Bebeklerde Pişik Önlemenin 3 Kesin Çözümü

Tüm annelerin korkulu rüyası, daha bebek doğmadan alınan pişik kremleri, ne zaman nereye ne kadar sürüleceğini bilememenin paniği ve sonuç olarak kırmızı bir popo!

Özellikle kız bebek annelerinin başına daha çok gelen bu facia durumu önlemenin aslında kolay ve kesin yöntemleri var. Fakat neredeyse hastane hemşireleri dahil çoğu kişi bunu uygulamıyor. Türkiye’de yumurta kapıya gelince mantığı pişik mevzusunda da aktif.

İşte size işin sırrı : Pişik olduktan sonra değil, olmadan çözülecek bir problemdir.

NASIL YANİ?

Yani; önleminizi alıp pişikle hiç karşılaşmayabilirsiniz. Dafi şu an 4 aylık bir kız bebek ve biz çok şükür henüz pişik ile tanışmadık. Peki bunun için neler yaptık?

 

1. Havalandırmayı unutma!

Bebişinizin altını açtığınızda, özellikle sabah değişimlerinde, uzun bir geceden sonra poposunu havalandırmanız çok mühim! Temizliğinizi yaptıktan sonra 1 dakika da olsa bebeğinizin poposunun açık kalarak hava almasına dikkat edin. Böylece NEFES alacak.

2. Daima Nemlendirme, Hep Koruyucu!

Burası çok önemli! Ve bu bilgiyi gerçekten kimse vermiyor. Bebeğinizin altını her açışınızda, bez ile popo arasına bir BARİYER KREM sürmelisiniz. Dikkat! Pişik kremi demiyorum. BARİYER KREM diyorum. Buradaki mantık, bebeğinizin cildi henüz çok ince olduğu için, çiş ve özellikle kaka yaptığında cildinin tahriş olma hızı çok yüksek. O nedenle, işin sırrı çişler ve kakalar ile popo arasına bir bariyer koymak. Bunun için tamamen doğal içerikli, pişik kremi olmayan (pişik kremleri çinko içerir ve tedavi amaçlıdır, bu nedenle her alt açışta pişik olmayan bir bölgeye çinko sürmemelisiniz) bariyer krem kullanmalısınız.

Ama bunu hiç atlamamalı ve bir alt açma rutini haline getirmelisiniz. Eğer bunu uygularsanız, pişik size hiç uğramayacaktır, söz veriyorum 🙂 Denedim, gördüm.

Biz Dafi’ye yenidoğan döneminde Bübchen Bariyer Krem kullandık. Üstünde pişik önleyici yazar fakat esas pişik kreminden farklıdır. İçinde ÇİNKO bulunmaz.

Daha sonra ise Burt’s Bees Baby‘i keşfettim. Yine tamamen doğal bir krem. Nemlendirici olarak da kullanabilirsiniz, ben Bariyer Krem olarak kullanıyorum. Aynı markanın önce daily cream to powder olanını da severek kullandım fakat sıkarak kullanılan ürünler alt açarken çok zor oluyor. Kavanoz ürünler çok daha yardımcı. Bu nedenle diğer krem ile devam ediyorum. Daily cream to powder‘ın yapısı dediği gibi biraz daha pudra kıvamlı. Multipurpose Ointment ise daha kremsi, ilk başta biraz vıcık gelebilir ama bir nohut tanesi kadar küçük noktalar halinde bebeğinizin alt kısmına yayarsanız onu hem nemlendirecek hem de dediğim gibi pişikten koruyacak.

Önemli bir nokta da; artık bebeğinizin solunum yolları için önerilmeyen pudra kullanımı. Her ne kadar hala satılsa da, bebek pudrası olarak satılan toz pudralardan uzak durmanızı öneririm. Hem sizin hem de özellikle bebeğinizin solunum yolları için oldukça zararlı bir ürün. Ayrıca koruyuculuk özelliği de çok az.

3. Sık Sık Alt Değiştirmeye ve Doğru Bezi Kullanmaya Özen Göster!

Bezlerin üzerinde 12 saat etkili vay efendim hiç ıslatmıyor, popolar hep kupkuru gibi vaatler bulunsa da siz bunlara kanmayın ve imkan buldukça bebişin poposunu havalandırarak bezini değiştirin. Özel durumlar hariç, özellikle evdeyseniz bez mevzusunu hiç uzatmayın. Gece ise bez değiştirme işine girmemenizi öneririm (kaka veya büyük bir batma durumu olmadıkça) çünkü bez değiştirildiğinde bebekler ciddi anlamda uyanıyorlar.

