Hamileliğin 34. Haftasında Sizi Neler Bekliyor?

Bu günlüğün de sanırım sonlarına gelmeye başladık. Bir başka yazıda bahsetmiştim günlük tutma – arşivcilik işlerinde hiç iyi değilim diye. Bunu da elimden geldiği kadar sürdürmeye çalıştım. Bu seferde hem yaşadıklarım hem sizin de başınıza gelebilecekleri yazıyorum.

Hamilelikte 33. haftadan sonra işlerin rengi biraz değişiyor bunu söylemem gerek. Ama bu benim ne kadar zor bir hamilelik geçirdiğimle de ilgili değil, gördüğüm kadarıyla çoğu hamile aynı dertlerden muzdarip. Sırasıyla sizi neler beklediğini sayıyorum.

Bir kere artık uyumanız imkansıza yakın. Neden derseniz, kocaman olan göbeğiniz ile sağa sola dönmek tam bir kabus. Sağdan sola dönerken plan yapmanız gerek. Bu sırada açılan uykuyu saymıyorum. Sırt üstü yatmak yasak, çünkü aort damarına yapılan baskı ile tansiyon düşüşü yaşayabilirsiniz (ki yaşanıyor), uykuda eğer farkında olmadan sırt üstü yattıysanız zaten tansiyonunuz düşünce istemsizce uyanıyorsunuz.

Durduk yere bir anda düşen tansiyondan da söz edelim. Bunun için az az sık sık yemek, aniden ayağa kalkmamak, ayakta iseniz dikilmek yerine mutlaka hareket halinde olmanız – aerobik yapın anlamında değil adım atın anlamında – ütü/ yemek vs. yapıyorsanız ayağınızın altına bir destek koyarak sırayla ayaklarınızın önce birini sonra diğerini yaslayarak destek almalısınız. Aynı anda iki ayağınızın üstünde durmanız beliniz ve sizin için iyi değil. Bu yöntemi yapmayarak, belimi fıtık ettim. Ayrıca tansiyom mutlaka yemek yaparken düşüyor. Bilginize.

Üstüne üstlük, çok su tüketmeniz gereken bir dönemdesiniz. Bunun sebebi; erken doğum, kontraksiyon / kasılma vb. problemleri önlemek için mühim olan dehidrasyonu azaltma operasyonu. Gün içinde en az 3 litre su tüketmelisiniz. Bu da size tuvalet yoluna döşenmiş çiçekli bir yol olarak geri dönüyor. Gün içinde hadi neyse ama gece sayısız kere tuvalete kalkmanız gerekiyor. Bir de artık bebeğiniz baş aşağı pozisyona geçtiyse ve idrar torbanızı bir yastık gibi kullanıyorsa vay halinize! Bir bardak su içtiğiniz anda o uyku size haram. Üzgünüm.

Gelelim diğer bir engele. Eğer magnezyum ve kalsiyum tüketiminiz az ise veya bunun için ekstra destek bir vitamin almıyorsanız (bkz. hamilelikte kullandığım vitaminler) geceleri bacaklarınızda kramplar yaşamanız muhtemel. Bunu engellemek için bol bol muz da tüketebilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromu da bir başka uyku engelleyici. Sanırım ne kadar güzel ve keyifli bir dönem olarak adlandırılsa da, bir bilinmezliğe yaklaşmanın annede yarattığı önüne geçilemez bir stres mevcut. Ve bu, geceleri huzursuz bacak ve anksiyete olarak geri dönüyor. Ben araştırıp, melisa ve yasemin karışımı bir çay seçeneği buldum. Sadece melisa çayı da olabilir. Bunu içerek kendimi gece yatmadan önce sakinleştiriyorum. (Fakat unutmamanız gerek! Bitki çaylarını hamilelikte günde 1 bardaktan fazla tüketmemelisiniz. 2 bardak yazıyor her yerde ama bu bardağın boyunu hesaplamak ile risk almak demek. Ayrıca içilip içilmeyecek bitki çayları listesi de var. Onu yazarım.) Çünkü ister istemez yatağa yattığınızda aklınıza sınırsız düşünceler hücum edebiliyor. Siz ne kadar “ben rahatım yeaa” deseniz bile.

