36. Hafta : Alın Bu Bebeği Buradan

Bu haftaya gelinceye kadar birçok yerde son ayın “alın bunu buradaaaan” çığlıkları ile geçtiğini okumuştum. Erken doğum tehlikesi atlatan biri olarak, buna pek inanmamıştım ama gerçekten son aya girdiğiniz anda artık tak etti canıma moduna sürükleniyorsunuz.

Ben daha 33. haftalarda bebişin bel ve kalça hattımdan geçen sinire baskı yapması nedeniyle yürüyememeye başlayınca, bastım çığlığı. 34. hafta kontrolünde resmen doktorun gözünün içine bakıyordum. Oysa ki ne kadar erken değil mi? Evde bastonla yürüyor, yataktan kalkıp yatamıyor, uykumda acıdan dönemiyor, tuvalete bile gitmekte zorlanıyordum. Son 1 ayı nasıl böyle geçireceğim diye kederlere kapılmışken, bebiş 36. haftanın başında cumburlop yer değiştirdi ve sanırım daha da aşağılara indi. Böylece bir sabah uyandığımda artık yürüyebiliyordum. Hamilelik gerçekten maceralar ile dolu.

Fakat cumburlopun da bir bedeli oldu. Pelvis ve kasıklarda regl benzeri ağrılar ve baskı çok arttı. Ayrıca Braxton Hicks ile dost olduk artık, geldi mi gıkım çıkmıyor. Kıvrana kıvrana gitmesini bekliyorum. Ne olduğunu merak edenler şu yazıma göz atabilir.

Bugün 37. haftanın ilk günü ve ben 36. haftayı da geri de bırakmış oldum. Söylenenlere göre, 37. haftayı da bitirebilirsem doğan bebiş artık prematüre sayılmayacak. Akciğerleri, sindirim sistemi daha da gelişmiş olacak. Tabii içerde ne kadar kalırsa o kadar iyi diyerek bana 38+ günleri beklemek düşüyor. Fakat myomlarımdan en azılısı plasentanın 3/1’ne yuva yaptığı için öyle 39-40. haftaları bekleme gibi bir lüksüm de maalesef yok. Uzatmadan 38’de umarım bebiko gelecek.

36-weeks-pregnant-soon-baby-soon-e1357176744208

36 biterken bana bir enerji geldiğini saklayamam. Bunun adına “nesting” diyorlar. Yani dişi kuşun yuva yapma arzusunun açığa çıkması. Evi toplama, düzenleme, temizleme gibi güdüleriniz artıyormuş. Ben şu dişi kuş mantığından biraz uzak olduğum için ikinci teoriye daha yakın hissediyorum. O da, kadının aslında bir nevi strese girerek gelişecek yeniliğe karşı hazırlanma ihtiyacı. İster istemez, doğum konusunda sizi o kadar paralel evrene geçiş yapacağınıza dair hazırlıyor ki çevre, siz de hayatımın bu son anne olmayan günlerinde her şeyi tam tekmil yapmalıyım çünkü sonra asla vaktim olmayacak diye düşünmeye başlıyorsunuz.

Bu öyle bir motivasyon ki, bebeğinizin ilk yılı kitabını bile “bence şimdiden okuyun doğunca hiç vaktiniz olmayacak” diye elinize tutuşturuyorlar. Siz daha doğmamış bebeğin lazımlık macerasını okuyorsunuz falan. Tamam ben de okumayı çok seviyorum da bu kadarı da yine karşı çıktığım bir baskı. “Hiç vaktin olmayacak!” diye kadını bir hastalığa sürüklenecek, eski hayatını kaybedecek, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamayacak bir dünyaya hapsedilecek tadında konuşmalar – her ne kadar bazen haklılık payı olsa da –  son derece bezdirici.

Evet, birçok şeyin 180 derece değişeceğini ve bir daha asla eskisi gibi olmayacağını biliyorum. Ama bir daha kitap okuman mümkün olmayacak, bütün filmleri şimdi izle bir daha oturup film izleyemeyeceksin denildiği an depresyonun ayak seslerini duyar gibi oluyorum. Aynı mantığı bizim kültür evlenirken de yapıyor. Özellikle erkeklere “evlenmeden önce hayatını yaşa” dürtüsü aşılanıyor. Evlenince hayat bitiyor, hapishaneye giriliyor, sorumluluklar baş gösteriyor ve bundan sonrasında seni hep sıkıcı bir yaşam bekliyor mesajı her yerde. Ama doğru ve aklı başında bir evlilik yaptığınız zaman, ve karşılıklı bunu bilip önlemler aldığınız zaman durumun hiç de böyle olmadığını görüyorsunuz. İşte aynı şey. Bebek/çocuk bakımı için de baştan peşinen böyle cümleler ile özellikle anneyi kaosa sürükleyenlere bin tekme!