Bez seçimi ise ayrı bir mevzu. Ama bu süreçte birkaç bez denedim. Pampers Prima Premium ile başladık. Sonra tavsiye üzerine (kakayı tutuyor vs gibi) Huggies denedik. Huggies zaten elime aldığım an kalitesi konusunda bana o işareti verdi. Çok kalın ve sert bir bez. Hiç mutlu olmadık. Amsterdam’a taşındığımızda Pampers Prima‘nın 12 saat etkili olduğunu iddia ettiği bir modeline geçtik. Fakat yine hüsran. Dafi sürekli battı çıktı. Hemen Pampers Prima Premium‘a geri döndük. Premium olmasına dikkat edin derim, hem daha yumuşak ve de emici. Sırtına doğru taşmaları da önlüyor.

Yeri gelmişken, doğru alt silme mendilleri de önemli. Parfümsüz, parabensiz, hassas bebek cildine uygun alt silme mendillerini tercih edin. Normal ıslak mendilleri sakın bebişinizin poposunu temizlemek için kullanmayın. Evde kendiniz ılık su ve pamuk kullanıyorsanız da pamuk seçiminiz bence bebek pamuğu olmalı. Diğer pamuklar bebeğinizin genital bölgesinde kalabilir. Dikkat edin.

Özetle;

Pişik korkulu bir rüya olmaktan çıkabilir, yeter ki siz bunun için doğru adımları izleyin. Biz hastanedeyken hemşire ve çocuk doktorları hiçbir şey sürmeyin, olduğu gibi bırakın demişlerdi. Çoğu hekim ve hemşire de hala bunu öneriyor. Bence pişik asla son adımda çözülmeye çalışılacak bir konu değil. En önemlisi sorun başlamadan önce harekete geçmek!

Pişiksiz, yumuşacık popolar diliyorum bütün bebişlere!

 

 

 

 

Reklamlar

36. Hafta : Alın Bu Bebeği Buradan

Bu haftaya gelinceye kadar birçok yerde son ayın “alın bunu buradaaaan” çığlıkları ile geçtiğini okumuştum. Erken doğum tehlikesi atlatan biri olarak, buna pek inanmamıştım ama gerçekten son aya girdiğiniz anda artık tak etti canıma moduna sürükleniyorsunuz.

Ben daha 33. haftalarda bebişin bel ve kalça hattımdan geçen sinire baskı yapması nedeniyle yürüyememeye başlayınca, bastım çığlığı. 34. hafta kontrolünde resmen doktorun gözünün içine bakıyordum. Oysa ki ne kadar erken değil mi? Evde bastonla yürüyor, yataktan kalkıp yatamıyor, uykumda acıdan dönemiyor, tuvalete bile gitmekte zorlanıyordum. Son 1 ayı nasıl böyle geçireceğim diye kederlere kapılmışken, bebiş 36. haftanın başında cumburlop yer değiştirdi ve sanırım daha da aşağılara indi. Böylece bir sabah uyandığımda artık yürüyebiliyordum. Hamilelik gerçekten maceralar ile dolu.

Fakat cumburlopun da bir bedeli oldu. Pelvis ve kasıklarda regl benzeri ağrılar ve baskı çok arttı. Ayrıca Braxton Hicks ile dost olduk artık, geldi mi gıkım çıkmıyor. Kıvrana kıvrana gitmesini bekliyorum. Ne olduğunu merak edenler şu yazıma göz atabilir.

Bugün 37. haftanın ilk günü ve ben 36. haftayı da geri de bırakmış oldum. Söylenenlere göre, 37. haftayı da bitirebilirsem doğan bebiş artık prematüre sayılmayacak. Akciğerleri, sindirim sistemi daha da gelişmiş olacak. Tabii içerde ne kadar kalırsa o kadar iyi diyerek bana 38+ günleri beklemek düşüyor. Fakat myomlarımdan en azılısı plasentanın 3/1’ne yuva yaptığı için öyle 39-40. haftaları bekleme gibi bir lüksüm de maalesef yok. Uzatmadan 38’de umarım bebiko gelecek.

