BLW ve ANA YÜREĞİ

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)
Reklamlar

Katı Gıdaya Nasıl Başlarım? Pratik 30 Gün Kuralı

Dafi ile katı gıdaya geçmek benim için harika bir deneyim olmuştu; doktorumuz 4. ayda katı gıdaya geçebileceğini söylediğinde (formula ile beslendiği için) resmen günleri saydım ve koşarak tabak, kaşık, su içme aparatı vb. ne gerekiyorsa aldım.

Hollanda’da Etos denilen eczane, güzellik ürünleri, bebek ürünleri ve bilimum şey satan yere bebekler için hazırlanmış hazır gıdaları uzun uzun inceledim. Kaçıncı ayda hangi ürünleri karıştırdıklarına baktım. Doktorumuzdan gelen listeyi önüme koydum. Ve başladım araştırmaya. Çünkü burada gittiğimiz Çocuk Merkezi ise hepsinden bambaşka bir yol öneriyordu. Bir de merakım sağolsun Fransızların bu işi nasıl yaptığına kafayı taktım, çünkü Fransız çocuklarının her şeyi yediğine dair rivayetler ve gözlemler neredeyse her yerdeydi.

BLW partileri sosyal medyayı kaplamışken, ben kendime #avokadogibianne olarak başka bir yol çizdim. Bu yolu siz de uygulamak isterseniz diye aşağıda temel bir başlangıç paketi paylaşıyorum. Tabii ki çocuk doktorunuz ile konuşmadan hiçbir şeyi uygulamayın. Fakat her kültürde bambaşka bir yol izlendiğini gördükçe; neden denemeyelim sorusunu sormaya başlıyor insan. Ben hem Türkiye’deki doktorumdan öneriler alıyorum hem buradaki çocuk merkezinden. Çokça okuyorum. Yolumdan memnunum.

baby solid food ile ilgili görsel sonucu

Peki nasıl başladım?

İster 6 aylık, ister 4 aylık iken katı gıdaya başlasın bu yöntem tüm bebişlere uygulanabilir.

* Sebzeler ile başla :
İlk iş bebişi sebzeler ile tanıştırmak. Ben çok sevdiğim balkabağını ilk yemek olarak seçmiştim. Dafi de bayılarak yemişti. 3 gün kuralı ayrıca burada önemli. Yani her başladığınız sebzeyi 3 gün boyunca aynı şekilde devam ederek yediriyorsunuz.  Mesela havuç yedirmek istediniz. 3 gün boyunca yalnızca 1 öğünde havuç yedireceksiniz. Yine bebişin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek.

*Sütü kesmek yok :
6. aydan sonra fenalık geçiren anneler sütü tamamen kesmek isteyebiliyorlar. Eğer emzirmek istemiyorsanız mutlaka formula ile devam edin. 1 yaşına kadar bebeğinizin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek. Bu konuda tam aksi düşünen pediatristler var; ama ben yaptığım araştırmalara göre sütü kesmeyi doğru bulmadım. Bu dönemi bebeğinizin yeni tatları deneyimlediği bir dönem olarak görürseniz, bebeğim yemedi, bebeğim doymadı diye strese girmez bu işten keyif alırsınız. Çünkü zaten bebeğinizin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek. Sütün miktarına ise bebeğiniz yavaş yavaş kendi karar verecek. Her yemekten sonra biraz ara vererek 15-20dk. bebeğinize süt teklif edin. İstediği ve ihtiyacı olan kadarını içecektir.

baby solid food ile ilgili görsel sonucu

*Hiçbir gıda için bebeğinizi zorlamayın:
Fransızların “Yemek zorunda değilsin ama tatmak zorundasın” mottosu çok hoşuma gitti. Ben de bunu uyguluyorum. Ağzına yemek tıkıştırmak ve onu yemek yeme zevkinden mahrum etmek istemiyorum. Mutlaka yeniliklere açık ve tat alma duygusu gelişmiş olsun bana yeter. Bu nedenle elinizden geleni yaptıktan sonra yemek yeme aktivitesini bir savaş alanına çevirmeyin. Bırakın tatsın. 3 gün kuralını uygulayın. Her gün tekrar zevk alacaktır. İlk gün sadece 3 kaşık yerken, 15 günün sonunda 6 kaşık yiyebilir. Bundan az ya da fazla olabilir, bebeğiniz buna kendisi karar verecek. Eğer bir gıdayı beğenmezse zorlamayın, bir hafta sonra tekrar denersiniz. Başka bir sebzeye geçin.