36. haftada ben artık alışveriş yapmayı bıraktım. Zaten sanırım topu topu yoğun ve planlı alışverişi sadece 2 ay yaptım. Şimdi artık bebek ürünlerine bakmayı bıraktım çünkü karşıma ne çıkacağını gerçekten bilmediğimi düşünüyorum. Deli zırvası gibi bir sürü şey alıp içlerinde kaybolmaktan korkuyorum. O kadar az ve öz şey aldım ki, kesin ziyarete gelen bir avuç teyze yine gözümün içine “cık cık cık, vah vah vah” temaları ile bakacak ve kendi torunlarına neler aldıklarından falan bahsedecek. Hazırım, kılıçlarımı kuşandım.

Sezen Aksu’nun “Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu yaşamak.” şarkısını hatırladığım bu günlerde, en çok özlediğim şey sanırım enerjim, sokağa çıkmak ve seyahat edebilmek. Bunu daha önce de yazmıştım, doğurduğum gibi kendimi sokağa atmak istiyorum. Bu konuda da bir teorim var. Mesela hamileliğinde çok gezebilmiş, sosyalleşebilmiş, hayatından pek bir fedakarlık yapmak zorunda kalmamış anne adayları; bebek geldikten sonra gerçekten değişen durumlarda sanırım pospartum (lohusa) depresyonuna daha çok giriyorlar. Bana okuduklarımdan böyle bir çıkarım geldi. O yüzden kötü geçen hamileliğimi de pozitif görmeye çalışıyorum, çünkü daha kötü ne olabilir ki diyerek, bebiko geldiğinde ve ameliyat sonrası enerjimi kazandığımda sanırım başetme direncim daha yüksek olacak. Ne gelirse göğüsle Müge rolüme hazırım. Ya da öyle olduğunu düşünüyorum.

Şu an tek dileğim, hastane ve ameliyathane fobisi had safhada olan biri olarak doğumun (sezaryen operasyonumun) iyi geçmesi. Ciddi anlamda direnç gösterebilmem. Ağrıyla başedebilmem ve ameliyathaneyi birbirine katmadan doğurabilmem.

Bunu da atlatırsam sanırım geriye telefonuma her hafta gelen yaşasın 37. haftadasınız, bu hafta başınıza bunlar bunlar gelecek! yazılarını özlemek kalacak.

Ha bir de, eskisi kadar iştahlı hissetmiyorum. Sanırım her şey bir döngü gibi başa dönüyor.

Bakalım bir sonraki yazım doğurmadan olabilecek mi?

Sevgiler.

 

 

Reklamlar

Hamileliğin 34. Haftasında Sizi Neler Bekliyor?

Bu günlüğün de sanırım sonlarına gelmeye başladık. Bir başka yazıda bahsetmiştim günlük tutma – arşivcilik işlerinde hiç iyi değilim diye. Bunu da elimden geldiği kadar sürdürmeye çalıştım. Bu seferde hem yaşadıklarım hem sizin de başınıza gelebilecekleri yazıyorum.

Hamilelikte 33. haftadan sonra işlerin rengi biraz değişiyor bunu söylemem gerek. Ama bu benim ne kadar zor bir hamilelik geçirdiğimle de ilgili değil, gördüğüm kadarıyla çoğu hamile aynı dertlerden muzdarip. Sırasıyla sizi neler beklediğini sayıyorum.

Bir kere artık uyumanız imkansıza yakın. Neden derseniz, kocaman olan göbeğiniz ile sağa sola dönmek tam bir kabus. Sağdan sola dönerken plan yapmanız gerek. Bu sırada açılan uykuyu saymıyorum. Sırt üstü yatmak yasak, çünkü aort damarına yapılan baskı ile tansiyon düşüşü yaşayabilirsiniz (ki yaşanıyor), uykuda eğer farkında olmadan sırt üstü yattıysanız zaten tansiyonunuz düşünce istemsizce uyanıyorsunuz.

Durduk yere bir anda düşen tansiyondan da söz edelim. Bunun için az az sık sık yemek, aniden ayağa kalkmamak, ayakta iseniz dikilmek yerine mutlaka hareket halinde olmanız – aerobik yapın anlamında değil adım atın anlamında – ütü/ yemek vs. yapıyorsanız ayağınızın altına bir destek koyarak sırayla ayaklarınızın önce birini sonra diğerini yaslayarak destek almalısınız. Aynı anda iki ayağınızın üstünde durmanız beliniz ve sizin için iyi değil. Bu yöntemi yapmayarak, belimi fıtık ettim. Ayrıca tansiyom mutlaka yemek yaparken düşüyor. Bilginize.

Üstüne üstlük, çok su tüketmeniz gereken bir dönemdesiniz. Bunun sebebi; erken doğum, kontraksiyon / kasılma vb. problemleri önlemek için mühim olan dehidrasyonu azaltma operasyonu. Gün içinde en az 3 litre su tüketmelisiniz. Bu da size tuvalet yoluna döşenmiş çiçekli bir yol olarak geri dönüyor. Gün içinde hadi neyse ama gece sayısız kere tuvalete kalkmanız gerekiyor. Bir de artık bebeğiniz baş aşağı pozisyona geçtiyse ve idrar torbanızı bir yastık gibi kullanıyorsa vay halinize! Bir bardak su içtiğiniz anda o uyku size haram. Üzgünüm.

