Uykusuz Her Gece : Aile Dramlarının Kralı Uyumayan Bebek

Herkese uzun bir aradan sonra Merhabaaaa!

Bu yazı nerede, hani yazacaktın nerede nerede diyen tüm eşe dosta “kusura bakmayın kendi derdime düştüm” demek istiyorum. Evet, Dafi büyüdükçe başka uğraşlara yöneldim ne olacak bu uykunun hali diyenleri erteledim. Şimdi geldik o büyük yazıya.

Öncelikle baştan uyarayım, burada size derin devlet sırları vermeyeceğim. Ya da “sallamaya devam kardeş” diyerek içinize su serpmeyeceğim. Bu iş biraz kararlılık ve işin mantığını içine sindirme işi.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Hiç Ağlamasın ama Tüm Gece Uyusun

Evet, ben de isterdim ki evimiz şekerden olsun, geceleri de Alice Harikalar Diyarı’na doğru yola çıkayım. Maalesef hayat böyle değil. İnsan ve uyku ilişkisi nicedir zorlu bir ilişki. Ömür boyu uyku ile ilişkinizi sorguladığınızı düşünün. Ben 30 yaşına geldim hala uyku ile hesaplaşmalarım bitmedi. İşte bu insan-uyku ilişkisi tam olarak bebeklikten hayatımıza giren bir ilişki. Ya alacaklı oluyorsunuz uykudan ya da borçlu.

Durum böyle olunca, bebeğimi sarıp sarmalamak ve onu hep yanımda uyutmak belki çok büyülü bir dünya olsa da; şimdi birinci kuralı açıklıyorum :

1. NASIL ALIŞTIRIRSAN ÖYLE GİDER

Bu demek değil ki, artık dönüşü yok! Hayır her şeyin bir dönüşü vardır, bazen zor bazen daha kolaydır. Ama belirtmem gerekir ki, nasıl başladığınız çok mühim. Eğer ilk günden yanınızda yatan bir bebeğiniz varsa bunu değiştirmek her geçen ay tik tak tik tak daha zor olacaktır. Ama olabilir sadece sancılı olur. İlk günden kendi yatağında yatmayı öğrenen bir bebek bunun böyle geliştiğini, uyku yerinin o alan olduğunu bilir ve farklı bir yer aramaz. (Bebeğinizin ağlaması, bak işte yanıma gelmek istiyor gördün mü demek değildir.)

2. BAĞIMSIZ UYKUYU BULMAK ŞART

Bağımlı uyku nedir? Bağımlı uyku bebeğinizin kucağa, emziğe, biberona, sallanmaya herhangi bir uyku geçişgenine devamlı ihtiyaç duymasıdır. Buna ilk başta ihtiyaç duyması (sadece ilk geçiş için geçerli, sonrasında kendi başına uyuyabiliyorsa tamam) ilk 1 sene için kabul edilebilir. Fakat devamında kendi kendine uykuya dalabilen bir insan olması beklenir.

Hepimiz uykuya dalarken belirli zamanlar harcarız. Kimimiz 1 saat kimimiz 5 dakikada uykuya dalarız. Bebekler de böyledir. Öncelikle ağlamalarının nedenini anlamak gerek.

Ä°lgili resim

NEDEN AĞLIYORLAR? NEDEN GÜLÜYORLAR?

Genel inanış şöyledir. Bebek yatağına gittiğinde ağlamaya başlıyorsa, veya gülüp oynuyor kıkırdıyorsa ebeveynler “uyumak istemediğine” inanır. Evet bu bir açıdan doğrudur. Çünkü bebeğin uyku döngüsünü iyi takip etmeniz gerekir. Eğer her aklınıza estiğinde bebeğinizi yatırıp, aklınızda estiğinde uyumasına izin vermezseniz bu bebeğin yorgunluk sonrası aşırı aktif, ajite ve huzursuz olmasını tetikler. Ayrıca siz de uyku saatinin gerçekten gelip gelmediğini takip edemezsiniz.
baby sleep hours ile ilgili görsel sonucu

Bu paylaştığım uyku aralıkları özellikle değerli. Aşağı yukarı bu şekilde bir düzen oturtmanız eğer uyku ile güzel bir ilişki kurmak istiyorsanız kesinlikle gerekli. Bebekler her gün aynı şeyleri yapmayı, aynı ritüelleri takip etmeyi severler. Birbiri ardına neler geleceğini bilen bebek rahat olur. Örneğin banyo sonrası uykunun geleceğini bilmek, kitap okuduktan sonra yatırılacağını bilmek gibi.

Bebekler gülüp oynadığında da aşırı aktif olduğunda da bunun bir diğer nedeni geçirilen uyku sinyallerinin sonucu yorgunluğu sebep olduğu benim “kudurma hali” dediğim evredir. Burada da ebeveynler kolayca yanılır, bebek uyumadıkça ebeveyn her türlü yolu dener bebek daha da çok uyumaz ve böylece sabahlar olmasın!.

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

RITUEL ve TEKRAR

Bebekler küçük şamanlardır. Ritüelleri, her gün tekrar eden aynı şarkıları dinlemeyi, aynı saatte aynı aktivileri yapmayı çok severler. Tabii ki sizin ebeveyn olarak her gün aynı şeyleri yapmanız o kadar kolay değil. Fakat en azından uykudan önce alacağınız aksiyonların her gün aynı saatlerde ve aynı şekilde olmasına özen gösterirseniz bebeğiniz “hmm.. şimdi şu geliyor.” diyebilecektir.

Uykudan en az 30 dakika önce evdeki sesleri, televizyonu, gürülteleri, ışıkları yumuşatın. Gece uykusunda özellikle bebeğinizin doğduğu ilk günden itibaren hiçbir şey anlamıyor gibi dursa da GECE / GÜNDÜZ farkını öğrenebilmesi gerek. Bunun için temel: akşam oldukça aktivitelerin yavaşlaması, şarkıların yavaşlaması, coşkunun yavaşlaması; sakin bir duşun akabinde ninniler masallar ve yumuşak bir atmosferde uykunun yaklaşmasıdır. Gündüz ise, sabah uyanıldığında coşkuyla açılan perdeler, söylenen coşkulu heyecanlı şarkılar, temponun yüksek olması önemli. Yani bu durumda bebek zaman içinde gün döngüsünün neler içerdiğini anlayabilir.

Her akşam banyo ritüeli artık çok meşhur. Bunu yaptığınızda peki bu hep aynı saatte mi oluyor? Ayrıca bebeğinizin ritmine uygun mu? Mesela siz her akşam 20.00 de banyo hazırlıyorsunuz. Ama bebeğiniz yine de çok zorlanıyor, uykuya geçemiyor vb durum içinde misiniz? O zaman burada sorulması gereken soru bebeğiniz için 20.00 doğru bir saat mi? Mesela Dafi ile biz banyo ritüelimizi 17.00’de yapıyorduk. Evet oldukça erken değil mi? Ama burada hava erken karardığı için, onun da vücudu bunu istediği için 17.00 civarı gelen çıldırma ataklarında hemen kendimizi ılık bir banyo hazırlarken bulup Dafi’yi ve kendimizi sakinleştiriyorduk. Sonra sakince giyinme, masal/ninni, uyku öncesi beslenme derken uykuya dalması 19.00 civarını buluyordu. Yani bu onun ritüeliydi, hala da her gün aynı aralıklarda olsa da onu mutlaka izleyip dinliyorum. Çünkü bazı günler çok yorgun bazı günler ise dinç olabiliyor. Ama bu demek değil ki, bir gün 18.00 de bir gün 22.00 de uyusun. 20.00’i asla geçmiyor uyuma saati. Geçmemeli de.

Bebekler ne kadar geç yatarsa o kadar geç kalkmaz, o kadar erken kalkar ve yorgun kalkar! Bu nedenle lütfen bebeklerinizi geç saatlere kadar uyaranlarla başbaşa bırakmayın, sokaklarda bi’ zahmet artık o saatte gezdirmeyin gezdireceksiniz mutlaka uyuyacağı bir ortam oluşturun. Ayrıca güzel bir uyku ve zamanında bir uyku bebeklerin beyin gelişimi için çoook önemli, bunu da atlamalıyın.

