İlk Anneliğim: Joy ve Yulaf

Joy ve Yulaf

Yukarıda görmüş olduğunuz benim ilk anneliğimin kızları : Joy ve Yulaf.

Daha önce Joy’un adına açtığım ve yalnızca köpek bakım bilgilerinden bahsettiğim bir blogum vardı. Sürdüremedim. Ve onları da avokado gibi anne çatısı altından ayırmamam gerektiğini fark ederek, yer yer onlarla ilgili de yazılar yazacağım.

Kısa özgeçmişleri 

Joy : Hakkımda kısmında da bahsettiğim, evliliğimizin 2. ayında benim fotoğrafını görüp dayanamayarak ve eşime yoğun ısrarlarım ile sahiplendiğimiz German Shorthair Pointer kızımız. Aslında ırkının pek bir önemi yok. Hatta kırmalık taşıyor Joy. Fakat huyunu tahmin edebilmeniz için ırklarından bahsedeceğim.

Joy Yavru 3Bize gelmeden önce Joy İzmir-Çeşme otobanında annesi ve 2 kardeşi ile aç bir şekilde şaşkınca gezinirken bulunmuş. Buradan onları bulup İzmir Yüksek Teknoloji Üniversite kampüsünde yuvalar hazırlayarak hayatlarını kurtaran Nurhan ve Ozan’a tekrar teşekkür ederim. Bütün kardeşleri ve Joy güzel yuvalara gitti. Anneleri ise kampüsün tatlı köpeği oldu.

Bu sırada biz Joy’u sahiplendiğimizde yukarıda ve aşağıda gördüğünüz fotoğraflardaki gibiydi. Uzun bir süre alerjileri ile başettik çünkü sokakta annesinde uyuz başlamıştı ve Joy‘a da bulaşmıştı. Fakat bu tedaviler 1-2 ay sonra çok güzel sonuç verdi ve eser kalmadı kirden 🙂 Hatta öyle ki, Joy ne zaman parka gitse herkes tüylerinin parlaklığına, atletikliğine övgüyle baktı. Hatta sokaktan sahiplendiğimizi öğrendiklerinde insanlar çok şaşırdı. Yani, her şey sizin elinizde. Bu kafasında otlar samanlar olan perişan yavru, en üstte paylaştığım dalyan gibi bir köpeğe dönüştü.

Daha önce mama seçimlerimi ve köpek bakım ürünlerimi detaylı anlatıyordum blogumda. Yine bununla ilgili bir yazı yazarım belki. Ama kısaca biz Joy‘un gelişimi sırasında Acana Heritage Large Puppy mamasını tercih ettik. Linke tıklayarak inceleyebilir, alabilirsiniz. Uzun bir süre Joy sadece bu mamayı yedi ve tüy dökme, kaka düzeni, cilt kokusu gibi her konuda çok mutluyduk. Temiz içerikli mamalardan biri. Fakat biraz maliyetli olabiliyor. Sonra uzun araştırmalarım sonucu Brit Premium Hypo-Allergenic Kuzulu ve Pirinçli Köpek Maması ile devam ettik. Önemli olan markadan çok içerik. Aynı markanın kötü içerikli mamaları da mevcut. Bu mamasını alerji karşıtı olması ve temiz içeriği ile tercih etmiştim. Daha sonra da yine araştırmalarım sonucu en son Happy Dog Supreme Sensible mama ile devam ettik. Ve bu mamadan oldukça memnun kaldık. Hem içerik, hem lezzet ve etki olarak. Kısaca mama tercihimiz bu yönde oldu. Eğer hassas bir köpeğiniz varsa, eğer özel bir diyete ihtiyacı vb. yoksa mutlaka tavuksuz mamaları tercih etmelisiniz diyerek bu bahsi kapatıyorum.

Joy son derece hiperaktif, sosyal ve iyi huylu bir köpek oldu. Söylememe gerek bile yok, bir av köpeği olmasına rağmen, av kültürüne çok karşı olduğumuz için bu gibi görevlerde asla kullanılmadı. Hatta hiç saldırgan bir köpek de olmadı. Kedilerle, kuşlarla arası son derece iyi oldu şaşırtıcı bir biçimde. Bu aralar bolca sosyalleşme ve sincap kovalama gibi görevleri nedenleri ile dedesinin evinde bir alabey ve bir kangal ile takılıyor. Kaslarına kuvvet 🙂

Yulaf : Yulaf bize hiç hesapta yokken geldi. Nasıl olduğunu biz de anlamadık. Bir gün sayısız yuva arayan yavru ilanı ve telefonuma gelen fotoğraflar arasından bir Yorkshire Terrier bana bakıyordu. Daha önce hiç yorkie bakmamıştım, kişiliğini tanımıyordum. Yuva arıyordu. Ailesi ile yollarını ayırması gerekliydi. Sahibi iyi bakabilecek birini bulmadan vermeyecekti ve bildiğiniz hikayeler. Nedense hemen arayıp görüşmek istedim. Sahibini neredeyse ikna ederek, dil dökerek, Yulaf‘ı bir gün bize getirdim. Eşim şaşkın, ben şaşkın, Joy hepimizden daha şaşkındı. Kimdi bu tüylü küçük arkadaş?

