Uykusuz Her Gece : Aile Dramlarının Kralı Uyumayan Bebek

Herkese uzun bir aradan sonra Merhabaaaa!

Bu yazı nerede, hani yazacaktın nerede nerede diyen tüm eşe dosta “kusura bakmayın kendi derdime düştüm” demek istiyorum. Evet, Dafi büyüdükçe başka uğraşlara yöneldim ne olacak bu uykunun hali diyenleri erteledim. Şimdi geldik o büyük yazıya.

Öncelikle baştan uyarayım, burada size derin devlet sırları vermeyeceğim. Ya da “sallamaya devam kardeş” diyerek içinize su serpmeyeceğim. Bu iş biraz kararlılık ve işin mantığını içine sindirme işi.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Hiç Ağlamasın ama Tüm Gece Uyusun

Evet, ben de isterdim ki evimiz şekerden olsun, geceleri de Alice Harikalar Diyarı’na doğru yola çıkayım. Maalesef hayat böyle değil. İnsan ve uyku ilişkisi nicedir zorlu bir ilişki. Ömür boyu uyku ile ilişkinizi sorguladığınızı düşünün. Ben 30 yaşına geldim hala uyku ile hesaplaşmalarım bitmedi. İşte bu insan-uyku ilişkisi tam olarak bebeklikten hayatımıza giren bir ilişki. Ya alacaklı oluyorsunuz uykudan ya da borçlu.

Durum böyle olunca, bebeğimi sarıp sarmalamak ve onu hep yanımda uyutmak belki çok büyülü bir dünya olsa da; şimdi birinci kuralı açıklıyorum :

1. NASIL ALIŞTIRIRSAN ÖYLE GİDER

Bu demek değil ki, artık dönüşü yok! Hayır her şeyin bir dönüşü vardır, bazen zor bazen daha kolaydır. Ama belirtmem gerekir ki, nasıl başladığınız çok mühim. Eğer ilk günden yanınızda yatan bir bebeğiniz varsa bunu değiştirmek her geçen ay tik tak tik tak daha zor olacaktır. Ama olabilir sadece sancılı olur. İlk günden kendi yatağında yatmayı öğrenen bir bebek bunun böyle geliştiğini, uyku yerinin o alan olduğunu bilir ve farklı bir yer aramaz. (Bebeğinizin ağlaması, bak işte yanıma gelmek istiyor gördün mü demek değildir.)

2. BAĞIMSIZ UYKUYU BULMAK ŞART

Bağımlı uyku nedir? Bağımlı uyku bebeğinizin kucağa, emziğe, biberona, sallanmaya herhangi bir uyku geçişgenine devamlı ihtiyaç duymasıdır. Buna ilk başta ihtiyaç duyması (sadece ilk geçiş için geçerli, sonrasında kendi başına uyuyabiliyorsa tamam) ilk 1 sene için kabul edilebilir. Fakat devamında kendi kendine uykuya dalabilen bir insan olması beklenir.

Hepimiz uykuya dalarken belirli zamanlar harcarız. Kimimiz 1 saat kimimiz 5 dakikada uykuya dalarız. Bebekler de böyledir. Öncelikle ağlamalarının nedenini anlamak gerek.

Ä°lgili resim

NEDEN AĞLIYORLAR? NEDEN GÜLÜYORLAR?

Genel inanış şöyledir. Bebek yatağına gittiğinde ağlamaya başlıyorsa, veya gülüp oynuyor kıkırdıyorsa ebeveynler “uyumak istemediğine” inanır. Evet bu bir açıdan doğrudur. Çünkü bebeğin uyku döngüsünü iyi takip etmeniz gerekir. Eğer her aklınıza estiğinde bebeğinizi yatırıp, aklınızda estiğinde uyumasına izin vermezseniz bu bebeğin yorgunluk sonrası aşırı aktif, ajite ve huzursuz olmasını tetikler. Ayrıca siz de uyku saatinin gerçekten gelip gelmediğini takip edemezsiniz.
baby sleep hours ile ilgili görsel sonucu

Bu paylaştığım uyku aralıkları özellikle değerli. Aşağı yukarı bu şekilde bir düzen oturtmanız eğer uyku ile güzel bir ilişki kurmak istiyorsanız kesinlikle gerekli. Bebekler her gün aynı şeyleri yapmayı, aynı ritüelleri takip etmeyi severler. Birbiri ardına neler geleceğini bilen bebek rahat olur. Örneğin banyo sonrası uykunun geleceğini bilmek, kitap okuduktan sonra yatırılacağını bilmek gibi.

Bebekler gülüp oynadığında da aşırı aktif olduğunda da bunun bir diğer nedeni geçirilen uyku sinyallerinin sonucu yorgunluğu sebep olduğu benim “kudurma hali” dediğim evredir. Burada da ebeveynler kolayca yanılır, bebek uyumadıkça ebeveyn her türlü yolu dener bebek daha da çok uyumaz ve böylece sabahlar olmasın!.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

RITUEL ve TEKRAR

Bebekler küçük şamanlardır. Ritüelleri, her gün tekrar eden aynı şarkıları dinlemeyi, aynı saatte aynı aktivileri yapmayı çok severler. Tabii ki sizin ebeveyn olarak her gün aynı şeyleri yapmanız o kadar kolay değil. Fakat en azından uykudan önce alacağınız aksiyonların her gün aynı saatlerde ve aynı şekilde olmasına özen gösterirseniz bebeğiniz “hmm.. şimdi şu geliyor.” diyebilecektir.

Uykudan en az 30 dakika önce evdeki sesleri, televizyonu, gürülteleri, ışıkları yumuşatın. Gece uykusunda özellikle bebeğinizin doğduğu ilk günden itibaren hiçbir şey anlamıyor gibi dursa da GECE / GÜNDÜZ farkını öğrenebilmesi gerek. Bunun için temel: akşam oldukça aktivitelerin yavaşlaması, şarkıların yavaşlaması, coşkunun yavaşlaması; sakin bir duşun akabinde ninniler masallar ve yumuşak bir atmosferde uykunun yaklaşmasıdır. Gündüz ise, sabah uyanıldığında coşkuyla açılan perdeler, söylenen coşkulu heyecanlı şarkılar, temponun yüksek olması önemli. Yani bu durumda bebek zaman içinde gün döngüsünün neler içerdiğini anlayabilir.

Her akşam banyo ritüeli artık çok meşhur. Bunu yaptığınızda peki bu hep aynı saatte mi oluyor? Ayrıca bebeğinizin ritmine uygun mu? Mesela siz her akşam 20.00 de banyo hazırlıyorsunuz. Ama bebeğiniz yine de çok zorlanıyor, uykuya geçemiyor vb durum içinde misiniz? O zaman burada sorulması gereken soru bebeğiniz için 20.00 doğru bir saat mi? Mesela Dafi ile biz banyo ritüelimizi 17.00’de yapıyorduk. Evet oldukça erken değil mi? Ama burada hava erken karardığı için, onun da vücudu bunu istediği için 17.00 civarı gelen çıldırma ataklarında hemen kendimizi ılık bir banyo hazırlarken bulup Dafi’yi ve kendimizi sakinleştiriyorduk. Sonra sakince giyinme, masal/ninni, uyku öncesi beslenme derken uykuya dalması 19.00 civarını buluyordu. Yani bu onun ritüeliydi, hala da her gün aynı aralıklarda olsa da onu mutlaka izleyip dinliyorum. Çünkü bazı günler çok yorgun bazı günler ise dinç olabiliyor. Ama bu demek değil ki, bir gün 18.00 de bir gün 22.00 de uyusun. 20.00’i asla geçmiyor uyuma saati. Geçmemeli de.

Bebekler ne kadar geç yatarsa o kadar geç kalkmaz, o kadar erken kalkar ve yorgun kalkar! Bu nedenle lütfen bebeklerinizi geç saatlere kadar uyaranlarla başbaşa bırakmayın, sokaklarda bi’ zahmet artık o saatte gezdirmeyin gezdireceksiniz mutlaka uyuyacağı bir ortam oluşturun. Ayrıca güzel bir uyku ve zamanında bir uyku bebeklerin beyin gelişimi için çoook önemli, bunu da atlamalıyın.

Ä°lgili resim

3. SABIR, SÜKUNET, SELAMET

Evet gelelim nasıl uykuya dalacak diyenlere. Öncelikle ilk 4 ay bebeği ağlatmak, bırakıp gitmek gibi yöntemlere ben karşıyım. İlk 3 ay bebeklerle ilişkinizi nasıl tutmak isterseniz öyle tutun ama bana sorarsanız gazını, huzursuzluğunu bolca almaya rahatlatmaya beslemeye çalışarak geçirin. Ama uykuya yatağında dalmasını sağlayın. 

Eğer bebeği uyuyunca yatağına koyuyorsanız o bebek ilk zamanlar yeni doğan olduğu için evet ama ilk 1 aydan sonra 30-45dk periyodundan fazla uyumaz. Sıkça gelen şikayet “bebeğim 30 dk veya 45 dk uyuyor, sanki saati kurulmuş gibi kalkıyor.” Bu bebeklerin yani aslında insanların tam olarak uyku döngü dakikaları. Bebek uzun uyuduğunda da bu döngüler olacak, yalnızca onları bağlamayı öğrenecek hepsi bu.

Siz bebeği kucağınızda uyuttuğunuzda ve yatağına koyduğunuzda bebek uykuya NASIL DALDIYSA 30. veya 45. dk da bu geçişi arayacak! Bunu hiç unutmayın! Bu mantığı aklınıza yazarsanız hayat boyu bebeğinizin uykusunu yönlendirebilirsiniz.