Braxton Hicks (doğum sancısı, kasılması olmayan; rahmi doğuma hazırlayan, düzensiz kasılmalar) olmasını umduğumuz kontraksiyon / kasılmalar da nefesinizi keserek sizi uykunuzdan uyandırabilir. – 1/5/1 kuralı! 1 saat içinde, 5 dakikada bir, 1 dakika ve daha fazla uzunlukta süren kasılmalarınız varsa hemen doktorunuzu aramalısınız. Bunlar braxton hicks değildir. 

Yani özetle o eski uykulara yavaş yavaş veda ediyoruz. Galiba bu da bebişle birlikte gelecek olan uykusuz gecelere bir antrenman.

Bütün bunlar dışında progestan hormonun etkisi ile eklemlerin gevşemesi, bedendeki ağırlık merkezinin değişmesi, benim bebişin tamamen sol tarafıma kendisini bırakması ile artık yürümek çok ama çok zorlaştı. Sanırım sol kalçam ve bel bölgemde bir fıtık oluştu. Umarım yavaş yavaş geçer, yoksa bu şekilde artık sırt ağrılarım, göğüs kafesime baskı yapan ayaklar ve yürüyemediğim bir bacak ile son haftalar inanılmaz zor olacak.

Anne adaylarının gönüllerinin sultanı hastane çantasından konuşmazsak olmaz. Biz hastane çantamızı yaşadığım durumlardan korktuğumuz için erkenden hazırlamaya başlamıştık. Şu an neredeyse eksiksiz bir şekilde hazır. Eksiksiz diyorum ama bu konuda herkesin çantası kendine. Araştırırken kimileri 2 gecelik, 2 bebek kıyafeti ile bir çanta kapıp hastaneye gitmiş. Kimileri valizlerle. Ben sanırım o valizlerle kategorisindeyim. Çünkü hastanede ne kadar kalacağımı ve neye ihtiyaç duyacağımı bilmemek beni gerer. Eksik olduğunda birilerinin o sırada eve veya oraya buraya koşturması da beni gerer. O yüzden biz eşimle her şeyimizi listeledik ve tek tek bebek valizi / anne çantası / baba çantası / bir de gerekli olabilecekler çantası diye ayırdık. Bu size anormal gelebilir veya doğum yaptığınız hastane zaten her şeyi sağlıyor olabilir. Ama bizim durumlar biraz farklı. Ve biz galiba biraz garanticiyiz.

Hastane çantası ile ilgili de bir yazı hazırlayacağım. Artık hangisi size uygunsa belki işinize yarar. Başına da her blogta olduğu gibi EN KAPSAMLI LİSTE yazmayı ihmal etmeyeceğim, ahahah 🙂

http://www.buseterim.com.tr/moda/sonbahara-ozel-balkabakli-brownie/2016
Damla Şeftalicioğlu tarifi ve fotoğrafıdır.

Hadi size bu sıkıntılardan bahsederken, arada bir güzellik yapayım. Dün akşam hatta gecenin bir yarısı üşenmeyerek Arda (eşim) ile balkabaklı brownie yaptık. Zaten tatlıya olan merakım tavan yapmış durumda. Muhteşem bir tarifti. Şurada tarifi bulabilirsiniz. Günler yiyerek, bol su içerek ve mümkünse sürekli yatarak geçiyor. Hiçbir sosyal hayatım kalmadığını itiraf edebilirim. Ben de mutfakta sosyalleşiyorum. Bu hamilelere önerilen bir şey değil. Siz de iyiyseniz kesinlikle bunu yapmayın, çıkın, gezin, dolaşabildiğiniz kadar dolaşın, arkadaşlarınızla buluşun. (Sinirinizi bozmayacak olanlarla) 

Son kulvara girmişken, artık evde olmaktan, bu bağımlı durumdan o kadar sıkıldım ki; bizim bebişko doğsun kendine gelsin ve hep beraber dağ tepe gezelim istiyorum. Şimdiden kendisini buna hazırlasa iyi olur. Çünkü eve kapanıp elimde ağız bezi ile koşan bir anne olursam, bileklerimi dikine kesebilirim. (Böyle olan annelere lafım yok, benim hamileliğim zor geçti bi kereee.)