Ä°lgili resim

* İlk 15 gün sadece sebzeler : 
Bunun nedeni bebeklerin zaten halihazırda tatlıları çok sevmeleri ve kolay kabul etmeleri. Ne kadar çok sebze o kadar iyi bir tat gelişimi demek. Ben bebeklere katı gıdaya yoğurt ile başlamaktan yana değilim. Yoğurda geçmek için 8. ayı bekledim. Bu nedenle bebişe yoğurt, muhallebi gibi başlangıçlar yapmanızı gelecek için önermiyorum.
Örneğin; havuç, kabak, brokoli, balkabağı, tatlı patates başlangıç için çok iyi seçenekler.

Ä°lgili resim

* 16. Günden sonra Karışık Sebzeler ve Meyve Atıştırmalığı :
Gidişatınıza göre, 15. günden sonra 2 adet sebzeyi karıştırmayı deneyebilirsiniz. Örneğin; kabak ve tatlı patates / havuç ve patates / balkabağı ve kabak / brokoli ve balkabağı gibi.
Böylece iki lezzeti birarada sunmuş olacaksınız. Daha önce tatmış olduğu tatları karışım halinde keşfedebilecek.

Meyve atıştırmalığını da akşamüzeri öğünü olarak sunabilirsiniz. Bu da bebişinizin atıştırmalıklar için akşamüzeri saatine alışmasına önayak olacaktır.

Meyve olarak; elma / armut / muz / şeftali ve avokado iyi seçenekler.

27., 28. günlere doğru 2 meyveyi de birbirine karıştırabilirsiniz.

Böylece 1 ayın sonunda bebişiniz öğle yemeğinde 2 adet sebze karışımı ve akşamüzeri atıştırmalığı olarak 2 adet meyve püresi yiyor olacak.

Nasıl Hazırlarım?
Ä°lgili resim
İlk ay için sebzeler ve meyveler püre olmalı.
Pütürlü gıdaya geçiş için lütfen acele etmeyin. Özellikle ilk baştaki amacımız pütürlü gıda veya eli ile tutup tutamaması değil, kesinlikle bebişinizin tatlar ile tanışabilmesi olmalı.

Bu nedenle sebzeleri buharda haşlamaya özen gösterin. Suda haşlanan sebzeler bütün vitaminlerini suya bırakıyorlar. Bu nedenle buharda pişirme yöntemini kullanmanızı öneriyorum. Küçük bir tüyo : eğer sebzeleri suda haşlarsanız, ilk günler için bebeğinizin biberonuna soğuttunuz sebze aromalı kalan suyu ekleyerek onu sebze tatlarına alıştırabilirsiniz.

Sebzeleri buharda haşladıktan sonra el blenderınız ile biraz zeytinyağı ekleyerek püre haline getirebilirsiniz.

Tarifler ve detaylı bilgiler için takipte kalın 🙂

Instagram hesabımızdan daha çok tarife ve anlık bilgilere ulaşabilirsiniz.
#fransızgibibebek
#avokadogibianne

Tüm bebişlere afiyet olsun 🙂
Sizin de önerileriniz varsa lütfen ekleyin.

 

 

 

Alınmaması Gereken Kitap: “Başlarım Şimdi Anneliğe”

Geldik mi 19. haftaya!

Son 2.5 haftayı eşim sağolsun su gibi geçirdim. Ne ara 19 olduk onu bile farketmedim. Bu cuma yolun yarısı! Yani 20. hafta. Tabii bu yol eğer tamı tamına 40 hafta süren bir gebeliğiniz olursa. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, hamilelik aylarla değil haftalar ile hesaplanıyor diye. Bakalım bizim kız ne zaman gelecek..