Örneğin uykuya emzikle daldı, 30. dakikada kalkıp ağlayarak emzik arıyorsa bu o geçişi arıyordur ve evet Houston, We have a problem! Aynı teori meme, kucak ve sallanma için de geçerli. Bütün bunları uykuya dalma esnasında kullanıp mayışan ama henüz tam olarak uyumamış bebişinizi yatağına koymak ve kendi kendine uykuya dalmasına izin vermek, gecenin bir yarısı kalkan bebeğin “aa doğru burayı biliyorum burada uyumuştum zaten” demesini sağlar ve bebek uykuyu bağlar. 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

4. AKILLARA ZARAR, KALPLERİ KIRAN BEBEK AĞLAMASI

Bebekler ağlar arkadaşlar! Bu ağlamanın farklı versiyonları vardır. Bebeğinizi tanımak ağlama versiyonlarını tanımak, zamanla bebeğinizin numaracı mı yoksa zorlayıcı mı olduğunu bile çözmenize yardımcı olur. (Bebekler 5. aydan sonra etki tepkiyi çözer ve sizi denerler)

Bu nedenle diyelim ki bebeğiniz ile uyku yönlendirmesi(ben uyku eğitimi demeyi sevmiyorum), yatakları odaları ayırma gibi bir döneme girmek istiyorsunuz. O halde yanınıza cabbar bir aile üyesini, bir arkadaşı alın ya da benim gibi tek tabanca bu işe koyulun. Hanginiz güçlüyse ve dayanıklıysa bunu başaracağına inanıyorsa uyku sürecine o dalsın.

Bebeğiniz ağlayacak mı ağlayacak. Ağlamadan uyuttum dünyada büyük bir yalan. Çünkü ağlama aslında bir konuşma, bir reaksiyon, bir tepki. Bebekler her şeye üzülüp kırıldıkları için ağlamazlar. Protesto etmek istediklerinde, yemek istediklerinde, akıllarına ne eserse seslerini duyurmanın tek yolu ağlamaktır.

Ä°lgili resim

Ne Kadar Küçük O Kadar İyi

Yaş büyüdükçe bebeklerde farkındalık artar ve 1 yaşındaki bir bebeğin olan biteni fark etmesi ile 5 aylık bir bebek arasında akıl almaz bir fark vardır. Bu nedenle ne kadar erken başlarsanız bu süreç sizin ve aileniz için o kadar az sancılı olur.

Tüm Temel İhtiyaçlar Tamam Mı? 

Uyumayan bebekte hemen akıllara “kolik” geliyor, yani çok gazlı bebek. Aslında kolik artık gaz ile ilişkili de değil ve sadece ilk 3 ay sürüyor. 3. aydan sonra devam ediyorsa bunun “kolik” bebek olmakla ilişkisi maalesef yok. Ayrıca kolik bebek olunca da yalnızca gaz değil, anne karnı özlemi ağır basıyor. Bu durumda anne karnı sesleri, gürültü, kanguruda uyutma gibi yöntemler çok işe yarıyor.

Gelelim temel ihtiyaçlara; bebeğiniz tok mu, sağlıklı mı, ateşi var mı yok mu, altı temiz mi, oda sıcaklığı kaç derece? (18-21 arası olmalı), bebeğinizin üzerinde kaç kat var? (itiraf edin kaç kat giydirdiniz?)

Uyku ahtapot gibi bir şey. Eğer bir noktada fire veriyorsanız diğer taraf hareket edemez. Bütün kolları tamamlamak gerek. Klasik bir mantık ile odayı 25 derece yapıp çocuğu da Bulgar böreği gibi giydirirseniz o çocuktan uyku beklemeyin. Bebekler ve aslında bütün çocuklar serin havada uyumayı sever. İsveç ve Danimarka’da çocukları balkonda uyuttuklarını biliyor muydunuz?

Bütün temel ihtiyaçlar tamamsa, ortam hazırsa; gelelim odanın perdeleri sorusuna. Perdeler kalın, güneş ışık geçirmeyen olmalı. Yani gece gündüz farkı için. Ayrıca odada ışık olmamalı, uyaran oyuncak / dönence olmamalı. Yatakta YASTIK OLMAMALI! (Bkz. Ani Bebek Ölümleri)

Bütün bunlar hazırsa, gelelim yönteme:

SİHİRLİ DAKİKALAR 

UYARI : Bu yöntemi uygulamadan önce vakti olan ebeveynler lütfen Dr.Richard Ferber‘in kitabını alıp okusun. Bu da Türkçe çevirisi. Konunun bebeği bırakıp ağlatmamak olduğunu derinlemesine görecekler. Hiçbir şeyi kaynaksız ve tıbba bakmadan yapmadığım için Ferber Amca benim için ağlatan cani adam değil, son derece bu işi bir sürü bilimsel araştırma sonucu dakikalara vurmuş saygıdeğer bir uyku doktorudur. (Hala da bu konu üzerine çalışıyor.) 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Bu dakikaların gerçekten bir anlamı var. O yüzden 17 diyorsa 17, 18 değil. Veya 15 değil. Lütfen birebir uygulayın.

En solda gün sayıları var, bu methodu 7 gün uyguluyoruz. Kendinize sağlam 1 hafta ayırın. Özellikle 2. gün baya dirençli geçebiliyor buna da hazırlanın fakat sonra sancı gittikçe yavaşlıyor.

  1. gün bebişinizi aynı ritüelleri yaptıktan sonra yatağına bırakıp KAÇMIYORSUNUZ. Öperek severek ve her akşam İyi Geceler dileyerek odasından çıkıyorsunuz. 4. aydan sonra bebeğinize UYKU ARKADAŞI da tanıştırabilirsiniz, biz çok faydasını gördük. Bebeğinizin yanında başka hiçbir şey olmuyor. Odadan çıkınca muhtemelen bir tepki gelecek. Bu konuşarak veya ağlayarak olabilir veya hiçbir tepki de gelmeyebilir. İlk gün ilk bekleyiş 3 dakika. 3 Dakika sonra odaya giriyorsunuz bebeğinizi YATAĞINDAN ALMIYORSUNUZ. Saçlarını ellerini severek “buradayım, uyku saati geldi, sabah tekrar geleceğim..” gibi cümlelerle yanında maksimum 1 DAKİKA zaman geçirerek çıkıyorsunuz. Yine kapının önünde veya kameranız ile başka bir yerde bu sefer 5 dakika bekliyorsunuz. Tekrar aynı süreç devam ediyor. Yine 1 DAKİKA kalıp çıktan sonra 10 dakika bekliyorsunuz. VE bunun devamında aynı süreci 10 dakika + 10 dakika olarak devam ettiriyorsunuz. Tüm bu süreç MAKSİMUM 1 SAAT (60 DAKİKA) sürebilir. Eğer 1 saat sonunda bebeğiniz hala uyumadıysa onu yatağından alıp çok fazla dikkatini dağıtmadan, ışık açmadan zaman geçirebilirsiniz. Sonra aynı süreci tekrar deneyebilirsiniz.
  2.  gün dakikalar biraz daha değişecek fakat süreç aynı olacak.

Bu uygulama 7 gün sürüyor. Dafi ile kendi kendine uyuma yöntemini bu şekilde çözdük ve seyahat, hastalık ve ekstra durumlar dışında tekrar bu yöntemle topladık. Bizim için 2-3 günden uzun sürmedi adaptasyon.

Ä°lgili resim

Uyku konusu çok derin bir konu, aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım ama sizden gelen sorulara göre daha çok yanıt vermek ve yönlendirme yapmak isterim.

Herkese derin uykular, güzel günler ve bol enerji diliyorum!

Müge xx

Reklamlar

Katı Gıdaya Nasıl Başlarım? Pratik 30 Gün Kuralı

Dafi ile katı gıdaya geçmek benim için harika bir deneyim olmuştu; doktorumuz 4. ayda katı gıdaya geçebileceğini söylediğinde (formula ile beslendiği için) resmen günleri saydım ve koşarak tabak, kaşık, su içme aparatı vb. ne gerekiyorsa aldım.

Hollanda’da Etos denilen eczane, güzellik ürünleri, bebek ürünleri ve bilimum şey satan yere bebekler için hazırlanmış hazır gıdaları uzun uzun inceledim. Kaçıncı ayda hangi ürünleri karıştırdıklarına baktım. Doktorumuzdan gelen listeyi önüme koydum. Ve başladım araştırmaya. Çünkü burada gittiğimiz Çocuk Merkezi ise hepsinden bambaşka bir yol öneriyordu. Bir de merakım sağolsun Fransızların bu işi nasıl yaptığına kafayı taktım, çünkü Fransız çocuklarının her şeyi yediğine dair rivayetler ve gözlemler neredeyse her yerdeydi.

BLW partileri sosyal medyayı kaplamışken, ben kendime #avokadogibianne olarak başka bir yol çizdim. Bu yolu siz de uygulamak isterseniz diye aşağıda temel bir başlangıç paketi paylaşıyorum. Tabii ki çocuk doktorunuz ile konuşmadan hiçbir şeyi uygulamayın. Fakat her kültürde bambaşka bir yol izlendiğini gördükçe; neden denemeyelim sorusunu sormaya başlıyor insan. Ben hem Türkiye’deki doktorumdan öneriler alıyorum hem buradaki çocuk merkezinden. Çokça okuyorum. Yolumdan memnunum.

baby solid food ile ilgili görsel sonucu

Peki nasıl başladım?