Hazır tarif vermişken, mide yanmalarından konuşmazsak gözüm açık giderim. Özellikle gece ağzınıza ağzınıza gelen acı sular unutulmayacak hamilelik anılarıdır. Halk arasında “saçlanıyor, saçı çıkıyor, ondan miden yanıyor” diye uydurdukları bu konuyu izah edeyim; saçı maçı çıkmıyor, sen yanlış yemekler yiyorsun kardeş. Mesela bu konuda beni mahveden açık ara : salça ve salçalı yemekler. Bazen karabiber gibi baharatlar da midemin coşmasını sağlıyor. Siz de bu konuda 3 şeye güvenebilirsiniz. 1. sizi rahatsız eden bu güçlü aromalardan kaçının. 2. yastığınızı yükseltin, üstüste iki yastıkla uyumaya başlayın. Boynunuz kopabilir, ama midenizden gelen o asit yerine tercih edebilirsiniz. 3. Doktorunuza da danışarak Gaviscon şurup kullanabilirsiniz. İyilerin dostu, mide asitlerinin amansız düşmanı.

Bir de okumuştum, gerçekten de hissediyorum. Hamileliğin son dönemlerinde ilk dönemlerindeki gibi iştahsızlık, halsizlik durumu geri gelebiliyormuş. Ne yaparsanız yapın yorgun hissediyorsunuz. Bu doğru. Öyle ben 9 aylık hamileydim, düğünlerde pistteydim diyenlere inanmak güç. Bilim var karşımızda bilim!

Bunun bir sebebi de, son aylarda artan kansızlık ve demir ihtiyacı. Bugünlere kadar normal değerlerle geldiyseniz bile, mutlaka düşüş yaşayabilirsiniz, çünkü bebeko ve plasenta ikilisi sizi daha güçlü sömürüyor. Belki demir takviyesi almanız gerekebilir, doktorunuz veya ebenize danışın.

Bel ve göbek çevrenizde, ya da kollarınızda, bacaklarınızda artmış, çıkmış, belirmiş olabilecek çatlaklardan ise hiiiiiiiç bahsetmiyorum. Onun için kullandığım kremi ve önerilerimi şurada yazmıştım.

Yarın doktor kontrolümüz var. Haberler ne olacak bekliyoruz. Ve evet, son 3 aylık dönemin yani 3. trimesterın sloganı kesinlikle:  “Alın şunu içimdeeeeeen!”

Hamileliğin İlk 3 Ay Kabusları ve Çözüm Önerilerim

 

Eveeet, şimdi hamileliğin 3 farklı dönemi var. Hepsinin türlü türlü özellikleri, güzellikleri ve kabusları var. Bu yazıda, hamileliğe yeni başlayanlar için ilk 3 aylık dönemin kabuslarını ve çözüm önerilerini hatırlamak istedim. Belki işinize yarar.

İlk 3 aylık dönem (first trimester), hiçbir şeyin farkında olunmadığı, bebişkonun henüz fasülyeden hallice orada durduğu, sizin ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz ama ruhsal/fiziksel bazı semptomlar gördüğünüz dönem. Bu belirtileri hiç yaşamayan, hiçbir şey hissetmeyen über şanslı bir ekip de mevcut. Genel olarak bu ekip, birkaç ay sonra başlarına gelecekleri bilmeden “Oh ben çok rahat hamileyim, benim annem de böyleymiş canım.” derler. Zira benim annem de bu ekoldenmiş. Ama bana kazın ayağı öyle olmadı ve sizin de genel olarak yaşayacaklarınız şunlar olabilir :