Ä°lgili resim

3. SABIR, SÜKUNET, SELAMET

Evet gelelim nasıl uykuya dalacak diyenlere. Öncelikle ilk 4 ay bebeği ağlatmak, bırakıp gitmek gibi yöntemlere ben karşıyım. İlk 3 ay bebeklerle ilişkinizi nasıl tutmak isterseniz öyle tutun ama bana sorarsanız gazını, huzursuzluğunu bolca almaya rahatlatmaya beslemeye çalışarak geçirin. Ama uykuya yatağında dalmasını sağlayın. 

Eğer bebeği uyuyunca yatağına koyuyorsanız o bebek ilk zamanlar yeni doğan olduğu için evet ama ilk 1 aydan sonra 30-45dk periyodundan fazla uyumaz. Sıkça gelen şikayet “bebeğim 30 dk veya 45 dk uyuyor, sanki saati kurulmuş gibi kalkıyor.” Bu bebeklerin yani aslında insanların tam olarak uyku döngü dakikaları. Bebek uzun uyuduğunda da bu döngüler olacak, yalnızca onları bağlamayı öğrenecek hepsi bu.

Siz bebeği kucağınızda uyuttuğunuzda ve yatağına koyduğunuzda bebek uykuya NASIL DALDIYSA 30. veya 45. dk da bu geçişi arayacak! Bunu hiç unutmayın! Bu mantığı aklınıza yazarsanız hayat boyu bebeğinizin uykusunu yönlendirebilirsiniz.

Örneğin uykuya emzikle daldı, 30. dakikada kalkıp ağlayarak emzik arıyorsa bu o geçişi arıyordur ve evet Houston, We have a problem! Aynı teori meme, kucak ve sallanma için de geçerli. Bütün bunları uykuya dalma esnasında kullanıp mayışan ama henüz tam olarak uyumamış bebişinizi yatağına koymak ve kendi kendine uykuya dalmasına izin vermek, gecenin bir yarısı kalkan bebeğin “aa doğru burayı biliyorum burada uyumuştum zaten” demesini sağlar ve bebek uykuyu bağlar. 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

4. AKILLARA ZARAR, KALPLERİ KIRAN BEBEK AĞLAMASI

Bebekler ağlar arkadaşlar! Bu ağlamanın farklı versiyonları vardır. Bebeğinizi tanımak ağlama versiyonlarını tanımak, zamanla bebeğinizin numaracı mı yoksa zorlayıcı mı olduğunu bile çözmenize yardımcı olur. (Bebekler 5. aydan sonra etki tepkiyi çözer ve sizi denerler)

Bu nedenle diyelim ki bebeğiniz ile uyku yönlendirmesi(ben uyku eğitimi demeyi sevmiyorum), yatakları odaları ayırma gibi bir döneme girmek istiyorsunuz. O halde yanınıza cabbar bir aile üyesini, bir arkadaşı alın ya da benim gibi tek tabanca bu işe koyulun. Hanginiz güçlüyse ve dayanıklıysa bunu başaracağına inanıyorsa uyku sürecine o dalsın.

Bebeğiniz ağlayacak mı ağlayacak. Ağlamadan uyuttum dünyada büyük bir yalan. Çünkü ağlama aslında bir konuşma, bir reaksiyon, bir tepki. Bebekler her şeye üzülüp kırıldıkları için ağlamazlar. Protesto etmek istediklerinde, yemek istediklerinde, akıllarına ne eserse seslerini duyurmanın tek yolu ağlamaktır.

Ä°lgili resim

Ne Kadar Küçük O Kadar İyi

Yaş büyüdükçe bebeklerde farkındalık artar ve 1 yaşındaki bir bebeğin olan biteni fark etmesi ile 5 aylık bir bebek arasında akıl almaz bir fark vardır. Bu nedenle ne kadar erken başlarsanız bu süreç sizin ve aileniz için o kadar az sancılı olur.

Tüm Temel İhtiyaçlar Tamam Mı? 

Uyumayan bebekte hemen akıllara “kolik” geliyor, yani çok gazlı bebek. Aslında kolik artık gaz ile ilişkili de değil ve sadece ilk 3 ay sürüyor. 3. aydan sonra devam ediyorsa bunun “kolik” bebek olmakla ilişkisi maalesef yok. Ayrıca kolik bebek olunca da yalnızca gaz değil, anne karnı özlemi ağır basıyor. Bu durumda anne karnı sesleri, gürültü, kanguruda uyutma gibi yöntemler çok işe yarıyor.

Gelelim temel ihtiyaçlara; bebeğiniz tok mu, sağlıklı mı, ateşi var mı yok mu, altı temiz mi, oda sıcaklığı kaç derece? (18-21 arası olmalı), bebeğinizin üzerinde kaç kat var? (itiraf edin kaç kat giydirdiniz?)

Uyku ahtapot gibi bir şey. Eğer bir noktada fire veriyorsanız diğer taraf hareket edemez. Bütün kolları tamamlamak gerek. Klasik bir mantık ile odayı 25 derece yapıp çocuğu da Bulgar böreği gibi giydirirseniz o çocuktan uyku beklemeyin. Bebekler ve aslında bütün çocuklar serin havada uyumayı sever. İsveç ve Danimarka’da çocukları balkonda uyuttuklarını biliyor muydunuz?

Bütün temel ihtiyaçlar tamamsa, ortam hazırsa; gelelim odanın perdeleri sorusuna. Perdeler kalın, güneş ışık geçirmeyen olmalı. Yani gece gündüz farkı için. Ayrıca odada ışık olmamalı, uyaran oyuncak / dönence olmamalı. Yatakta YASTIK OLMAMALI! (Bkz. Ani Bebek Ölümleri)

Bütün bunlar hazırsa, gelelim yönteme:

SİHİRLİ DAKİKALAR 

UYARI : Bu yöntemi uygulamadan önce vakti olan ebeveynler lütfen Dr.Richard Ferber‘in kitabını alıp okusun. Bu da Türkçe çevirisi. Konunun bebeği bırakıp ağlatmamak olduğunu derinlemesine görecekler. Hiçbir şeyi kaynaksız ve tıbba bakmadan yapmadığım için Ferber Amca benim için ağlatan cani adam değil, son derece bu işi bir sürü bilimsel araştırma sonucu dakikalara vurmuş saygıdeğer bir uyku doktorudur. (Hala da bu konu üzerine çalışıyor.) 

ferber minutes ile ilgili görsel sonucu

Bu dakikaların gerçekten bir anlamı var. O yüzden 17 diyorsa 17, 18 değil. Veya 15 değil. Lütfen birebir uygulayın.

En solda gün sayıları var, bu methodu 7 gün uyguluyoruz. Kendinize sağlam 1 hafta ayırın. Özellikle 2. gün baya dirençli geçebiliyor buna da hazırlanın fakat sonra sancı gittikçe yavaşlıyor.