İster 6 aylık, ister 4 aylık iken katı gıdaya başlasın bu yöntem tüm bebişlere uygulanabilir.

* Sebzeler ile başla :
İlk iş bebişi sebzeler ile tanıştırmak. Ben çok sevdiğim balkabağını ilk yemek olarak seçmiştim. Dafi de bayılarak yemişti. 3 gün kuralı ayrıca burada önemli. Yani her başladığınız sebzeyi 3 gün boyunca aynı şekilde devam ederek yediriyorsunuz.  Mesela havuç yedirmek istediniz. 3 gün boyunca yalnızca 1 öğünde havuç yedireceksiniz. Yine bebişin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek.

*Sütü kesmek yok :
6. aydan sonra fenalık geçiren anneler sütü tamamen kesmek isteyebiliyorlar. Eğer emzirmek istemiyorsanız mutlaka formula ile devam edin. 1 yaşına kadar bebeğinizin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek. Bu konuda tam aksi düşünen pediatristler var; ama ben yaptığım araştırmalara göre sütü kesmeyi doğru bulmadım. Bu dönemi bebeğinizin yeni tatları deneyimlediği bir dönem olarak görürseniz, bebeğim yemedi, bebeğim doymadı diye strese girmez bu işten keyif alırsınız. Çünkü zaten bebeğinizin temel gıdası süt olarak kalmaya devam edecek. Sütün miktarına ise bebeğiniz yavaş yavaş kendi karar verecek. Her yemekten sonra biraz ara vererek 15-20dk. bebeğinize süt teklif edin. İstediği ve ihtiyacı olan kadarını içecektir.

baby solid food ile ilgili görsel sonucu

*Hiçbir gıda için bebeğinizi zorlamayın:
Fransızların “Yemek zorunda değilsin ama tatmak zorundasın” mottosu çok hoşuma gitti. Ben de bunu uyguluyorum. Ağzına yemek tıkıştırmak ve onu yemek yeme zevkinden mahrum etmek istemiyorum. Mutlaka yeniliklere açık ve tat alma duygusu gelişmiş olsun bana yeter. Bu nedenle elinizden geleni yaptıktan sonra yemek yeme aktivitesini bir savaş alanına çevirmeyin. Bırakın tatsın. 3 gün kuralını uygulayın. Her gün tekrar zevk alacaktır. İlk gün sadece 3 kaşık yerken, 15 günün sonunda 6 kaşık yiyebilir. Bundan az ya da fazla olabilir, bebeğiniz buna kendisi karar verecek. Eğer bir gıdayı beğenmezse zorlamayın, bir hafta sonra tekrar denersiniz. Başka bir sebzeye geçin.

Ä°lgili resim

* İlk 15 gün sadece sebzeler : 
Bunun nedeni bebeklerin zaten halihazırda tatlıları çok sevmeleri ve kolay kabul etmeleri. Ne kadar çok sebze o kadar iyi bir tat gelişimi demek. Ben bebeklere katı gıdaya yoğurt ile başlamaktan yana değilim. Yoğurda geçmek için 8. ayı bekledim. Bu nedenle bebişe yoğurt, muhallebi gibi başlangıçlar yapmanızı gelecek için önermiyorum.
Örneğin; havuç, kabak, brokoli, balkabağı, tatlı patates başlangıç için çok iyi seçenekler.

Ä°lgili resim

* 16. Günden sonra Karışık Sebzeler ve Meyve Atıştırmalığı :
Gidişatınıza göre, 15. günden sonra 2 adet sebzeyi karıştırmayı deneyebilirsiniz. Örneğin; kabak ve tatlı patates / havuç ve patates / balkabağı ve kabak / brokoli ve balkabağı gibi.
Böylece iki lezzeti birarada sunmuş olacaksınız. Daha önce tatmış olduğu tatları karışım halinde keşfedebilecek.

Meyve atıştırmalığını da akşamüzeri öğünü olarak sunabilirsiniz. Bu da bebişinizin atıştırmalıklar için akşamüzeri saatine alışmasına önayak olacaktır.

Meyve olarak; elma / armut / muz / şeftali ve avokado iyi seçenekler.

27., 28. günlere doğru 2 meyveyi de birbirine karıştırabilirsiniz.

Böylece 1 ayın sonunda bebişiniz öğle yemeğinde 2 adet sebze karışımı ve akşamüzeri atıştırmalığı olarak 2 adet meyve püresi yiyor olacak.

Nasıl Hazırlarım?
Ä°lgili resim
İlk ay için sebzeler ve meyveler püre olmalı.
Pütürlü gıdaya geçiş için lütfen acele etmeyin. Özellikle ilk baştaki amacımız pütürlü gıda veya eli ile tutup tutamaması değil, kesinlikle bebişinizin tatlar ile tanışabilmesi olmalı.

Bu nedenle sebzeleri buharda haşlamaya özen gösterin. Suda haşlanan sebzeler bütün vitaminlerini suya bırakıyorlar. Bu nedenle buharda pişirme yöntemini kullanmanızı öneriyorum. Küçük bir tüyo : eğer sebzeleri suda haşlarsanız, ilk günler için bebeğinizin biberonuna soğuttunuz sebze aromalı kalan suyu ekleyerek onu sebze tatlarına alıştırabilirsiniz.

Sebzeleri buharda haşladıktan sonra el blenderınız ile biraz zeytinyağı ekleyerek püre haline getirebilirsiniz.

Tarifler ve detaylı bilgiler için takipte kalın 🙂

Instagram hesabımızdan daha çok tarife ve anlık bilgilere ulaşabilirsiniz.
#fransızgibibebek
#avokadogibianne

Tüm bebişlere afiyet olsun 🙂
Sizin de önerileriniz varsa lütfen ekleyin.

 

 

 

Bebek İle Uçakta Rahat Etmenin Sırları : Yapmanız Gereken 10 Şey

Dafiko ile daha 3 aylıkken 5 kere uçak macerası yaşayınca bu yazıyı yazmaya karar vermiştim. Çünkü aslında bizimki bebek ile uçak seyahati değil neredeyse yenidoğanla uçak macerası diyebileceğimiz nitelikte.

İlk uçağa bindiğimizde Dafi şehiriçi bir uçuş yaptı ve henüz 1 aylıktı. Zaten white noise (beyaz gürültü) dediğimiz abuk subuk bir gürültü ile uyumaya alıştığı için uçakta kucağıma bağladığım gibi sakinleşip sızmıştı. Sorunsuz bir gidiş dönüş geçirmiştik.

Fakat yaşı arttıkça yapılması gerekenler değişti ve işin içine taktikler girdi. En son 7. uçuşunu Barcelona-Amsterdam arasında gerçekleştiren Dafi ile bazı şeyleri aştık diye düşünüyorum. (Muhtemelen hayal görüyorumdur.) 

Her ne olursa olsun, bebişiniz ile uçak macerasına atılacaksanız yapmanız gereken birkaç temel şey var. Bunları atlamadığınız sürece işler yoluna girecektir ya da artık bebeğinizin ruh haline bırakıp salın gitsin.

(Bu yazıyı Dafi 6 aylıkken yazıyorum, büyüdükçe güncelleyeceğim.)
Processed with VSCO with hb1 preset

  1. Bebeğinizin Uyku Saatine Göre Uçak Bileti Seçmek
    baby sleep airplane ile ilgili görsel sonucu
    Taktiksel bir öneri ile maddelerime başlıyorum. Çünkü bu en zor olanı. Günümüz şartlarında ucuz bilet kıstırmak meziyetken bir de bebişinizin uyku saatlerine göre bilet aramak tam iç daraltıcı, umut kırıcı bir aktivite. Tabii ki kendinizi çok kısıtlamadan, fakat bebişinizin genellikle hangi saat dilimlerinde sakin olduğunu göz önüne alarak hareket etmenizde fayda var.Mesela Dafi sabah saatlerinde genellikle uykuya meyilli olduğu için, uçakta gevşemesi, uyuklaması daha olası. Aynı şey 19.00 sonrası uçuşlarda da mümkün, çünkü akşam uykusu zamanı. Fakat 15-16-17 saatlerinde bir uçuş yapacaksak, bu saat dilimleri Dafi’nin patlama yaptığı saatler olduğu için muhtemelen uçaktakilere “çocuk yapmamayı” düşündürecek bir performans sergileyecektir.

    Buna göre hareket edip bilet seçiminizi yapmaya çalışırsanız, işler baştan kolaylaşır. Rötar yerseniz diyecek sözüm yok, lütfen ağlamayın, sükunetinizi koruyun.

    ———————————————————————————————————————————

  2. İniş / Kalkış İçin Emzik veya Emzirme Yöntemi
    baby bottle ile ilgili görsel sonucu
    Bize de olduğu gibi, bebek ve çocuklara da iniş kalkışlar kulakları için bir zulüm. Basınç ile mücadele etmeyi bilmeyen el kadar bebişler tabii ki avazı çıktığı kadar ağlayacak. Kalkışta başlayan bu gerginlik uçuş boyunca tam geçti derken iniş ile birlikte tırmanışa geçecektir. O nedenle, iniş ve kalkışlarda bebişinizin emmesini sağlamak çok mühim.Bunu nasıl yapacağınız size kalmış. Emzirmek uçakların tıkış tıkış yapısında bence pek kolay değil. Buradaki taktik eğer bebişinizi biraz acıkmış olarak uçağa bindirirseniz, emmek için zaten can atacaktır. Kalkış esnasında mutlaka emiyor konumda olmalı. Emzik burada en büyük yardımcınız olabilir. Eğer Dafi gibi emziğe yüz vermeyen bir bebeğiniz varsa, bu sefer de biberon ile işi çözebilirsiniz.

