Bebek İle Uçakta Rahat Etmenin Sırları : Yapmanız Gereken 10 Şey

Dafiko ile daha 3 aylıkken 5 kere uçak macerası yaşayınca bu yazıyı yazmaya karar vermiştim. Çünkü aslında bizimki bebek ile uçak seyahati değil neredeyse yenidoğanla uçak macerası diyebileceğimiz nitelikte.

İlk uçağa bindiğimizde Dafi şehiriçi bir uçuş yaptı ve henüz 1 aylıktı. Zaten white noise (beyaz gürültü) dediğimiz abuk subuk bir gürültü ile uyumaya alıştığı için uçakta kucağıma bağladığım gibi sakinleşip sızmıştı. Sorunsuz bir gidiş dönüş geçirmiştik.

Fakat yaşı arttıkça yapılması gerekenler değişti ve işin içine taktikler girdi. En son 7. uçuşunu Barcelona-Amsterdam arasında gerçekleştiren Dafi ile bazı şeyleri aştık diye düşünüyorum. (Muhtemelen hayal görüyorumdur.) 

Her ne olursa olsun, bebişiniz ile uçak macerasına atılacaksanız yapmanız gereken birkaç temel şey var. Bunları atlamadığınız sürece işler yoluna girecektir ya da artık bebeğinizin ruh haline bırakıp salın gitsin.

(Bu yazıyı Dafi 6 aylıkken yazıyorum, büyüdükçe güncelleyeceğim.)
Processed with VSCO with hb1 preset

  1. Bebeğinizin Uyku Saatine Göre Uçak Bileti Seçmek
    baby sleep airplane ile ilgili görsel sonucu
    Taktiksel bir öneri ile maddelerime başlıyorum. Çünkü bu en zor olanı. Günümüz şartlarında ucuz bilet kıstırmak meziyetken bir de bebişinizin uyku saatlerine göre bilet aramak tam iç daraltıcı, umut kırıcı bir aktivite. Tabii ki kendinizi çok kısıtlamadan, fakat bebişinizin genellikle hangi saat dilimlerinde sakin olduğunu göz önüne alarak hareket etmenizde fayda var.Mesela Dafi sabah saatlerinde genellikle uykuya meyilli olduğu için, uçakta gevşemesi, uyuklaması daha olası. Aynı şey 19.00 sonrası uçuşlarda da mümkün, çünkü akşam uykusu zamanı. Fakat 15-16-17 saatlerinde bir uçuş yapacaksak, bu saat dilimleri Dafi’nin patlama yaptığı saatler olduğu için muhtemelen uçaktakilere “çocuk yapmamayı” düşündürecek bir performans sergileyecektir.

    Buna göre hareket edip bilet seçiminizi yapmaya çalışırsanız, işler baştan kolaylaşır. Rötar yerseniz diyecek sözüm yok, lütfen ağlamayın, sükunetinizi koruyun.

    ———————————————————————————————————————————

  2. İniş / Kalkış İçin Emzik veya Emzirme Yöntemi
    baby bottle ile ilgili görsel sonucu
    Bize de olduğu gibi, bebek ve çocuklara da iniş kalkışlar kulakları için bir zulüm. Basınç ile mücadele etmeyi bilmeyen el kadar bebişler tabii ki avazı çıktığı kadar ağlayacak. Kalkışta başlayan bu gerginlik uçuş boyunca tam geçti derken iniş ile birlikte tırmanışa geçecektir. O nedenle, iniş ve kalkışlarda bebişinizin emmesini sağlamak çok mühim.Bunu nasıl yapacağınız size kalmış. Emzirmek uçakların tıkış tıkış yapısında bence pek kolay değil. Buradaki taktik eğer bebişinizi biraz acıkmış olarak uçağa bindirirseniz, emmek için zaten can atacaktır. Kalkış esnasında mutlaka emiyor konumda olmalı. Emzik burada en büyük yardımcınız olabilir. Eğer Dafi gibi emziğe yüz vermeyen bir bebeğiniz varsa, bu sefer de biberon ile işi çözebilirsiniz.