Gelelim diğer bir engele. Eğer magnezyum ve kalsiyum tüketiminiz az ise veya bunun için ekstra destek bir vitamin almıyorsanız (bkz. hamilelikte kullandığım vitaminler) geceleri bacaklarınızda kramplar yaşamanız muhtemel. Bunu engellemek için bol bol muz da tüketebilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromu da bir başka uyku engelleyici. Sanırım ne kadar güzel ve keyifli bir dönem olarak adlandırılsa da, bir bilinmezliğe yaklaşmanın annede yarattığı önüne geçilemez bir stres mevcut. Ve bu, geceleri huzursuz bacak ve anksiyete olarak geri dönüyor. Ben araştırıp, melisa ve yasemin karışımı bir çay seçeneği buldum. Sadece melisa çayı da olabilir. Bunu içerek kendimi gece yatmadan önce sakinleştiriyorum. (Fakat unutmamanız gerek! Bitki çaylarını hamilelikte günde 1 bardaktan fazla tüketmemelisiniz. 2 bardak yazıyor her yerde ama bu bardağın boyunu hesaplamak ile risk almak demek. Ayrıca içilip içilmeyecek bitki çayları listesi de var. Onu yazarım.) Çünkü ister istemez yatağa yattığınızda aklınıza sınırsız düşünceler hücum edebiliyor. Siz ne kadar “ben rahatım yeaa” deseniz bile.

Braxton Hicks (doğum sancısı, kasılması olmayan; rahmi doğuma hazırlayan, düzensiz kasılmalar) olmasını umduğumuz kontraksiyon / kasılmalar da nefesinizi keserek sizi uykunuzdan uyandırabilir. – 1/5/1 kuralı! 1 saat içinde, 5 dakikada bir, 1 dakika ve daha fazla uzunlukta süren kasılmalarınız varsa hemen doktorunuzu aramalısınız. Bunlar braxton hicks değildir. 

Yani özetle o eski uykulara yavaş yavaş veda ediyoruz. Galiba bu da bebişle birlikte gelecek olan uykusuz gecelere bir antrenman.

Bütün bunlar dışında progestan hormonun etkisi ile eklemlerin gevşemesi, bedendeki ağırlık merkezinin değişmesi, benim bebişin tamamen sol tarafıma kendisini bırakması ile artık yürümek çok ama çok zorlaştı. Sanırım sol kalçam ve bel bölgemde bir fıtık oluştu. Umarım yavaş yavaş geçer, yoksa bu şekilde artık sırt ağrılarım, göğüs kafesime baskı yapan ayaklar ve yürüyemediğim bir bacak ile son haftalar inanılmaz zor olacak.

Anne adaylarının gönüllerinin sultanı hastane çantasından konuşmazsak olmaz. Biz hastane çantamızı yaşadığım durumlardan korktuğumuz için erkenden hazırlamaya başlamıştık. Şu an neredeyse eksiksiz bir şekilde hazır. Eksiksiz diyorum ama bu konuda herkesin çantası kendine. Araştırırken kimileri 2 gecelik, 2 bebek kıyafeti ile bir çanta kapıp hastaneye gitmiş. Kimileri valizlerle. Ben sanırım o valizlerle kategorisindeyim. Çünkü hastanede ne kadar kalacağımı ve neye ihtiyaç duyacağımı bilmemek beni gerer. Eksik olduğunda birilerinin o sırada eve veya oraya buraya koşturması da beni gerer. O yüzden biz eşimle her şeyimizi listeledik ve tek tek bebek valizi / anne çantası / baba çantası / bir de gerekli olabilecekler çantası diye ayırdık. Bu size anormal gelebilir veya doğum yaptığınız hastane zaten her şeyi sağlıyor olabilir. Ama bizim durumlar biraz farklı. Ve biz galiba biraz garanticiyiz.

Hastane çantası ile ilgili de bir yazı hazırlayacağım. Artık hangisi size uygunsa belki işinize yarar. Başına da her blogta olduğu gibi EN KAPSAMLI LİSTE yazmayı ihmal etmeyeceğim, ahahah 🙂

http://www.buseterim.com.tr/moda/sonbahara-ozel-balkabakli-brownie/2016
Damla Şeftalicioğlu tarifi ve fotoğrafıdır.

