayan yavru ilanı ve telefonuma gelen fotoğraflar arasından bir Yorkshire Terrier bana bakıyordu. Daha önce hiç yorkie bakmamıştım, kişiliğini tanımıyordum. Yuva arıyordu. Ailesi ile yollarını ayırması gerekliydi. Sahibi iyi bakabilecek birini bulmadan vermeyecekti ve bildiğiniz hikayeler. Nedense hemen arayıp görüşmek istedim. Sahibini neredeyse ikna ederek, dil dökerek, Yulaf‘ı bir gün bize getirdim. Eşim şaşkın, ben şaşkın, Joy hepimizden daha şaşkındı. Kimdi bu tüylü küçük arkadaş?

Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Ben rahat davrandım. İlk gece Yulaf‘ı bir odadan dışarıya adım attırmayan Joy, 2. günün sonunda Yulaf ile aynı evde başbaşa kalmıştı. Dediğim gibi çok sosyal bir köpek olmasının etkileri ile bu tüylü arkadaşı hemen bağrına bastı. (Tam olarak bağrına bastı diyemeyiz, değişik bir oyun oynama yöntemi var :))

O gün bugündür Yulaf da bizimle. Ailemizin en komik üyesi. Ciddiyet nedir bilmeyen, kucakların vazgeçilmezi, biraz dağınık, biraz pespaye ruhlu, köpeklerle arası olmayan insanları bile kendisine aşık edecek kadar şeytan tüylü bir bıdık. Onu tanımasaydık nasıl olurdu hayatımız bilmiyorum. Onunla sabahları mutsuz uyanmamız imkansız.

Yulaf için de geldiği zaman önce Acana Puppy Small Breed ile başlamıştık. Çünkü bize geldiğinde 10 aylıktı. Şimdi Ocak ayında 2 yaşında olacak. Sonra Happy Dog Mini İrland ile devam ettik. Tavsiye ediyorum. Joy ve Yulaf 2

Tüy bakımı, kulak içi bakımı, gözlerinin akıntılı olması (terrier özelliği), soğuklar gelince mutlaka kıyafet ihtiyacı derken Yulaf biraz daha bakım isteyen bir pati bebişi.

İşte bizim ailenin ilk üyeleri. İlk anneliğim onlarla başladı. Arkalarından koşmam, bütün çiş-kakalarını temizlemem, oyun parklarında sosyalleşsinler diye beklemem, en iyi mamayı yesin, yedi mi yemedi mi diye günlerce cebelleşmem, uykuyu öğrenmesi için özellikle Joy ile geçirdiğim uykusuz geceler, cilt problemleri olduğunda cildinden örnek alınırken veterinerde bayılmam gibi sayısız annelik görevini onlarla deneyimledim.

O yüzden, benim için annelik tabii ki aynı olmasa da hafif torpilli ve provalı bir deneyim olacak. Umarım yeni gelecek bebişimiz ile uyum içinde kardeş kardeş oynarlar 🙂

Bu vesile ile #satınalmasahiplen

Tüm pati annelerine sevgilerimle..

 

 

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

31. Haftadan İnciler

Küçükken günlük tutmayı sever ve gün içinde olup biten anlamsız şeyleri yazıp dururdum. Sonra, bunları iyi saklayamadığımı, oraya buraya savrulduklarını, dönüp okuduğumda da hatırlamanın çok zevk vermediğini gördüm. Yapım gereği, unutmayı seven biriyim. Arşivci bir yanım hiç olmadı, olamadı. Sanırım bunu hamileliğimde  ve kızım için biraz aşmak istiyorum, çünkü ilerde anılar arayacak ve annesi ona hiçbir şey bırakmamış olacak. Neyse ki babası benim tam aksime arşivcilerin kralı.

Bu yüzden, günlük yazılarım biraz önemli. Çabalıyorum.

27. haftadan 31’e nasıl geldim?

Bir kere eşimin yanımda olmadığı bir 3 aylık dönem geçirdim. Her ne kadar dizimin dibinden ayrılmasın insanı olmasam da hamileyken bu beni çok etkiledi. 27. haftadan sonra o da yanımda olduğu için sanırım bu dönemi daha kolay geçirdim. Demem o ki, hamile kaldığınızda (planlı/plansız) çevrenizdeki destek baya önemliymiş. Her şeyi ben kendi başıma hallederim tipli bir insan olsanız da bu süreçte işlemiyor, benden söylemesi.