36-weeks-pregnant-soon-baby-soon-e1357176744208

36 biterken bana bir enerji geldiğini saklayamam. Bunun adına “nesting” diyorlar. Yani dişi kuşun yuva yapma arzusunun açığa çıkması. Evi toplama, düzenleme, temizleme gibi güdüleriniz artıyormuş. Ben şu dişi kuş mantığından biraz uzak olduğum için ikinci teoriye daha yakın hissediyorum. O da, kadının aslında bir nevi strese girerek gelişecek yeniliğe karşı hazırlanma ihtiyacı. İster istemez, doğum konusunda sizi o kadar paralel evrene geçiş yapacağınıza dair hazırlıyor ki çevre, siz de hayatımın bu son anne olmayan günlerinde her şeyi tam tekmil yapmalıyım çünkü sonra asla vaktim olmayacak diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Bu öyle bir motivasyon ki, bebeğinizin ilk yılı kitabını bile “bence şimdiden okuyun doğunca hiç vaktiniz olmayacak” diye elinize tutuşturuyorlar. Siz daha doğmamış bebeğin lazımlık macerasını okuyorsunuz falan. Tamam ben de okumayı çok seviyorum da bu kadarı da yine karşı çıktığım bir baskı. “Hiç vaktin olmayacak!” diye kadını bir hastalığa sürüklenecek, eski hayatını kaybedecek, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamayacak bir dünyaya hapsedilecek tadında konuşmalar – her ne kadar bazen haklılık payı olsa da –  son derece bezdirici.

Evet, birçok şeyin 180 derece değişeceğini ve bir daha asla eskisi gibi olmayacağını biliyorum. Ama bir daha kitap okuman mümkün olmayacak, bütün filmleri şimdi izle bir daha oturup film izleyemeyeceksin denildiği an depresyonun ayak seslerini duyar gibi oluyorum. Aynı mantığı bizim kültür evlenirken de yapıyor. Özellikle erkeklere “evlenmeden önce hayatını yaşa” dürtüsü aşılanıyor. Evlenince hayat bitiyor, hapishaneye giriliyor, sorumluluklar baş gösteriyor ve bundan sonrasında seni hep sıkıcı bir yaşam bekliyor mesajı her yerde. Ama doğru ve aklı başında bir evlilik yaptığınız zaman, ve karşılıklı bunu bilip önlemler aldığınız zaman durumun hiç de böyle olmadığını görüyorsunuz. İşte aynı şey. Bebek/çocuk bakımı için de baştan peşinen böyle cümleler ile özellikle anneyi kaosa sürükleyenlere bin tekme!

36. haftada ben artık alışveriş yapmayı bıraktım. Zaten sanırım topu topu yoğun ve planlı alışverişi sadece 2 ay yaptım. Şimdi artık bebek ürünlerine bakmayı bıraktım çünkü karşıma ne çıkacağını gerçekten bilmediğimi düşünüyorum. Deli zırvası gibi bir sürü şey alıp içlerinde kaybolmaktan korkuyorum. O kadar az ve öz şey aldım ki, kesin ziyarete gelen bir avuç teyze yine gözümün içine “cık cık cık, vah vah vah” temaları ile bakacak ve kendi torunlarına neler aldıklarından falan bahsedecek. Hazırım, kılıçlarımı kuşandım.

Sezen Aksu’nun “Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak.” şarkısını hatırladığım bu günlerde, en çok özlediğim şey sanırım enerjim, sokağa çıkmak ve seyahat edebilmek. Bunu daha önce de yazmıştım, doğurduğum gibi kendimi sokağa atmak istiyorum. Bu konuda da bir teorim var. Mesela hamileliğinde çok gezebilmiş, sosyalleşebilmiş, hayatından pek bir fedakarlık yapmak zorunda kalmamış anne adayları; bebek geldikten sonra gerçekten değişen durumlarda sanırım pospartum (lohusa) depresyonuna daha çok giriyorlar. Bana okuduklarımdan böyle bir çıkarım geldi. O yüzden kötü geçen hamileliğimi de pozitif görmeye çalışıyorum, çünkü daha kötü ne olabilir ki diyerek, bebiko geldiğinde ve ameliyat sonrası enerjimi kazandığımda sanırım başetme direncim daha yüksek olacak. Ne gelirse göğüsle Müge rolüme hazırım. Ya da öyle olduğunu düşünüyorum.

Şu an tek dileğim, hastane ve ameliyathane fobisi had safhada olan biri olarak doğumun (sezaryen operasyonumun) iyi geçmesi. Ciddi anlamda direnç gösterebilmem. Ağrıyla başedebilmem ve ameliyathaneyi birbirine katmadan doğurabilmem.

Bunu da atlatırsam sanırım geriye telefonuma her hafta gelen yaşasın 37. haftadasınız, bu hafta başınıza bunlar bunlar gelecek! yazılarını özlemek kalacak.