Zaman tik tak tik tak oynarken, ben balina gibi şişerken, hormonlar her yerime tüy salarken, yatakta hiçbir yana dönemeyip tombalak bir yavru köpek gibi uyurken, develer tellal, eee tamam işte durumlar bu kadar karmaşıkken okuduğum kitaplara hız vermenin vakti gelmişti. Hemen girdim idefix‘e (çünkü bence normal bir kitapçıdan yaptığınız alışverişin %50’sini ödüyorsunuz ve her aradığınızı hop diye buluyorsunuz, öyle en çok satan popülerler ile kitapçının yarısı dolu olmuyor, hem de kargo hızlı.) doldurdum sepeti, geldiler 3 günde. Yeni kitap aşığı biri olarak, bir gecede hemen aşağıda yorumlayacağım kitabı bitirdim. Ve bu kitap hakkında iki çift laf etmek istedim.

Kitap : Başlarım Şimdi Anneliğe
Yazar : Şermin Çarkacı

başlarım şimdi anneliğe ile ilgili görsel sonucu
Başlarım Şimdi Anneliğe – Şermin Çarkacı

Eveeet, bu kitabı birçok insandan duyarak, bloggerların hunhar tavsiyelerini alarak ve adını da pek keyifli bularak hemen şipariş edip o gece bitirdim. Bazı eleştirilerim ve sevdiğim yanlar var. Ama bu yazının devamını okumak istemeyenler için acil uyarı yapıyorum; BU BİR REHBER KİTAP DEĞİL! Neden uyarıyorum çünkü kapağında böyle yazıyor; “Anneliğe ve Bebek Bakımına Güzel Bir Başlangıç İçin Rehber Kitap”.

Hmm.. Şermin Çarkacı bu kitabında belli ki kelimeleri güzel kullanıyorum, basit de bir dilim var, yaşadıklarımdan şu annelerin derdine derman olacak kolay bir “rehber” yazayım demiş. Önsözü de pek duygusala bağlayarak, omuza dokunan bir el olarak yorumlamış kendisini. İyi, güzel, amaç kutsal. Ee peki sonra nolmuş?

Kitabı bir gecede bitirdim, ama bu benim okuyuculuğumdan çok bence yazarın aşırı basit dilinden kaynaklanıyor. Gerçekten okuması çok kolay. Akıcı ve basit bir dili var. Hani arkadaşınızdan gelen mesajı okumak ya da blog yazısı okumak ya da ekşi sözlük yorumu okumak gibi basit. Şip şak. Bu samimiyeti arttırmış. Okurken sesli güldüğüm çok an oldu. Kabul. Hatta Arda’ya sesli okuduğum yerler de çok oldu, beraber de güldük. Kabul. Bu açıdan şahane bir kitap, yani Şermin Hanım’ın başından geçenleri yazdığı bir günlük, bir dertleşme ne bileyim bir anı kitabı diyebiliriz. Yani bu yüzden kitabın kapağına “Benim annelik anılarım” veya “Ben annelikten ne anladım” veya “Benim yeni doğan bebek ile annelik maceram” falan gibi şeyler yazılsaymış kitap CUK otururmuş.

Fakaaat.. Kitap gerçekten doğal bir şekilde yazıldığı için bunun neresi rehber diye soruyorsunuz. Çünkü tamamen Şermin Hanım’ın yaptığı doğru, yanlış hatta yalan yanlış şeyler var. Mesela yere düşen emziği bazen çocuğuna kafasını sağa çevirip verdiğini falan anlatıyor. Kendisinin köyde büyüdüğünü, o yüzden bazı şeylerin çok da şaapılmaması gerektiğini ifade ediyor. İyi de, o zaman bu rehber değil ki, bu senin kafana göre zorluğa katlanamayıp uyguladığın şeyler. 3 çocuk yapması ile aşırı övünüyor. Bravo! Önce ikizleri olmuş sonra da bir daha doğurmuş. Umarım planlıdır yani bu ne övünç onu anlayamadım. Hem çalışıp hem 3 çocuk yapıyorum gibi bir dil ona güven vermiş. Tebrikler. Ama yatılı dadı ve anne-baba-anneanne desteği de cabası. 4+1 evde oturduğunu ve yatılı dadı seçiminin ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Hatta en güldüğüm kısım sanırım gerçek dadı mülakatlarından aldığı kesitlerdi. Kaç oda-salonda oturduğundan banane de, bizim Türk kadının 3 çocuk yapıp üstüne dadılar tutup üstüne de çalışacak gücü var mı bunu sorguladım. (Hakkımda kısmında yazmıştım, Kadın Çalışmaları alanında akademisyen olmamın bazı sorgulama getirileri var, buna hazır ol okuyucu.) 

