Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.

İlk Anneliğim: Joy ve Yulaf

Joy ve Yulaf

Yukarıda görmüş olduğunuz benim ilk anneliğimin kızları : Joy ve Yulaf.

Daha önce Joy’un adına açtığım ve yalnızca köpek bakım bilgilerinden bahsettiğim bir blogum vardı. Sürdüremedim. Ve onları da avokado gibi anne çatısı altından ayırmamam gerektiğini fark ederek, yer yer onlarla ilgili de yazılar yazacağım.

Kısa özgeçmişleri 

Joy : Hakkımda kısmında da bahsettiğim, evliliğimizin 2. ayında benim fotoğrafını görüp dayanamayarak ve eşime yoğun ısrarlarım ile sahiplendiğimiz German Shorthair Pointer kızımız. Aslında ırkının pek bir önemi yok. Hatta kırmalık taşıyor Joy. Fakat huyunu tahmin edebilmeniz için ırklarından bahsedeceğim.

Joy Yavru 3Bize gelmeden önce Joy İzmir-Çeşme otobanında annesi ve 2 kardeşi ile aç bir şekilde şaşkınca gezinirken bulunmuş. Buradan onları bulup İzmir Yüksek Teknoloji Üniversite kampüsünde yuvalar hazırlayarak hayatlarını kurtaran Nurhan ve Ozan’a tekrar teşekkür ederim. Bütün kardeşleri ve Joy güzel yuvalara gitti. Anneleri ise kampüsün tatlı köpeği oldu.

Bu sırada biz Joy’u sahiplendiğimizde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki gibiydi. Uzun bir süre alerjileri ile başettik çünkü sokakta annesinde uyuz başlamıştı ve Joy‘a da bulaşmıştı. Fakat bu tedaviler 1-2 ay sonra çok güzel sonuç verdi ve eser kalmadı kirden 🙂 Hatta öyle ki, Joy ne zaman parka gitse herkes tüylerinin parlaklığına, atletikliğine övgüyle baktı. Hatta sokaktan sahiplendiğimizi öğrendiklerinde insanlar çok şaşırdı. Yani, her şey sizin elinizde. Bu kafasında otlar samanlar olan perişan yavru, en üstte paylaştığım dalyan gibi bir köpeğe dönüştü.

Daha önce mama seçimlerimi ve köpek bakım ürünlerimi detaylı anlatıyordum blogumda. Yine bununla ilgili bir yazı yazarım belki. Ama kısaca biz Joy‘un gelişimi sırasında Acana Heritage Large Puppy mamasını tercih ettik. Linke tıklayarak inceleyebilir, alabilirsiniz. Uzun bir süre Joy sadece bu mamayı yedi ve tüy dökme, kaka düzeni, cilt kokusu gibi her konuda çok mutluyduk. Temiz içerikli mamalardan biri. Fakat biraz maliyetli olabiliyor. Sonra uzun araştırmalarım sonucu Brit Premium Hypo-Allergenic Kuzulu ve Pirinçli Köpek Maması ile devam ettik. Önemli olan markadan çok içerik. Aynı markanın kötü içerikli mamaları da mevcut. Bu mamasını alerji karşıtı olması ve temiz içeriği ile tercih etmiştim. Daha sonra da yine araştırmalarım sonucu en son Happy Dog Supreme Sensible mama ile devam ettik. Ve bu mamadan oldukça memnun kaldık. Hem içerik, hem lezzet ve etki olarak. Kısaca mama tercihimiz bu yönde oldu. Eğer hassas bir köpeğiniz varsa, eğer özel bir diyete ihtiyacı vb. yoksa mutlaka tavuksuz mamaları tercih etmelisiniz diyerek bu bahsi kapatıyorum.

Joy son derece hiperaktif, sosyal ve iyi huylu bir köpek oldu. Söylememe gerek bile yok, bir av köpeği olmasına rağmen, av kültürüne çok karşı olduğumuz için bu gibi görevlerde asla kullanılmadı. Hatta hiç saldırgan bir köpek de olmadı. Kedilerle, kuşlarla arası son derece iyi oldu şaşırtıcı bir biçimde. Bu aralar bolca sosyalleşme ve sincap kovalama gibi görevleri nedenleri ile dedesinin evinde bir alabey ve bir kangal ile takılıyor. Kaslarına kuvvet 🙂

Yulaf : Yulaf bize hiç hesapta yokken geldi. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Bir gün sayısız yuva arayan yavru ilanı ve telefonuma gelen fotoğraflar arasından bir Yorkshire Terrier bana bakıyordu. Daha önce hiç yorkie bakmamıştım, kişiliğini tanımıyordum. Yuva arıyordu. Ailesi ile yollarını ayırması gerekliydi. Sahibi iyi bakabilecek birini bulmadan vermeyecekti ve bildiğiniz hikayeler. Nedense hemen arayıp görüşmek istedim. Sahibini neredeyse ikna ederek, dil dökerek, Yulaf‘ı bir gün bize getirdim. Eşim şaşkın, ben şaşkın, Joy hepimizden daha şaşkındı. Kimdi bu tüylü küçük arkadaş?

Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Ben rahat davrandım. İlk gece Yulaf‘ı bir odadan dışarıya adım attırmayan Joy, 2. günün sonunda Yulaf ile aynı evde başbaşa kalmıştı. Dediğim gibi çok sosyal bir köpek olmasının etkileri ile bu tüylü arkadaşı hemen bağrına bastı. (Tam olarak bağrına bastı diyemeyiz, değişik bir oyun oynama yöntemi var :))

O gün bugündür Yulaf da bizimle. Ailemizin en komik üyesi. Ciddiyet nedir bilmeyen, kucakların vazgeçilmezi, biraz dağınık, biraz pespaye ruhlu, köpeklerle arası olmayan insanları bile kendisine aşık edecek kadar şeytan tüylü bir bıdık. Onu tanımasaydık nasıl olurdu hayatımız bilmiyorum. Onunla sabahları mutsuz uyanmamız imkansız.

Yulaf için de geldiği zaman önce Acana Puppy Small Breed ile başlamıştık. Çünkü bize geldiğinde 10 aylıktı. Şimdi Ocak ayında 2 yaşında olacak. Sonra Happy Dog Mini İrland ile devam ettik. Tavsiye ediyorum. Joy ve Yulaf 2

Tüy bakımı, kulak içi bakımı, gözlerinin akıntılı olması (terrier özelliği), soğuklar gelince mutlaka kıyafet ihtiyacı derken Yulaf biraz daha bakım isteyen bir pati bebişi.

İşte bizim ailenin ilk üyeleri. İlk anneliğim onlarla başladı. Arkalarından koşmam, bütün çiş-kakalarını temizlemem, oyun parklarında sosyalleşsinler diye beklemem, en iyi mamayı yesin, yedi mi yemedi mi diye günlerce cebelleşmem, uykuyu öğrenmesi için özellikle Joy ile geçirdiğim uykusuz geceler, cilt problemleri olduğunda cildinden örnek alınırken veterinerde bayılmam gibi sayısız annelik görevini onlarla deneyimledim.

O yüzden, benim için annelik tabii ki aynı olmasa da hafif torpilli ve provalı bir deneyim olacak. Umarım yeni gelecek bebişimiz ile uyum içinde kardeş kardeş oynarlar 🙂

Bu vesile ile #satınalmasahiplen

Tüm pati annelerine sevgilerimle..

 

 

 

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.