Ha bir de, eskisi kadar iştahlı hissetmiyorum. Sanırım her şey bir döngü gibi başa dönüyor.

Bakalım bir sonraki yazım doğurmadan olabilecek mi?

Sevgiler.

 

 

Kız Çocuklarına Dokunan Film : Dangal

Dün akşam sonunda Arda’yı 2,5-3 saat süren bir başka Aamir Khan filmi izlemeye ikna ettim ve Dangal‘ı izledik. Evet, konusu hakkında az çok fikrim vardı ve IMDB puanı (8,6), Aamir Khan filmi olması vs derken güzel bir film izleyeceğimizi düşünüyordum. Fakat güzelden öte etkileyici bir film izledik.

Öncelikle Hint filmi ve uzun bir film olduğu için izlemekten çekinebilirsiniz ama çok akıcı olduğunu söylemem gerek. Resmen bir hayatın içine girmiş gibi olduk.

Filmi anlatmayacağım, ya da spoiler verecek her şeyden kaçınacağım için bu filmi sadece kız çocuklarına dokunan güçlü yanı ile övmek istiyorum. Ülkemizle Hint kültürünün benzeşen çok yanı var. Bunu, Aamir Khan filmlerini izlemeden önce bilmiyordum. İzlerken, bizim ülkemizdeki, kültürümüzdeki kız çocuklarına bakış algısının bir benzerini göreceğinizi düşünüyorum. Ve bu algıya karşı direnen bir hikayeyi izlerken keyif alacağınızı da.

Haydi kendinize biraz vakit ayırın, bazı şeyleri hissetmek için hazır olun ve basın kumadaya.

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

Bebek Alışverişini Neden Abartmamalısınız?

Eveeet, 8 aylık maratonumda ciddi emek sarf ettiğim, tezimden fazla değer verdiğim, okumaktan gözlerimin karardığı bebek alışverişi listemi ve bu sürede izlediğim yolu artık cümle aleme açıklama vakti geldi. Böyle yazınca sanmayın ki aylardır döktüre döktüre alışveriş yapıyorum. Hayır. Tam tersine aylardır bu alışveriş listelerinin, gerekli gereksiz her şeyin nedenini OKUYORUM.

Huyum kurusun okumayı ve karşılaştırmayı çok severim. Hatta bazen kafayı yiyecek kadar okuyorum. Bir ürünü almadan önce hakkındaki tüm yorumları okumak sanırım hamilelik döneminde edindiğim en büyük kabiliyet oldu (ne büyük ama!)

Peki bütün bu sürecin sonunda kendi kendime, henüz bebiş doğmamışken bu alışveriş silsilesinin abartılmaması gerektiğini nasıl söyledim?

Öncelikle alışveriş yaptığım, yapmak istediğim tüm sitelerde dolaştıkça gördüm ki, ÇOK FAZLA ÜRÜN VAR. Gerçek bir sektöre dönüşmüş olan bebek-anne dünyası size sınırsız ürün seçeneği sunuyor. Ve siz özellikle benim gibi deneyimsiz bir anne adayı iseniz, “hepsini almak mı gerek, hepsini alalım ki çocuk eksik kalmasın, 20 yıl sonra neden almadık diye dizimizi dövmeyelim.” gibi cümleler kurabilirsiniz.

Haklısınız, ama unutmamak lazım ki hiçbir bebek alışverişi listesi sizin için biçilmiş kaftan olmayacak. Çünkü hepsi bir başka annenin seçimi. İzlediğim onca youtube videosu, okuduğum blog, takip ettiğim instagram hesabı derken anladım ki bir ürün için biri iyi derken biri kötü diyor; siz de afallayıp kalıyorsunuz. Burada deneme ve tecrübe devreye giriyor elbet. Ben daha oraya gelemedim.

Ama sonunda keşfettim ki, bebek henüz doğmamışken ona spor ayakkabı seçmek veya kocaman bir oda hazırlamak (bu odaya anti alerjik halı seçerken aklını oynatmak) falan gerçekten çok ama çok saçma. – bana göre.

Çünkü daha bebeğiniz doğmadı, bebeğinizin kişiliğini bilmiyorsunuz, o hazırladığınız odada uyuyup uyumayacağını bile bilmiyorsunuz çünkü henüz bebeğiniz ile hangi uyku methodunu takip edeceğinizi bilmiyorsunuz! (Method mu ne methodu demeyin, elbet bir yönteminiz olacak. Belki beraber uyuyacaksınız, belki co-sleeping denilen şekilde yanınızda yatağınıza bağlanan minik bir beşikte yatacak, belki aynı odada fakat kendi beşiğinde yatacak veya tamamen odaları ayıracaksınız.) 