  1. gün bebişinizi aynı ritüelleri yaptıktan sonra yatağına bırakıp KAÇMIYORSUNUZ. Öperek severek ve her akşam İyi Geceler dileyerek odasından çıkıyorsunuz. 4. aydan sonra bebeğinize UYKU ARKADAŞI da tanıştırabilirsiniz, biz çok faydasını gördük. Bebeğinizin yanında başka hiçbir şey olmuyor. Odadan çıkınca muhtemelen bir tepki gelecek. Bu konuşarak veya ağlayarak olabilir veya hiçbir tepki de gelmeyebilir. İlk gün ilk bekleyiş 3 dakika. 3 Dakika sonra odaya giriyorsunuz bebeğinizi YATAĞINDAN ALMIYORSUNUZ. Saçlarını ellerini severek “buradayım, uyku saati geldi, sabah tekrar geleceğim..” gibi cümlelerle yanında maksimum 1 DAKİKA zaman geçirerek çıkıyorsunuz. Yine kapının önünde veya kameranız ile başka bir yerde bu sefer 5 dakika bekliyorsunuz. Tekrar aynı süreç devam ediyor. Yine 1 DAKİKA kalıp çıktan sonra 10 dakika bekliyorsunuz. VE bunun devamında aynı süreci 10 dakika + 10 dakika olarak devam ettiriyorsunuz. Tüm bu süreç MAKSİMUM 1 SAAT (60 DAKİKA) sürebilir. Eğer 1 saat sonunda bebeğiniz hala uyumadıysa onu yatağından alıp çok fazla dikkatini dağıtmadan, ışık açmadan zaman geçirebilirsiniz. Sonra aynı süreci tekrar deneyebilirsiniz.
  2.  gün dakikalar biraz daha değişecek fakat süreç aynı olacak.

Bu uygulama 7 gün sürüyor. Dafi ile kendi kendine uyuma yöntemini bu şekilde çözdük ve seyahat, hastalık ve ekstra durumlar dışında tekrar bu yöntemle topladık. Bizim için 2-3 günden uzun sürmedi adaptasyon.

Ä°lgili resim

Uyku konusu çok derin bir konu, aklıma gelen her şeyi yazmaya çalıştım ama sizden gelen sorulara göre daha çok yanıt vermek ve yönlendirme yapmak isterim.

Herkese derin uykular, güzel günler ve bol enerji diliyorum!

Müge xx

Reklamlar

BLW ve ANA YÜREĞİ

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)

Şimdi kabul etmeliyim ki bu yazının başlığı bana değil, sevgili eşim Arda’ya ait. Çünkü beni her gördüğünde bunu tekrarlamamak için kendini zor tutuyor ve haklı da.

Diyeceksiniz ki, nereden geldik BLW‘ye. Bir önceki yazı 30 Gün Kuralı‘nı anlatırken, nereden çıktı şimdi BLW? Ve nedir bu meşhur BLW?

BLW : Baby Led Weaning ; Türkçe meali; yani Bebek Liderliğinde Sütten Ayrılma 

Ben bu işe henüz hamileyken biraz göz kırpar gibi olup, kitabını alınacaklar sepetime atıp BLW Türkiye Facebook sayfasında birbirine giren hunhar anneleri görünce aman ya bu da ne diyerek konuyu kapatmıştım. Daha sonra gerçekten uyku, beslenme ve yemek düzeni gibi konularda Fransız Ekolünü örnek almanın gazı ile ben kendi yolumu çizip #fransızgibibebek ile devam ettim. Yani maksat bebeği tatlara alıştırmaktı. Her şeyden önce bir de ne olursa olsun bir yemek adabı olduğuna olan inancım da bana eşlik ediyordu. Örneğin; günün her saati sürekli yemek yemenin doğru bir yaklaşım olmadığına, atıştırmalık için günün belli saatlerinin seçilmesinin ilerdeki dönemlerde obeziteyi önleyebileceğine, sofra, kaşık, çatal ve yemeklere yaklaşım gibi süreçler çok hoşuma gitmişti.

Çocuk büyütmenin bir cilvesi de şüphesiz ki; daldan dala atlamak. Ya bu doğruysa veya bu doğru değilse? Açıkçası benim gibi araştırmacı ve eleştirel bir insansanız tek bir konuya tutulup da fanatikleşemeyeceksiniz. Fanatiklik hiçbir konuda bana göre olmadı çünkü bence her şeyin eğrisi doğrusu, eksik ve fazla yönü mutlaka vardır.

BLW bizim hayatımıza nasıl girdi?

Öncelikle söylemeliyim ki, bizim hayatımıza tam anlamıyla girmiş değil. Hala oldukça şüpheliyim. Çünkü biraz şatafatlı ve enteresan bir inançla bunun çok mucizevi bir yöntem olduğunu savunmaları benim kafamda hala soru işaretleri yaratıyor.

Biz BLW ile Dafi’nin kaşığı reddetmesi (spoon refusal) ile tanıştık. Böyle bir kavram bebeklerin 6-8 aylık dönemlerinde sıkça görülürmüş, yani literatürde var efendim. Aynen belirtildiği gibi kişilik kanıtlama savaşlarının başladığı 6-8 aylık dönemde bebekler “sen yaptıramazsın ben yaparım” mücadelesine gerçekten her alanda giriyor. Bu yemek aşamasında da başlıyor. Açıkçası ben ve bakıcımız elimizde kaşıklarla Dafi’nin karşısında ho ho ho hani yemek dansları yapmaya başlayınca hop dedim bu da ne böyle!

Kaşık reddini araştırdığımda karşıma tekrar BLW çıktı ve makul gelen yanlarını sevdim. Üstüne gerçekten geceli gündüzlü kafa yordum (çünkü benim stilim) , dedim ki hadi şunu bir deneyelim bakalım belki de aradığımız budur.

Diğer yandan, Türkiye’deki BLW gruplarını baz almıyorum bile. Çünkü hepsi yeni bir fanatizmin koynunda birbirini karalamakla meşgul. Maalesef annelik böyle bir şey değil. Kadınlık da. (Tarif vereyim derken emzirmedin mi diye kavga çıkıyor mesela olacak gibi değil.) 

Bu nedenle bazı güvendiğim kişileri dinleyerek, bolca blog ve tabii ki meşhur Baby Led Weaning – Gill Rapley, PhD kitabını okuyarak (hem de çize çize) konudan bazı çıkarımlar yapmaya başladım.

blw book ile ilgili görsel sonucu

Nasıl Buldum, Uygulanır Mı? 

Şimdi herkes BLW nin ne kadar pis, ne kadar dert, ne kadar zor temizlenen bir iş olduğundan bahsedip duruyor. Bence doğru kıyafet, mama sandalyesi vs. derken bana kalırsa o kadar da abartacak bir şey yok. Halılarınızı kaldırınız efendim bu işe çok gönül verdiyseniz. Çocuğunuz elini saçına başına sürecek evet, o yağlı saçları yıkamanız silmeniz gerekecek evet, günde elli kere üst baş değiştireceksiniz evet, eğer bir köpeğiniz varsa en çok o bayram edecek evet; ama buna KESİNLİKLE DEĞECEK falan diyemiyorum maalesef.

Yani bebişinizi bir şeyleri eline almış kemirirken görmek bence çok zevkli. İnce motor ve el-göz koordinasyonu için de baya iyi bir aktivite. Fakat çocuk gerçekten ne yiyor o konudan emin değilim. Burada Gill Rapley ve müritleri devreye şöyle giriyor : “Zaten çok eski zamanlarda bebekler ilk 1 sene sadece süt içerlermiş, süt en büyük kaynak, gerisini yiyip yememesi kendi seçimi ve çok da önemli değil.” 

Evet, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi ilk 1 yıl bence de süt birincil beslenme kaynağı. Buna katılıyorum. Fakat bu yamyam gibi yemek yeme, bazen yiyememe, yiyemediği için üzülme ve çocuğun karşısına geçip bak ne güzel yiyoruz ham ham ham gösterileri bana biraz saçma geldi. Tamam, bebekler çoğu şeyi kopyalarak, sizi gözlemleyerek ve tekrarlayarak yapıyor.

Zaten her şeyi ağzına götürme eğiliminde olan bir bebeğin refleksinden faydalanıp el kadar bebeğe gözleme yedirmeye çalışmak acaba ne kadar doğru?

BLW ile ilgili görsel sonucu

Şimdi hal böyle olunca, gerçekten akışına bırakıp, süte sırtımızı dayayıp; Dafi’yi masasına koyduğum pancakeler, bisküviler ve bilimum tortillalar ile başbaşa bıraktım. Maşallah cak cuk yeme gayreti gösterdi, uğraştı, emdi, yaladı, sinirlendi, çoğunu Yulaf’a fırlattı(köpeğimiz). Bunlar güzel anılar oldu. Fotoğraflar çok keyifli. Biz de o sırada ailecek kahvaltımızı hüplettik falan.