    Biberon ile beslerken, özellikle Türk amca ve teyzelerinin ağırlıkta olduğu uçuşlarda “Aa emmiyor mu?” , “Vah vah meme almıyor mu?” gibi abuk subuk özel alana saldırı soruları ile karşılaşabilirsiniz, “Evet emmiyor” diyerek kestirip atın, böylelerine lütfen yüz verip canınızı sıkmayın.

    ———————————————————————————————————————————

  3. Uçağa En Son Binmeye Çalışmak
    airplane waiting line ile ilgili görsel sonucu
     

    Bunu bir çok kişi önerse de, hatta Dafi’den önce ben de hep bunu tercih etsem de aslında epey stresli bir şey. Çünkü herkes bir şekilde yerleşmiş oluyor ve siz elinizde belki anakucağınız belki de kangurunuz ile yerinizi almaya çalışıyorsunuz. En son binmeye çalışmak bebişinizi dışarda oyalamak için mantıklı bir yöntem olsa da, bence daha uçak kalabalığı doluşmadan ortama alışmak için önden binmek daha yararlı olabilir.Tüm gözler sizin üzerinizdeyken debelenmeye son vermek için, zaten genellikle bebekli/çocuklu aileleri ilk önce bindiren sisteme kendinizi bırakın. “Biz en son bineceğiz, hep öyle okuduk” diye direnmeyin.

    ———————————————————————————————————————————

  4. Uçaktaki Havalandırma Sistemi İle Mücadele
    airplane air conditioner ile ilgili görsel sonucu
    İşte bu çok önemli. Bir keresinde havalandırması resmen çalışmayan ve nefes nefese bir hamama dönüşen Sunexpress uçuşu ile Dafi’nin krize girmesini bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum; havalandırma ÇOK ÖNEMLİ.

    Baştan söyleyeyim, aman bebeğim üşürcülerdenseniz bu hayat size hep dar olacak. Fakat tabii ki bebeğinizin yaşına göre üfür üfür havalandırmayı da üstüne doğru yöneltmekten kaçınmalı, kıyafetlerini ona göre ayarlamalısınız.Bence bu konuda en yardımcı çözüm bebeğinizin içine bir kısa kollu body, üstüne de bir önden fermuarlı kapşonlu sweatshirt giydirmek. Böylece hem başını korursunuz, hem isterseniz uykusunda bile çıkarabilirsiniz (boynundan geçmediği için). Eğer şartlar daha sertse yanınıza bir de ek olarak battaniye alırsanız size hayli hayli yetecektir.

    Bebeğinizi kat kat giydirip uçağa bindirmeye çalışmayın. Bu asrın hatası olur.
    ———————————————————————————————————————————

  5. Yedek Kıyafetler / Bez 
    baby bag ile ilgili görsel sonucu
    Elbette her yere giderken yanımıza yedeklediğimiz kıyafetler, bezler ve gerekli her ne varsa uçakta da yanı başımızda olmalı. Uçakta alt değiştirme işine hiç girmedim. Uçuşunuzun uzunluğuna bağlı olarak size tavsiyem, uçağa binmeden hemen önce bu işi havaalanlarındaki son derece konforlu bebek alt açma odalarında halletmeniz.Zaten doğru bezi de kullanııyorsanız, başınıza büyük bir kaza gelmeyeceğine eminim.

    ———————————————————————————————————————————

  6. Uçakta Mama Hazırlamak
    Ä°lgili resim
    Bu konuda ayrı bir yazı yazmalıyım bence ama biz mama konusunda Dafi’yi asla ılık veya ısıtılan mamaya alıştırmadık. (Şu an 6 aylık olduğu için ısıtılan ek gıdalaran bahsetmiyorum) Özellikle formula ile beslendiği için her zaman oda sıcaklığında suyu tercih ettik. Hala da tüm mamalarını oda sıcaklığında hazırlamaya gayret ediyorum. Böylece sokaklarda, uçakta, orada burada mama ısıtma telaşına hiç girmedik. Benim size baştan kilit önerim bu olur.Velev ki, siz ılık mamaya alıştırmışsanız, o zaman bunu bindiğiniz gibi hostesler ile konuşmalısınız. Bazı uçaklarda yanınıza ısıtmak durumunda olmadığınız mamalar almanız öneriliyor çünkü uçaktaki ısıtma sistemlerinin uygun ayarda olmayabileceği belirtiliyor. Bazıları verin biz ısıtırız, çok süper bir havayoluyuz diyor. En basit yöntemi de kendinizi ve etrafınızı yakmadan sıcak bir su isteyerek içinde benmari usulü mamanızı bekletmeniz.  Ya da bebek mamaları için özel tasarlanan termosları tercih edebilirsiniz.