  1. Tarifsiz Mide Bulantıları (Sabah / Akşam Farketmez)Bu yazıyı yazmamın esas amacı, bu dertten muzdarip olanlar için. Açıkçası ben tabii ki fırsatı kaçırmadım ve bu derdi doyasıya yaşadım. Ayrıca kusma refleksim olmadığı için de ciddi anlamda zorlandım. Zaten ciddi kusma problemleriniz ve sıvı kaybı yaşayacağınız bir dönem olursa hemen doktorunuz ile görüşüp, bir süre serum takviyesi almanız isteniyor. Benim gibi yaşayanlarla karşılaştığımda ise bu dayanılmaz mide bulantısı ile başedemeyip doktorlarından ilaç önerisi aldıklarını ve ne yazık ki ilk 3 aylık hamilelik dönemlerinde ilaç kullandıklarını gördüm. İlk 3 aylık dönemde ilaç kullanmaya bence gerçekten gerek yok. Her ne kadar zararlı değil, düşük riski taşımaz vb. diyerek doktorlarınız yazsa bile; konu sadece düşük riski değil. Yediğiniz ve tükettiğiniz her şey bebeğinize ulaşıyor. Bunu unutmayın.Çözüm Önerisi : Şimdi vereceğim çözüm benim hayatımı kurtardı, eşimi de market market arattırdı. Ama çoğu insan bunu bilmiyor, o yüzden mucizeyi sunuyorum : ZENCEFİL ÇAYI ve ZENCEFİLLİ SODA. Sabah bulantıları olarak geçen bu bulantı çeşidi, bende özellikle akşamları artıyordu. En güzel çözüm zencefilli çay oldu.Bunun yanında da bazen sıcak içmekten sıkıldığımda Beyoğlu Gazozu’nun Zencefilli Gazoz‘unu şişe şişe içtim. Soğuk olduğu için ayrıca içinizi ferahlatıyor, özellikle bu bulantılar yaz dönemine denk geldiyse. Bu gazozu bulmak biraz zor oluyordu, fakat Migroslarda bulduğumuz an stokladık ve maalesef Arda bu konuda biraz harap olmuş olabilir.

    Zencefilli Çay Tarifi :

    Taze zencefili dilimliyoruz. Bir cezvenin içinde oda sıcaklığındaki su ile birlikte kaynatıyoruz. Zencefil dilimleri tadını ve kokusunu suya iyice bırakmalı. Su kaynadığında, biraz soğumaya ve dinlenmeye bırakıyoruz. Mümkünse, çayı bardağımıza alırken birkaç dilim zencefil dilimini de cezveden aktarıyoruz. Afiyet olsun.
    İpucu : Eğer zencefil bana çok ağır geliyor, ben sevmem zencefil mencefil diyorsanız; burnunuzu tıkayıp içeceksiniz ya da içine dilimlenmiş limon ekleyebilirsiniz. Bir diğer öneri ise bal eklemek. Ama tatlı bir içeceğin daha çok midenizi bulandırabileceğini unutmayın.

    Umarım işinize yarar. Ben bunun faydalı olduğunu yabancı kaynaklarda okumuştum. Sonra doktorum da zencefilli gazozu önerdi. Özellikle yurtdışında alkolsüz Ginger Ale bu konunun piriymiş, haberiniz olsun. Macrolarda da bulabilirsiniz Ginger Ale, ama alkolsüz olmasına dikkat edin.

  2. İnip Çıkan Hormonlara Bağlı Sağı Solu Belli Olmayan Hareketler 

    Gelelim gül gibi değişen hormonlarınıza. Bu ilk 3 ay, sen sen değilsin. Hiç inkar etme, zaten istesen de olamazsın. Bir kere her ne kadar mutlu bir haber olsa da, şok edici ve önündeki 9 ay 10 – 40 hafta seninle olacak bir haber almışsın. Sonrasında başına geleceklerden zerre kadar haberin yok. Vücudunda eksilen, artan değerlerle ilgili de doktorundan duyduğun bilgiler kadar kem küm fikrin var. Ama içerde neler oluyor ah bir bilsen!
    Bu sürede eşini 10 kere boşamayan, ağlama krizleri yaşamayan veya ani mutsuzluk, ani sevinçler yaşamayan bizden değildir. Şaka şaka, sen bu konuda süper kontrollü ve iyi bir arkadaşımız olabilirsin tabii. Alkışlar senin için. Geri kalanımız ise bu ilk 3 ayı geride bırakmayı iple çeken tayfayız.


    Çözüm Önerisi : Burada olan genellikle eşlere oluyor. Çünkü onlar bizim kadar bu döneme hızlı adapte olamıyorlar. “Hamile misin, emin misin, tekrar baktıralım, dur bir dakika emin miyiz?” sürecinden sonra “Evet, …… hamile. Evet, eşim hamile” gibi sanki kendisinin konu ile alakası yokmuşçasına bir yaklaşım; akabinde “Yaa evet galiba baba oluyorum, emin değilim inşallah hamileyiz.” gibi saçma sapan cümleler kurma atakları yaşayarak yavaş yavaş finale doğru ilerleyen bir türden bahsediyoruz. Bu yüzden, beklentiyi aza indirin ve alamayacağınızı isteyerek kendinizi delirtmeyin. Bu kolay değil elbette. Ama eşinizi karşınıza alıp konuşarak, ve biraz destek isteyerek yola devam edebilirsiniz.