Ama gerçekten 7. aydan sonra baş gösteren demir depolarındaki boşalma konusunda hiçbir kaynak ve kitapta doğru düzgün bir açıklama yok. Buna bu işin başı olan Gill Rapley’in kitabı da dahil. Yani yuvarlak cevaplar veriyor. Hatta konuyu, “ya zaten nedir ki brokoliden, karnıbahardan alacağı şey canım..” a getiriyor. Biraz daha ileri seviyesi eti özellikle henüz dişleri çıkmamış bebeklerin çiğneyemeyeceği bir gerçek olduğu için, “zaten demir etin kanında onu emmesi daha önemli” diyor. Hatta mümkünse çiğnenecek et, köfte gibi gıdaları 12. ay sonrasına ertele diye de öneriyor. Bırakın vejetaryen olup bunu süper cani bir eylem olarak görmemi, bunun medeniyet düzeyine ulaşmış bir insanın hayatında çok da iyi bir başlangıç olduğunu düşünmüyorum. Et çocuklara kanı emilen bir yiyecek olarak tanıştırılmalı mı sizce de?

Yemekler Nasıl Pişiriliyor? Geleneksel Yöntemden Farkı Ne?

Şimdi işin aslı kitabın ve bu konuya gönül verenlerin vaad ettiği şey; çocuk için ayrı yemek yok herkes aynı şeyi yiyecek ve hayat bayram olacak! Fakat bu bayramda tuz ve şeker yok, ki bu da sizin için sağlıklı hayata başlangıç işte daha ne!..

Ä°lgili resim

Ama durum pek de öyle olmuyor. Zaten bizim evde ben et-tavuk yemeyen bir birey olarak aynı şeyleri yememiz mümkün değil. Diğer yandan sizin yediğiniz yemekleri yiyecek demek, sizin sil baştan yemeklerinizi organize etmeniz demek. Sossuz, tuzsuz, az baharatlı vb. yemeklere geçmeniz gerek. (Vejetaryenseniz bebeğe de tofu yedirebilirsin diyen gördüm. Bebeğin tofu ile ne işi var allahaşkına. Bu konuda sorusu olan varsa yazsın uzun uzun cevaplarım.) Sabahları da en çok yapılan şey omlet ve pancake. Her türlüsünü yapıyorlar. Ispanaklı, avokadolu, soğanlı, muzlu vs. vs. Neden çünkü yemesi ve tutması kolay. İyi de ben her sabah omlet ve pancake yemek durumundayım yani. Şimdi gelecek cevap “Yoook canım, sen de başka bir şey ye, ama birlikte ye ki seni taklit edip o da kendi yemeğini yesin.” veya “Anasın tabii, yapacaksın, ne yapacaktın yani, yapamıyorsan anne değilsin sen, bencilsin, canisin. Ayrıca püre de hazırlıyorsun işte o da uğraş değil mi, yapacaksın HAİN CANİ BENCİL ANNE.”

Daha çok elle tutulabilen yemeklere ağırlık var, daha sonra bebeğin çatala ve kaşığa geçerek devam edeceği yönünde beklentiler. Özellikle dilimli sebzeleri “dip” etmek ve yoğurda vb. yiyeceklere batırarak yemek de popüler.

Tavada yapılan, bizim mücver tarzı fritter lar çok çok popüler. Bu yağda kızartma işi benim pek hoşuma gitmedi. Neden derseniz, sebebi sağlık değil. Bunu Hindistancevizi Yağı ile de pek ala yapabilirsiniz. Ama benim hoşuma gitmeyen bebeğin kendi yiyecek derken sürekli aynı tip yemeklere alışması durumu neredeyse hiç tartışılmıyor. Bebek hababam bilmemne keki, bilmemne mufini, pancake i, omleti içinde. Tamam İsveç Köfte yapan da var ama onlar ilerdeki aylarda.

BLW ve Bireysellik Israrı

Bu durumda gördüğünüz gibi yine “onun ayrı yemekleri” mutlaka oluyor. Kimse birbirini kandırmasın. Sonra diyorlar ki, blender ve mutfak aletleri kirlenmiyor yani sonuçta daha az kir var diyebiliriz. Arkadaşım mutfak aletlerini bulaşık makinası yıkıyor, bebeği atabileceğim ve pürü pak çıkarabileceğim bir makina henüz yok. Abartma.

Evet, “abartma” sanırım BLW için kullanabileceğim en doğru tanım. Çünkü bu fikri de çoğunlukla “doğal annelik”, “bebeğin talebi üzerine emzirme”, “sonsuza kadar emzirme”, “memede uyutma, birlikte uyuma” grupları aşırı destekliyor ve aslında biraz da “bak istese yerdi, demek ki istemiyor, en çok emmek istiyor işte bak gördünüz mü” cüler BLW‘den çok mutlu.

blw baby ile ilgili görsel sonucu

Buna katılamıyorum, çünkü ben uyku konusunda da “bebeğine güven, çünkü tek uyumak istese uyurdu, yok efendim uykusu gelse uyurdu, seninle uyursa daha mutlu uyur, hayata güvenir” mantığını özel koşullar/hastalık/erken doğum vb. dışında asla doğru bulmuyorum. Çünkü bebekler karanlık, ıslak ve bol gürültülü bir karında geçen 8-9 ayın sonunda dünyaya gözlerini açıp “emme yeteneği” değil “emme refleksi” ile doğuyorlar. Ne geceyi, ne gündüzü, ne yatağı, ne hayatı hiçbir şeyi bilmiyorlar. Eğer mağarada koyun koyuna sarılıp yaşamayacaksanız, eğer bir hayatınız, işiniz gücünüz varsa, bu çocuk büyüdüğünde okula gidecekse, eğer aileniz işe gidecekse, bu çocuğun bir odası olacaksa neden bu “her şeyi bebeğime bırakıyorum, o nasıl isterse” kafası yaşanıyor anlamış değilim. Bu kişiler nasıl çalışıyor, nasıl bir hayat yaşıyor çok merak ediyorum. Pek tabii çocuğunu annesine, bakıcıya, kreşe bırakmayı da cani buluyorlardır; çünkü haklılar ilk çağlarda özel sektör diye bir şey yoktu! Ve bebeği de sırtınıza bağlayıp ders anlatmanıza izin vermiyorlar mesela veya bebek önünüzde uyurken tezgahtarlık yapabilir misiniz? Biraz gerçekçi mi olsak artık.

Tabii ki bebeği dinlemek birincil! Onu dinlemeden ne uyku, ne yemek, ne mutluluk, hastalık, sağlık hiçbirini yönlendiremezsiniz. Ama buradaki kilit, sizin yönlendirmeniz gereken bir hayat avucunuza doğuyor. Sizin de ona bir yön vermeniz gerekiyor.

Buradan aklıma gelen ve bana Instagram/Facebook gibi hesaplardan saldıran bir grup annenin argümanını paylaşmak istiyorum. Bebeğim 9. ayında kendi başına kendi yatağında tüm gece uyuyabiliyor diye “Uyuyun, uyuyun, ne uykuymuş be.” diye kızan anneler ile birebir karşılaştım. Bu düşünce yapısının gerçekten hayatta yapacak başka bir şeyin olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Sanıyorum bu insanlar çocuklarını kreşe, okula da göndermeyecek. Uyku, anne ve bebek ve tabii ki de baba için son derece önemli bir kaynak. Uykusuz ne siz verimli anne olabilirsiniz, ne bebek gerekli beyin gelişimini sağlayabilir ne de baba/partner ve ev halkı sağlıklı bir hayat sürebilir. Burada çocuğu gece 12 saat uyuyabilsin diye bütün servetini verecek insanlar paylaşabilirim. Artık bence, kendi arzularımızı bi’ takım hayali, geçmişe dayalı fikirlere yaslayarak realizasyondan kaçınmalıyız. Bunu yapmak istiyorsanız yapın, kimse size neden demiyor fakat siz de başkalarına neden demeyin ve bunu TEK GERÇEK, TEK DOĞRU VE EN GÜZEL ŞEY olarak sunmaktan vazgeçin.