Birbirlerine alışmaları 2 gün sürdü. Ben rahat davrandım. İlk gece Yulaf‘ı bir odadan dışarıya adım attırmayan Joy, 2. günün sonunda Yulaf ile aynı evde başbaşa kalmıştı. Dediğim gibi çok sosyal bir köpek olmasının etkileri ile bu tüylü arkadaşı hemen bağrına bastı. (Tam olarak bağrına bastı diyemeyiz, değişik bir oyun oynama yöntemi var :))

O gün bugündür Yulaf da bizimle. Ailemizin en komik üyesi. Ciddiyet nedir bilmeyen, kucakların vazgeçilmezi, biraz dağınık, biraz pespaye ruhlu, köpeklerle arası olmayan insanları bile kendisine aşık edecek kadar şeytan tüylü bir bıdık. Onu tanımasaydık nasıl olurdu hayatımız bilmiyorum. Onunla sabahları mutsuz uyanmamız imkansız.

Yulaf için de geldiği zaman önce Acana Puppy Small Breed ile başlamıştık. Çünkü bize geldiğinde 10 aylıktı. Şimdi Ocak ayında 2 yaşında olacak. Sonra Happy Dog Mini İrland ile devam ettik. Tavsiye ediyorum. Joy ve Yulaf 2

Tüy bakımı, kulak içi bakımı, gözlerinin akıntılı olması (terrier özelliği), soğuklar gelince mutlaka kıyafet ihtiyacı derken Yulaf biraz daha bakım isteyen bir pati bebişi.

İşte bizim ailenin ilk üyeleri. İlk anneliğim onlarla başladı. Arkalarından koşmam, bütün çiş-kakalarını temizlemem, oyun parklarında sosyalleşsinler diye beklemem, en iyi mamayı yesin, yedi mi yemedi mi diye günlerce cebelleşmem, uykuyu öğrenmesi için özellikle Joy ile geçirdiğim uykusuz geceler, cilt problemleri olduğunda cildinden örnek alınırken veterinerde bayılmam gibi sayısız annelik görevini onlarla deneyimledim.

O yüzden, benim için annelik tabii ki aynı olmasa da hafif torpilli ve provalı bir deneyim olacak. Umarım yeni gelecek bebişimiz ile uyum içinde kardeş kardeş oynarlar 🙂

Bu vesile ile #satınalmasahiplen

Tüm pati annelerine sevgilerimle..

 

 

 

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

Hamileyken İzleyebileceğiniz 20 Film

Bu listeyi birkaç ay önce biz de eşimle araştırmıştık fakat karşımıza çok iyi öneriler çıkmadı. Zaten genel olarak “hadi bebişli film izleyelim” veya “hamile kadınlar hakkında bir film olsun da karşısına geçip empati hönküreyim” dediğiniz noktada maalesef çok başarılı filmler yok. Ya da ben daha öylesine denk gelmedim. Sadece biraz “aaa bana benziyor, bize benziyor”  diyebiliyorsunuz, hepsi bu. Şimdi ben bu listeyi aslında daha önce tavsiye ettiğim uygulamalarda bahsettiğim Bump uygulamasından arakladım. Türkçe meali ve kendi yorumlarım ile arama motorunda hunharca bu listelerden kovalayanlara sundum. Bu da bi hizmet sonuçta.

  1. Babies

    Bu bir film değil, bir belgesel. Dünyanın farklı köşelerinden bebeklerin ilk yılını konu alıyor. Ve nerede, nasıl, hangi kültürde olursa olsun bebeklerin sadece bebek olduğunu anlatıyor.
  2. Juno
    Bu filmi seneler önce bebekle, hamilelikle hiç işim olmayacak bir yaştayken izlemiştim. Hamile olmasanız da izleyebileceğiniz tatlılıkta bir indie filmdir kendileri. Hamilelik ile ilgili de çok özdeşleşebilir misiniz bilmiyorum çünkü 16 yaşında bir genç kızın hamile kalması ve Amerika’daki genç kızların evlat edindirmek üzere verdiği bebeklere gönderme yapan bir film. Fakat çok tatlı.
  3. Knocked UpBu filmi izlediğimde Amerika’da staj yapan küçük bir kızdım. Aşırı gülüp eğlenmiştim. Komik bir film. Hamile değilseniz bile izlenir özellikle eşiniz ile baymadan izleyebileceğiniz bir film arıyorsanız öneriyorum. Adı üstünde; konusu plansız hamilelikler.
  4. Baby Mama
    Tina Fey sevenler bir adım öne çıksın. Tabii ki yine bir girl power filmi. Eğlenceli, dayanışmalı.
  5. Away We Go
    Baştan söylüyorum; biraz yavaş bir film. Yukardaki çıtır komiklere benzemiyor. Ağırlığı da bolca var filmin. Bağımsız film ve yol filmi sevenler için keyifli. Biraz düşündürücü. Hamilelikte yaşananlarla ilgili güzel empatik sahneler var.
  6. Business of Being Born

    Bu da bir belgesel film. Bahsedildiğine göre biraz doğal doğum/normal doğum nasıl adlandırırsanız onun tarafını tutarak çekilmiş bir belgesel. Özellikle hiçbir medikal destek almadan yapılmadan doğumlardan bahsediyor. Bedenin mucizevi yeteneklerine yakından bakıyor. Eğer medikal desteksiz (ilaç vb.) doğum yöntemlerine ilgiliyseniz hoşunuza gidebilir.
  7. Baby Boom
    Bebek veya hamilelik konulu filmler ararken, 80’li yıllarda ciddi bir bebekli film patlaması olduğunu görebilirsiniz. Neden bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzda da televizyonda dönen bebekli, bebek bakıcılı, evde tek başına kalan çocuklu, konuşan bebekli gibi sınırsız film vardı. Bu da onlardan biri. Diane Keaton gençliğinden bir kuple ile o günlere dönmek isterseniz güzel seçenek. Ayrıca profesyonel hayattaki anneler veya tek başına çocuğunu büyüten anneler için de keyifli bir film.
  8. Neigbours
    Yine komik bir film. Sanırım işin içinde bebek varsa mizah bu duruma çok yakışıyor. Yeni bebek sahibi olan bir çiftin bir yandan sosyal ve hızlı hayata ayak uydurma bir yandan da bebekli hayatı yürütme çabasını konu alıyor.
  9. Nine Months