    Kendinizi dinlendirin, eğlenceli aktivitelere katılmaya çalışın, sosyalleşin, işinize odaklanın, bol bol güzel müzik dinleyin,sevdiğiniz filmleri izleyin. Kendinizi bu kafadan uzak tutmaya çalışın.

  3. Devamlı Uyku İsteği 

    Bu konu çoğunlukla herkesin başına bulantılı / bulantısız gelen bir durum. İlk 3 ay kendimi aşırı enerjik hissediyorum diyen duymadım. Uyku isteğiniz hormonlar yüzünden (ah şu hormonlar!) artacaktır. Korkmayın. Fırsat buldukça uyuyun. İyi haber; 3 ay sonra ciddi anlamda azalacak. Kötü haber; son 3 ay geri gelecek 🙂

  4. Şaşkınlık 

    Bu da sizin bu haberi nasıl ve ne zaman karşıladığınıza bağlı değişkenlik gösterebilir. Eğer beklemediğiniz bir anda sürpriz bir hamilelik geçiriyorsanız, derecesi yüksek olacaktır. Bazen bekleyen kişilerde bile, “şimdi ne olacak?” şaşkınlığı olabiliyor.
    Çözüm Önerisi :  Doktorunuzu iyi seçin. Beğenmediğiniz anda bunun sizin en doğal hakkınız olduğunu unutmayın. Her şeyi konuşabileceğiniz, sorabileceğiniz ve şaşkınlığınızı azaltacak bir doktorunuz olmalı. Sonuçta 40 hafta boyunca en çok onu göreceksiniz. Ona göre.Aileden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden pozitif destek verebilecek olanlar ile görüş konuşun. Tuhaf deneyimleri olan, mutsuz veya hamilelik ile alakasız insanlarla konuşmayın. Bu kişiler, ayna modeli kendilerini size yansıtacaklardır ve bu durum şaşkınlığınızı depresyon ile harmanlayacaktır. Bu insanlardan uzak durun. Kendi deneyiminizin tadını çıkarın. Güzel deneyimleri olan insanlarla, faydalı sohbetleri de değerlendirin.

  5. Daha Önce Sevdiğiniz Şeylerden İğrenme (Mide Bulantısından Farklı Olabilir) 

    Bu da çok garip bir konu. Bulantıdan bağımsız gelişen bir durum. Hani nasıl regl döneminden önce hiçbir kıyafetinizi giymek istemez, aynada asla saçlarınızı beğenmezsiniz; işte bu da daha önce sevdiğiniz şeylere “bööğ” dediğiniz bir dönemin başlangıcı. Her ne kadar yiyeceklerde daha sık yaşansa da, aslında her konuda biraz zevk değiştirdiğinizi farkedeceksiniz. Bu değişiklikler kalıcı olmak zorunda değil. Muhtemelen hamileliğin sonlarına doğru tekrar değişecek veya kaybolacak. Örneğin; özellikle kahveyi çok sevenlerde bir anda kahveden tiksinme belirtisi çok oluyor. Ben çok sevmeme rağmen kahveden tiksinmemiştim ama o delice kahve arayışım cidden azalmıştı. Sonra da kafeinsiz kahve ile kolayca yoluma devam ettim.
    Çözüm önerisi : Yeni zevklerinizin keyfini çıkarın. Daha önce yemediğiniz, tatmadığınız, kullanmadığınız ürünlere merakla yaklaşın ve keşfedin. Bu en sevdiğiniz parfümüzden soğuyarak tamamen doğal ürünlere yönelmeniz de olabilir. Bunlara kızgın olmayın, değişimlere karşı savaş açmayın. Yerine koyabileceğiniz yeni ürünler araştırabilirsiniz.