Diğer bir geliş şeklim ise, devasalaşmam oldu. Zaten başından beri büyük karınlı bir hamileydim. 3 aylıkken 6 aylık muamelesi gördüğüm için, alıp başını giden karnıma hayretlerle bakıyorum. Bu bana önce yukarı doğru çıkan karnım ile nefes darlığı yaşamam olarak döndü. Gerçekten, bu dönemde 90 yaşında bir anneanne ile empati yaptım. Bildiğiniz nefes almak kabustu. Benim gibi konuşmayı seven bir insan içinse hayli zor, çünkü lafları yetiştireceğim derken nefesiniz yetmiyor!

Bebişko 29. haftada vakit kaybetmeden aşağı pozisyona inince (baş aşağıda, ayaklar yukarda) karnım da biraz aşağı indi ve sonunda azıcık nefes aldım! Gerçekten kafası ile mideme, akciğerlerime yaptığı baskı büyük oranda son buldu. Çok ama çok rahatladım diyebilirim. Ama bu alalacele aşağı iniş kasılma riskini de biraz arttırdı ve ben yine paniklere sürüklendim ama allahtan korktuğum gibi olmadı.

3. trimesterdayım ve ilk 3 aylık dönemde mutfağa adımını atamayan ben şu an sürekli yemek yapmak ve yemek istiyorum. Canım bin çeşit tatlı çekiyor. Aklım sürekli ferahlatan içeceklerde. Normalde su içme alışkanlığı olmayan ben su şişeleri ile flört halindeyim. Ne kadar ve nasıl kilo aldığım umrumda bile değil. Çünkü gerçekten ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Esas önemli konunun, doğumdan sonra “sütüm gelsin, aman enerjim azalmasın” diye lohusa şerbetlerine, tatlılara sarılmamak olduğunu öğrendim. Bunu dikkate alacağım diye kendime söz veriyorum ve şu an gönlüme göre yiyorum.  Ama nasıl hızlı yediğimi anlatamam. Süpürge gibiyim. Ben bile anlamıyorum ne ara bitiyor o tabaklar!

Uyku konusuna ise gelmek istemiyorum. Çünkü artık U-YU-YA-MI-YO-RUM. Evet. Uyku benim için bitti. Gecelere akabilsem tam zamanı çünkü saat 3-4-5 sularında çok rahat ve dinç olarak ayaktayım. Sonra sabah 9-10 gibi gözler açık. Ve sonuç; bütün günün kabus gibi geçmesi. Gün içinde de yatıp uyuyayım desem nafile. Asla dalamıyorum. Buna neden olan hormonlar, kafadaki gizli stres veya her ne ise çözülebilecek gibi gelmiyor. Ama melisa çayını deneyeceğim. İşe yararsa yazarım.

Bu sırada güzel şeylerden bahsedersek, artık alışverişe başladık. Çılgın gibi araştırıp bütün internette liste kovalıyorum. Sonuç : başarılı. İstediğim az ve öz parçalara ulaşabildim. Gerçekten şimdiden çocuğun spor ayakkabısını alan anneleri anlamıyorum. Bir heves olduğuna eminim. Ama bende öyle bir heves yok. Çünkü o spor ayakkabıyı giyene kadar geçen zamanda mutlaka yeni trendler olacak. Çocuğum demode mi olsun? (dedi Şeyma Subaşı)

Her neyse sonuç olarak, biz sadece 0-3 aylık periyoda odaklandık. Hadi zorlasan belki bebek arabası ile 6 aya. Düşünün o derece ileriye dönük yatırım yapmadık. Bir başka yazıda temel bebek alışverişi listesi yapacağım. Bu listelerden ortalarda çok var. Ama bazen insanı E PEKİ BUNU NEDEN ALIYORUZ sorusu ile çıldırma noktasına getirebiliyorlar. Bunu aşabildiğim noktada blogta faydalı bir liste hazırlamak istiyorum.