    Benim gibi 90’lı yılların Hugh Grant’ı hayranıysanız (artık değilim), veya o dönem heyecanı taşıyan filmleri seviyorsanız çok tatlı bir film. Klişeleri var evet. Kıyafetler dönemden. Tam popcornunuzu alıp keyifli bir pazar günü izlenecek film.
  10. First Comes Love

    Daha gerçekçi hissettiren bir hamilelik filmi arıyorsanız doğru adres. Otobiyografik bir hamile belgeseli. 41 yaşında hamile kalan bir kadın ana kahraman. Modern annelik yöntemlerini gerçekçi bir şekilde belgeselleştirmiş.
  11. Waitress

    Kalpleri ısıtan, bir o kadar da yine yalnız anneliğe göndermelerle bezeli bir Amerikan klasiği.
  12. Look Who’s Talking

    Bu filmi 90’larda televizyon başında olanlar şüphesiz hatırlar. Çok keyifli bir filmdi o zamanlar. Hem de dublajlı dublajlı izlerdik. Bir bebeğin konuşma fikri oldukça komikti. O yıllara dönmek isterseniz güzel bir nostalji.
  13. Life As We Know It

    Daha dün akşam izleyerek keyifli olduğunu söyleyebileceğim bir film. Fakat süper komik bir film bekliyorsanız yanlış seçim olur, draması da az değil. Romantizmi de mevcut. Arada ağlamaya da hazır olun.
  14. 40 Weeks

    Hepimizin cep telefonunda ya 40 haftalık hamilelik sürecini takip eden bir uygulama yüklü ya da bu uygulamaları biliyoruz. İşte bu film de uygulamaların biraz daha ötesine geçerek bize 40 haftalık serüveni belgeselleştiriyor. Hamile kadınların bu süreçte yaşadıkları duygusal ve fiziksel değişimlerini farklı röportajlarla ele alıyor. Gerçekçi bir empati için birebir.
  15. Bridget Jone’s Baby

    Bridget kitaplarını okumayan, filmlerini izlemeyen kaldı mı? Kendi adıma pek severim. Bebekli bir filmi geldiğini duyduğumda da kaderim bir bu kadınla diye dalga geçmiştim. İtiraf edeyim Hugh Grant’lı Bridget Jones filmlerini arattı bu film. Ama yine de geçmiş günlerin hatrına yalnız takıldığınız bir akşam izlenilesi.
  16. What to Expect When You’re Expecting

    Bir Amerikan klasiği olan “Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabının isminden esinlerek hayata geçirilmiş film. Hata Jenifer Lopez’in elindeki kitap da meşhur o kitap. Oyuncular ünlü, IMDB puanı düşük, ama sonuçta hamilelikle ilgili ne olsa izleriz değil mi?
  17. The Beginning of Life

    8 farklı ülkede çekilen, oldukça dikkat çekici bir hamilelik belgeseli. Bir bebeğin/çocuğun ilk dönemlerinde yetiştiği çevrenin algısal, bilişsel, sosyal ve duygusal yapısına nasıl etki ettiğini konu alıyor. Çok fazla bilimsel laflar ederek canınızı sıkmayacak türden bir belgesel ve genler dışında nasıl da bebeğinizin gelişimi farklı şekilde etkileniyoru öğrenmek için biçilmiş kaftan.
  18. Boss Baby

    Şimdi diyeceksiniz ki, bu film çocuk film mi? Hayır. Ama hamilelik konulu bir film de değil. Daha çok bebek yapımı hakkında son derece komik, eğlenceli, iyi bir animasyon. Animasyon sevenleri çok mutlu edecek.
  19. The Back-Up Plan

    Gelelim tüp bebek serüvenlerine. Tüp bebek sonucunda ikiz hamilelik yaşayan bir Jennifer Lopez izlemek isterseniz, sevebilirsiniz.
  20. The Switch

    Bu da sevdiğimiz başka bir Jennifer’ın, Jennifer Aniston’ın sperm bankası yolu ile bir bebek sahibi olma kararı ile başlıyor. Hamileliğin, partnerliğin ve bebek sahibi olmanın birçok yolu var değil mi?

 

31. Haftadan İnciler

Küçükken günlük tutmayı sever ve gün içinde olup biten anlamsız şeyleri yazıp dururdum. Sonra, bunları iyi saklayamadığımı, oraya buraya savrulduklarını, dönüp okuduğumda da hatırlamanın çok zevk vermediğini gördüm. Yapım gereği, unutmayı seven biriyim. Arşivci bir yanım hiç olmadı, olamadı. Sanırım bunu hamileliğimde  ve kızım için biraz aşmak istiyorum, çünkü ilerde anılar arayacak ve annesi ona hiçbir şey bırakmamış olacak. Neyse ki babası benim tam aksime arşivcilerin kralı.

Bu yüzden, günlük yazılarım biraz önemli. Çabalıyorum.

27. haftadan 31’e nasıl geldim?