  6. Kokulara Karşı Duyarlılık

    İşte bu mide bulantısını tetikleyen fenalardan. Benim için ilk 3 ay evde kimsenin almadığı ama benim eve girer girmez aldığımı iddia ettiğim, berbat bir koku vardı. Rutubet desem değil, bozuk bir şey desem değil. Tarifsiz bir koku. Resmen o kokudan kaçmak için evin alt katında durmak istemiyordum. Tüm parfümler benim için kabustu. Soğan ve zeytinyağı kavrularak başlanan yemekleri saymak bile istemiyorum. Mutfağa adımımı atamadım.Sizin de böyle farklı duyarlılıklarınız olabilir. Mesela birinin hamilelikte sudan tiksindiğini duymuştum. Sular kokuyormuş. Yani hamile kadın öyle hissediyor ve su içemiyor neredeyse.Çözüm Önerisi : Bu durumda uzak durmaktan başka bir çare yok. Sakın, bu kokuları bastırmak için oda parfümleri, kokulu mumlar vs. edinmeyin. Kokular iyice birbirine karışacak ve siz hala o duyarlı olduğunuz kokuyu alacaksınız. Çünkü bu kaçınılmaz. Arka sokakta kurulan pazarın kokusunu bile bir tazı burnu ile alabilir, çevrenizi şaşkına çevirebilirsiniz. Burnunuzun şizofrenleştiği bir dönem. Çok yüz vermeyin ve pencereleri açabildiğiniz kadar açın, kapalı alanlarda durmayın, ferahlamaya çalışın.

Hamilelikte Saç Boyatmak : İki Cepheli Tartışma

Hamile kaldığım günden bugüne, her konuda olduğu gibi bu konuda da “kimsenin işine karışmayın” mottosunu benimseyen tutumları sevdim. Yani “emzirecek misin, zinhar mama verme, bebeği kundaklama, yok efendim köpekle bebek aynı evde olmaz, bebek gelince şu olur bu olur” gibi uzayıp giden infazların hamilelikte ve sonrasında annenin sıklıkla karşılaştığı konular olduğunu öğrendim. Kadın, hamile kaldığı günden itibaren hayat boyu çevresinden (yakın/uzak) sürekli kınama, yargılama, aşağılama, beğenilmeme, eksik kalma korkuları ile yaşamaya başlıyor.

Çünkü annelik kutsal ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmeli! Yoksa sen canavarsın kadın!

Buna her ne kadar katılsam da, bebeğini tuvaletlerde doğurup bırakan veya üstünde sigara söndüren annelerin varlığını hala gördüğümüz için; bebeğini emzirememesi nedeni ile mama veren anneye saldıran insanlar bana deli gibi geliyor.

Bütün bunların farklı bir boyutu da hamilelikte saç boyatmak!

Önce kendi yaptığımı söyleyeyim; bazen bunalımlara sürüklenip içimden gideyim şu saçları boyatayım ruhu geçse de, bunu asla yapmayacağımı anladım. Zaten doğal ürünlere olan merakımdan dolayı ben şampuanımı ve tüm saç ürünlerimi de parabensiz seçtim. Kimyasalların en çok saç derisinden geçtiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle vücudum için de kullandığım her şey doğaldı fakat saç derisine özellikle dikkat ettim. Bu yüzden benim için boya imkansız oldu.

Her ne kadar doktorlar, sorun yok demeye başlamış olsa da, bilimsel veriler ile ilgili dikkatimi çeken şu; bilimsel bir deneyin yapılabilmesi için bunun belirli bir örneklemde (yani hamile kadınları temsil edebilecek sayıda kişide) denenmiş olması gerek. Belirli sayıda hamile kadına kimyasal vererek, belirli bir kısmına vermeyerek karşılaştırma yapılacak deneyler etik olmayacağı için; henüz böyle bir çalışma yok. O nedenle çalışmalar, ya hep kusurlu doğumlar üzerinden yürütülmüş ya da ne yazık ki hayvanlar üzerinden.

Bu da demek oluyor ki, aslında elimizde bize güven verecek kesin bir bilimsel araştırma YOK. Ama araştırma olmaması demek, evet sorun da yok demek değil. Ne yazık ki şu an bazı hekimler ve hamileler bunu bu şekilde yorumluyor. Bana kalırsa konu açıklığa kavuşmuş değil. Sizin insiyatifinizde. Yani belki saç derisine gelmeyerek, hava alan (kimyasal solumadığınız) bir salonda, sadece saç uçlarınıza renk katabilirsiniz.