32. hafta kontrolünü heyecanla bekliyorum çünkü sanırım bu defa doğum hakkında detaylı konuşabileceğiz. Maalesef doktorlar dereyi görmeden paçayı sıvamayalım düşüncesi ile öyle hemen doğum hakkında konuşmuyorlar. Hatta bu konuyu sanki bir tabu gibi geçiştiriyorlar ve sizi ana odaklıyorlar. Ama bence bu yanlış ve insanı daha çok strese sokuyor. Mesela ben çoktan NE OLACAK NASIL OLACAK NE ZAMAN OLACAK stresine girdim, o yüzden cuma gününü iple çekiyorum.

Bundan sonra ne olacak?

İşte bilmediğim bir soru ve cevabı. Bundan sonrası için zirilyon tane kitap okumuş olsam da sanırım şimdiden hepsini unuttum. (shock face) O gün geldiğinde de kitapta böyle diyordu ama diyerek hareket edebilecek miyim emin değilim. Akışına bırakırmışım gibi geliyor.

Bundan sonraki birkaç yazıda neden oda süslemesi, fotoğrafçı, baby shower, doğum öncesi çekimi (100 kg olmuşken anı olsun fotoğrafları) yapmadığımı; neden bebikoya bir oda yapmadığımı ve bazı ürünleri neden seçtiğimi yazıcam.

Amacım ne?  

Bu yazıları görünce, bir zamanlar fırtınalar estirirdi şimdi değişti olarak düşünen bir ekip var. Buradan onlara selamlarımı gönderiyorum. Amacım ile ilgili de kapsamlı bir yazı hazırlıyorum bu ara kafamda. (unutmazsam) Bu blogun amacı kızıma anı bırakmak falan değil. Onu daha güzel yollarla yaparım elbet. Instagram hesabı açıp “kızıma/oğluma anı” diyenleri de anlamıyorum, o zamana instagram mı kalacak kardeşim? Bariz kendine açmışsın işte, takıl bak keyfine. Diğer yandan amacım bir gün teyzesi edasıyla etrafa tavsiyeler saçıp ev hanımı ve annelik konusunda PhD olduğumu göstermek ASLA değil. Zaten bu konuda stajyer kalmayı tercih ederim.

Amacım, bu dünyaya girince gördüğüm tuhaf annelik modellemeleri, mahallelerin bitmeyen baskısı, kadın üzerinde oluşturulan rol model beklentileri, yaratılan yeni annelik türleri (manken gibi anneler, mükemmel anneler, evi oyuncağa boğan anneler, cool anneler vb.) gibi bitmez tükenmez ahkamlardan yola çıkarak BAŞKA BİR ANALIK MÜMKÜN diyebilmek. Yani bu doğanın bize sunduğu veya bazen sunmadığı bir durum. Gerçekleştiğinde ise bunu Hunger Games’e çevirmenin ne anlamı var?

İşte bu manzaraya dayanamadığım için; örnek aldığım birkaç insan, feminizm kuramları, kadının toplumdaki yeri, akademik meraklarım derken toptan bir şey oluşturmak istiyorum. Kadına yapılan bu psikolojik baskıya artık modern kadının biraz el sallaması, güle güle demesi ve ayağa kalkması gerek. Ama kadınlar sadece buna prim vererek birbirini yiyor, yani amacım aşırı sentezli bir özetle bunun etrafında dönüyor. Anlayana.

Son söz 

Bu hafta için günlüğe veda için bir hamile atasözü seçtim; “Yeterince bol tshirt stoklamadıysan, göbeğin açık da gezmeyi bileceksin.”

 

Hamilelikte Saç Boyatmak : İki Cepheli Tartışma

Hamile kaldığım günden bugüne, her konuda olduğu gibi bu konuda da “kimsenin işine karışmayın” mottosunu benimseyen tutumları sevdim. Yani “emzirecek misin, zinhar mama verme, bebeği kundaklama, yok efendim köpekle bebek aynı evde olmaz, bebek gelince şu olur bu olur” gibi uzayıp giden infazların hamilelikte ve sonrasında annenin sıklıkla karşılaştığı konular olduğunu öğrendim. Kadın, hamile kaldığı günden itibaren hayat boyu çevresinden (yakın/uzak) sürekli kınama, yargılama, aşağılama, beğenilmeme, eksik kalma korkuları ile yaşamaya başlıyor.

Çünkü annelik kutsal ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmeli! Yoksa sen canavarsın kadın!