Bir kere eşimin yanımda olmadığı bir 3 aylık dönem geçirdim. Her ne kadar dizimin dibinden ayrılmasın insanı olmasam da hamileyken bu beni çok etkiledi. 27. haftadan sonra o da yanımda olduğu için sanırım bu dönemi daha kolay geçirdim. Demem o ki, hamile kaldığınızda (planlı/plansız) çevrenizdeki destek baya önemliymiş. Her şeyi ben kendi başıma hallederim tipli bir insan olsanız da bu süreçte işlemiyor, benden söylemesi.

Diğer bir geliş şeklim ise, devasalaşmam oldu. Zaten başından beri büyük karınlı bir hamileydim. 3 aylıkken 6 aylık muamelesi gördüğüm için, alıp başını giden karnıma hayretlerle bakıyorum. Bu bana önce yukarı doğru çıkan karnım ile nefes darlığı yaşamam olarak döndü. Gerçekten, bu dönemde 90 yaşında bir anneanne ile empati yaptım. Bildiğiniz nefes almak kabustu. Benim gibi konuşmayı seven bir insan içinse hayli zor, çünkü lafları yetiştireceğim derken nefesiniz yetmiyor!

Bebişko 29. haftada vakit kaybetmeden aşağı pozisyona inince (baş aşağıda, ayaklar yukarda) karnım da biraz aşağı indi ve sonunda azıcık nefes aldım! Gerçekten kafası ile mideme, akciğerlerime yaptığı baskı büyük oranda son buldu. Çok ama çok rahatladım diyebilirim. Ama bu alalacele aşağı iniş kasılma riskini de biraz arttırdı ve ben yine paniklere sürüklendim ama allahtan korktuğum gibi olmadı.

3. trimesterdayım ve ilk 3 aylık dönemde mutfağa adımını atamayan ben şu an sürekli yemek yapmak ve yemek istiyorum. Canım bin çeşit tatlı çekiyor. Aklım sürekli ferahlatan içeceklerde. Normalde su içme alışkanlığı olmayan ben su şişeleri ile flört halindeyim. Ne kadar ve nasıl kilo aldığım umrumda bile değil. Çünkü gerçekten ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Esas önemli konunun, doğumdan sonra “sütüm gelsin, aman enerjim azalmasın” diye lohusa şerbetlerine, tatlılara sarılmamak olduğunu öğrendim. Bunu dikkate alacağım diye kendime söz veriyorum ve şu an gönlüme göre yiyorum.  Ama nasıl hızlı yediğimi anlatamam. Süpürge gibiyim. Ben bile anlamıyorum ne ara bitiyor o tabaklar!

Uyku konusuna ise gelmek istemiyorum. Çünkü artık U-YU-YA-MI-YO-RUM. Evet. Uyku benim için bitti. Gecelere akabilsem tam zamanı çünkü saat 3-4-5 sularında çok rahat ve dinç olarak ayaktayım. Sonra sabah 9-10 gibi gözler açık. Ve sonuç; bütün günün kabus gibi geçmesi. Gün içinde de yatıp uyuyayım desem nafile. Asla dalamıyorum. Buna neden olan hormonlar, kafadaki gizli stres veya her ne ise çözülebilecek gibi gelmiyor. Ama melisa çayını deneyeceğim. İşe yararsa yazarım.

Bu sırada güzel şeylerden bahsedersek, artık alışverişe başladık. Çılgın gibi araştırıp bütün internette liste kovalıyorum. Sonuç : başarılı. İstediğim az ve öz parçalara ulaşabildim. Gerçekten şimdiden çocuğun spor ayakkabısını alan anneleri anlamıyorum. Bir heves olduğuna eminim. Ama bende öyle bir heves yok. Çünkü o spor ayakkabıyı giyene kadar geçen zamanda mutlaka yeni trendler olacak. Çocuğum demode mi olsun? (dedi Şeyma Subaşı)

Her neyse sonuç olarak, biz sadece 0-3 aylık periyoda odaklandık. Hadi zorlasan belki bebek arabası ile 6 aya. Düşünün o derece ileriye dönük yatırım yapmadık. Bir başka yazıda temel bebek alışverişi listesi yapacağım. Bu listelerden ortalarda çok var. Ama bazen insanı E PEKİ BUNU NEDEN ALIYORUZ sorusu ile çıldırma noktasına getirebiliyorlar. Bunu aşabildiğim noktada blogta faydalı bir liste hazırlamak istiyorum.

32. hafta kontrolünü heyecanla bekliyorum çünkü sanırım bu defa doğum hakkında detaylı konuşabileceğiz. Maalesef doktorlar dereyi görmeden paçayı sıvamayalım düşüncesi ile öyle hemen doğum hakkında konuşmuyorlar. Hatta bu konuyu sanki bir tabu gibi geçiştiriyorlar ve sizi ana odaklıyorlar. Ama bence bu yanlış ve insanı daha çok strese sokuyor. Mesela ben çoktan NE OLACAK NASIL OLACAK NE ZAMAN OLACAK stresine girdim, o yüzden cuma gününü iple çekiyorum.

Bundan sonra ne olacak?

İşte bilmediğim bir soru ve cevabı. Bundan sonrası için zirilyon tane kitap okumuş olsam da sanırım şimdiden hepsini unuttum. (shock face) O gün geldiğinde de kitapta böyle diyordu ama diyerek hareket edebilecek miyim emin değilim. Akışına bırakırmışım gibi geliyor.

Bundan sonraki birkaç yazıda neden oda süslemesi, fotoğrafçı, baby shower, doğum öncesi çekimi (100 kg olmuşken anı olsun fotoğrafları) yapmadığımı; neden bebikoya bir oda yapmadığımı ve bazı ürünleri neden seçtiğimi yazıcam.