Gebelikte saç boyama ile ilgili bazı kesimler de hamile kadının kendisini iyi hissetmesi gerektiği bu nedenle de ne isterse yapabileceği konusunu savunuyor. Burada dikkat edilmesi gereken ve hep tekrarlanan, düşük riski nedeni ile her şeye dikkat edilen İLK 3 AY SAÇINIZI BOYATMAYIN kuralı. Sonrasında ise işler biraz belirsizlik taşıdığı için sizi mutlu edecekse boyatabilirsiniz cümlesi geliyor. Evet, gerçekten hamilelikte kendini iyi hissetmek çok önemli. Sizin için bu hayati şekilde mutsuzluk teşkil ediyorsa, kendi insiyatifiniz ile konuya karar verebilirsiniz. Tabii ilk 3 aydan sonra ve doktorunuza danışarak. Ama böyle gelip geçici bir hezeyansa, bana göre “değer mi riske arkadaş”.

Peki saç boyaları organik olsa bir şey değişir mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bununla ilgili de düşüncem; p-phenylenediamine, dihydroxybenzene ve aminophenol gibi kimyasal maddeler tüm saç boyalarında bulunduğu için bir değişiklik olmayacaktır.

Bazı komplikasyonların da, illa doğumun akabinde ortaya çıkmadığını da unutmamak gerek. Yani bebeğim sağlıklı doğdu sorun yok demek biraz yanılgı olabilir. Doğum sırasında aynı şekilde protez tırnak yaptırmak, hijyenik koşullarından emin olmadığınız (steril aletler) bir yerde manikür-pedikür yaptırmak da son derece riskli. Oje konusunda da bu şekilde şiddetli tartışmalar sürüyor. Hamilelikte oje sürmek de henüz bilimsel bir araştırma konusu olmamasına rağmen, tırnak etlerinizin açık olması ve buraya nüfuz edecek kimyasallar konusunda bazı anne adaylarına tedirginlik verebiliyor. Mesela ben oje konusunda daha esnek davrandım. İlk 3 aydan sonra bazı zamanlarda içeriğine güvendiğim ojeleri kullandım.

Sonuç olarak bu konu henüz tam olarak netleşememiş ve insiyatife bırakılmış bir tartışma. Ben boyatmamayı ve tüm kimyasal içerikli saç ürünlerinden başından beri uzak durmayı seçtim. Ama bu beni daha iyi bir anne veya wonder woman yapmaz. Kimseye de saçını boyattığı için elimde bir kutu yağlı boya ile hücum etmeyi düşünmüyorum.

Siz de düşünmeyin. Mutlu bir hamileliği elden bırakmayın 🙂

Hamilelikte Çatlaklara Karşı Savaş

Bütün hamilelerin, yani hepimizin ilk akla gelen derdi galiba “çatlaklar”. Konu çatlaklar olunca elimize geleni kullanmak ve sağdan soldan gelen öneriler ile bu çatlaklara karşı savaş açmak ilk hedefimiz oluyor. Fakat bu iş sanıldığı kadar bizim elimizde değil. Bunu öğrendiğimde sanırım savaşa biraz ara verdim.

Birçok kaynakta da söylediği gibi çatlaklar genetik kızlar. Üzgünüm, acı haber. Yani sizin annenizde, anneannenizde doğum sırasında/sonrasında çatlaklar oluştuysa maalesef sizde de oluşma ihtimali çok yüksek.

Fakat bu sistem bende hep ters işledi. Örneğin; hamilelikte bulantı konusunda da anneye benzeyeceğini söylemelerine rağmen, anneme hiç benzemedim ve ben bulantıdam mahvoldum. Daha birçok konuda anneme hiç benzemeyen hamilelik paternleri gösterdim. Bu nedenle, yine ailede başka birisinden farklı bir gen de taşıyor olabilirsiniz. Kimbilir.

Bu noktada yine de genetik nasılsa boşver demeden önce, hamileliğim süresince gerçekten hiçbir fikrim olmadan aldığım fakat sonra herkesin harıl harıl önerdiği Palmer’s yağı kullandım. Detayı için tık tık. Ben İngiltere’den öylesine almıştım. Fakat sonra Türkiye’de şiddetle övüldüğünü görünce çok şaşırdım. Ürünün birebir ambalajını burada bulamadım ama benzer ürünler şu ve şu olabilir.