    Biberon ile beslerken, özellikle Türk amca ve teyzelerinin ağırlıkta olduğu uçuşlarda “Aa emmiyor mu?” , “Vah vah meme almıyor mu?” gibi abuk subuk özel alana saldırı soruları ile karşılaşabilirsiniz, “Evet emmiyor” diyerek kestirip atın, böylelerine lütfen yüz verip canınızı sıkmayın.

    ———————————————————————————————————————————

  3. Uçağa En Son Binmeye Çalışmak
    airplane waiting line ile ilgili görsel sonucu
     

    Bunu bir çok kişi önerse de, hatta Dafi’den önce ben de hep bunu tercih etsem de aslında epey stresli bir şey. Çünkü herkes bir şekilde yerleşmiş oluyor ve siz elinizde belki anakucağınız belki de kangurunuz ile yerinizi almaya çalışıyorsunuz. En son binmeye çalışmak bebişinizi dışarda oyalamak için mantıklı bir yöntem olsa da, bence daha uçak kalabalığı doluşmadan ortama alışmak için önden binmek daha yararlı olabilir.Tüm gözler sizin üzerinizdeyken debelenmeye son vermek için, zaten genellikle bebekli/çocuklu aileleri ilk önce bindiren sisteme kendinizi bırakın. “Biz en son bineceğiz, hep öyle okuduk” diye direnmeyin.

    ———————————————————————————————————————————

  4. Uçaktaki Havalandırma Sistemi İle Mücadele
    airplane air conditioner ile ilgili görsel sonucu
    İşte bu çok önemli. Bir keresinde havalandırması resmen çalışmayan ve nefes nefese bir hamama dönüşen Sunexpress uçuşu ile Dafi’nin krize girmesini bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum; havalandırma ÇOK ÖNEMLİ.

    Baştan söyleyeyim, aman bebeğim üşürcülerdenseniz bu hayat size hep dar olacak. Fakat tabii ki bebeğinizin yaşına göre üfür üfür havalandırmayı da üstüne doğru yöneltmekten kaçınmalı, kıyafetlerini ona göre ayarlamalısınız.Bence bu konuda en yardımcı çözüm bebeğinizin içine bir kısa kollu body, üstüne de bir önden fermuarlı kapşonlu sweatshirt giydirmek. Böylece hem başını korursunuz, hem isterseniz uykusunda bile çıkarabilirsiniz (boynundan geçmediği için). Eğer şartlar daha sertse yanınıza bir de ek olarak battaniye alırsanız size hayli hayli yetecektir.

    Bebeğinizi kat kat giydirip uçağa bindirmeye çalışmayın. Bu asrın hatası olur.
    ———————————————————————————————————————————

  5. Yedek Kıyafetler / Bez 
    baby bag ile ilgili görsel sonucu
    Elbette her yere giderken yanımıza yedeklediğimiz kıyafetler, bezler ve gerekli her ne varsa uçakta da yanı başımızda olmalı. Uçakta alt değiştirme işine hiç girmedim. Uçuşunuzun uzunluğuna bağlı olarak size tavsiyem, uçağa binmeden hemen önce bu işi havaalanlarındaki son derece konforlu bebek alt açma odalarında halletmeniz.Zaten doğru bezi de kullanııyorsanız, başınıza büyük bir kaza gelmeyeceğine eminim.

    ———————————————————————————————————————————

  6. Uçakta Mama Hazırlamak
    Ä°lgili resim
    Bu konuda ayrı bir yazı yazmalıyım bence ama biz mama konusunda Dafi’yi asla ılık veya ısıtılan mamaya alıştırmadık. (Şu an 6 aylık olduğu için ısıtılan ek gıdalaran bahsetmiyorum) Özellikle formula ile beslendiği için her zaman oda sıcaklığında suyu tercih ettik. Hala da tüm mamalarını oda sıcaklığında hazırlamaya gayret ediyorum. Böylece sokaklarda, uçakta, orada burada mama ısıtma telaşına hiç girmedik. Benim size baştan kilit önerim bu olur.Velev ki, siz ılık mamaya alıştırmışsanız, o zaman bunu bindiğiniz gibi hostesler ile konuşmalısınız. Bazı uçaklarda yanınıza ısıtmak durumunda olmadığınız mamalar almanız öneriliyor çünkü uçaktaki ısıtma sistemlerinin uygun ayarda olmayabileceği belirtiliyor. Bazıları verin biz ısıtırız, çok süper bir havayoluyuz diyor. En basit yöntemi de kendinizi ve etrafınızı yakmadan sıcak bir su isteyerek içinde benmari usulü mamanızı bekletmeniz.  Ya da bebek mamaları için özel tasarlanan termosları tercih edebilirsiniz.

    Eğer ılıtmakla derdim yok diyorsanız, bir başka konu da porsiyonlamak. Bunun için hemen evde mamanızın porsiyonunu ayarladığınız mama kapları var. (formula için) Direkt biberona dökebiliyorsunuz. Örneğin 180 ml formula hazırlayacaksınız, baştan biberonunuza bu ölçüde suyunuzu koymuş olarak uçağa binin. Bu formula kutusunu kullanarak direkt içine hazırlamış olduğunuz ölçüde dökebilirsiniz. Ben bunu kullanıyorum ve baya memnunum.

    Önemli Not : Uçağa binerken, bebeğiniz için olduğunu belirttiğiniz sürece gerekli su, mama gibi ürünlerinizi alabiliyorsunuz. Evet, uçağın içine kabul ediliyor.

    ———————————————————————————————————————————

  7. Bebek Arabasını Nereye Koyacaksınız
    airplane baby stroller ile ilgili görsel sonucu
    Geldik gönül çelen bu konuya. Şimdi efendim bu konu bebek arabanızın markasına göre değişir. Fakat genel prosedür ile bebek arabanız ile uçak kapısına kadar gidip orada bebek arabanızı görevlilere teslim edebileceğiniz yönünde. Check in yaparken bebek arabanızın kaç parçaya ayrıldığını belirtiyorsunuz. Onlar da üstüne bir etiket yapıştırıyor, siz de tam uçağa bineceğiniz noktada görevliye arabanızı verip bebişinizi kucaklayıp uçağa giriyorsunuz.Buraya kadar her şey çok güzel. FAKAT, dikkat edilmesi gereken konu şu ki; acaba inişte bebek arabanızı hemen uçaktan inerken size verecekler mi? Böyle bir hizmet var mı? Ben bunu ilk yaşadığımda, kucağımda Dafi ile havaalanı koridorlarını arşınlamış, pasaport kontrollerinden geçmiş, saatlerce gelmeyen bebek arabasını beklemiştim. Hayatımın en zor uçuşuydu. Evet, tek başımaydım. Sonradan öğrendim ki, örneğin Amsterdam Schipol Havaalanı‘nda böyle bir hizmet yok. Bebek arabanız, Odd Luggage (Acayip Bagajlar diye çevirdim.) denilen ayrı bir bölümden size gelecek. Burası genellikle bavullarınızın geldiği bantların yanında/yakınlarında oluyor. Bebek arabam nerede, kim çaldı, bavullarım ile gelmedi diye feryat figan etmeyin, tekrar ediyorum; Odd Luggage bölümüne doğru gidip sabır ve sükunet ile bekleyin.

    Eğer katlanıp yanınıza alabileceğiniz ergonomiklikte bir bebek arabanız varsa, zaten koyarsınız üst rafa, bakarsınız rahatınıza. (Çok lirik bir insanım.)
    ———————————————————————————————————————————

  8. Kanguru İle Körükte Salınmak
    preparing baby formula on airplane ile ilgili görsel sonucu
    Bunu nedense Doona ile uçağa binmek konusunda ısrarcı olduğum için geç keşfetsem de, kanguru ile havaalanı maceranızı atlatmak bence EN EN EN mantıklısıymış. Bir kere iki elinizde boş oluyor. Bavul, çanta veya bilimum araç gereci taşıyabiliyor, pasaportlarınızı kontrol edebiliyorsunuz. Sonra, bebişler zaten kanguruda kendilerini çok güvende ve sakin hissettikleri için sakinleştirmek gibi ayrı bir efor sarfetmenize gerek kalmıyor. Uçağın içine kadar kanguru ile gidip rahatça bebek kemerine geçebiliyorsunuz. Daha ne olsun?Kanguru tercih etmeniz durumunda bebek arabanızı bavullarınızı teslim ettiğiniz noktada (check in alanında) teslim ederek yükünüzden kurtulabilirsiniz.

    ———————————————————————————————————————————

  9. Ön Koltuğun Tekmelenmesi Sorunsalıairplane front seat baby ile ilgili görsel sonucu

    Bu konuda yıllarca, “Allahım neden ben?” sorusunu sormama neden olmuş bebeklerden toplu olarak özür diliyorum. Çünkü bebekler ve sanırım ilerleyen dönemlerde de çocuklar (saykoluk seviyesinde olmadıkları sürece) bu tekme işine gönül veriyorlar.