Bebekle ilgili bugüne kadar kafama kazınan en önemli şey : “Bilmedikleriniz üzerine bir dünya inşa etmeyin.” oldu.  Çünkü sonra bütün anneler giyilmeyen kıyafetlerden, kullanılmayan ürünlerden, ziyan olan ve bilmeden yaptıkları binbir tane şeyden bahsediyor. Siz de bu tuzağa düşmeyin. – bence.

Bebeğiniz için, bebek alışverişi listelerimi ben de paylaşacağım. Ama bu en doğru ve kapsamlı liste olduğu için değil. Gerçekten bir fikre ihtiyacınız olursa diye. Veya benim aldığım ürünü siz de internette kullanan var mı acaba diye araştırıyorsunuzdur belki diye.

Fakat sanırım bu iş için kurduğum mantığı paylaşmak benim için daha önemli. Bunlar sırası ile şöyle:

  1. Bebeğiniz için alışveriş yaparken ilk 3 ayı düşünün.
  2. Bu ilk 3 ay için en elzem ihtiyaçlarınızın bir listesini çıkarın.
  3. Listeyi hazırlarken kendi ihtiyaçlarınızı ve bebeğinizi nasıl karşılamak istediğinizi de hesaba katın. (Oda hazırlama, bebek taşıma – sling tercihi vb.)
  4. Bir ürünü herkes alıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  5. Bir ürünü bloggerlar (hani şu her etkinliğe giden, evlerine ürün yağan, instagramda binlerce takipçisi olanlar) paylaşıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  6. İlk 3 ayı hesapladığınızda oyuncak alışverişine hiç gerek yok.
  7. Oyuncak alışverişi için bebeğinizin dünyaya gelmesini ve onu tanımayı bekleyin.
  8. Aynı evin içinde ve odaları ayırmayan bir sistemde iseniz (ilk 40 gün zaten aynı odada olacaksınız.) kamera alışverişine daha bebeğiniz doğmadan kalkışmayın.
  9. Estetik kaygılarınızın yanı sıra aldığınız ürünün bebeğiniz için faydasına da dikkat edin.
  10. Diş kaşıma, çıngırak, mama sandalyesi, tabak çatal gibi alışverişleri erteleyin. Daha o günlere var. O gün geldiğinde bebeğinizin neye ihtiyacı olduğunu şimdiden bilemezsiniz. Ayrıca gerek var mı?
  11. Biberon, emzik gibi ilk 3 ay için de gerekecek fakat daha bebeğinizin tercihini bilmediğiniz ürünlerden koleksiyon yapmayın. Denemek için bir iki tane edinebilirsiniz. Çünkü bebiş o emziği sevmezse, neredeyse sevdiğini bulana kadar emzik deneyeceksiniz. Aynı şey biberon için de geçerli. Şimdiden bu işe soyunmayın.
  12. 1 yaşına gelince kullanacağı, 4 yaşına kadar kullanabileceği iddiasındaki bebek arabalarına servet yatırmaktan vazgeçin. 4 yaşına kadar oturacak bir çocuğunuz olduğuna emin misiniz?
  13. Alışveriş listenizde must have dediğimiz olmazsa olmaz ürünleri (mesela tulumlar) arttırıp, keyfe keder ürünleri azaltıp çıkartmayı deneyin. Örneğin bir ağız bezi, ilk aylar kusup duran bebeğiniz ile en çok ihtiyacınız olan şey olacakken; diş kaşıma oyuncağı için daha oldukça vaktiniz var.
  14. Önceliklerinizi belirleyin. Hatta bunu eşiniz ile yapın. En önemli mantık sanırım bu.

 

Bütün bunlardan sonra tabii ki ben de en gerekli, en gereksiz bulduğum ürünler gibi listelerle sizlerle olacağım. Beni bekleyin anacııım, baaaay. (90’lar Olacak O Kadar Ana Haber Bülteni’ni hatırlamıyorsanız çok üzgünüm.)