Buna her ne kadar katılsam da, bebeğini tuvaletlerde doğurup bırakan veya üstünde sigara söndüren annelerin varlığını hala gördüğümüz için; bebeğini emzirememesi nedeni ile mama veren anneye saldıran insanlar bana deli gibi geliyor.

Bütün bunların farklı bir boyutu da hamilelikte saç boyatmak!

Önce kendi yaptığımı söyleyeyim; bazen bunalımlara sürüklenip içimden gideyim şu saçları boyatayım ruhu geçse de, bunu asla yapmayacağımı anladım. Zaten doğal ürünlere olan merakımdan dolayı ben şampuanımı ve tüm saç ürünlerimi de parabensiz seçtim. Kimyasalların en çok saç derisinden geçtiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle vücudum için de kullandığım her şey doğaldı fakat saç derisine özellikle dikkat ettim. Bu yüzden benim için boya imkansız oldu.

Her ne kadar doktorlar, sorun yok demeye başlamış olsa da, bilimsel veriler ile ilgili dikkatimi çeken şu; bilimsel bir deneyin yapılabilmesi için bunun belirli bir örneklemde (yani hamile kadınları temsil edebilecek sayıda kişide) denenmiş olması gerek. Belirli sayıda hamile kadına kimyasal vererek, belirli bir kısmına vermeyerek karşılaştırma yapılacak deneyler etik olmayacağı için; henüz böyle bir çalışma yok. O nedenle çalışmalar, ya hep kusurlu doğumlar üzerinden yürütülmüş ya da ne yazık ki hayvanlar üzerinden.

Bu da demek oluyor ki, aslında elimizde bize güven verecek kesin bir bilimsel araştırma YOK. Ama araştırma olmaması demek, evet sorun da yok demek değil. Ne yazık ki şu an bazı hekimler ve hamileler bunu bu şekilde yorumluyor. Bana kalırsa konu açıklığa kavuşmuş değil. Sizin insiyatifinizde. Yani belki saç derisine gelmeyerek, hava alan (kimyasal solumadığınız) bir salonda, sadece saç uçlarınıza renk katabilirsiniz.

Gebelikte saç boyama ile ilgili bazı kesimler de hamile kadının kendisini iyi hissetmesi gerektiği bu nedenle de ne isterse yapabileceği konusunu savunuyor. Burada dikkat edilmesi gereken ve hep tekrarlanan, düşük riski nedeni ile her şeye dikkat edilen İLK 3 AY SAÇINIZI BOYATMAYIN kuralı. Sonrasında ise işler biraz belirsizlik taşıdığı için sizi mutlu edecekse boyatabilirsiniz cümlesi geliyor. Evet, gerçekten hamilelikte kendini iyi hissetmek çok önemli. Sizin için bu hayati şekilde mutsuzluk teşkil ediyorsa, kendi insiyatifiniz ile konuya karar verebilirsiniz. Tabii ilk 3 aydan sonra ve doktorunuza danışarak. Ama böyle gelip geçici bir hezeyansa, bana göre “değer mi riske arkadaş”.

Peki saç boyaları organik olsa bir şey değişir mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bununla ilgili de düşüncem; p-phenylenediamine, dihydroxybenzene ve aminophenol gibi kimyasal maddeler tüm saç boyalarında bulunduğu için bir değişiklik olmayacaktır.

Bazı komplikasyonların da, illa doğumun akabinde ortaya çıkmadığını da unutmamak gerek. Yani bebeğim sağlıklı doğdu sorun yok demek biraz yanılgı olabilir. Doğum sırasında aynı şekilde protez tırnak yaptırmak, hijyenik koşullarından emin olmadığınız (steril aletler) bir yerde manikür-pedikür yaptırmak da son derece riskli. Oje konusunda da bu şekilde şiddetli tartışmalar sürüyor. Hamilelikte oje sürmek de henüz bilimsel bir araştırma konusu olmamasına rağmen, tırnak etlerinizin açık olması ve buraya nüfuz edecek kimyasallar konusunda bazı anne adaylarına tedirginlik verebiliyor. Mesela ben oje konusunda daha esnek davrandım. İlk 3 aydan sonra bazı zamanlarda içeriğine güvendiğim ojeleri kullandım.