Anneler bebeklerine mamaları tembelliklerinden almıyor, uyku adaptasyonunu üşengeçliklerinden sağlamıyor; bilmiyorum biliyor musunuz ama bu anneler de çalışıyor, bu anneler de insan ve bir hayatı bebekleri ile sürdürmeye; o küçük insana da bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. 

Bu nedenle BLW; söylediğinin aksine, aslında bebeği bireysel, kendi kendine yetebilen, kendi kendini sakinleştirebilen (mesela memeyi sakinleştirme yöntemi olarak kullanmayan) biri olarak görmeyi amaçlayan ekollerden çok uzakta. Sadece rahat tarzı, bizim Türkiye’deki klasik “ver çocuğun eline yesin” kafasına yakınlığı ile de bazı kesimlerin gönlünü kazanmış.

Fakat derinine inince gördüm ki, aslında belli tip yemeklerle, bebeğin zaten tutma refleksini ve her tuttuğunu (oyuncaklar, plastik ördekler vb.) ağzına götüren oral dönemini yemek yemekle birleştirme çabası bu. Ve bu çabanın arkasında aslında sütün (anne sütü veya formula farketmez) son derece yeterli olduğunu söyleyerek, çocuk ne zaman isterse o zaman sütten kesilsin diyen bir eğilim var. Fakat burada gözden kaçan çocuk ne zaman isterse değil, çocuk ne zaman gelişimsel olarak tamamlayabilirse o zaman başarırsa sütten kesilebiliyor. Yani; çocuk o yemeği kulağına sokmak yerine ağzına götürebilirse işte o zaman tabii ki sütten yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Burada “her çocuk farklı, o nedenle kimisi şu kadar süt içer kimisi bu kadar” diyerek işi yumuşatmak da anlamsız çünkü bebeklerin gelişimleri elbette farklı. Kimisi hemen emekliyor, kimisi hiç emeklemeden yürüyor. Kimisi baş parmak ve işaret parmağı ile “çimdik” özelliğini neredeyse uzun süre kullanmıyor. Bu demektir ki bu çocuk istese bile zeytini tutup ağzına götüremeyecek.

Şimdi bu çocuğun motorsal becerileri ile yemek isteğini bir tutmak doğru mu?

O zaman, biz de çocuk ne zaman yürürse o zaman odadan çıkmasına izin verelim, veya bebek ne zaman konuşabilirse o zaman onunla konuşalım, veya ne zaman yüzmeyi keşfederse o zaman suya sokalım. (ki bebekler yüzme refleksi ile doğup akabinde unuturlar, bence bir grup da çıkıp derhal bebekleri suda büyütmeyi önermeli) 

Unutulan şey, bebeklerin hayvani dürtüleri ile büyütülemeyeceği. Çünkü evrim dediğimiz bir şey var. İster inanın ister inanmayın, jenerasyon dediğimiz bir şey var ki bu da her bebeğin bir önceki nesilden ne kadar değişerek doğduğunu gözlemlemeniz için yeterli.

Şimdi böyle bir atmosferde, bebeğin zaten açlık ve hayatta kalma dürtüsü ile mama sandalyesinin tepsisine koyulan yumurtayı hunharca ağzına sokacağına inanmak; ona hiç yardım etmemek; hiçbir yönlendirme yapmamak sadece karşısında yemek yiyerek onu bu hayvani dürtüyü tetikleyerek saldıraya geçmeye hazırlamak gerçek bir zalimlik. Bence.

Bebeğin ağladığını, üzüldüğünü gözlerinde görebilirsiniz. Çünkü siz karşısında yemek yerken belki dürtüsel olarak sefalik açlık geçirecek, yemek isteyecek fakat motor becerileri yetersiz olduğu için yiyemeyecek! 

Bebeğinize parmak yemekler yapmak, bisküvi gibi atıştırmalık saatlerinde kendi alıp yiyebileceği seçenekler sunmak oldukça faydalı. Fakat aslında BLW’nin önerdiği şey; metabolizmayı hiçe sayarak emzirmek için yanıp tutuşan annelere çanak tutan, resmen zamanla felçi geçeceği söylenen felçli bir insanın karşısında yemek yiyerek, yiyemediğinde “demek istemedi gördünüz mü” demekten farklı bir şey değil.

Ayrıca tam da bu teorimin üstüne; kitapta yaşlı, dişsiz veya paralize kişilere beslenemediklerinde “anne sütü” verildiğini, yani bu sütün o kadar faydalı olduğundan bahsediliyor. Ne biçim bir benzetme ? Aslında burada da bebeğin aç olsa bile, canı çekse bile, bedensel becerilerinin yeterli olmadığından dem vurulmuyor mu?

Peki NE Yapmalı? Hiç Mi Faydası Yok?

Ben bu vesile ile çok tatlı insanlarla tanıştım. Kendi çocukları ile BLW yaparak ilerleyen ve mutlu olan. Zihniyetleri de aslında özgür bireyler yetiştirmek üzerineydi.Hatta bir tanesi bana elleri ile hazırladığı son derece özenli bir tarif kitabını bile gönderdi. Tekrar buradan teşekkür ederim. Ama doktora yapan bir hemşirenin ürettiği bir teori üzerine dünya kurmanın ve sağlam temeller bulamamanın yükü de henüz bence BLW nin üstünden kalkmış değil. (Örnek : demir alımı ile ilgili kitapta Gill Rapley demir C Vitamini ile alınırsa emilimi yüksek olacaktır, bu nedenle bebeğinize Vitamin C vermeyi ihtimal etmeyin diyor. Formula mamalarda da demir oranının yüksek olduğundan bahsediyor. Yani yanında bir portakal kesip vereceğiz de çocuk onu emecek. Hatta daha da ileri gidip A,D ve C vitamini takviyelerinden bahsediyor. Yani siz bebeğinizin motor becerileri gelişecek diye beklerken durduk yere takviyelere yöneleceksiniz öyle mi? Yapmayın.) 

a d c vitamins ile ilgili görsel sonucu

Diğer yandan ben Dafi’ye brokoliyi verdiğimde yere atıyor. Şimdi aaa yemek istemiyor demek ki diyebilirim. Arkadaşlar ben de çiğ brokoliyi yemek istemiyorum. Madem birey gibi davranıyoruz o zaman bu baharatlar, aromalar, karışımlar nerede? Çiğ brokoli bir yemek mi? Yemek dediğimiz şey karışımlar ile olmaz mı? Bu çocuk doğada mı yaşayacak neden çiğ brokoli kemirince seviniyorsunuz? Tat öğrensin diyorsanız, üzgünüm de sunum bile değil bu.

Tamam yemekleri püre gibi vermeyin. Ezmeyin. (Hastalara bu arada püre de veriliyor sevgili Gill Rapley?!) Madem kaşığa karşısınız elinizle ezin, o mıncıklarken siz de yardım edin tutmasına, ağzına götürüp tatmasına. AAA yok bu da olmaz çünkü bu da BLW değil.

Ayrıca geleneksel mamada püre dönemi çok kısa. Gittikçe yemekler türlü yemeği kıvamına geliyor. Taneler artıyor, öğürme refleksi güçleniyor. Zaten çocuk sittin sene püre yemiyor.

Biri bana “Çocuğunuza bulamaç yediriyorsunuz” diye mesaj atmıştı. 7 aylık bebeğin yediği – ceviz, yumurta, yoğurt, bebek tahılı ve muz/avokado idi. Şimdi siz bunu buyrun dizin tepsisine bakalım yiyecek mi? Bakalım yiyebilecek mi? Motor yetenekleri olmaması bu yemekleri istemediği anlamına mı geliyor?