 

Hamilelikte Saç Boyatmak : İki Cepheli Tartışma

Hamile kaldığım günden bugüne, her konuda olduğu gibi bu konuda da “kimsenin işine karışmayın” mottosunu benimseyen tutumları sevdim. Yani “emzirecek misin, zinhar mama verme, bebeği kundaklama, yok efendim köpekle bebek aynı evde olmaz, bebek gelince şu olur bu olur” gibi uzayıp giden infazların hamilelikte ve sonrasında annenin sıklıkla karşılaştığı konular olduğunu öğrendim. Kadın, hamile kaldığı günden itibaren hayat boyu çevresinden (yakın/uzak) sürekli kınama, yargılama, aşağılama, beğenilmeme, eksik kalma korkuları ile yaşamaya başlıyor.

Çünkü annelik kutsal ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmeli! Yoksa sen canavarsın kadın!

Buna her ne kadar katılsam da, bebeğini tuvaletlerde doğurup bırakan veya üstünde sigara söndüren annelerin varlığını hala gördüğümüz için; bebeğini emzirememesi nedeni ile mama veren anneye saldıran insanlar bana deli gibi geliyor.

Bütün bunların farklı bir boyutu da hamilelikte saç boyatmak!

Önce kendi yaptığımı söyleyeyim; bazen bunalımlara sürüklenip içimden gideyim şu saçları boyatayım ruhu geçse de, bunu asla yapmayacağımı anladım. Zaten doğal ürünlere olan merakımdan dolayı ben şampuanımı ve tüm saç ürünlerimi de parabensiz seçtim. Kimyasalların en çok saç derisinden geçtiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle vücudum için de kullandığım her şey doğaldı fakat saç derisine özellikle dikkat ettim. Bu yüzden benim için boya imkansız oldu.

Her ne kadar doktorlar, sorun yok demeye başlamış olsa da, bilimsel veriler ile ilgili dikkatimi çeken şu; bilimsel bir deneyin yapılabilmesi için bunun belirli bir örneklemde (yani hamile kadınları temsil edebilecek sayıda kişide) denenmiş olması gerek. Belirli sayıda hamile kadına kimyasal vererek, belirli bir kısmına vermeyerek karşılaştırma yapılacak deneyler etik olmayacağı için; henüz böyle bir çalışma yok. O nedenle çalışmalar, ya hep kusurlu doğumlar üzerinden yürütülmüş ya da ne yazık ki hayvanlar üzerinden.

Bu da demek oluyor ki, aslında elimizde bize güven verecek kesin bir bilimsel araştırma YOK. Ama araştırma olmaması demek, evet sorun da yok demek değil. Ne yazık ki şu an bazı hekimler ve hamileler bunu bu şekilde yorumluyor. Bana kalırsa konu açıklığa kavuşmuş değil. Sizin insiyatifinizde. Yani belki saç derisine gelmeyerek, hava alan (kimyasal solumadığınız) bir salonda, sadece saç uçlarınıza renk katabilirsiniz.

Gebelikte saç boyama ile ilgili bazı kesimler de hamile kadının kendisini iyi hissetmesi gerektiği bu nedenle de ne isterse yapabileceği konusunu savunuyor. Burada dikkat edilmesi gereken ve hep tekrarlanan, düşük riski nedeni ile her şeye dikkat edilen İLK 3 AY SAÇINIZI BOYATMAYIN kuralı. Sonrasında ise işler biraz belirsizlik taşıdığı için sizi mutlu edecekse boyatabilirsiniz cümlesi geliyor. Evet, gerçekten hamilelikte kendini iyi hissetmek çok önemli. Sizin için bu hayati şekilde mutsuzluk teşkil ediyorsa, kendi insiyatifiniz ile konuya karar verebilirsiniz. Tabii ilk 3 aydan sonra ve doktorunuza danışarak. Ama böyle gelip geçici bir hezeyansa, bana göre “değer mi riske arkadaş”.

Peki saç boyaları organik olsa bir şey değişir mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bununla ilgili de düşüncem; p-phenylenediamine, dihydroxybenzene ve aminophenol gibi kimyasal maddeler tüm saç boyalarında bulunduğu için bir değişiklik olmayacaktır.

Bazı komplikasyonların da, illa doğumun akabinde ortaya çıkmadığını da unutmamak gerek. Yani bebeğim sağlıklı doğdu sorun yok demek biraz yanılgı olabilir. Doğum sırasında aynı şekilde protez tırnak yaptırmak, hijyenik koşullarından emin olmadığınız (steril aletler) bir yerde manikür-pedikür yaptırmak da son derece riskli. Oje konusunda da bu şekilde şiddetli tartışmalar sürüyor. Hamilelikte oje sürmek de henüz bilimsel bir araştırma konusu olmamasına rağmen, tırnak etlerinizin açık olması ve buraya nüfuz edecek kimyasallar konusunda bazı anne adaylarına tedirginlik verebiliyor. Mesela ben oje konusunda daha esnek davrandım. İlk 3 aydan sonra bazı zamanlarda içeriğine güvendiğim ojeleri kullandım.