Sonuç olarak bu konu henüz tam olarak netleşememiş ve insiyatife bırakılmış bir tartışma. Ben boyatmamayı ve tüm kimyasal içerikli saç ürünlerinden başından beri uzak durmayı seçtim. Ama bu beni daha iyi bir anne veya wonder woman yapmaz. Kimseye de saçını boyattığı için elimde bir kutu yağlı boya ile hücum etmeyi düşünmüyorum.

Siz de düşünmeyin. Mutlu bir hamileliği elden bırakmayın 🙂

22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz

Bir süredir istediğim hızda yazamadım çünkü 20. haftaya girip usul usul ilerlerken karşı takımdan (myomlardan) katlanılamaz bir gol haberi geldi. Tam 21. haftaya girdiğim cuma sabahı, bu zamana kadar beni şiddetle uyardıkları ama benim tanışmadığım o ağrıyı tanıdım. (Kasıklarınızda, regl benzeri ama daha keskin ve devam ederek şiddetlenen bir ağrı) Önce biraz sakinlikle beklemeye çalıştım, biraz geçince doktorumu aradım ve hemen gel talimatı ile hastanedeydim. Ben çantamı alıp çıkmıştım, en kötü ihtimalle birkaç iğne olup eve geri dönecektim. O stres dolu ultrason için uzanıp beklerken, doktorumun yüzündeki bir an gelip giden endişeli bakışı görmek beni bitirdi! “Müge ” dedi, “Sen biraz hastanede misafirimiz ol, gel biz seni yakından takip edelim.” 

İlgili resim

Bunu duyduğunuzda; yaşayanlar veya ultrasonda bebeğini görmeye çalışanlar, o yatağa bilmemkaç kere uzananlar pek iyi anlar ki, aklınıza binbir tane berbat senaryo geliyor. O sırada doktor nazikçe bir şeyler açıklamaya çalışıyor, siz elinizde yatış kağıtları falan derken, kendinizi bir hastane yatağında hunharca damar yolu açmaya çalışan hemşire ile başbaşa buluyorsunuz. (Berbat bir şey, ama zafer benim oldu ve damar yolu açılmadan oradan ayrıldım. Siz bunu denemeyin.)

Önce sakin ve güzel hissettiriyor, oh tamam her şey kontrol altında en azından ya araba kullanırken veya tek başıma iken olsaydı bu ağrılar diyerek kendinizi yatıştırıyorsunuz. En azından ben öyle yaptım. Sonra ağrılar gittikçe şiddetlendi. Hastane ortamına akşam çöktü. Kaos üstüme üstüme gelmeye başladı çünkü 2 saatte bir elinde kallavi bir cihazla odaya dalanlar bebeğimin kalp sesini dinlemeye çalışıyordu!pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

Bu da size rahatlatıcı gelebilir fakat üniversite hastanesi olduğu için, malum asistan doktorlarımız, internler (tıp fakültesi 6. sınıf öğrencileri) tüm iyi niyetleri ile oradalar. Fakat o cihazı hayatında ilk defa görmüş intern öğrenci, sizin bebeğinizin kalp sesini dinleyeceğim diye “Bebek yok.” veya “50-60 civarında atıyor” (normal olması gerek 120-160 aralığı) dediği anda o yatakta donuyorsunuz. Sonra orada sizi karnınızda ultrason jelleri ile bırakıyor, asistan abla/abi bulmaya gidiyor, o asistan abla bu sefer sizin ritminizi dinleyip bir şeyler sallıyor, sonra o abla abi doktora soruyor ve bu sabaha kadar 2 saatte bir yenileniyor! Bırakın uyku uyumayı, her 2 saatte bir psikolojik travma nasıl olur, bir insan son derece pozitifken nasıl delirtilir sınırına geçtiğimiz haftasonu ulaştım!

Burada anlatacak, söylecek o kadar anım oldu ki, o birkaç günde. Sanırım bebişin kalp atışlarının normale dönmesi ve benim de daha fazla orada kalırsam stres kaynaklı kasılmalar yaşayacağım kaygısı ile koşarak eve döndüm ve daha fazla bu macerayı hatırlamak istemiyorum.

Hamile/myomlu hamile/hamile olmak isteyen tüm kadınlara söyleyeceğim kendinizi bütün bunların içine nolur kaptırmayın. Daha beter hasta oluyorsunuz. Doktorunuz ile tüm sıkıntılarınızı paylaşın ve korkmadan kendiniz bir şeyleri aşacağınızı bilin.