Hadi size bu sıkıntılardan bahsederken, arada bir güzellik yapayım. Dün akşam hatta gecenin bir yarısı üşenmeyerek Arda (eşim) ile balkabaklı brownie yaptık. Zaten tatlıya olan merakım tavan yapmış durumda. Muhteşem bir tarifti. Şurada tarifi bulabilirsiniz. Günler yiyerek, bol su içerek ve mümkünse sürekli yatarak geçiyor. Hiçbir sosyal hayatım kalmadığını itiraf edebilirim. Ben de mutfakta sosyalleşiyorum. Bu hamilelere önerilen bir şey değil. Siz de iyiyseniz kesinlikle bunu yapmayın, çıkın, gezin, dolaşabildiğiniz kadar dolaşın, arkadaşlarınızla buluşun. (Sinirinizi bozmayacak olanlarla) 

Son kulvara girmişken, artık evde olmaktan, bu bağımlı durumdan o kadar sıkıldım ki; bizim bebişko doğsun kendine gelsin ve hep beraber dağ tepe gezelim istiyorum. Şimdiden kendisini buna hazırlasa iyi olur. Çünkü eve kapanıp elimde ağız bezi ile koşan bir anne olursam, bileklerimi dikine kesebilirim. (Böyle olan annelere lafım yok, benim hamileliğim zor geçti bi kereee.)

Hazır tarif vermişken, mide yanmalarından konuşmazsak gözüm açık giderim. Özellikle gece ağzınıza ağzınıza gelen acı sular unutulmayacak hamilelik anılarıdır. Halk arasında “saçlanıyor, saçı çıkıyor, ondan miden yanıyor” diye uydurdukları bu konuyu izah edeyim; saçı maçı çıkmıyor, sen yanlış yemekler yiyorsun kardeş. Mesela bu konuda beni mahveden açık ara : salça ve salçalı yemekler. Bazen karabiber gibi baharatlar da midemin coşmasını sağlıyor. Siz de bu konuda 3 şeye güvenebilirsiniz. 1. sizi rahatsız eden bu güçlü aromalardan kaçının. 2. yastığınızı yükseltin, üstüste iki yastıkla uyumaya başlayın. Boynunuz kopabilir, ama midenizden gelen o asit yerine tercih edebilirsiniz. 3. Doktorunuza da danışarak Gaviscon şurup kullanabilirsiniz. İyilerin dostu, mide asitlerinin amansız düşmanı.

Bir de okumuştum, gerçekten de hissediyorum. Hamileliğin son dönemlerinde ilk dönemlerindeki gibi iştahsızlık, halsizlik durumu geri gelebiliyormuş. Ne yaparsanız yapın yorgun hissediyorsunuz. Bu doğru. Öyle ben 9 aylık hamileydim, düğünlerde pistteydim diyenlere inanmak güç. Bilim var karşımızda bilim!

Bunun bir sebebi de, son aylarda artan kansızlık ve demir ihtiyacı. Bugünlere kadar normal değerlerle geldiyseniz bile, mutlaka düşüş yaşayabilirsiniz, çünkü bebeko ve plasenta ikilisi sizi daha güçlü sömürüyor. Belki demir takviyesi almanız gerekebilir, doktorunuz veya ebenize danışın.

Bel ve göbek çevrenizde, ya da kollarınızda, bacaklarınızda artmış, çıkmış, belirmiş olabilecek çatlaklardan ise hiiiiiiiç bahsetmiyorum. Onun için kullandığım kremi ve önerilerimi şurada yazmıştım.

Yarın doktor kontrolümüz var. Haberler ne olacak bekliyoruz. Ve evet, son 3 aylık dönemin yani 3. trimesterın sloganı kesinlikle:  “Alın şunu içimdeeeeeen!”

İlk Anneliğim: Joy ve Yulaf

Joy ve Yulaf

Yukarıda görmüş olduğunuz benim ilk anneliğimin kızları : Joy ve Yulaf.

Daha önce Joy’un adına açtığım ve yalnızca köpek bakım bilgilerinden bahsettiğim bir blogum vardı. Sürdüremedim. Ve onları da avokado gibi anne çatısı altından ayırmamam gerektiğini fark ederek, yer yer onlarla ilgili de yazılar yazacağım.

Kısa özgeçmişleri 

Joy : Hakkımda kısmında da bahsettiğim, evliliğimizin 2. ayında benim fotoğrafını görüp dayanamayarak ve eşime yoğun ısrarlarım ile sahiplendiğimiz German Shorthair Pointer kızımız. Aslında ırkının pek bir önemi yok. Hatta kırmalık taşıyor Joy. Fakat huyunu tahmin edebilmeniz için ırklarından bahsedeceğim.

Joy Yavru 3Bize gelmeden önce Joy İzmir-Çeşme otobanında annesi ve 2 kardeşi ile aç bir şekilde şaşkınca gezinirken bulunmuş. Buradan onları bulup İzmir Yüksek Teknoloji Üniversite kampüsünde yuvalar hazırlayarak hayatlarını kurtaran Nurhan ve Ozan’a tekrar teşekkür ederim. Bütün kardeşleri ve Joy güzel yuvalara gitti. Anneleri ise kampüsün tatlı köpeği oldu.