Sonuç olarak bu konu henüz tam olarak netleşememiş ve insiyatife bırakılmış bir tartışma. Ben boyatmamayı ve tüm kimyasal içerikli saç ürünlerinden başından beri uzak durmayı seçtim. Ama bu beni daha iyi bir anne veya wonder woman yapmaz. Kimseye de saçını boyattığı için elimde bir kutu yağlı boya ile hücum etmeyi düşünmüyorum.

Siz de düşünmeyin. Mutlu bir hamileliği elden bırakmayın 🙂

22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz

Bir süredir istediğim hızda yazamadım çünkü 20. haftaya girip usul usul ilerlerken karşı takımdan (myomlardan) katlanılamaz bir gol haberi geldi. Tam 21. haftaya girdiğim cuma sabahı, bu zamana kadar beni şiddetle uyardıkları ama benim tanışmadığım o ağrıyı tanıdım. (Kasıklarınızda, regl benzeri ama daha keskin ve devam ederek şiddetlenen bir ağrı) Önce biraz sakinlikle beklemeye çalıştım, biraz geçince doktorumu aradım ve hemen gel talimatı ile hastanedeydim. Ben çantamı alıp çıkmıştım, en kötü ihtimalle birkaç iğne olup eve geri dönecektim. O stres dolu ultrason için uzanıp beklerken, doktorumun yüzündeki bir an gelip giden endişeli bakışı görmek beni bitirdi! “Müge ” dedi, “Sen biraz hastanede misafirimiz ol, gel biz seni yakından takip edelim.” 

İlgili resim

Bunu duyduğunuzda; yaşayanlar veya ultrasonda bebeğini görmeye çalışanlar, o yatağa bilmemkaç kere uzananlar pek iyi anlar ki, aklınıza binbir tane berbat senaryo geliyor. O sırada doktor nazikçe bir şeyler açıklamaya çalışıyor, siz elinizde yatış kağıtları falan derken, kendinizi bir hastane yatağında hunharca damar yolu açmaya çalışan hemşire ile başbaşa buluyorsunuz. (Berbat bir şey, ama zafer benim oldu ve damar yolu açılmadan oradan ayrıldım. Siz bunu denemeyin.)

Önce sakin ve güzel hissettiriyor, oh tamam her şey kontrol altında en azından ya araba kullanırken veya tek başıma iken olsaydı bu ağrılar diyerek kendinizi yatıştırıyorsunuz. En azından ben öyle yaptım. Sonra ağrılar gittikçe şiddetlendi. Hastane ortamına akşam çöktü. Kaos üstüme üstüme gelmeye başladı çünkü 2 saatte bir elinde kallavi bir cihazla odaya dalanlar bebeğimin kalp sesini dinlemeye çalışıyordu!pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

Bu da size rahatlatıcı gelebilir fakat üniversite hastanesi olduğu için, malum asistan doktorlarımız, internler (tıp fakültesi 6. sınıf öğrencileri) tüm iyi niyetleri ile oradalar. Fakat o cihazı hayatında ilk defa görmüş intern öğrenci, sizin bebeğinizin kalp sesini dinleyeceğim diye “Bebek yok.” veya “50-60 civarında atıyor” (normal olması gerek 120-160 aralığı) dediği anda o yatakta donuyorsunuz. Sonra orada sizi karnınızda ultrason jelleri ile bırakıyor, asistan abla/abi bulmaya gidiyor, o asistan abla bu sefer sizin ritminizi dinleyip bir şeyler sallıyor, sonra o abla abi doktora soruyor ve bu sabaha kadar 2 saatte bir yenileniyor! Bırakın uyku uyumayı, her 2 saatte bir psikolojik travma nasıl olur, bir insan son derece pozitifken nasıl delirtilir sınırına geçtiğimiz haftasonu ulaştım!

Burada anlatacak, söylecek o kadar anım oldu ki, o birkaç günde. Sanırım bebişin kalp atışlarının normale dönmesi ve benim de daha fazla orada kalırsam stres kaynaklı kasılmalar yaşayacağım kaygısı ile koşarak eve döndüm ve daha fazla bu macerayı hatırlamak istemiyorum.