Bu tavrı bana son derece garip geldiği gibi, bir yerde de kardeş yapmayan kişilere resmen sövüyor. Tek çocuk yaparsanız çocuğun elinden şu hakkı bu hakkı alırsınız, ne hakla bunu yaparsınız, gücünüz varsa yapın bir kardeş gibi laflar ediyor. Yani bu bir blog yazısı olsa, eyvallah derdim. Ama rehber kitap diye fıldır fıldır satılıyorsa, okunuyorsa; biraz eyvah! dediğimi itiraf etmeliyim.

Sonra kendi içinde çelişik! Organik modasına kızdığı bir bölüm var. Pazara gitmiş de, pazarcı amca çoraba bile organik demiş daha pahalıya satmış falan filan. Böyle hani biraz köyde büyüdüm, pazardan alışveriş yaparım lokalliğini korumak istemiş ama sonraki bir bölümde bir takım konular için organik seçim yaptığı için kendisini kutluyor.

Bebeğe katı gıdaya geçildiğinde tuz ve yağ yasak. Ben bile doğurmadan bunu biliyorum, yuh yani! Şermin Hanım, bu kuralı ihlal etmiş, tuzu da basmış püreye, hatta “blenderdan geçirmeyin diyor doktorlar ama ben geçirdim, tuzladım oh ne güzel yediler; e banane zaten sonra fast foodları hamburgerleri yemeyecekler mi?” diyor! Pes! E ilk günden verseydin Big Mac’i ablacım. Atsaydın blendera patatesle. Oh mis yani. Gelişim 101’den bir haberiz ama rehber kitap yazıyoruz maşallah. Velev ki biri, saf saf bu kitabı okudu ve uyguladı. İçler acısı.

Sonra gelelim en taktığım ve derslerimde bile anlattığım hassas konuya. Emzirmek!

Bu konu hassas çünkü bloggerlar arasında bir moda var, o da; “emziremiyorsanız bırakın yaa, çok takılmayın, kimseye de kendinize karıştırtmayın; bizi annelerimiz SMA larla hazır mamalarla büyütmüş maşallah turp gibiyiz” cilik. Bravo, çok like aldınız, youtube videolarınız çok tıklandı, Şermin Hanım senin de kitabın çok satıldı.

Şimdi şöyle bir fark var, Başlarım Şimdi Anneliğe kitabında Şermin Çarkacı yaşadığı zorluklar nedeni ile sütünün gelmediğinden bahsediyor. Bu nedenle de hatta üzüldüğünü, istese de süt veremediğini ve mamaya geçtiğini anlatıyor. Buna saygım sonsuz. Yapılacak bir şey yok şüphesiz, tahmin ediyorum ki doktorlarına danışmıştır, elinden geleni yapmıştır. Ama yazılarının devamında bu emzirme meselesini hafife almış. Yani ben bir okuyucu olarak, “ya acaba hakkaten çok da uğraşmayıp mama versek, teknoloji gelişmiştir artık mamalar iyidir ya” demeye yaklaştım. Sonra silkelendim!

Ayrıca, hadi sütü gelmedi anlıyorum, ve benim de başıma neler gelecek bilmiyorum; o yüzden büyük konuşmaya gerek yok. Ama ya sonrası? Katı gıdaya geçildiğinde de sevgili yazarımız evde püre yap, hazırla ile uğraşamayıp onu da hazır mamaya bağlamış. Ee ne anladık bu işten? Yani tamam insan böyle çözümler bulabilir, olabilir, yaşamışsındır da bunu çıkıp “Anneliğe ve Bebek Bakımına Güzel Bir Başlangıç İçin Rehber Kitap” diye pazarlamak neden? Bunun neresi güzel bir başlangıç?