Bu sırada biz Joy’u sahiplendiğimizde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki gibiydi. Uzun bir süre alerjileri ile başettik çünkü sokakta annesinde uyuz başlamıştı ve Joy‘a da bulaşmıştı. Fakat bu tedaviler 1-2 ay sonra çok güzel sonuç verdi ve eser kalmadı kirden 🙂 Hatta öyle ki, Joy ne zaman parka gitse herkes tüylerinin parlaklığına, atletikliğine övgüyle baktı. Hatta sokaktan sahiplendiğimizi öğrendiklerinde insanlar çok şaşırdı. Yani, her şey sizin elinizde. Bu kafasında otlar samanlar olan perişan yavru, en üstte paylaştığım dalyan gibi bir köpeğe dönüştü.

Daha önce mama seçimlerimi ve köpek bakım ürünlerimi detaylı anlatıyordum blogumda. Yine bununla ilgili bir yazı yazarım belki. Ama kısaca biz Joy‘un gelişimi sırasında Acana Heritage Large Puppy mamasını tercih ettik. Linke tıklayarak inceleyebilir, alabilirsiniz. Uzun bir süre Joy sadece bu mamayı yedi ve tüy dökme, kaka düzeni, cilt kokusu gibi her konuda çok mutluyduk. Temiz içerikli mamalardan biri. Fakat biraz maliyetli olabiliyor. Sonra uzun araştırmalarım sonucu Brit Premium Hypo-Allergenic Kuzulu ve Pirinçli Köpek Maması ile devam ettik. Önemli olan markadan çok içerik. Aynı markanın kötü içerikli mamaları da mevcut. Bu mamasını alerji karşıtı olması ve temiz içeriği ile tercih etmiştim. Daha sonra da yine araştırmalarım sonucu en son Happy Dog Supreme Sensible mama ile devam ettik. Ve bu mamadan oldukça memnun kaldık. Hem içerik, hem lezzet ve etki olarak. Kısaca mama tercihimiz bu yönde oldu. Eğer hassas bir köpeğiniz varsa, eğer özel bir diyete ihtiyacı vb. yoksa mutlaka tavuksuz mamaları tercih etmelisiniz diyerek bu bahsi kapatıyorum.

Joy son derece hiperaktif, sosyal ve iyi huylu bir köpek oldu. Söylememe gerek bile yok, bir av köpeği olmasına rağmen, av kültürüne çok karşı olduğumuz için bu gibi görevlerde asla kullanılmadı. Hatta hiç saldırgan bir köpek de olmadı. Kedilerle, kuşlarla arası son derece iyi oldu şaşırtıcı bir biçimde. Bu aralar bolca sosyalleşme ve sincap kovalama gibi görevleri nedenleri ile dedesinin evinde bir alabey ve bir kangal ile takılıyor. Kaslarına kuvvet 🙂

Yulaf : Yulaf bize hiç hesapta yokken geldi. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Bir gün sayısız yuva arayan yavru ilanı ve telefonuma gelen fotoğraflar arasından bir Yorkshire Terrier bana bakıyordu. Daha önce hiç yorkie bakmamıştım, kişiliğini tanımıyordum. Yuva arıyordu. Ailesi ile yollarını ayırması gerekliydi. Sahibi iyi bakabilecek birini bulmadan vermeyecekti ve bildiğiniz hikayeler. Nedense hemen arayıp görüşmek istedim. Sahibini neredeyse ikna ederek, dil dökerek, Yulaf‘ı bir gün bize getirdim. Eşim şaşkın, ben şaşkın, Joy hepimizden daha şaşkındı. Kimdi bu tüylü küçük arkadaş?

Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Ben rahat davrandım. İlk gece Yulaf‘ı bir odadan dışarıya adım attırmayan Joy, 2. günün sonunda Yulaf ile aynı evde başbaşa kalmıştı. Dediğim gibi çok sosyal bir köpek olmasının etkileri ile bu tüylü arkadaşı hemen bağrına bastı. (Tam olarak bağrına bastı diyemeyiz, değişik bir oyun oynama yöntemi var :))

O gün bugündür Yulaf da bizimle. Ailemizin en komik üyesi. Ciddiyet nedir bilmeyen, kucakların vazgeçilmezi, biraz dağınık, biraz pespaye ruhlu, köpeklerle arası olmayan insanları bile kendisine aşık edecek kadar şeytan tüylü bir bıdık. Onu tanımasaydık nasıl olurdu hayatımız bilmiyorum. Onunla sabahları mutsuz uyanmamız imkansız.

Yulaf için de geldiği zaman önce Acana Puppy Small Breed ile başlamıştık. Çünkü bize geldiğinde 10 aylıktı. Şimdi Ocak ayında 2 yaşında olacak. Sonra Happy Dog Mini İrland ile devam ettik. Tavsiye ediyorum. Joy ve Yulaf 2

Tüy bakımı, kulak içi bakımı, gözlerinin akıntılı olması (terrier özelliği), soğuklar gelince mutlaka kıyafet ihtiyacı derken Yulaf biraz daha bakım isteyen bir pati bebişi.