Myomlu hamilelik konusunda gidişat şu : Benim canavar myomlardan biri bebişin beslendiği plasentanın 3/1’ine yapışmış durumda. Evet maalesef. Ama bize 3/2’si de yeter diyerek bol bol yiyorum, besleniyorum. Kan pıhtılaşmasını önlemek için Bebek Asprini (100mg) kullanıyorum. (Doktorumun önerisi ile)

Durumlar böyle olunca Progestan‘a geri döndüm. Bir de Proluton iğne oldum. Bu iğneyi sürekli olan kadınlara gerçekten sabır ve güç diliyorum. Hatta onların zaten çok güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçekten biraz zor bir iğne. Ama bebiş için değer diyoruz.
pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

20. haftada neredeydim, 22. haftada nerelere geldim? 

  • Artık oturarak yemek yiyemiyorum, çünkü bükülen kasıklarımdaki ağrı tarif edilemez.
  • Sürekli yatar pozisyondayım, bu beni yatağa yapışık hale getirdi.
  • Ayakta kısa kişisel işler dışında pek duramıyorum.
  • Araba kullanmam yasak.
  • Başkasının arabasında arka koltukta İzmir-Çeşme arasında otoban olmasına rağmen en ufak bir sallantı bile beni çok yoruyor.
  • Ayaklarıma oje sürmem çok zor.
  • Bazı kişisel işleri halletmek göbek yüzünden çok zor.
  • Eğilemiyorum.
  • Yaz olmasa sanırım ayakkabılarımı bağlayamam, çorap giyemem şu an.
  • Çok fazla su içiyorum. Dolaşım sistemini arttırmak için mutlaka su içmeniz gerekiyor. Günde 4-5 litre su içmenizi öneriyorlar. Ben zorla 3 litre içiyorum şu an.
  • Uyumak bir azap. Sağa yatamıyorum. Kan akışı kesileceği ve rahat olmadığı için. Sola yatıyorum, bir süre sonra sol yanım uyuşuyor. Sırt üstü yatınca bazen karnımda ağrı oluyor. Gel de uyu!
  • Ağrılarımı dindirmek için sadece Parol içebiliyorum. En hafif ağrı kesici. Diğerleri yasak.
  • Alt bacağımda bile selülit gördüm!
  • Henüz çatlağım yok, ama mazallah olmasın diye sürekli yağlı güreşçi gibi geziyorum.
  • Arada bir burnum kanıyor.
  • Diş etlerim çok hassas. Her fırçalamada kanıyor.
  • Sanırım bir iki haftaya alyansımı takamayacağım.
  • Sürekli tekme/hareket takip eden bir deliye dönüştüm.
  • Hormonlarım yükselişte. Bazı geceler sürekli ağlama krizi geliyor. Bu dünyada yalnızım ve yapayalnız bir başıma bebeğim olacak gibi saçma sapan kuruntularla ağlıyorum.

İlgili resimŞimdi bu hamilelik çok büyülü bir şey, fiziğimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim diyenler bir adım öne çıkabilir mi? Onlara bir iki cümle fısıldayacağım.

Bütün bunların benim myomlarımla her ne kadar ilgisi olsa da, bir yandan da aslında yok. Doktorumun da söylediği gibi, hamilelik çoğu zaman böyle bir şey. Bu zorlu günleri yaşadığımda yanımda olan, olmak isteyen arkadaşlarımdan gelen mesajlar; bebeği olan bazı arkadaşlarımın da bu yollardan geçtiğini bana gösterdi. Sabretmem için kendi yaşadıklarından bahsetmişlerdi. Peki ama, dedim içimden. Şimdi benim bugüne kadar gördüğüm, izlediğim portre çok güzeldi. Harika bir hamilelik geçirdi, harika bir çocuğu oldu, ve şimdi çok mutlu! Hayır! Her şeyin bir perde arkası var. Tabii ki herkes her şeyi herkesle paylaşacak diye bir şey yok. Bunlar kişilerin özeli. Ama ben bu blogu açarken, özellikle paylaşmak istemiştim.

Hamilelik toz pembe değil, ve olmayacak sevgili kız kardeşler. 

Bununla ilgili toplumsal kaygılı yazımı da sonra yazacağım,

Direnmeye devam.