    En son uçuşumuzda Dafi de bu konuda biraz pratik yapma fırsatı yakaladığını düşünerek ön koltuğa girişti. Arda ve ben ayaklarını tutmak için baya çabaladık ama yapacak bir şey yok nihayetinde o bir bebek ve koltuklar da belli ölçülerde. Hangi açıda tutarsam tutayım bir şekilde o allah ne verdiyse gücüyle ön koltuğu itme dürtüsü geldi. Lakin kimse arkasını dönüp sinsi sinsi bize bakmadı.

    Böyle durumlarda elinizden geldiğince engellemeye çalışın, fakat bebişinize/çocuğunuza kızıp bağırıp tansiyonu arttırmayın. İnanın sizin söylenmeleriniz diğer yolculara bebek sesinden daha çok rahatsızlık veriyor. Ayrıca bebişiniz de sizin gerginliğiniz nedeni ile daha çok geriliyor. O zaten bunu bir kaba motor gelişimi olarak görüyor ve ne yaptığını bilmeden yapıyor. İlgisini dağıtıp, başka yöne çevirebilirsiniz. Ön koltuğa çok sert giriştiyse baştan oturan kişiden özür dileyin, kibarlığınızı yapın, gerisini de umursamayın.
    ———————————————————————————————————————————

  10. Bebişiniz Ağlarsa Kimseyi Takmamanın RahatlığıProcessed with VSCO with hb1 preset

    Eveeet, favorimi sona sakladım. Bunu Dafi doğmadan önce çok düşünmüştüm, üzerine de okuyarak “Yazık değil mi bu kadınlara, ne yapsın o gariban anne.” diyerek empatiden empatiye koştuğum bu konuda YAŞAYINCA ANLADIM modu benim de kapımı çaldı.Bir kere insan geriliyor evet. Çok sağlam geriliyor hem de. Fakat benim gerginliğim insanlardan çok Dafi’nin ağlamasını bir türlü geçirememek olmuştu. (Sebebi o lanet uçağın Karayip sıcağına bürünerek uçmasıydı, kınıyorum seni Sunexpress)  Çünkü ne yapsanız geçmeyen bir bağırma ve ağlama modu hakim oluyor ve siz kendinizi küçücük bir uçakta küçücük bir koltuğa sıkışmış hissediyorsunuz.

    Genellikle yabancı milletler ile yaptığınız uçuşlarda kimse özellikle sizi rahatsız hissettirmemek için dönüp bakmıyor bile. Fakat bizim milletin uçuşlarında bütün gözler bir anda baykuş misali size dönüyor ve sürece sözlü/sözsüz katılım başlıyor.

    “Cık cık cık, susturamadı” bakışları, “Ne yapacağını da bilmiyor” hisleri “Madem zaptedemiyorsun ne diye el kadar bebekle uçağa bindin kadın” kınamaları,  “Dur ben sana ne yapacağını göstereyim” karışmaları arasında cinnete doğru yol alan bir uçakta bulabilirsiniz kendinizi.

    Lütfen herkese teşekkür edip, önünüze ve bebeğinize bakın. Çok sıkıştığınız durumlarda host/hosteslerden yardım isteyerek arkada veya en önde bir koltuk talep edip o sıkışıklıktan kurtulun. Bebeğinizin kıyafetini kontrol edin, hava almasını sağlayın, biberon/emzik/emzirme gibi sakinleştirme yöntemlerini deneyin.

    Unutmayın, kimse sizden iyi bebişinizi tanıyamaz. Ve uçuş dediğiniz geçici bir süreç; bittiğinde kendinizi acayip başarılı hissedeceksiniz 🙂

    Herkese bebişleri ile iyi uçuşlar!

Amsterdam’ın Lokal Yaşamı : Muhitinizde Farkedeceğiniz 10 Şey

Biraz size içerden bilgi sızdırayım dedim ve son 3 ayda gözüme, kafama çarpan bazı şehir detaylarını yazmaya karar verdim. Burada yaşasanız da yaşamasanızda; eğer uçak biletinizi alıp, sırt çantanızı takıp, Amsterdam yoluna çıktıysanız işte size el altından 10 mahalle sakini bilgisi;

  1. Amsterdam’da Her Yerde “Snıff Snıff” Kokular Vardır ve Herkesin Kafası Güzeldir İnanışı
    Eğer böyle güzide bir hayalle yola çıkıyor ve her yerde ’60lar çiçek çocukları gibi kafası güzel dans eden insanlar göreceğinizi hayal ediyorsanız üzgünüm, şimdiden biletinizi iptal edin. “Amsterdam günahların şehridir, hehey!” diyerek heyecanlananlar için de bir haberim var, New York bence daha heyecanlı, rotayı oraya çevirin veya bütçeyı daraltıp Belgrad’da bekarlığa veda tadında bir tatil kovalayın.
    amsterdam freedom ile ilgili görsel sonucu
    Amsterdam bütün bunların aksine, şehir merkezi dışında (O da bizim İzmir Konak gibi bir bölge) aileler için yaratılmış bir yer. Çocuklar, hayvanlar ve aileler çok değerli. Parklar, yollar, evler, aktivite ve eğlence merkezleri hep buna yönelik oluşturulmuş. Elbette her metropol şehirde olduğu gibi underground işler de var. Ama oralara girip çıkmak tamamen sizin elinizde.“Çocuğumla Amsterdam’a gidemem”, “Bebekle oralarda ne tatili?”, “Amsterdam genç işi bizden geçti.” gibi düşünceleriniz varsa derhal terkedin, burada kimsenin kafası sandığınız kadar güzel değil, hatta bence bizim ülkede herkes içmeden daha sarhoş 🙂
    ———————————————————————————————————————————
  2. Tramvay ve Otobüslere Bebek/Çocuk Arabası ile Binme Teşebbüsü
    trams amsterdam stroller ile ilgili görsel sonucu
    Eveet, burası bir bebekli anne blogu olduğu içün size bebek veya çocuğunuz ile Amsterdam’a geldiğinizde tramvay/otobüs gibi son derece rahat ulaşım yollarını tercih ederken neler yapmalısınız anlatacağım. Öncelikle, Amsterdam’da taksiye binerim gibi bir düşünceniz olmasın, şehir araba ve taksi/uber gibi seçenekler için çok müsait değil. Her yer tramvay/otobüs ve bildiğiniz gibi bisiklet cenneti. Bu nedenle çok kolay olan tramvay ve otobüse doğru yönelin.Diyelim elinizde bebek arabası var, o zaman tramvay ve otobüse “orta kapı”dan bineceksiniz. Otobüslerde yok, ama tramvaylarda orta kapıda zaten eski usül köşesinde oturan bir biletçi oluyor. Eğer biletiniz yoksa ondan alabilirsiniz, otobüslerde de şoförden temin edebilirsiniz.
    Ä°lgili resim
    Bunu atlattıktan sonra, hemen sağdaki boşluklar sizin. Evet, yanlış duymadınız oradaki boşluklar bebek arabalarına ayrılmış yerler. Oturmak da sizin hakkınız ama eğer yaşlı birileri varsa onlara öncelik vermelisiniz. (Verirsiniz artık o kadar da değil.)

    Gel gelelim, özellikle 1 numaralı, genellikle merkezde arzı endam eden tramvayda bu boşluklar vıcır vıcır turistler ve onların kıymetli bavulları ile dolu oluyor. Efendim böyle bir durum olduğunda, benim gibi ilk başlarda kibar kalıp biletçiden medet ummayın. Yine kibarca fakat kararlı bir şekilde çekilebilir misiniz, burası bebek arabası yeri diyerek bu dikilme meraklılarını uyarın ve yerinizi alın.Fakat yerinizi almak yetmez, bir de gardınızı almanız gerek. Çünkü bu turist kafilesi, çekilmelerinin neden gerektiğini (bavulları olsa da olmasa da) bazen bir türlü anlamak istemiyor. Size dik dik bakabilir, gıdım gıdım hareket edebilir, bebek arabasını üstlerine sürmenize ramak kalabilir. Bu gibi durumlarda bu tipler bir de işi ileri seviyeye taşıyarak, bebek arabanıza dayanma, tutunma gibi fiziksel aksiyonlar alabilir. Çekinmeyin, lütfen uyarın. Elinizi çeker misiniz, uzaklaşır mısınız gibi uyarılardan kaçınmayın. Çünkü o tramvay ani bir fren yaptığında kıyamadığınız turist bebek arabanızın üstüne doğru düşebilir. Bunu düşünün ve pençelerinizi çıkarın.
    ÖNEMLİ NOT: Genellikle tramvaylara 2 den fazla bebek arabası almıyorlar. Bazen boyutu küçükse 3 olabiliyor. Biletçi ile inatlaşarak baştan kaybedeceğiniz bir savaşa girmeyin, bir sonraki tramvayı bekleyin.

    ———————————————————————————————————————————

  3. Fareler ve Kediler
    amsterdam cats ile ilgili görsel sonucu
    Meşhur kanalları olan Amsterdam’ın, fareleri de bir o kadar meşhur. Üzgünüm arkadaşlar, aynı dert çok sevip saydığımız Paris’te de var. (Ratatouille filmi ile sempati duymaya başlasak bile.)  Evler 1900’lerden ve kanal yanında olunca, bazen sempatik bazen pek de sempatik olmayan fareler size merhaba diyebiliyor. Özellikle buna hazır olarak gelmeli, kalacağınız evi/oteli/airbnb seçeneklerini iyi değerlendirmelisiniz. Biz henüz bir fare ile karşılaşmadık ama karşılaşanların fotoğrafları ve hikayeleri ile bu konuya epeyce doyduk.

    amsterdam mouse ile ilgili görsel sonucu
    Daha gerçekçi bir fotoğraf paylaşmak istemedim. Ayrıca belki de böyle yaşıyorlardır.