İşte bizim ailenin ilk üyeleri. İlk anneliğim onlarla başladı. Arkalarından koşmam, bütün çiş-kakalarını temizlemem, oyun parklarında sosyalleşsinler diye beklemem, en iyi mamayı yesin, yedi mi yemedi mi diye günlerce cebelleşmem, uykuyu öğrenmesi için özellikle Joy ile geçirdiğim uykusuz geceler, cilt problemleri olduğunda cildinden örnek alınırken veterinerde bayılmam gibi sayısız annelik görevini onlarla deneyimledim.

O yüzden, benim için annelik tabii ki aynı olmasa da hafif torpilli ve provalı bir deneyim olacak. Umarım yeni gelecek bebişimiz ile uyum içinde kardeş kardeş oynarlar 🙂

Bu vesile ile #satınalmasahiplen

Tüm pati annelerine sevgilerimle..

 

 

 

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

31. Haftadan İnciler

Küçükken günlük tutmayı sever ve gün içinde olup biten anlamsız şeyleri yazıp dururdum. Sonra, bunları iyi saklayamadığımı, oraya buraya savrulduklarını, dönüp okuduğumda da hatırlamanın çok zevk vermediğini gördüm. Yapım gereği, unutmayı seven biriyim. Arşivci bir yanım hiç olmadı, olamadı. Sanırım bunu hamileliğimde  ve kızım için biraz aşmak istiyorum, çünkü ilerde anılar arayacak ve annesi ona hiçbir şey bırakmamış olacak. Neyse ki babası benim tam aksime arşivcilerin kralı.

Bu yüzden, günlük yazılarım biraz önemli. Çabalıyorum.

27. haftadan 31’e nasıl geldim?

Bir kere eşimin yanımda olmadığı bir 3 aylık dönem geçirdim. Her ne kadar dizimin dibinden ayrılmasın insanı olmasam da hamileyken bu beni çok etkiledi. 27. haftadan sonra o da yanımda olduğu için sanırım bu dönemi daha kolay geçirdim. Demem o ki, hamile kaldığınızda (planlı/plansız) çevrenizdeki destek baya önemliymiş. Her şeyi ben kendi başıma hallederim tipli bir insan olsanız da bu süreçte işlemiyor, benden söylemesi.

Diğer bir geliş şeklim ise, devasalaşmam oldu. Zaten başından beri büyük karınlı bir hamileydim. 3 aylıkken 6 aylık muamelesi gördüğüm için, alıp başını giden karnıma hayretlerle bakıyorum. Bu bana önce yukarı doğru çıkan karnım ile nefes darlığı yaşamam olarak döndü. Gerçekten, bu dönemde 90 yaşında bir anneanne ile empati yaptım. Bildiğiniz nefes almak kabustu. Benim gibi konuşmayı seven bir insan içinse hayli zor, çünkü lafları yetiştireceğim derken nefesiniz yetmiyor!

Bebişko 29. haftada vakit kaybetmeden aşağı pozisyona inince (baş aşağıda, ayaklar yukarda) karnım da biraz aşağı indi ve sonunda azıcık nefes aldım! Gerçekten kafası ile mideme, akciğerlerime yaptığı baskı büyük oranda son buldu. Çok ama çok rahatladım diyebilirim. Ama bu alalacele aşağı iniş kasılma riskini de biraz arttırdı ve ben yine paniklere sürüklendim ama allahtan korktuğum gibi olmadı.

3. trimesterdayım ve ilk 3 aylık dönemde mutfağa adımını atamayan ben şu an sürekli yemek yapmak ve yemek istiyorum. Canım bin çeşit tatlı çekiyor. Aklım sürekli ferahlatan içeceklerde. Normalde su içme alışkanlığı olmayan ben su şişeleri ile flört halindeyim. Ne kadar ve nasıl kilo aldığım umrumda bile değil. Çünkü gerçekten ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Esas önemli konunun, doğumdan sonra “sütüm gelsin, aman enerjim azalmasın” diye lohusa şerbetlerine, tatlılara sarılmamak olduğunu öğrendim. Bunu dikkate alacağım diye kendime söz veriyorum ve şu an gönlüme göre yiyorum.  Ama nasıl hızlı yediğimi anlatamam. Süpürge gibiyim. Ben bile anlamıyorum ne ara bitiyor o tabaklar!

Uyku konusuna ise gelmek istemiyorum. Çünkü artık U-YU-YA-MI-YO-RUM. Evet. Uyku benim için bitti. Gecelere akabilsem tam zamanı çünkü saat 3-4-5 sularında çok rahat ve dinç olarak ayaktayım. Sonra sabah 9-10 gibi gözler açık. Ve sonuç; bütün günün kabus gibi geçmesi. Gün içinde de yatıp uyuyayım desem nafile. Asla dalamıyorum. Buna neden olan hormonlar, kafadaki gizli stres veya her ne ise çözülebilecek gibi gelmiyor. Ama melisa çayını deneyeceğim. İşe yararsa yazarım.