Amacım ne?  

Bu yazıları görünce, bir zamanlar fırtınalar estirirdi şimdi değişti olarak düşünen bir ekip var. Buradan onlara selamlarımı gönderiyorum. Amacım ile ilgili de kapsamlı bir yazı hazırlıyorum bu ara kafamda. (unutmazsam) Bu blogun amacı kızıma anı bırakmak falan değil. Onu daha güzel yollarla yaparım elbet. Instagram hesabı açıp “kızıma/oğluma anı” diyenleri de anlamıyorum, o zamana instagram mı kalacak kardeşim? Bariz kendine açmışsın işte, takıl bak keyfine. Diğer yandan amacım bir gün teyzesi edasıyla etrafa tavsiyeler saçıp ev hanımı ve annelik konusunda PhD olduğumu göstermek ASLA değil. Zaten bu konuda stajyer kalmayı tercih ederim.

Amacım, bu dünyaya girince gördüğüm tuhaf annelik modellemeleri, mahallelerin bitmeyen baskısı, kadın üzerinde oluşturulan rol model beklentileri, yaratılan yeni annelik türleri (manken gibi anneler, mükemmel anneler, evi oyuncağa boğan anneler, cool anneler vb.) gibi bitmez tükenmez ahkamlardan yola çıkarak BAŞKA BİR ANALIK MÜMKÜN diyebilmek. Yani bu doğanın bize sunduğu veya bazen sunmadığı bir durum. Gerçekleştiğinde ise bunu Hunger Games’e çevirmenin ne anlamı var?

İşte bu manzaraya dayanamadığım için; örnek aldığım birkaç insan, feminizm kuramları, kadının toplumdaki yeri, akademik meraklarım derken toptan bir şey oluşturmak istiyorum. Kadına yapılan bu psikolojik baskıya artık modern kadının biraz el sallaması, güle güle demesi ve ayağa kalkması gerek. Ama kadınlar sadece buna prim vererek birbirini yiyor, yani amacım aşırı sentezli bir özetle bunun etrafında dönüyor. Anlayana.

Son söz 

Bu hafta için günlüğe veda için bir hamile atasözü seçtim; “Yeterince bol tshirt stoklamadıysan, göbeğin açık da gezmeyi bileceksin.”

 

Hamileliğin İlk 3 Ay Kabusları ve Çözüm Önerilerim

 

Eveeet, şimdi hamileliğin 3 farklı dönemi var. Hepsinin türlü türlü özellikleri, güzellikleri ve kabusları var. Bu yazıda, hamileliğe yeni başlayanlar için ilk 3 aylık dönemin kabuslarını ve çözüm önerilerini hatırlamak istedim. Belki işinize yarar.

İlk 3 aylık dönem (first trimester), hiçbir şeyin farkında olunmadığı, bebişkonun henüz fasülyeden hallice orada durduğu, sizin ona dair hiçbir şey hissetmediğiniz ama ruhsal/fiziksel bazı semptomlar gördüğünüz dönem. Bu belirtileri hiç yaşamayan, hiçbir şey hissetmeyen über şanslı bir ekip de mevcut. Genel olarak bu ekip, birkaç ay sonra başlarına gelecekleri bilmeden “Oh ben çok rahat hamileyim, benim annem de böyleymiş canım.” derler. Zira benim annem de bu ekoldenmiş. Ama bana kazın ayağı öyle olmadı ve sizin de genel olarak yaşayacaklarınız şunlar olabilir :

  1. Tarifsiz Mide Bulantıları (Sabah / Akşam Farketmez)Bu yazıyı yazmamın esas amacı, bu dertten muzdarip olanlar için. Açıkçası ben tabii ki fırsatı kaçırmadım ve bu derdi doyasıya yaşadım. Ayrıca kusma refleksim olmadığı için de ciddi anlamda zorlandım. Zaten ciddi kusma problemleriniz ve sıvı kaybı yaşayacağınız bir dönem olursa hemen doktorunuz ile görüşüp, bir süre serum takviyesi almanız isteniyor. Benim gibi yaşayanlarla karşılaştığımda ise bu dayanılmaz mide bulantısı ile başedemeyip doktorlarından ilaç önerisi aldıklarını ve ne yazık ki ilk 3 aylık hamilelik dönemlerinde ilaç kullandıklarını gördüm. İlk 3 aylık dönemde ilaç kullanmaya bence gerçekten gerek yok. Her ne kadar zararlı değil, düşük riski taşımaz vb. diyerek doktorlarınız yazsa bile; konu sadece düşük riski değil. Yediğiniz ve tükettiğiniz her şey bebeğinize ulaşıyor. Bunu unutmayın.Çözüm Önerisi : Şimdi vereceğim çözüm benim hayatımı kurtardı, eşimi de market market arattırdı. Ama çoğu insan bunu bilmiyor, o yüzden mucizeyi sunuyorum : ZENCEFİL ÇAYI ve ZENCEFİLLİ SODA. Sabah bulantıları olarak geçen bu bulantı çeşidi, bende özellikle akşamları artıyordu. En güzel çözüm zencefilli çay oldu.Bunun yanında da bazen sıcak içmekten sıkıldığımda Beyoğlu Gazozu’nun Zencefilli Gazoz‘unu şişe şişe içtim. Soğuk olduğu için ayrıca içinizi ferahlatıyor, özellikle bu bulantılar yaz dönemine denk geldiyse. Bu gazozu bulmak biraz zor oluyordu, fakat Migroslarda bulduğumuz an stokladık ve maalesef Arda bu konuda biraz harap olmuş olabilir.