    İşte tam da bu nedenle, etrafta dolaşan azman kediler görebilirsiniz. Bu kediler bizim ülkedekinin aksine sokak kedileri değil. Hepsi sahipli. Çoğu evde de camlarda oturan kediler göreceksiniz, evet Amsterdam kedileri çok seviyor. Bunun bir sebebi de tabii ki fareler ile mücadele. Bir hayvansever olarak bu konuya çok fazla girmek istemiyorum ama kediler gerçekten kocaman ve acımasız bir avcı ruhuyla dolaşabiliyorlar. Özellikle bizim bahçeye sıkça uğrayan bir kedi var ki, tam bir sayko. Fakat bizi anladığımız kadarıyla farelerden koruyor, teşekkürler asi kedi.

    ——————————————————————————————————————————–

  4. Minare Merdivenli Evler

    Buraya ilk geldiğinizde tatil için de olsa, yaşamak için de olsa; kendinize merdivenler ile olan ilişkinizi sormalısınız. Burada henüz mağazalar ve havaalanı/metro dışında hiç asansöre binmedim diyebilirim. Asansörlü evler evet var fakat daha çok Ijburg gibi yeni yapılan bölgelerde. Şehir içinde böyle bir seçenek bulmanız mümkün değil.

    amsterdam house stairs ile ilgili görsel sonucu
    Vertigoya hazır mısınız?

    Asansörü de geçtim, merdivenlerin dikliğini ve darlığını gördüğünüzde soluğunuz kesilebilir. Biz ilk geldiğimizde kaldığımız otelin merdivenlerini görünce bütün umudum kırılmıştı. 10 gün boyunca o merdivenleri inip çıkarken hayatı sorguladım. Öyle dar ve dik ki, çıkarken bir sonraki basamağı öpüyorsunuz. Şaka yapmıyorum.

    Bu nedenle, bavullarınızı, bebek arabanızı, eşyalarınızı, kendinizi, kilonuzu ve her şeyi hesaba katarak mutlaka merdivenleri gözönüne alın. Ne var ya çıkarız demeyin, kendinizi kandırmayın.

    Ä°lgili resim
    Sonunda bir eve varılıyor, evet.

    Eğer bebekle/çocukla geliyorsanız kesinlikle arka bahçeli düz ayak bir seçenek arayın. Teraslı evler fotoğraflarda hep daha cezbedici ve makul fiyatlıdır, sakın kanmayın. Hep o minare merdivenleri yüzünden.
    ———————————————————————————————————————————

  5. Parklarda Neler Yapılır, Kapı Önüne Neden Bank Koyulur

    En son İzmir’de “Herkes parklara” diye bir kampanya başlatıldığını duydum. Kampanya dediğim de insanlar parka gitsin, parkta otursun, kitap okusun, sohbet etsin vs. diye yapılan bir aksiyon. Yani o kadar ki, bizim kültürde parka gidip oturmak gerçekten yok. Güzelim parklar bomboş. Gidip parka oturup kitap okusanız dik dik bakarlar, kim bu deli derler veya yanınıza ilişirler. (Lütfen reddetmeyin bu böyle, kaçınız parkta kitap okuyor?)
    vondel park ile ilgili görsel sonucu
    Amsterdam’da ise parka gitmek hayatın bir parçası. İnsanlar evleri gerçekten küçük olduğu için neredeyse günlerini parklarda geçiriyor. Burada özellikle güneşi bulmak yakalamak büyük bir olay olduğundan, güneş çıktığı an parklar sahil havasına bürünüyor. Yani şöyle düşünün, güneş varsa en kötü çorabını çıkarır parkta uzanır ve biraz D vitamini depolarsınız mantığı hakim.

    vondel park ile ilgili görsel sonucu
    Vondelpark’ın sahile dönüştüğü dakikalar

    İlk geldiğimizde kapı önündeki bankları haliyle anlamadık ve herhalde belediyenin bir şehir güzelleştirme çalışması dedik 🙂 Fakat sonrasında, “kişisel alan, oturmayın, yapmayın, etmeyin” gibi yazıları görünce insanların kendi kapı önlerine banklar, saksılar, güzel çiçekler yerleştirdiklerini, buna emek harcadıklarını anladık. Arkada kişisel bahçeleri de olsa, burada insanlar hava güzel olduğunda kitaplarını, şaraplarını veya her ne yiyip içiyorlarsa alıp kapı önündeki banklarına çıkmayı çok seviyorlar. Kapı önü komşuculuğu gerçekten yaygın. Avrupalı bireyseldir, içine kapanıktır, biz Akdenizliler çok sıcak kanlıyız gibi laflar etsek de; buradaki komşuculuk ilişkisi ve kapı önü sohbetlerini görünce önyargıları çöpe attık.
    ÖNEMLİ NOT : Her bulduğunuz banka oturmayın. Özellikle evlerin, pencerelerin önündekilere. Bunlar kişisel mülk.

    ———————————————————————————————————————————

  6. Türk Marketleri ve Kuaför Popülasyonu

    Her yere olduğu gibi, Amsterdam’a da Türkler saygıları ile gelmişler. Bir sürü farklı meslek gruplarında Türk kardeşlerimiz ile karşılaşma oranımız yüksek. Bazen bu çok faydalı olabiliyor, özellikle Dutch (Felemenkçe) ile henüz içli dışlı olmadıysanız. Çünkü ürünlerin üzerinde bazen yalnızca Felemenkçe veya Fransızca açıklama yazıyor. Benim İngilizcem çok iyi diye geçiniyorsanız bile kelimeler kifayetsiz kalabiliyor.
    turkish hair salon amsterdam ile ilgili görsel sonucu
    Türk kardeşlerimiz burada marketçilik müessesine gönül vermiş ve ne var ne yok tabii ki getirmiş. Böreklik yufkadan tutun, adana acı biber salçasına kadar ne ararsanız bulmak mümkün. Yok ben İtalyan makarnalarından bir hayır görmedim, hani benim Nuhun Ankaram derseniz; nedense onu da getirmişler. Böyle bir emek var yani. Özellikle Oost tarafına giderseniz, bir cadde boyunca Türk marketlerini bulabilirsiniz. Bos En Lomer de bunun için ayrıca uygun bir bölge.Ä°lgili resim
    Diğer bir meslek grubu da kuaförler olmuş Türkler için. Şimdi allah var Türk kuaförler başarılı. El emeği de dünyanın aksine bizde kolay erişilebilir. Burada da kıymetleri anlaşılmış ve adım başı kuaför açmayı başarmışlar. Yani yolunuz buralara düşerse, iyi araştırıp bir Türk kuaför ayarlamak zor olmaz.Dutch kuaförlerin nesi var derseniz, bizim alıştığımız “Beni yarım saate çıkarabilir misin; kesim, boya, fön.” mantığı burada yok. Gelen müşteri misafir gibi ağırlanıyor ve bir kesim/fön için bile en az 2 saatinizi ayırmanız bekleniyor. Sizinle ne kadar ilgilenip, ne kadar ağırdan alırlarsa o kadar değerli hissettiğinizi düşünüyorlarmış. Bize hayli ters. Ne diyelim, kolay gelsin.
    ———————————————————————————————————————————

  7. Hava Durumu

    Amsterdam’da minimalist yaşam yazımda bahsetmiştim, burada hava o kadar değişken o kadar değişken ki, asla mevsim yaz o zaman şort terlik takılırım diyemiyorsunuz. Yağmurluk, bot, şort, kot, çorap, terlik, tişört, bikini kombinasyonları için sizi Amsterdam’a bekleriz.
    Ä°lgili resim
    Asla kestiremediğiniz bir hava, günün her saati yağabilen bir yağmur var. Ama bu kesinlikle sosyal hayatınızı baltalayacak bir özellik değil. Sadece sistemi çözmeniz gerek. Bir de Türkiye’den alıştığınız hava beklentilerini geride bırakmanız.
    Örneğin, hava 25 derece yazıyorsa bu hava muhtemelen 30 derece hissettiriyordur. Ya da 13 derece yazıyorsa ve rüzgar yoksa, kesin donacağız diye giyinirseniz kurdeşen dökmeniz olası. dutch weather ile ilgili görsel sonucu
    Kısaca Amsterdam’da dikkat etmeniz gereken önemli nokta “rüzgar” Eğer rüzgar yoksa ve hava güneşliyse, dereceye bakmaksızın ısı çok artıyor.
    Tavsiyem daima içinize ince, üstünüze kalın giyerek her türlü değişkenliğe göğüs germeniz.———————————————————————————————————————————

  8. Postacılık
    amsterdam door mail ile ilgili görsel sonucu
    Burada yaşayacaksanız hayatınıza retro bir hava katacak olan şey kesinlikle posta sistemi. Yıl olmuş 2018 ama her şey için posta almaya devam edeceksiniz. Mesela internette bir yere kayıt oldunuz, size şifre gönderecekler bunu e-posta ile değil, bildiğiniz posta ile yapacaklar. Her hafta başında muhitinizdeki alışveriş merkezlerinin tek tek broşürleri gelecek. Tüm kapılarda o güzel posta boşlukları var, oradan şangır şungur evinize atacaklar. Böylece posta kutusu kurcalamakla da uğraşmayacaksınız.İlk başlarda “kesin eve giriyorlar, kapıyı tutun” korkusu yaşatsa da sonralar da tatlı bir heyecana dönüşen postacılık ruhunu seveceksiniz. Ve bu konuda oldukça sistematikler demek isterdim ama komşularınızın postalarını almak, kargolarını almak gibi aksiyonların içine de sürüklenebilirsiniz. Böylece muhitinizdeki diğer insanlarla tanışmış oluyorsunuz. Alın size sosyalleşme bahanesi 🙂
    ———————————————————————————————————————————
  9. Banka Kartı Olmadan Asla

    Aslında önemliler sona kaldı ama Amsterdam’da son yılların politikası neredeyse her yerde PIN kart kullanılması. Efendim bu PIN kart dedikleri kendi bankalarından alınan bildiğimiz debit kart. Zaten burada öyle kredi kartı alışkanlığı neredeyse hiç yok. Bazı bloglar nakit getirmeyin almıyorlar demiş, evet bazı yerlerde nakit kabul edilmiyor fakat kredi kartınız da kabul edilmeyecek. (Mastercard, Visa gibi)amsterdam albert heijn ile ilgili görsel sonucuÖzellikle Albert Heijn‘ın bazı şubeleri insanı delirtiyor. İlk geldiğimizde kaç defa paramla rezil olup, kasalardan döndüm.