Mesela büyük örnek : AVOKADO VE MUZ. Bu tatları Dafi çok seviyor. Bayılıyor fakat o kadar kayganlar ve motor yetenekleri yeterli gücü vermek için o kadar gelişemediği için tutamıyor. Tutamadığı için de düzgünce yiyemiyor. Üzülüyor, ağlıyor. Görüyorum ki yemek istiyor ama yiyemiyor. Sapıyla, kabuğu ile bıraksanız da; üstüne hindistancevizi serpseniz de sonuç aynı oluyor. O zaman ben de yüzüne bakıp “Üzgünüm Dafi, tatlarını sevsen ve ne kadar faydalı olsalar bile henüz onları yiyebilecek kadar GELİŞMEDİN” mi demeliyim?

Sonuç

IMG_6277

Benimki ana yüreği mi, akademisyen yüreği mi bilinmez ama BLW bizim evde anca parmak yiyeceklerle arada eğlenmekten öteye gidemez. Bu anlaşıldı.

Bir önceki yazımı okuyarak aslında püre veya karışım verdiğinizde de; ki bunları allah ne verdiyse karıştır ver değil mutlaka bir besleyicilik dengesi ile vermeyi ihmal etmiyorsunuz (karbonhidrat, protein, sebze);  çocuğun ağzına istemediği halde zorla bir BULAMAÇ sokmuyorsunuz.

Lütfen o yazımı da okuyup yaklaşımı değerlendirin.

Farklı tatlara, sofra kültürüne ve düzene hayatınızda; çocuğunuzun hayatında yer açın. Tüm ana yüreklerine kolaylıklar diliyorum.

Sevgiler,

Müge.

  1. YAŞ SONRASI EKLEME :
    Bu yazıyı yazdıktan sonra aylar geçti. Dafi şu an 14 aylık olmak üzere. Tam 1. yaş gününde benim yedirmemi değil “birlikte yeme” mantığına direttiği için şu an yine genellikle onun sevebileceği tarifler yaparak “yeme işini” ona bırakıyorum. Bazen kaşıkla vuruyor, bazen eliyle yiyor. Buna sanırım gittiği kreşin de etkisi çok oldu. Ama BLW falan yapmıyorum. Sadece BLW tarifleri arada işime çok yarıyor. Herkese kolay gelsin, önemli olan her zaman dediğim gibi TAT lar. Yoksa çocuk kendi mi yemiş biri mi yedirmiş değil de YEMİŞ Mİ sanırım bu daha büyük bir sorun 🙂
    (Asla zorla yemek yedirmeyin, ve bebeklerin aç olunca yemekleri gösterdiklerine, yemeklere hücum ettiklerine güvenin.)

Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.

Hamilelikte Okunacak 8 Kitap

Kimisine göre çocuk bakımı veya hamilelik kitaplardan öğrenilecek bir şey değil, kimisine göre başucu yardımcıları. Bana sorarsanız evet deneyimler çok farklı olacak eminim, ama okuyarak da çok şey öğrendiğimi saklayamam. Eğer çocuk bakımı, hamilelik vb. konularda hiçbir fikriniz yoksa bence okumak gerçekten önemli. Hatta fikriniz varsa da güncel bilgileri okumak iyi olabilir. Doğru bilinen yanlışlar bence inanılmaz fazla. Kulaktan dolma bilgileri bir kenara bırakmak isteyenler için, işte okuduğum ve değerlendirdiğim kitaplar. Satın almadan önce fikriniz olsun.

  1. Mayo Clinic Sağlıklı Gebelik Rehberi
    Bu kitap hamile kaldığımı öğrendiğimde ilk aldığım kitaptı. Mayo Clinic referansına güvenerek almıştım. Hafta hafta hamileliği toplam 10 aya bölerek yaşadıklarınızı ve yaşayacaklarınızı son derece detaylı, gerçekçi ve tıbbi bir şekilde anlatıyor. Hiçbir yerde yazmayan, bilmediğim detayları öğrendim. Bebiş kalça sinirlerime bası yapıp yürüyemez hale geldiğimde bunun başıma gelebileceğini sadece bu kitap söylüyordu. Tıbbi referanslar içermesi nedeni ile oldukça güvenilir.Hafta hafta gebelik takibi dışında bebek bakımı, evcil hayvanınızı bebeğiniz ile tanıştırma, partneriniz ile veya tek başınıza bebek büyütme konularında detaylı bilgiler yer alıyor. Normal doğum ve sezaryen sürecini iki ayrı başlıkta inceliyor. Hatta sezaryen operasyonunu bu kadar detaylı anlatan bir başka kaynak görmedim. Biraz korkutucu olmakla birlikte (benim gibi fobikseniz) ne ile karşılaşacağınızı, ameliyat yaranıza nasıl bakacağınızı vb. konularda tüm bilgileri veriyor.

    Okuduğum tüm kitaplar içinde açık ara en sevdiğim kitap oldu diyebilirim. Tam bir referans kitabı. Sıkmadan, yormadan, bilimsel ve net. Şuradan satın alabilirsiniz.

  2. Tracy Hogg – Yeni Annelere Mucize Çözümler

    Eğer hamileyseniz veya yeni anne olduysanız, Tracy teyzemizin ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da hazır olun, o bu dünyanın İncil’i sayılabilecek bir kitap yazmış. Bebeklere Fısıldayan Kadın olarak da anılan Tracy Hogg uzun zaman önce hayatını kaybetse de, kitapları annelerin başucunda durmaya devam ediyor.Bana kalırsa kitabından çok, önerdiği metotlar önemli. Kitabı çok uzun sürede bitirebildim çünkü okurken biraz sıkıldım. Sebebi; Tracy’nin kitabı her şeyi çözmüş bir dille yazmış olmasıydı. Okurken kutsal kitabı okur gibi saptırılamaz doğrulardan bahsediliyor hissine kapıldım. Birkaç arkadaşım da aynı şeyi söyledi. O yüzden bu konuyu boşverin. Bu kitapta esas önemli olan ve herkesin üstüne konuştuğu 3 nokta var :– E.A.S.Y Metodu : Bunun için ayrı bir yazı yazmak gerek. Ama meşhur E.A.S.Y (kolay) metodu, 4 farklı aktivetinin belirli bir düzen çerçevesinde ve arka arkaya uygulanarak bebeği ve kendinizi mutlu etmek üzerine kurulu. Bu metot sayesinde ebeveynlerin günlerini planlaması, bebeklerinin bakımının kolaylaşması ve tahmin edilebilir sonuçlar alınması isteniyor. Tracy bunun %100 çalıştığını söylüyor. Uygulayan ve mutlu olduğunu söyleyen de çok insan var. Fakat bence hayatın sırrını çözmüş gibi heyecanlanmayın. Sadece rutin oluşturma konusunda iyi bir metot.
    – Karakter Analizi : Bu da aslında her bebeğin farklı olduğunu ve bu nedenle uyku, beslenme, rutin oluşturma, banyo gibi konularda her bebeğin farklı cevapları olduğunu vurgulayan bir konu. Bebek çeşitleri var ve siz bebeğinizin hangi kategoriye girdiğini bularak, yaklaşımlarınızı buna göre düzenliyorsunuz. Burç gibi bi’şey.
    – Uyutma Yöntemi : Tracy’nin uyku yöntemi,  birçok farklı uyku ekolünden biri olarak kabul ediliyor. Benimseyenler çok. Kitabı uyku üzerine bir kitap sanarak almayın. Zira çok bahsetmiyor. Basitçe bahsetmek gerekirse yatır kaldır ve pışpışla üzerine kurulu bir metot. Fakat dediğim gibi bu da ayrı bir yazının konusu.

    Kısaca bu kitap ile bebeklerde rutin dünyasına yumuşak bir giriş yapabilirsiniz. Bu kitabın bir de Bebek Bakımlarına Mucize Çözümler diye benzeri var. Yine aynı yazarın. Orada sanırım biraz daha ilerleyen yıllar anlatılıyor. Benim önerdiğim yenidoğan dönemi için uygun. Şuradan satın alabilirsiniz.