    Zencefilli Çay Tarifi :

    Taze zencefili dilimliyoruz. Bir cezvenin içinde oda sıcaklığındaki su ile birlikte kaynatıyoruz. Zencefil dilimleri tadını ve kokusunu suya iyice bırakmalı. Su kaynadığında, biraz soğumaya ve dinlenmeye bırakıyoruz. Mümkünse, çayı bardağımıza alırken birkaç dilim zencefil dilimini de cezveden aktarıyoruz. Afiyet olsun.
    İpucu : Eğer zencefil bana çok ağır geliyor, ben sevmem zencefil mencefil diyorsanız; burnunuzu tıkayıp içeceksiniz ya da içine dilimlenmiş limon ekleyebilirsiniz. Bir diğer öneri ise bal eklemek. Ama tatlı bir içeceğin daha çok midenizi bulandırabileceğini unutmayın.

    Umarım işinize yarar. Ben bunun faydalı olduğunu yabancı kaynaklarda okumuştum. Sonra doktorum da zencefilli gazozu önerdi. Özellikle yurtdışında alkolsüz Ginger Ale bu konunun piriymiş, haberiniz olsun. Macrolarda da bulabilirsiniz Ginger Ale, ama alkolsüz olmasına dikkat edin.

  2. İnip Çıkan Hormonlara Bağlı Sağı Solu Belli Olmayan Hareketler 

    Gelelim gül gibi değişen hormonlarınıza. Bu ilk 3 ay, sen sen değilsin. Hiç inkar etme, zaten istesen de olamazsın. Bir kere her ne kadar mutlu bir haber olsa da, şok edici ve önündeki 9 ay 10 – 40 hafta seninle olacak bir haber almışsın. Sonrasında başına geleceklerden zerre kadar haberin yok. Vücudunda eksilen, artan değerlerle ilgili de doktorundan duyduğun bilgiler kadar kem küm fikrin var. Ama içerde neler oluyor ah bir bilsen!
    Bu sürede eşini 10 kere boşamayan, ağlama krizleri yaşamayan veya ani mutsuzluk, ani sevinçler yaşamayan bizden değildir. Şaka şaka, sen bu konuda süper kontrollü ve iyi bir arkadaşımız olabilirsin tabii. Alkışlar senin için. Geri kalanımız ise bu ilk 3 ayı geride bırakmayı iple çeken tayfayız.


    Çözüm Önerisi : Burada olan genellikle eşlere oluyor. Çünkü onlar bizim kadar bu döneme hızlı adapte olamıyorlar. “Hamile misin, emin misin, tekrar baktıralım, dur bir dakika emin miyiz?” sürecinden sonra “Evet, …… hamile. Evet, eşim hamile” gibi sanki kendisinin konu ile alakası yokmuşçasına bir yaklaşım; akabinde “Yaa evet galiba baba oluyorum, emin değilim inşallah hamileyiz.” gibi saçma sapan cümleler kurma atakları yaşayarak yavaş yavaş finale doğru ilerleyen bir türden bahsediyoruz. Bu yüzden, beklentiyi aza indirin ve alamayacağınızı isteyerek kendinizi delirtmeyin. Bu kolay değil elbette. Ama eşinizi karşınıza alıp konuşarak, ve biraz destek isteyerek yola devam edebilirsiniz.

    Kendinizi dinlendirin, eğlenceli aktivitelere katılmaya çalışın, sosyalleşin, işinize odaklanın, bol bol güzel müzik dinleyin,sevdiğiniz filmleri izleyin. Kendinizi bu kafadan uzak tutmaya çalışın.

  3. Devamlı Uyku İsteği 

    Bu konu çoğunlukla herkesin başına bulantılı / bulantısız gelen bir durum. İlk 3 ay kendimi aşırı enerjik hissediyorum diyen duymadım. Uyku isteğiniz hormonlar yüzünden (ah şu hormonlar!) artacaktır. Korkmayın. Fırsat buldukça uyuyun. İyi haber; 3 ay sonra ciddi anlamda azalacak. Kötü haber; son 3 ay geri gelecek 🙂

  4. Şaşkınlık 

    Bu da sizin bu haberi nasıl ve ne zaman karşıladığınıza bağlı değişkenlik gösterebilir. Eğer beklemediğiniz bir anda sürpriz bir hamilelik geçiriyorsanız, derecesi yüksek olacaktır. Bazen bekleyen kişilerde bile, “şimdi ne olacak?” şaşkınlığı olabiliyor.
    Çözüm Önerisi :  Doktorunuzu iyi seçin. Beğenmediğiniz anda bunun sizin en doğal hakkınız olduğunu unutmayın. Her şeyi konuşabileceğiniz, sorabileceğiniz ve şaşkınlığınızı azaltacak bir doktorunuz olmalı. Sonuçta 40 hafta boyunca en çok onu göreceksiniz. Ona göre.Aileden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden pozitif destek verebilecek olanlar ile görüş konuşun. Tuhaf deneyimleri olan, mutsuz veya hamilelik ile alakasız insanlarla konuşmayın. Bu kişiler, ayna modeli kendilerini size yansıtacaklardır ve bu durum şaşkınlığınızı depresyon ile harmanlayacaktır. Bu insanlardan uzak durun. Kendi deneyiminizin tadını çıkarın. Güzel deneyimleri olan insanlarla, faydalı sohbetleri de değerlendirin.