    Eğer buralara gelecekseniz nakitiniz ve kredi kartınız ile yola çıkmakta fayda var. Yok eğer taşınacaksanız, bir anca önce banka hesabı açarak debit card dünyasına girmelisiniz ki, itilip kakılmadan alışveriş yapabilin.

    ———————————————————————————————————————————

  10. Çöpçü Bile IELTS’den 7 Alır

    Bunu duymuşsunuzdur, Amsterdam’da herkes İngilizce konuşuyor bu nedenle Dutch bilmenize gerek yok. Evet, doğru. Uzun zamandır İngilizce konuşmuyorum diyen 80 yaşındaki teyzeler bile ağdalı cümleler kurabiliyor. Mesleki farklılık önemli değil, önünüze gelen İngilizce çat pat da olsa anlıyor ve konuşuyor. Bu gerçekten inanılacak gibi değil. Artık ilköğretimde nasıl bir eğitim aldılarsa.dutch ile ilgili görsel sonucu
    Fakat burada yaşamaya niyetliyseniz durum biraz değişken. Kendi içlerinde İngilizce konuşmaktan o kadar da hoşlanmıyorlar. O nedenle bir şekilde expat grubunuzdan sıyrılıp Hollandalılar ile arkadaş olmak, iş yapmak veya derin sohbet etmek istiyorsanız o zaman Dutch öğrenmelisiniz. En basiti marketler, veya başka alışverişler. Buralarda da İngilizce yok. Yani herkesin İngilizce biliyor olması, her şeyin İngilizcesini bulabileceğiniz anlamına da gelmiyor. Bu nedenle ister istemez kendinizi Google Translate’de Felemenkçe’ye basarken buluyorsunuz.

Bebeklerde Pişik Önlemenin 3 Kesin Çözümü

Tüm annelerin korkulu rüyası, daha bebek doğmadan alınan pişik kremleri, ne zaman nereye ne kadar sürüleceğini bilememenin paniği ve sonuç olarak kırmızı bir popo!

Özellikle kız bebek annelerinin başına daha çok gelen bu facia durumu önlemenin aslında kolay ve kesin yöntemleri var. Fakat neredeyse hastane hemşireleri dahil çoğu kişi bunu uygulamıyor. Türkiye’de yumurta kapıya gelince mantığı pişik mevzusunda da aktif.

İşte size işin sırrı : Pişik olduktan sonra değil, olmadan çözülecek bir problemdir.

NASIL YANİ?

Yani; önleminizi alıp pişikle hiç karşılaşmayabilirsiniz. Dafi şu an 4 aylık bir kız bebek ve biz çok şükür henüz pişik ile tanışmadık. Peki bunun için neler yaptık?

 

1. Havalandırmayı unutma!

Bebişinizin altını açtığınızda, özellikle sabah değişimlerinde, uzun bir geceden sonra poposunu havalandırmanız çok mühim! Temizliğinizi yaptıktan sonra 1 dakika da olsa bebeğinizin poposunun açık kalarak hava almasına dikkat edin. Böylece NEFES alacak.

2. Daima Nemlendirme, Hep Koruyucu!

Burası çok önemli! Ve bu bilgiyi gerçekten kimse vermiyor. Bebeğinizin altını her açışınızda, bez ile popo arasına bir BARİYER KREM sürmelisiniz. Dikkat! Pişik kremi demiyorum. BARİYER KREM diyorum. Buradaki mantık, bebeğinizin cildi henüz çok ince olduğu için, çiş ve özellikle kaka yaptığında cildinin tahriş olma hızı çok yüksek. O nedenle, işin sırrı çişler ve kakalar ile popo arasına bir bariyer koymak. Bunun için tamamen doğal içerikli, pişik kremi olmayan (pişik kremleri çinko içerir ve tedavi amaçlıdır, bu nedenle her alt açışta pişik olmayan bir bölgeye çinko sürmemelisiniz) bariyer krem kullanmalısınız.

Ama bunu hiç atlamamalı ve bir alt açma rutini haline getirmelisiniz. Eğer bunu uygularsanız, pişik size hiç uğramayacaktır, söz veriyorum 🙂 Denedim, gördüm.

Biz Dafi’ye yenidoğan döneminde Bübchen Bariyer Krem kullandık. Üstünde pişik önleyici yazar fakat esas pişik kreminden farklıdır. İçinde ÇİNKO bulunmaz.

Daha sonra ise Burt’s Bees Baby‘i keşfettim. Yine tamamen doğal bir krem. Nemlendirici olarak da kullanabilirsiniz, ben Bariyer Krem olarak kullanıyorum. Aynı markanın önce daily cream to powder olanını da severek kullandım fakat sıkarak kullanılan ürünler alt açarken çok zor oluyor. Kavanoz ürünler çok daha yardımcı. Bu nedenle diğer krem ile devam ediyorum. Daily cream to powder‘ın yapısı dediği gibi biraz daha pudra kıvamlı. Multipurpose Ointment ise daha kremsi, ilk başta biraz vıcık gelebilir ama bir nohut tanesi kadar küçük noktalar halinde bebeğinizin alt kısmına yayarsanız onu hem nemlendirecek hem de dediğim gibi pişikten koruyacak.

Önemli bir nokta da; artık bebeğinizin solunum yolları için önerilmeyen pudra kullanımı. Her ne kadar hala satılsa da, bebek pudrası olarak satılan toz pudralardan uzak durmanızı öneririm. Hem sizin hem de özellikle bebeğinizin solunum yolları için oldukça zararlı bir ürün. Ayrıca koruyuculuk özelliği de çok az.

3. Sık Sık Alt Değiştirmeye ve Doğru Bezi Kullanmaya Özen Göster!

Bezlerin üzerinde 12 saat etkili vay efendim hiç ıslatmıyor, popolar hep kupkuru gibi vaatler bulunsa da siz bunlara kanmayın ve imkan buldukça bebişin poposunu havalandırarak bezini değiştirin. Özel durumlar hariç, özellikle evdeyseniz bez mevzusunu hiç uzatmayın. Gece ise bez değiştirme işine girmemenizi öneririm (kaka veya büyük bir batma durumu olmadıkça) çünkü bez değiştirildiğinde bebekler ciddi anlamda uyanıyorlar.

Bez seçimi ise ayrı bir mevzu. Ama bu süreçte birkaç bez denedim. Pampers Prima Premium ile başladık. Sonra tavsiye üzerine (kakayı tutuyor vs gibi) Huggies denedik. Huggies zaten elime aldığım an kalitesi konusunda bana o işareti verdi. Çok kalın ve sert bir bez. Hiç mutlu olmadık. Amsterdam’a taşındığımızda Pampers Prima‘nın 12 saat etkili olduğunu iddia ettiği bir modeline geçtik. Fakat yine hüsran. Dafi sürekli battı çıktı. Hemen Pampers Prima Premium‘a geri döndük. Premium olmasına dikkat edin derim, hem daha yumuşak ve de emici. Sırtına doğru taşmaları da önlüyor.

Yeri gelmişken, doğru alt silme mendilleri de önemli. Parfümsüz, parabensiz, hassas bebek cildine uygun alt silme mendillerini tercih edin. Normal ıslak mendilleri sakın bebişinizin poposunu temizlemek için kullanmayın. Evde kendiniz ılık su ve pamuk kullanıyorsanız da pamuk seçiminiz bence bebek pamuğu olmalı. Diğer pamuklar bebeğinizin genital bölgesinde kalabilir. Dikkat edin.

Özetle;

Pişik korkulu bir rüya olmaktan çıkabilir, yeter ki siz bunun için doğru adımları izleyin. Biz hastanedeyken hemşire ve çocuk doktorları hiçbir şey sürmeyin, olduğu gibi bırakın demişlerdi. Çoğu hekim ve hemşire de hala bunu öneriyor. Bence pişik asla son adımda çözülmeye çalışılacak bir konu değil. En önemlisi sorun başlamadan önce harekete geçmek!

Pişiksiz, yumuşacık popolar diliyorum bütün bebişlere!

 

 

 

 

Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.