    Eğer ılıtmakla derdim yok diyorsanız, bir başka konu da porsiyonlamak. Bunun için hemen evde mamanızın porsiyonunu ayarladığınız mama kapları var. (formula için) Direkt biberona dökebiliyorsunuz. Örneğin 180 ml formula hazırlayacaksınız, baştan biberonunuza bu ölçüde suyunuzu koymuş olarak uçağa binin. Bu formula kutusunu kullanarak direkt içine hazırlamış olduğunuz ölçüde dökebilirsiniz. Ben bunu kullanıyorum ve baya memnunum.

    Önemli Not : Uçağa binerken, bebeğiniz için olduğunu belirttiğiniz sürece gerekli su, mama gibi ürünlerinizi alabiliyorsunuz. Evet, uçağın içine kabul ediliyor.

    ———————————————————————————————————————————

  7. Bebek Arabasını Nereye Koyacaksınız
    airplane baby stroller ile ilgili görsel sonucu
    Geldik gönül çelen bu konuya. Şimdi efendim bu konu bebek arabanızın markasına göre değişir. Fakat genel prosedür ile bebek arabanız ile uçak kapısına kadar gidip orada bebek arabanızı görevlilere teslim edebileceğiniz yönünde. Check in yaparken bebek arabanızın kaç parçaya ayrıldığını belirtiyorsunuz. Onlar da üstüne bir etiket yapıştırıyor, siz de tam uçağa bineceğiniz noktada görevliye arabanızı verip bebişinizi kucaklayıp uçağa giriyorsunuz.Buraya kadar her şey çok güzel. FAKAT, dikkat edilmesi gereken konu şu ki; acaba inişte bebek arabanızı hemen uçaktan inerken size verecekler mi? Böyle bir hizmet var mı? Ben bunu ilk yaşadığımda, kucağımda Dafi ile havaalanı koridorlarını arşınlamış, pasaport kontrollerinden geçmiş, saatlerce gelmeyen bebek arabasını beklemiştim. Hayatımın en zor uçuşuydu. Evet, tek başımaydım. Sonradan öğrendim ki, örneğin Amsterdam Schipol Havaalanı‘nda böyle bir hizmet yok. Bebek arabanız, Odd Luggage (Acayip Bagajlar diye çevirdim.) denilen ayrı bir bölümden size gelecek. Burası genellikle bavullarınızın geldiği bantların yanında/yakınlarında oluyor. Bebek arabam nerede, kim çaldı, bavullarım ile gelmedi diye feryat figan etmeyin, tekrar ediyorum; Odd Luggage bölümüne doğru gidip sabır ve sükunet ile bekleyin.

    Eğer katlanıp yanınıza alabileceğiniz ergonomiklikte bir bebek arabanız varsa, zaten koyarsınız üst rafa, bakarsınız rahatınıza. (Çok lirik bir insanım.)
    ———————————————————————————————————————————

  8. Kanguru İle Körükte Salınmak
    preparing baby formula on airplane ile ilgili görsel sonucu
    Bunu nedense Doona ile uçağa binmek konusunda ısrarcı olduğum için geç keşfetsem de, kanguru ile havaalanı maceranızı atlatmak bence EN EN EN mantıklısıymış. Bir kere iki elinizde boş oluyor. Bavul, çanta veya bilimum araç gereci taşıyabiliyor, pasaportlarınızı kontrol edebiliyorsunuz. Sonra, bebişler zaten kanguruda kendilerini çok güvende ve sakin hissettikleri için sakinleştirmek gibi ayrı bir efor sarfetmenize gerek kalmıyor. Uçağın içine kadar kanguru ile gidip rahatça bebek kemerine geçebiliyorsunuz. Daha ne olsun?Kanguru tercih etmeniz durumunda bebek arabanızı bavullarınızı teslim ettiğiniz noktada (check in alanında) teslim ederek yükünüzden kurtulabilirsiniz.