10051840

Ayrıca bu ürünün göğüs için ayrı bir yağı da var. Ben onun yerine kendi ürünümden stokladım ve göğüslerime de aynısını kullanıyorum. İçindeki yağlar zaten hamilelikte cildinize kullanmanız önerilen yağlar ; shea, cocoa, argan, badem, kolajen ve elastin içeriyor. Ayrıca tabii ki hamilelikte ve aslında her zaman dikkat etmeniz gereken; paraben & phthalate içermemesi. Kokusu da inanılmaz.

Bu ürün dışında başka bir şey kullanmıyorum. Çünkü içeriği yeterince tatmin edici. Sadece ekstra olarak, Body Shop‘tan aldığım kaktüs banyo fırçasını her banyoda düzenli olarak, özellikle bacak/baldır bölgemde kullanıyorum. Çünkü çatlak yalnızca karın bölgesinde olmuyor hemşireler. Vücudunuz müsaitse hemen popoda, bacakta da kendisini gösterebiliyor. Bu ürünü severek kullanıyorum, yorumlarda sert olduğunu söylemişler ama işin sırrı bu zaten. Kan dolaşımınızı arttırıyor. Hamilelikle birlikte gelen diğer bir düşman selülitlere de güzel çözüm. Banyodan sonra kullandığınız bölgelerde karıncalanma ve kaşıntı benzeri hisler olabilir. Korkmayın. Kısa sürede geçecek. Bu iyi sonuç aldığınızın habercisi.

Yine banyoda kaktüs banyo fırçama ek olarak kullandığım, Creightons markasının Shea Butter & Ginger duş jeli var. Gerçekten shea butter sayesinde vücudum nemli ve yumuşak çıkıyorum duştan. Ben zencefili çok sevdiğim için mutluyum kokusundan. Ama farklı versiyonları da mevcut. Gratis‘te bulabilirsiniz. Yine shea butter lı duş jeli kullanmak isterseniz, Body Shop‘ta şu ürün çok güzel.

Fakat hamileliğin ilerleyen dönemlerinde %100 Organik Hindistan Cevizi yağı kullanılmasını önerenler var. Bu ürün aşırı yağlı olduğu için, ilerleyen dönemdeki ciddi gerilmeleri sakinleştirecektir. Fakat uyumadan önce, sevmediğiniz bir gecelik/pijama ile kullanmaya çalışın çünkü gerçekten her yere bulaşabilen çoook yoğun bir yağ. Ben henüz kullanmıyorum.

Ayrıca yine doğal badem yağını önerenler var. Fakat sadece yağ olduğu için bana çok anlamlı gelmiyor. Çatlakların sebebi derinin altındaki dokuların elastik yapılarını kaybetmesi. Yağ sanki sadece nemlendiriyor gibi. Belki de benim bir ön yargımdır. Badem yağı sevenler kullanabilir.

Günün sonunda, şu an gözle görülen bir çatlağım yok.. Ama henüz 29. haftadayım. İşler bundan sonra çirkinleşebilir. Sanki bazı çatlakların habercisi var gibi, ama emin de değilim. Elbet olacaktır ve açıkçası çok da umrumda değil. Çünkü ben elimden geleni yaptım ve hamilelik çatlakları, sezaryen izleri, bıraktığı tüm kilolar ve hatıralar ile kocaman bir olay.

Bu nedenle beden olumlama hareketini hatırlayalım, konuya çok da fazla takılmayalım. Yine de severseniz Palmer’s serisini öneriyorum. Nolur nolmaz bir kullanın 🙂

37. haftadan edit: Göğüslerimde ve belimin yanlarında çatlaklar az da olsa koyu mor şekilde oluştu. Göbeğimde, kollarımda vs. hiç olmadı. Bu morarmalardan önce bir yere mi çarptım neler oluyor diyerek korkabilirsiniz ama korkmayın, hamilelikten sonra mor renk solarak önce pembeye sonra da gri/beyaz renge bürünecek.

Ben hala Palmer’s kullanmaya devam ediyorum. Çatlağı engellemese bile derinizi beslemesi ve son haftalarda yaşayacağınız inanılmaz kaşıntıları ciddi anlamda azaltması bile yeterli. Umarım çatlak ile imtihanım bu kadardır 🙂