  3. Kim West – Sleep Lady İyi Uykular Tatlı Rüyalar

    Bu kitabı başka bir uyku ekolünü anlamak için almıştım. Kitap tamamen uyku üzerine kurulu kalın bir kitap. Metot yenidoğan döneminden çok, özellikle ilk 3 aydan hatta 6 aydan sonrasına dayanıyor. Oda ayırmak konusunda başarılı çözümler sunan Kim West‘in ayrıca kendi eğitiminden geçerek sertifikalanmış eğitmenlerinin Türkiye’de şöyle bir uyku okulu da var. Diğer ülkelerdeki koçları da bu listeden bulabilirsiniz.Kısacası bu kitabı uygulamaya henüz başlayamayacağım için devamını pek okuyamadım fakat yazım dilini ve yaklaşımını beğendim. İlerleyen dönemlerde özellikle odaları ayırma konusunda destek alacağım bir kitap gibi duruyor. Bu arada Kim West metoduna göre ilk 3-6 ay arası co-sleeping dediğimiz aynı odada farklı yataklarda (siz kendi yatağınızda, bebek kendi beşiğinde) uyuma modeli destekleniyor. Bana da bu uygun geldiği için diğer yaklaşımlar da işime yarayacak. Eğer siz, bebek 40 günlükken odanızı ayırmayı benimsediyseniz, belki başka konularda destek bulabilirsiniz.Bu tür metotlarda ve kitaplarda bebeğin ağlamasına aldırılmadığı, bebeğini ağlatarak uyutmanın da kabul edilemez bir şey olduğunu düşünenler olabilir. Bence hiçbir yöntem Ferber‘in ağlatma metodu değil. Bu yüzden seçim size kalmış.

    Şurada satılıyor.

  4. Hetty Van De RijtFrans Plooij – Harika Haftalar 

    Bu kitabı da mucize kitap olarak değerlendirenler çok. Bebeğinizin ilk 20 ayında geçireceği atakları anlatıyor. İki doktorun hazırladığı kitap oldukça bilimsel dayanaklara sahip. Kitabı bebeğiniz büyürken takip etmeniz ve başınıza gelecekleri okuyup şaşırmamanız iyi olacaktır.Ben kitabı severek aldım ama esas ilgimi çeken bir de aplikasyonunun olması. Ki kolay kullanımlı aplikasyonlar her an telefonumuzda bizimle her yerde. Bu uygulama sayesinde de ağlama krizlerinin sebeplerini anlamak; büyüme ataklarını önceden gelen alarmlar ile takip etmek son derece faydalı duruyor. Özellikle her krizde doktora koşmak istemeyenler için birebir.
    Şuradan alabilir, şuradan  da indirebilirsiniz.
  5. Pamela Druckerman – Bebeğinize Fransız Kalın!
    İtiraf edeyim önce bu kitaba kendimi çok uzak hissetmiştim. Sonra bir yerlerde yorumunu görünce dikkatimi çekti, aldım ve iyi ki almışım, bayıldım. Çünkü kitap diğer kitapların aksine bir eğitim öğretim kitabı değil. Gerçek bir Amerikalı annenin Paris’e taşındıktan sonra annelik, ebeveynlik, kadınlık üzerine yaşadıklarını anlatan kitap oldukça sürükleyici. Ayrıca Fransız kadınlarının anneliği üzerine de oldukça öğretici tiyolar mevcut. Şuradan alabilirsiniz.Sonraki kitaplarında kendi içinde tutarsızlıklar yaşadığını söyleyenler olsa da, benim için bir ufuk yaratan bu kitabı bence tüm ebeveynler okumalı. Özellikle kültürel farklılıklara meraklıysanız.
  6. Uzm. Gelişim Psikoloğu Sinem Özen Canbolat – Bebeğimle Oynuyorum
    0-6 ay için 101 oyun başlığı ile çıkan kitap gördüğüm an dikkatimi çekmişti. Oyun oyundur işte canım minicik çocuğun ne oyunu olacak agucuk gugucuk diye düşünenlerdenseniz biraz yanıldığınızı söylemekte fayda var. Kitapta motor gelişim sisteminden, duruş pozisyonlarına kadar doğru oyunları anlatıyor. Tabii bu oyunlar özellikle ilk aylar için sandığınız kadar komplike şeyler değil. Topu topu 5 dakika sürüyorlar.Kitap özellikle babalar için harika. Arda severek okudu ve uygulayacağına eminim. Şuradan satın alabilirsiniz.
  7. Harvey Karp – Mahallenin En Mutlu Bebeği
    Harvey Amca da bebek bakım dünyasında adı sıkça geçen duayenlerden. Seveni çok. Kitabı yine bir ekolü anlatıyor. Bu da 5 temel prensip üzerine kurulu. Harvey Karp‘ın yaklaşımları bazı noktalarda bana hitap etse de birkaç konuda uygulayacağımı sanmadığım noktalar var. Fakat en önemli özelliği, bebeğimizin ilk 3 ayı için aslında anne karnında geçirmesi gereken son 3 ayı olduğunu; yani 3 ay erken dünyaya gelmiş gibi düşünmemizi söylemesi. Bu nedenle ilk 3 ay şımartma diye bir şey olduğuna da inanmıyor. (katılıyorum) Bunu da çok güzel bir biçimde tarihten, kendi gözlemlerinden ve anektotlardan alıntılayarak anlatıyor. Genel kültür örnekleri şahane.Kundaklamaya, yan ya da yüzü koyun yatırmaya, ŞŞŞ sesine, sallamaya ve emmeye inanıyor. Bu şekilde bebeklerin ağlamalarının hızla geçeceğini söylüyor ve buna dair videoları var. Şuradan izleyebilirsiniz. Zaten bu en altı çizilen özelliği. Bugün meşhur olan white noise (beyaz gürültü), kundaklama gibi aksiyonlar Harvey Karp‘ın Amerika’da yarattığı yeni akımın ürünleri.

    Kundaklama, yan ya da yüzü koyun yatırma ve ŞŞŞ sesi dışında sallama ve emme sürecine katılmıyorum, katılmak da istemiyorum. Çünkü bunlar daha sonra alışkanlığa dönüşüp aileleri çileden çıkaran durumlar halini alabiliyor. Bazı önerileri de (örneğin bebeğin makatını zeytinyağı ile dürterek uyarmak ve kaka yapmasını sağlamak gibi) bana çok ilkel geldi.

    Ama benim annelik, kadınlık üzerine savunduğum düşünceleri oldukça başarılı yansıtan şu cümleleri alıntılamadan geçemem :

    Bir bebeğe annelik etmek ne kadar muhteşem bir duyguysa da ne otomatik ne de içgüdüseldir. Bebek bakıcılığı yaparak ya da kardeşlerinize bakmaya yardım ederek çok vakit geçirmediyseniz, bebeğinizin size, altı kollu bir Hindu tanrıçası olmanız gerektiğini hissettirmesi sizi şaşırtmasın. Birçok kadın için yeni doğan bebeğine annelik etmek, karşılaştıkları en zorlu iştir!

    Yine de ekollerin birleşmesinden güzel şeyler doğar diyerek okumak isteyenler, şuradan satın alabilir.

  8. Ayşe Öner – Hamilelik Doğum ve Bebek Bakım Kitabı

    Ayşe Öner’i de tüm tontonluğu, tüm kibarlığı ve sıcak anlatımları ile tanımayan varsa bir an önce tanımalı. Ama bu tanışma bence kitabı ile değil, youtube videoları, düzenlediği eğitimler ve son zamanlarda Instagram üzerinden yaptığı canlı yayınlar ile daha iyi olur diye düşünüyorum. Kitabı bazı eleştirlere rağmen almıştım ve bu eleştirilerin bir noktada doğru olduğuna karar verdim. Ayşe Öner belli ki bazı markalar ile işbirliği yapıyor. Bunlardan biri de her yerde bangır bangır gördüğümüz hatta bence sponsorluğunu üstlenen Philips Avent. Ama bu durum, markalar konusunda öneri vermeyi aşıp Ayşe Öner’in tamamen Philips Avent‘in marka yüzü olmasını yaratmış.