Bu sırada güzel şeylerden bahsedersek, artık alışverişe başladık. Çılgın gibi araştırıp bütün internette liste kovalıyorum. Sonuç : başarılı. İstediğim az ve öz parçalara ulaşabildim. Gerçekten şimdiden çocuğun spor ayakkabısını alan anneleri anlamıyorum. Bir heves olduğuna eminim. Ama bende öyle bir heves yok. Çünkü o spor ayakkabıyı giyene kadar geçen zamanda mutlaka yeni trendler olacak. Çocuğum demode mi olsun? (dedi Şeyma Subaşı)

Her neyse sonuç olarak, biz sadece 0-3 aylık periyoda odaklandık. Hadi zorlasan belki bebek arabası ile 6 aya. Düşünün o derece ileriye dönük yatırım yapmadık. Bir başka yazıda temel bebek alışverişi listesi yapacağım. Bu listelerden ortalarda çok var. Ama bazen insanı E PEKİ BUNU NEDEN ALIYORUZ sorusu ile çıldırma noktasına getirebiliyorlar. Bunu aşabildiğim noktada blogta faydalı bir liste hazırlamak istiyorum.

32. hafta kontrolünü heyecanla bekliyorum çünkü sanırım bu defa doğum hakkında detaylı konuşabileceğiz. Maalesef doktorlar dereyi görmeden paçayı sıvamayalım düşüncesi ile öyle hemen doğum hakkında konuşmuyorlar. Hatta bu konuyu sanki bir tabu gibi geçiştiriyorlar ve sizi ana odaklıyorlar. Ama bence bu yanlış ve insanı daha çok strese sokuyor. Mesela ben çoktan NE OLACAK NASIL OLACAK NE ZAMAN OLACAK stresine girdim, o yüzden cuma gününü iple çekiyorum.

Bundan sonra ne olacak?

İşte bilmediğim bir soru ve cevabı. Bundan sonrası için zirilyon tane kitap okumuş olsam da sanırım şimdiden hepsini unuttum. (shock face) O gün geldiğinde de kitapta böyle diyordu ama diyerek hareket edebilecek miyim emin değilim. Akışına bırakırmışım gibi geliyor.

Bundan sonraki birkaç yazıda neden oda süslemesi, fotoğrafçı, baby shower, doğum öncesi çekimi (100 kg olmuşken anı olsun fotoğrafları) yapmadığımı; neden bebikoya bir oda yapmadığımı ve bazı ürünleri neden seçtiğimi yazıcam.

Amacım ne?  

Bu yazıları görünce, bir zamanlar fırtınalar estirirdi şimdi değişti olarak düşünen bir ekip var. Buradan onlara selamlarımı gönderiyorum. Amacım ile ilgili de kapsamlı bir yazı hazırlıyorum bu ara kafamda. (unutmazsam) Bu blogun amacı kızıma anı bırakmak falan değil. Onu daha güzel yollarla yaparım elbet. Instagram hesabı açıp “kızıma/oğluma anı” diyenleri de anlamıyorum, o zamana instagram mı kalacak kardeşim? Bariz kendine açmışsın işte, takıl bak keyfine. Diğer yandan amacım bir gün teyzesi edasıyla etrafa tavsiyeler saçıp ev hanımı ve annelik konusunda PhD olduğumu göstermek ASLA değil. Zaten bu konuda stajyer kalmayı tercih ederim.

Amacım, bu dünyaya girince gördüğüm tuhaf annelik modellemeleri, mahallelerin bitmeyen baskısı, kadın üzerinde oluşturulan rol model beklentileri, yaratılan yeni annelik türleri (manken gibi anneler, mükemmel anneler, evi oyuncağa boğan anneler, cool anneler vb.) gibi bitmez tükenmez ahkamlardan yola çıkarak BAŞKA BİR ANALIK MÜMKÜN diyebilmek. Yani bu doğanın bize sunduğu veya bazen sunmadığı bir durum. Gerçekleştiğinde ise bunu Hunger Games’e çevirmenin ne anlamı var?

İşte bu manzaraya dayanamadığım için; örnek aldığım birkaç insan, feminizm kuramları, kadının toplumdaki yeri, akademik meraklarım derken toptan bir şey oluşturmak istiyorum. Kadına yapılan bu psikolojik baskıya artık modern kadının biraz el sallaması, güle güle demesi ve ayağa kalkması gerek. Ama kadınlar sadece buna prim vererek birbirini yiyor, yani amacım aşırı sentezli bir özetle bunun etrafında dönüyor. Anlayana.

Son söz 

Bu hafta için günlüğe veda için bir hamile atasözü seçtim; “Yeterince bol tshirt stoklamadıysan, göbeğin açık da gezmeyi bileceksin.”

 

Hamileliğimde Kullandığım Vitaminler

Hamilelikte vitamin ihtiyacınızın dev olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. İlk zamanlarda bebiş zaten bütün depolarınızı boşaltmak üzere silahını kuşanıp savaş alanında yerini almış bulunuyor. Bu dönemde genellikle doktorlar zaten doğumdan önce başlamanızı tavsiye ettikleri folik asit ile devam etmenizi öneriyor. Ama her doktorun eğrileri, doğruları, tercihleri farklı.