    ———————————————————————————————————————————

  9. Ön Koltuğun Tekmelenmesi Sorunsalıairplane front seat baby ile ilgili görsel sonucu

    Bu konuda yıllarca, “Allahım neden ben?” sorusunu sormama neden olmuş bebeklerden toplu olarak özür diliyorum. Çünkü bebekler ve sanırım ilerleyen dönemlerde de çocuklar (saykoluk seviyesinde olmadıkları sürece) bu tekme işine gönül veriyorlar.

    En son uçuşumuzda Dafi de bu konuda biraz pratik yapma fırsatı yakaladığını düşünerek ön koltuğa girişti. Arda ve ben ayaklarını tutmak için baya çabaladık ama yapacak bir şey yok nihayetinde o bir bebek ve koltuklar da belli ölçülerde. Hangi açıda tutarsam tutayım bir şekilde o allah ne verdiyse gücüyle ön koltuğu itme dürtüsü geldi. Lakin kimse arkasını dönüp sinsi sinsi bize bakmadı.

    Böyle durumlarda elinizden geldiğince engellemeye çalışın, fakat bebişinize/çocuğunuza kızıp bağırıp tansiyonu arttırmayın. İnanın sizin söylenmeleriniz diğer yolculara bebek sesinden daha çok rahatsızlık veriyor. Ayrıca bebişiniz de sizin gerginliğiniz nedeni ile daha çok geriliyor. O zaten bunu bir kaba motor gelişimi olarak görüyor ve ne yaptığını bilmeden yapıyor. İlgisini dağıtıp, başka yöne çevirebilirsiniz. Ön koltuğa çok sert giriştiyse baştan oturan kişiden özür dileyin, kibarlığınızı yapın, gerisini de umursamayın.
    ———————————————————————————————————————————

  10. Bebişiniz Ağlarsa Kimseyi Takmamanın RahatlığıProcessed with VSCO with hb1 preset

    Eveeet, favorimi sona sakladım. Bunu Dafi doğmadan önce çok düşünmüştüm, üzerine de okuyarak “Yazık değil mi bu kadınlara, ne yapsın o gariban anne.” diyerek empatiden empatiye koştuğum bu konuda YAŞAYINCA ANLADIM modu benim de kapımı çaldı.Bir kere insan geriliyor evet. Çok sağlam geriliyor hem de. Fakat benim gerginliğim insanlardan çok Dafi’nin ağlamasını bir türlü geçirememek olmuştu. (Sebebi o lanet uçağın Karayip sıcağına bürünerek uçmasıydı, kınıyorum seni Sunexpress)  Çünkü ne yapsanız geçmeyen bir bağırma ve ağlama modu hakim oluyor ve siz kendinizi küçücük bir uçakta küçücük bir koltuğa sıkışmış hissediyorsunuz.

    Genellikle yabancı milletler ile yaptığınız uçuşlarda kimse özellikle sizi rahatsız hissettirmemek için dönüp bakmıyor bile. Fakat bizim milletin uçuşlarında bütün gözler bir anda baykuş misali size dönüyor ve sürece sözlü/sözsüz katılım başlıyor.

    “Cık cık cık, susturamadı” bakışları, “Ne yapacağını da bilmiyor” hisleri “Madem zaptedemiyorsun ne diye el kadar bebekle uçağa bindin kadın” kınamaları,  “Dur ben sana ne yapacağını göstereyim” karışmaları arasında cinnete doğru yol alan bir uçakta bulabilirsiniz kendinizi.

    Lütfen herkese teşekkür edip, önünüze ve bebeğinize bakın. Çok sıkıştığınız durumlarda host/hosteslerden yardım isteyerek arkada veya en önde bir koltuk talep edip o sıkışıklıktan kurtulun. Bebeğinizin kıyafetini kontrol edin, hava almasını sağlayın, biberon/emzik/emzirme gibi sakinleştirme yöntemlerini deneyin.

    Unutmayın, kimse sizden iyi bebişinizi tanıyamaz. Ve uçuş dediğiniz geçici bir süreç; bittiğinde kendinizi acayip başarılı hissedeceksiniz 🙂

    Herkese bebişleri ile iyi uçuşlar!

Reklamlar

Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.