    Kitapta belirli kategorilerde Avent dışında başka bir ürün tavsiyesi göremiyorsunuz. Bunu da geçtim, kocaman mobilya ürünleri vb. markaların tanıtım yazıları var. Bunlar gerçekten çok sıkıcı olmuş. Tüm sponsorlar veya işbirlikçiler kitabı işgal etmiş gibi. Aralardan da bir iki samimi tavsiye çekip çıkarabiliyorsunuz.

    Bu nedenle kitap bana elinize aldığınız karıştırmalık bir dergi gibi geldi. Her yerde bulabileceğiniz başlıklar var. Dediğim gibi, Ayşe Öner’i seviyorsanız başka mecralardan takip edin.


    Not :
    Okuduğum diğer kitapları tavsiye etmeye değer bulmadığım için eklemedim. Listeyi yenilerini okudukça güncelleyeceğim. Sizin de önerileriniz varsa eklemek harika olur!

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

Bebek Alışverişini Neden Abartmamalısınız?

Eveeet, 8 aylık maratonumda ciddi emek sarf ettiğim, tezimden fazla değer verdiğim, okumaktan gözlerimin karardığı bebek alışverişi listemi ve bu sürede izlediğim yolu artık cümle aleme açıklama vakti geldi. Böyle yazınca sanmayın ki aylardır döktüre döktüre alışveriş yapıyorum. Hayır. Tam tersine aylardır bu alışveriş listelerinin, gerekli gereksiz her şeyin nedenini OKUYORUM.

Huyum kurusun okumayı ve karşılaştırmayı çok severim. Hatta bazen kafayı yiyecek kadar okuyorum. Bir ürünü almadan önce hakkındaki tüm yorumları okumak sanırım hamilelik döneminde edindiğim en büyük kabiliyet oldu (ne büyük ama!)

Peki bütün bu sürecin sonunda kendi kendime, henüz bebiş doğmamışken bu alışveriş silsilesinin abartılmaması gerektiğini nasıl söyledim?

Öncelikle alışveriş yaptığım, yapmak istediğim tüm sitelerde dolaştıkça gördüm ki, ÇOK FAZLA ÜRÜN VAR. Gerçek bir sektöre dönüşmüş olan bebek-anne dünyası size sınırsız ürün seçeneği sunuyor. Ve siz özellikle benim gibi deneyimsiz bir anne adayı iseniz, “hepsini almak mı gerek, hepsini alalım ki çocuk eksik kalmasın, 20 yıl sonra neden almadık diye dizimizi dövmeyelim.” gibi cümleler kurabilirsiniz.

Haklısınız, ama unutmamak lazım ki hiçbir bebek alışverişi listesi sizin için biçilmiş kaftan olmayacak. Çünkü hepsi bir başka annenin seçimi. İzlediğim onca youtube videosu, okuduğum blog, takip ettiğim instagram hesabı derken anladım ki bir ürün için biri iyi derken biri kötü diyor; siz de afallayıp kalıyorsunuz. Burada deneme ve tecrübe devreye giriyor elbet. Ben daha oraya gelemedim.

Ama sonunda keşfettim ki, bebek henüz doğmamışken ona spor ayakkabı seçmek veya kocaman bir oda hazırlamak (bu odaya anti alerjik halı seçerken aklını oynatmak) falan gerçekten çok ama çok saçma. – bana göre.

Çünkü daha bebeğiniz doğmadı, bebeğinizin kişiliğini bilmiyorsunuz, o hazırladığınız odada uyuyup uyumayacağını bile bilmiyorsunuz çünkü henüz bebeğiniz ile hangi uyku methodunu takip edeceğinizi bilmiyorsunuz! (Method mu ne methodu demeyin, elbet bir yönteminiz olacak. Belki beraber uyuyacaksınız, belki co-sleeping denilen şekilde yanınızda yatağınıza bağlanan minik bir beşikte yatacak, belki aynı odada fakat kendi beşiğinde yatacak veya tamamen odaları ayıracaksınız.) 

Bebekle ilgili bugüne kadar kafama kazınan en önemli şey : “Bilmedikleriniz üzerine bir dünya inşa etmeyin.” oldu.  Çünkü sonra bütün anneler giyilmeyen kıyafetlerden, kullanılmayan ürünlerden, ziyan olan ve bilmeden yaptıkları binbir tane şeyden bahsediyor. Siz de bu tuzağa düşmeyin. – bence.

Bebeğiniz için, bebek alışverişi listelerimi ben de paylaşacağım. Ama bu en doğru ve kapsamlı liste olduğu için değil. Gerçekten bir fikre ihtiyacınız olursa diye. Veya benim aldığım ürünü siz de internette kullanan var mı acaba diye araştırıyorsunuzdur belki diye.

Fakat sanırım bu iş için kurduğum mantığı paylaşmak benim için daha önemli. Bunlar sırası ile şöyle:

  1. Bebeğiniz için alışveriş yaparken ilk 3 ayı düşünün.
  2. Bu ilk 3 ay için en elzem ihtiyaçlarınızın bir listesini çıkarın.
  3. Listeyi hazırlarken kendi ihtiyaçlarınızı ve bebeğinizi nasıl karşılamak istediğinizi de hesaba katın. (Oda hazırlama, bebek taşıma – sling tercihi vb.)
  4. Bir ürünü herkes alıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  5. Bir ürünü bloggerlar (hani şu her etkinliğe giden, evlerine ürün yağan, instagramda binlerce takipçisi olanlar) paylaşıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  6. İlk 3 ayı hesapladığınızda oyuncak alışverişine hiç gerek yok.
  7. Oyuncak alışverişi için bebeğinizin dünyaya gelmesini ve onu tanımayı bekleyin.
  8. Aynı evin içinde ve odaları ayırmayan bir sistemde iseniz (ilk 40 gün zaten aynı odada olacaksınız.) kamera alışverişine daha bebeğiniz doğmadan kalkışmayın.
  9. Estetik kaygılarınızın yanı sıra aldığınız ürünün bebeğiniz için faydasına da dikkat edin.
  10. Diş kaşıma, çıngırak, mama sandalyesi, tabak çatal gibi alışverişleri erteleyin. Daha o günlere var. O gün geldiğinde bebeğinizin neye ihtiyacı olduğunu şimdiden bilemezsiniz. Ayrıca gerek var mı?
  11. Biberon, emzik gibi ilk 3 ay için de gerekecek fakat daha bebeğinizin tercihini bilmediğiniz ürünlerden koleksiyon yapmayın. Denemek için bir iki tane edinebilirsiniz. Çünkü bebiş o emziği sevmezse, neredeyse sevdiğini bulana kadar emzik deneyeceksiniz. Aynı şey biberon için de geçerli. Şimdiden bu işe soyunmayın.
  12. 1 yaşına gelince kullanacağı, 4 yaşına kadar kullanabileceği iddiasındaki bebek arabalarına servet yatırmaktan vazgeçin. 4 yaşına kadar oturacak bir çocuğunuz olduğuna emin misiniz?
  13. Alışveriş listenizde must have dediğimiz olmazsa olmaz ürünleri (mesela tulumlar) arttırıp, keyfe keder ürünleri azaltıp çıkartmayı deneyin. Örneğin bir ağız bezi, ilk aylar kusup duran bebeğiniz ile en çok ihtiyacınız olan şey olacakken; diş kaşıma oyuncağı için daha oldukça vaktiniz var.
  14. Önceliklerinizi belirleyin. Hatta bunu eşiniz ile yapın. En önemli mantık sanırım bu.

 

Bütün bunlardan sonra tabii ki ben de en gerekli, en gereksiz bulduğum ürünler gibi listelerle sizlerle olacağım. Beni bekleyin anacııım, baaaay. (90’lar Olacak O Kadar Ana Haber Bülteni’ni hatırlamıyorsanız çok üzgünüm.)