Bebekli Hayatımın En İyi Seçimi : Doona

Processed with VSCO with hb1 preset

Ben bu tavsiye yazısını yazacağımı daha Doona’yı almadan biliyordum; biraz iddialı olacak ama gerçekten bayılmıştım bu ufak tefek, pratik ve dünya tatlısı bebek arabasına. Evet, adı Doona. Simple Parenting adlı bir firmanın. Adı üstünde basit ebeveynlik. Kallavi büyüklükteki bebek arabalarını, oto koltuklarını, ana kucaklarını, pusetlerini tak çıkar derken kafası atan bir baba tarafından tasarlanmış. Türkiye’de mağazalarda teşhiri hamilelik dönemimde ve en son yoktu. İnternetten videolarını izleyerek sipariş verdik. Türkiye’de satışı var. Medizane firması getirtiyor. Hiç görmeden aldığım bu bebek arabası, çocuklu hayatımın başlangıcında kesinlikle oyun değiştirici oldu. Her görenin önce anlamakta zorluk çektiği, sonra bayıldığı bir araba. Özellikle uçak yolculuğu ve metropol şehir hayatı için ideal. Yurtdışında ise oradan oraya hızlı hareket ederken gerçekten inanılmaz işime yaradı.

Artılarını eksilerini ve neden tavsiye ettiğimi detaylıca yazmak istedim, umarım işinize yarar.

Artıları : 

  • En en en büyük artısı, otomatik olarak katlanıp açılabilen ayaklarının olması. 
  • İki saniye önce oto koltuğu iken, birden bebek arabasına dönüşebilmesi.
  • Yenidoğan eklentisi ile ilk günden itibaren kullanılabilmesi.
    Biz Dafi’yi hastane çıkışında kolaylıkla oturtmuştuk.
  • Baş destekleyici eklentisi ile güvenli yolculuk imkanı, baş sarsıntılarını engellemesi.
  • Farklı ve güzel renk seçenekleri.
    Biz gri rengini kullanıyoruz ve çok beğeniyoruz.
  • Yanınızda başka birisine ihtiyaç duymadan arabayı taşıyabiliyor oluşunuz.
    Genellikle anneler şasesi, puseti derken harap  oluyor ve babaya mutlaka ihtiyaç duyuyor. Doona’nın en büyük işlevi anneyi tek başına bebeği ve arabası ile özgür kılması.
  • Tek elle inanılmaz rahat kullanılması.
    1 hafta boyunca Amsterdam’da bir elimde Doona’da oturan Dafi, bir elimde Google Maps açık telefonumla gezdim. Her yer vızır vızır bisiklet ve hızlı manevralar yapmanız gerekiyor. Toprak, arnavut kaldırım, eğim, ve aklınıza gelebilecek bilimum her yerde çok rahat kullandım. Çünkü gerçekten çok hafif.
  • Az yer kaplaması.
    Özellikle Türkiye’de geniş alanlarda, geniş arabalarda yaşamlarımızı sürdürme alışkanlığımız var, kabul. Peki ya arabanızın bagajı yeterli değilse? Evinizde kallavi bir bebek arabasını bulundurabileceğiniz yeriniz yoksa? İkinci bahsettiğim konu kesinlikle yurtdışında büyük olay. Bizim için Doona büyük kurtarıcı oldu çünkü Amsterdam’da genellikle evler o kadar dar yapılı ki, bebek arabanızı apartmanda ayrı bir yere koymanız veya girişlerde bırakmanız gerekiyor. Doona ise çok rahat her yere sığabiliyor. Baston gibi dikilmiyor. Arabanızın bagajı küçükse endişelenmenize gerek yok çünkü bagaja koyacağınız hiçbir şey yok. Ayaklarını katlayıp arabaya yerleştirecek ve sonra çıkarıp tekrar katlanan ayaklarını açacaksınız. Hepsi bu!
  • Bebeğinizi uyandırmadan hareket edebilmeniz. 
    Evet, içinden alıp ona koy buna koy derken bebeğinizi uyandırmadan hareket edebiliyorsunuz.
  • Oto koltuğu ergonomisinden çok farklı.
    Ne yazık ki Türkiye’de bu bebek arabasına tamamen oto koltuğu muamelesi yapılıyor ve bebek orada duramaz denilerek tüketici bu seçenekten uzaklaştırılıyor. Bizzat yaşadım. Zaten kafası çoktan karışmış ebeveynde çaresizce bu fikri kabulleniyor. Oysa unutulan şu ki; siz hangi bebek arabasını alırsanız alın – düz yatan pusetler hariç – özellikle travel system denilen kapsamlı bebek arabalarında ilk 6 ay hem oto koltuğu hem ana kucağı olarak lanse edilen koltuğu bağlayıp kullanıyorsunuz. Ki inanın onların ergonomisi hiç de iyi olmuyor, bebek içinde durmuyor, başını rahat tutamıyor, her şey hızla kabusa dönüşebiliyor. Bu nedenle Doona bir oto koltuğundan çok daha farklı. Çok daha geniş.
  • Uçağa binebilen bir araba. 
    Evet uçağa puset alınabiliyor, bunu sağlayan bazı havayolları ve uçuş seferleri mevcut. Fakat Doona aslında uçağa alınabilen ilk bebek arabası oluyor. Yine buna alışkın olmayan çok havayolu çalışanı görecek, elinizde boy boy belge, yazışma ve fotoğraflarla “Binebiliyor kardeşim” diye gezecek, fakat kazanan siz olacaksınız. Korkmayın.
  • 1 yaşına kadar kullanılabiliyor.
    Buna da Türkiye’de karşı çıkıyorlar, yok efendim kullanılamaz diye. İnternette boy boy videoları var, arabanın kendisi  de bu iddiada zaten. Bence en az 9-10 ay kullanılabilecek bir araba.
  • Bütçe dostu.
    İşte en tartışmalı alan. Bu araba çok pahalı diyenler duydum. Türkiye’de satış fiyatı en son 1.900 tl idi. Şimdi siz bunu sadece bir oto koltuğu olarak düşünürseniz evet pahalı. Fakat neredeyse ilk 1 sene başka hiçbir şey düşünmeden her işinizi halledecek bir bebek arabası olarak düşünürseniz bence çok ucuz. İlerleyen zamanlarda da bebeğinizin ihtiyaçlarını, kendi ihtiyaçlarınızı, yaşadığınız yeri, sahip olduğunuz imkanları düşünerek baston modellere geçebilirsiniz. Daha doğmadan 5 senelik yatırım gerçekten bana saçma geliyor.
  • Kendine ait aparatları var.
    Örneğin; yağmurluk/rüzgarlık, arabanızı kirletmemesi için özel kılıf, önüne arkasına takabileceğiniz kendi çantaları gibi. Böylece istediğiniz donanıma sahip hale getirebiliyorsunuz. Evet, bir kahve koyacak bölümü ya da altında allah ne verdiyse atabileceğiniz bir sepeti yok. Ama bu bana göre de değil, çünkü metroya tramvaya binerken özellikle tek başına o sepetten fırlayan eşyalarla uğraşarak sinir krizine giremem.
  • Aile içi ilişkileri güçlendirici.
    Bu da ne alaka diyebilirsiniz, ama böyle bir araba aldığınızda eşiniz size her gün teşekkür edecek, taşıdığında ağırlığına ve komplikeliğine içten içe sayıp sövmeyecek, aranızda yanlış taktın, tutmadın, unuttun tartışmaları çıkmayacak, sevginiz çığ gibi büyüyecek, ahaha. Fakat şaka maka bence baya önemli bir madde. Not edin.

Eksileri : 

  • Yağmurluk/Rüzgarlık Aparatı
    Biraz daha esnek kullanıma sahip olabilirmiş. O takılıyken tente de kapalı olduğu için Dafi’yi yerleştirmek biraz zor oluyor. Ama rüzgarı, yağmuru ciddi anlamda koruyor; kalın bir malzeme.
  • Eliniz ile tuttuğunuz Yer
    Yumuşak bir malzeme kullanabilirlermiş. Uzun sürüşlerde elinizi acıtma riski var. Fakat bahsettiğim çok uzun sürüşlerde. Benim gibi bebek arabanız ile 6-7 km yürürseniz falan.
  • Keşke 1 yaştan sonra kullanılabilen bir modeli daha olsa.
  • Çantalarını ekstra almanız gerektiği için arabaya kıyasla biraz pahalı olması.

Biliyorum bu yazı reklam gibi oldu. Ama değil, gerçekten halka hizmet, yeni annelere müjdeli haber sadece. Çünkü bebek arabası denilen olay, hem fiyat skalası hem ürün skalası derken ebeveynleri çileden çıkaran, hangisi iyi, hangisi güzel diye çıldırtan bir konu. Fakat unutulan şu ki, bebek arabası seçimi tamamen kişinin yaşamı ile doğru orantılı olmalı.

Eğer siz zaten şehir dışında yaşıyorsanız, yaşadığınız yerde yollar genişse, tek başınıza araba kullanmıyorsanız, arabanızın bagajı yeterliyse; seyahat ederken indir bindir derdiniz yoksa veya zaten uçak seyahatiniz azsa; şehir içinde toplu taşıma kullanmıyorsanız, alan sizin için çok da önemli bir konu değilse; ağır kaldırabiliyor, heybetli arabaları kontrol edebiliyorsanız Doona sizin çok da büyük fark teşkil etmeyebilir.

Özetle; benim hayatımı kurtaran ve bebekli hayatımızın başlangıcında, devamında kesinlikle verdiğim en iyi karar, yaptığım en iyi tercih olan Doona‘yı deli gibi tavsiye ediyorum. Bazen “keep simple and stupid” felsefesi çok iyidir. Hem de çok çok iyidir.