Amerikalı doktor diye bahsettiği muhtelemen Harvey Karp abimiz, zaten bu abimizin her yerde bastırarak söylediği anneannelerin metodunun doğru olduğu. Old fashioned – modası geçmiş gibi görünen durumların aslında doğru olduğunu anlatıyor. Yazarımız da çok yaratıcı ya hani, almış bu yazıları anneannesinin söyledikleri ile harmanlamış ordan da yine hooop köye bağlamış!

Özetleyecek olursam, bu kitabı eğer bir annenin kafasına göre başından geçenler olarak alıp okumak, gülmek, uçak yolcuğunda falan okuyarak kafa dağıtmak isterseniz tavsiye ederim.

Ama yok efendim, ben okuyup feyz alacağım, belki işime yarar şeylerden bahsediyordur derseniz, ben bu ablayı dinlemezdim. Sanırım hiçbir tıp kaynaklı veya ebe kaynaklı dünya literatürü de dinlemez. Saldım çayıra mevlam kayıra mantığının övüldüğü bir kitaba da rehber denmez!

Kitabın sonu da yine köye uçuyor, (bu arada köy dokundurmasının nostaljik ve tatlı olduğunu düşünenlerdenseniz yanılıyorsunuz; Ankara’nın modern şehir hayatında yaşayıp, sterilizasyon makinasını öven bir yazarın arada köy iç çekişleri bunlar) uçtuğu köyden de orada bebeklerin sokaklarda salçalı ekmekle koşturduğu günlerden dem vuruyor. Offfff! İçiniz bayıldı mı? Benim bayıldı! Bu “nerede o eski bayramlar” tadındaki serzenişler artık çok sıkıcı. Zaten bunun da ekmeğini yiyerek en son Dedemin Bakkalı diye bir kitap da yazmış kendisi. Hatta ekmeğini yağla balla yemeye devam ederek Dedemin Bakkalı – Çırak diye de seriyi uzatmış. Yakında film çekmesinden korkuyorum. (Ama belki sadece çocuklar için kitap yazmakta iyidir, şimdi hakkını yemeyeyim)

Neden bu kadar karşıyım bu “eskiden şu mu varmış, bu mu varmış, ama bak ne güzel büyümüşüz” laflarına? Çünkü evrime inanıyorum. (öhö) Ve caaanım kadınların birçoğu yanlış doğumlardan kalça çıkığı, bebeklerin birçoğu ilerleyen yaşlarda kanser hatta bir önceki nesil bazen 50 yaşı bile göremiyor. Adapte olacak alerjen, dış etken bu kadar sık değil. Vücut direncinden, vitaminlerden, nasıl emzirileceğinden bile insanlar bi’ haber. Haa eğer eskiden dem vurmak istiyorsak, gelişmemiş modern zamanlardan değil, bebeğini sürekli bedenine bağlayıp gezen, günde 50 kere emziren kabile kadınlarından bahsedebiliriz belki. Çünkü sterilizatör makinaları yoktu hatta steril etmeye gerek duydukları eşyaları bile yoktu!

3 çocuk yapmak marifet değil. Hatta bu çocuk yapın sloganlarına çok karşıyım. İsteyen yapar, isteyen yapmaz kardeşim. Kadın çocuksuz EKSİLMEZ! Her işe bulaşmaya meraklı biri olarak, kadın / cinsiyet çalışmalarına bulaşmam ile paralel gelen hamileliğim beni bir sürü referans blogu, bloggerı ile tanıştırdı. Hepsinde bu annelikten duyulan sonsuz bir ego, anne olmayana karşı üstünlük telaşı (evet hayatın tamamen değişiyor ve anne olmayandan başka bir yaşam şeklin var kabul), anneliği pazarlayanlar, dadıları, tırıvırıları arkalarına dizip fotoğraf çekimi yapanlar, öfffff. Bunları gördükçe kendimde bu yazıları yazmak hatta daha fazlasını yapmak için bir sorumluluk hissettim.

Neyse, sonuç; bu kitabı basana ve yazana tebrikler. Kitap yazmak bu kadar basit mi diye beni sorgulattı.

Okuyana, iyi eğlenceler, sadece iyi eğlenceler.