Hamile/myomlu hamile/hamile olmak isteyen tüm kadınlara söyleyeceğim kendinizi bütün bunların içine nolur kaptırmayın. Daha beter hasta oluyorsunuz. Doktorunuz ile tüm sıkıntılarınızı paylaşın ve korkmadan kendiniz bir şeyleri aşacağınızı bilin.

Myomlu hamilelik konusunda gidişat şu : Benim canavar myomlardan biri bebişin beslendiği plasentanın 3/1’ine yapışmış durumda. Evet maalesef. Ama bize 3/2’si de yeter diyerek bol bol yiyorum, besleniyorum. Kan pıhtılaşmasını önlemek için Bebek Asprini (100mg) kullanıyorum. (Doktorumun önerisi ile)

Durumlar böyle olunca Progestan‘a geri döndüm. Bir de Proluton iğne oldum. Bu iğneyi sürekli olan kadınlara gerçekten sabır ve güç diliyorum. Hatta onların zaten çok güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçekten biraz zor bir iğne. Ama bebiş için değer diyoruz.
pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

20. haftada neredeydim, 22. haftada nerelere geldim? 

  • Artık oturarak yemek yiyemiyorum, çünkü bükülen kasıklarımdaki ağrı tarif edilemez.
  • Sürekli yatar pozisyondayım, bu beni yatağa yapışık hale getirdi.
  • Ayakta kısa kişisel işler dışında pek duramıyorum.
  • Araba kullanmam yasak.
  • Başkasının arabasında arka koltukta İzmir-Çeşme arasında otoban olmasına rağmen en ufak bir sallantı bile beni çok yoruyor.
  • Ayaklarıma oje sürmem çok zor.
  • Bazı kişisel işleri halletmek göbek yüzünden çok zor.
  • Eğilemiyorum.
  • Yaz olmasa sanırım ayakkabılarımı bağlayamam, çorap giyemem şu an.
  • Çok fazla su içiyorum. Dolaşım sistemini arttırmak için mutlaka su içmeniz gerekiyor. Günde 4-5 litre su içmenizi öneriyorlar. Ben zorla 3 litre içiyorum şu an.
  • Uyumak bir azap. Sağa yatamıyorum. Kan akışı kesileceği ve rahat olmadığı için. Sola yatıyorum, bir süre sonra sol yanım uyuşuyor. Sırt üstü yatınca bazen karnımda ağrı oluyor. Gel de uyu!
  • Ağrılarımı dindirmek için sadece Parol içebiliyorum. En hafif ağrı kesici. Diğerleri yasak.
  • Alt bacağımda bile selülit gördüm!
  • Henüz çatlağım yok, ama mazallah olmasın diye sürekli yağlı güreşçi gibi geziyorum.
  • Arada bir burnum kanıyor.
  • Diş etlerim çok hassas. Her fırçalamada kanıyor.
  • Sanırım bir iki haftaya alyansımı takamayacağım.
  • Sürekli tekme/hareket takip eden bir deliye dönüştüm.
  • Hormonlarım yükselişte. Bazı geceler sürekli ağlama krizi geliyor. Bu dünyada yalnızım ve yapayalnız bir başıma bebeğim olacak gibi saçma sapan kuruntularla ağlıyorum.

İlgili resimŞimdi bu hamilelik çok büyülü bir şey, fiziğimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim diyenler bir adım öne çıkabilir mi? Onlara bir iki cümle fısıldayacağım.

Bütün bunların benim myomlarımla her ne kadar ilgisi olsa da, bir yandan da aslında yok. Doktorumun da söylediği gibi, hamilelik çoğu zaman böyle bir şey. Bu zorlu günleri yaşadığımda yanımda olan, olmak isteyen arkadaşlarımdan gelen mesajlar; bebeği olan bazı arkadaşlarımın da bu yollardan geçtiğini bana gösterdi. Sabretmem için kendi yaşadıklarından bahsetmişlerdi. Peki ama, dedim içimden. Şimdi benim bugüne kadar gördüğüm, izlediğim portre çok güzeldi. Harika bir hamilelik geçirdi, harika bir çocuğu oldu, ve şimdi çok mutlu! Hayır! Her şeyin bir perde arkası var. Tabii ki herkes her şeyi herkesle paylaşacak diye bir şey yok. Bunlar kişilerin özeli. Ama ben bu blogu açarken, özellikle paylaşmak istemiştim.

Hamilelik toz pembe değil, ve olmayacak sevgili kız kardeşler. 

Bununla ilgili toplumsal kaygılı yazımı da sonra yazacağım,

Direnmeye devam.