  5. Daha Önce Sevdiğiniz Şeylerden İğrenme (Mide Bulantısından Farklı Olabilir) 

    Bu da çok garip bir konu. Bulantıdan bağımsız gelişen bir durum. Hani nasıl regl döneminden önce hiçbir kıyafetinizi giymek istemez, aynada asla saçlarınızı beğenmezsiniz; işte bu da daha önce sevdiğiniz şeylere “bööğ” dediğiniz bir dönemin başlangıcı. Her ne kadar yiyeceklerde daha sık yaşansa da, aslında her konuda biraz zevk değiştirdiğinizi farkedeceksiniz. Bu değişiklikler kalıcı olmak zorunda değil. Muhtemelen hamileliğin sonlarına doğru tekrar değişecek veya kaybolacak. Örneğin; özellikle kahveyi çok sevenlerde bir anda kahveden tiksinme belirtisi çok oluyor. Ben çok sevmeme rağmen kahveden tiksinmemiştim ama o delice kahve arayışım cidden azalmıştı. Sonra da kafeinsiz kahve ile kolayca yoluma devam ettim.
    Çözüm önerisi : Yeni zevklerinizin keyfini çıkarın. Daha önce yemediğiniz, tatmadığınız, kullanmadığınız ürünlere merakla yaklaşın ve keşfedin. Bu en sevdiğiniz parfümüzden soğuyarak tamamen doğal ürünlere yönelmeniz de olabilir. Bunlara kızgın olmayın, değişimlere karşı savaş açmayın. Yerine koyabileceğiniz yeni ürünler araştırabilirsiniz.

  6. Kokulara Karşı Duyarlılık

    İşte bu mide bulantısını tetikleyen fenalardan. Benim için ilk 3 ay evde kimsenin almadığı ama benim eve girer girmez aldığımı iddia ettiğim, berbat bir koku vardı. Rutubet desem değil, bozuk bir şey desem değil. Tarifsiz bir koku. Resmen o kokudan kaçmak için evin alt katında durmak istemiyordum. Tüm parfümler benim için kabustu. Soğan ve zeytinyağı kavrularak başlanan yemekleri saymak bile istemiyorum. Mutfağa adımımı atamadım.Sizin de böyle farklı duyarlılıklarınız olabilir. Mesela birinin hamilelikte sudan tiksindiğini duymuştum. Sular kokuyormuş. Yani hamile kadın öyle hissediyor ve su içemiyor neredeyse.Çözüm Önerisi : Bu durumda uzak durmaktan başka bir çare yok. Sakın, bu kokuları bastırmak için oda parfümleri, kokulu mumlar vs. edinmeyin. Kokular iyice birbirine karışacak ve siz hala o duyarlı olduğunuz kokuyu alacaksınız. Çünkü bu kaçınılmaz. Arka sokakta kurulan pazarın kokusunu bile bir tazı burnu ile alabilir, çevrenizi şaşkına çevirebilirsiniz. Burnunuzun şizofrenleştiği bir dönem. Çok yüz vermeyin ve pencereleri açabildiğiniz kadar açın, kapalı alanlarda durmayın, ferahlamaya çalışın.

20. Haftaya Girerken : İsim savaşları!

Bu yazıya başlarken dur biraz araştırayım da öyle yazayım dedim, sonra kendimi makaleler arasında buldum ve pöf dedim iş mi bu, blog. Yani benim bu huyum yüzünden zaten bir süre sonra sıkılıp yazmayı bırakıyorum. Her şeye kapsam yüklemekten..

Yarın kurabiye hanım ile 20. haftaya giriyoruz. İşte yolun yarısı.. Epey debelendik bu günlere gelmek için. Bundan sonra da bir bu kadar daha debeleneceğiz belli ki.

Tekmeler, hareketler, bir kıpırtılar, tok toklar duymaya başladım. Biraz öne eğilip oturduğumda kıpır kıpır, “Arkana yaslanır mısın burada çok sıkışıyorum!” sesi duyuyorum. Bu yüzden öne eğilip yemek yemek, laptop ile çalışmak zorlaşmaya başladı. Hep istiyor yatalım, arka üstü semirmiş inekler gibi. Bu iş biraz sıkıcı olmaya başladı küçük hanım ona göre. Ama sonra düşününce üzülüyorum, ona da içerde pek yer bırakmamış ki benim vücut. Myomlar dizi dizi. Koca koca. Yavrucak nerede dursun, nerede yatsın, ne yapsın? Ben de sıkıştırınca, hop! diyor basıyor tekmeyi.

Sıcaklardan aşırı bunaldım, bu da en önemli notlarımdan 20. haftaya. Hiç kış günü doğacak bir bebeğim olacağını hayal etmezken, şimdi bunda baya büyük bir hayır varmış diyorum çünkü sıcak beni sadece bunaltmıyor, sinirlendiriyor! Bezik bir insan oluyorum. Hatta bu sıcak ülkelerdeki insanların neden tembel teneke ve yatmaya meyilli olduğunu da bu küçük çaplı teorim ile açıklıyorum. Sıcakta kafamı kalıyor insanda! (Of çok güzel stereotipik analiz yaparım.)

baby name ile ilgili görsel sonucu

İsim karmaşı da dört koldan sürüyor. Şimdilik aklımızda birkaç isim var ama isim işi gerçekten zormuş. Aşık olduğun bir isim olmalı. Yoksa tüm güzel isimler bile kötü geliyor kulağa. Hepsine bir benzetme hepsine bir kulp buluyor insan. Hadi sen beğendin, sağdan soldan abuk yorumlar geliyor, hadi ya böyle mi düşünecekler şimdi diyorsun. Kimsenin ne düşündüğü umrumda değil de, ya çocuk ilerde zorlanırsa? Aman diyorum sonra, çok bilindik isimleri sevmiyorum zaten diğer tüm şeyler gibi, illa farklı olacak illa abuk bulunacak, o zaman kime ne?