Evet, hamileyken ilaç içmek özellikle sormadan bilmeden danışmadan içmek son derece YANLIŞ. Ama vitaminler bu kategoride değil. Yani doktorunuza mutlaka sorup danışmalısınız kısmı hala geçerli sadece rahatlıkla içebilirsiniz. Benim bu süreçte iyi ki geç kalmadan içmişim dediğim vitaminleri paylaşmak istedim. İmkanı olan, bulabilen lütfen depolarını doldurmayı ihmal etmesin. İlerleyen günlerde kesinlikle ihtiyaç duyacaksınız.

  1. Pregnacare (Vitabiotics)

    Hamilelik döneminde okumaya başladığımda karşıma çıkan ve çevremden de sıkça duyduğum bir vitamindi. Biraz araştırınca ve doktoruma danışınca gerçekten iyi bir vitamin olduğunu anladım. Vitabiotics güvenesi altında Pregnacare serisi tamamen gebelik öncesi, gebelik sırası ve gebelik sonrasını kapsayan vitaminler ve takviyeler üretiyor. Ben gebelik öncesinde haberdar değildim kullanmamıştım.Bu vitamin gebeliğiniz süresince ihtiyacınız olan tüm vitaminleri kapsıyor. Günde bir kapsül kullanılıyor. Doktorunuza danışarak kullanabilirsiniz.

    Kullananlardan gelen öneri ile gebelik sonrası için de alacağım. Emzirme dönemi ve genel olarak postpartum dönemi için de seçenekleri var. Ayrıca hap içmekten hoşlanmıyorsanız, şurup versiyonlarını da sitesinde gördüm.

    Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/pregnacare/original

    Nerede bulabilirim :  Bu aralar birkaç Türk ecza sitesinde de karşıma çıktı. Ben İngiltere’den aldım. Oralara giden gelen birileri varsa mutlaka sipariş verin. Boots mağazalarında kolayca bulabilirler.

    Bu arda bonus: Hamile kalmak isteyen çiftler için de her iki eş için ayrı vitaminleri mevcut.

  2. Osteocare (Vitabiotics)
     

    Gelelim iyi ki almışım ve içmişim dediğim bir diğer vitamine. Bu da yine Vitabiotics güvencesi ile karşıma çıkan Osteocare. Hamilelikte ciddi kramplar, diz-bel-sırt-bacak ağrıları yaşayacağınız artık her yerde boy boy önceden söyleniyor. Çoğu doktor bu konunun üzerinde anladığım kadarı ile pek durmuyor. O gün geldiğinde bu duruma çok fazla dayanamazsanız ne yapıyorlar bilmiyorum. Fakat ben yine doktoruma danışarak ve biraz da okuyarak kalsiyum-magnezyum almam gerektiğini farketmiştim. Zaman kaybetmeden kullanmaya başladım. Ve gerçekten çok ağır bir hamilelik geçirmeme rağmen kramplardan, ciddi kemik ağrılarından henüz nasibimi almadım. Çevremde benden daha erken gebeliği olup bu ağrılarla savaşan arkadaşlarım var. Benim başıma gelmez demeyin ve mutlaka kalsiyum magnezyum için doktorunuza danışarak bir vitamin seçin.Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/osteocare

    Nerede bulabilirim :  Yine aynı serinin bir ürünü olduğu için ben İngiltere’de Boots mağazalarında buldum. Ama bu ürün Türkiye’de var. Fiyatı sanırım biraz daha yüksek. Giden birileri olursa istemeyi unutmayın.

  3. EFA 1200 – Omega 3

    Yine doktorumun önerisi üzerine başladığım, araştırmalarım sonunda bulduğum EFA 1200 Omega Yağı gerçekten gerek dozu gerek yine balık jelatininden yapılması ile beni mutlu etti. (Çoğunda sığır jelatini kullanılıyor, ben pesketaryen olduğum için – yani sadece deniz mahsülleri tükettiğim için – onları içmek istemedim.)Omega 3 kullanımına genelde doktorlar 4. aydan sonra başlayalım diyorlar. Fakat yapılan araştırmalarda artık gebeliğin başlangıcı hatta öncesinde bile Omega 3 kullanımının öneminden bahsediliyor. Bebeğe çok ciddi destek olmakla birlikte, anne için de hormonal dengesizlikten kaynaklı depresyonu engellediğinden bahsediliyor çalışmalarda. Özellikle, doğum sonrası lohusa depresyonunu engellemek için doğumdan sonra da devam edilmesi şiddetle öneriliyor.

    Detaylı bilgi : https://www.eczane.com.tr/new-life-efa-s-1200-45-kapsul

    Nerede bulabilirim : Türkiye’de eczanelerde kolayca bulabilirsiniz.