İsim konusu bizim gibi bir anne baba iseniz hayli zor. Çünkü hem kısa olacak, hem anlamlı, hem uluslararası, ama Türkçe’de de manalı. Söylemesi kolay, dalga geçilmeyecek türden, isimlerimiz ile uyumlu, eh bir de sevimli. Ama öyle kedi gibi sevimli değil, ilerde …. Hanım olduğunda da havalı! Haydi kolaysa bul bakalım. Bul, sonra bana yorumlarda yaz sayın okuyucu, çok hora geçer 🙂

baby name ile ilgili görsel sonucu

Evlendiğimizde kızımız olursa adını …. koyacağız diye dolaşıyorduk, o zamanlar pek romantikti. Ne zaman ben hamile kaldım ve kızımız olacağını öğrendik, o isim bize çok çirkin gelmeye başladı. Sonra bir de annenin babanın yok anneannenin dedenin beğenmesi gibi bizim ailede şart olmayan ama insanın içine hafiften kurt düşüren durumlar da var. O zaman işte bende savaş kılıçları çekiliyor!

Bakalım ismi ne olacak.. Gerçekten ben de merak ediyorum.

Bir ara, bi isim buldum. Birkaç gün o isimle seslenmek istedim. Tamam dedim yarın uyandığımda bu isimle sesleneceğim. Sonra seslendim falan. Bir garip geldi kulağıma. Tekrar açıp baktım isme, meğer yanlış söylüyormuşum. Daha ismi aklımda tutamıyorum! Hop gitti çöpe.

baby name ile ilgili görsel sonucu

20 haftaya gelirken, myomlarım ile yaşadığım zorluklar ile başladığım bu yolculukta (+ hormonların da destekleyici caanım gücü) yine myomlu hamileler için güzel şeyler söylemek istiyorum.

Bana bu yolculuğa çıkarken, her şeyin aşırı derecede ama bakın AŞIRI derecede zor olacağını, mümkünse yataktan çıkamayacağımı, ağrılardan kıvranacağımı, bebeğimin sıkışıp kalabileceğini offf aklınıza daha neler gelirse söylediler. Kabus gibi bir süreç başlangıcıydı. Utanmasalar, myomlar seni uykunda içten içten yiyecek diyeceklerdi de biraz sakinleştiler.

Durum böyle olunca ben çok korktum. Her gebelik riskli, risk doğum anına kadar hiç bitmiyor. Ama ilk zamanlarda yaşanılan risk endişesi, başıma neler gelecek kabusu hiç bitmedi. Hala en ufak bir sancıda, bel ağrısında, “Allah” diyorum, “Geliyor bahsettikleri öcüler!” 

Amaaaa, yok öcü möcü! Zaten hamile kalmaya başlamadan önce de çok inandığım, üstünde çalıştığım, kalpten istediğim düşünce gücü-gerçekten istemek-pozitiflik-olumlama-enerji gibi kelimelerin altı dolu olunca çok işe yaradığını gördüm. Hayır dindar biri değilim. Dinleri eleştirel bir şekilde merak eder, okur, öğrenirim. Ama inançlı biriyim. Neye kime nasıl olduğunun kimseye faydası yok. Sadece bana faydası var ve bugün kendimi gerçekten İYİ hissediyorum. Bunun arkasında sürekli kuruntu yapan, öyle böyle şöyle aman yarabbim sonum geldi modundan silkinmem yatıyor.

Bunu gerçekten büyük oranda azalttığımı düşünüyorum. Normalde benim şartlarımdaki bir insanın çok ciddi sıkıntılara imza atması beklenir. Ben de kendimden bunu beklerdim – eskiden olsa! Hatta bana her şey normal bazen de üzücü gelebiliyor. Ama çevremdeki herkes çok iyi göründüğümü, tahminlerinden daha iyi olduğumu söylüyor. Öyleyim! Çünkü bu bir mucize, bana bu mucizeyi veren beni üzmeyecek biliyorum.

Evet bu kadar spiritüellikten sonra, nazar değmesin, orada olduklarını kabul edip yüz vermediğim myomlarım ile gebeliğim son derece sağlıklı ilerliyor. Bu konuda lütfen güçlü olun. Doktorunuzun desteği bu konuda çok önemli. Baştan alınacak bazı önlemleri almakta gecikmemeli. Mesela Progestan kullanımım gibi. Bunu kanamanız olduktan, bazı zorlukları yaşadıktan sonra tercih etmesi sizin için üzücü olabilir. Doktorunuzun takibi, sizin gücünüz ve inancınız sonucu hayli güzel giden bir gebeliğiniz olabilir.

Haa, bu arada bir dakika, ben baya zorluk yaşıyorum. Ama bunlar bana bahsedilen zorluklar değil. Sadece ağırlık kaynaklı başka zorluklar. Varsın o da olsun.

Lütfen istediğiniz hiçbir konuda umudunuzu kaybetmeyin hemşireler! Eğer bu yazının sonuna kadar geldiyseniz yorumlar kısmına kendi tecrübelerinizden bir iki kelime bırakabilirsiniz böylece başka okuyucular da bunlardan faydalanabilir.

Yolun 2. yarısından tekrar bildireceğim,

Sevgiler.