Bebeklerde Pişik Önlemenin 3 Kesin Çözümü

Tüm annelerin korkulu rüyası, daha bebek doğmadan alınan pişik kremleri, ne zaman nereye ne kadar sürüleceğini bilememenin paniği ve sonuç olarak kırmızı bir popo!

Özellikle kız bebek annelerinin başına daha çok gelen bu facia durumu önlemenin aslında kolay ve kesin yöntemleri var. Fakat neredeyse hastane hemşireleri dahil çoğu kişi bunu uygulamıyor. Türkiye’de yumurta kapıya gelince mantığı pişik mevzusunda da aktif.

İşte size işin sırrı : Pişik olduktan sonra değil, olmadan çözülecek bir problemdir.

NASIL YANİ?

Yani; önleminizi alıp pişikle hiç karşılaşmayabilirsiniz. Dafi şu an 4 aylık bir kız bebek ve biz çok şükür henüz pişik ile tanışmadık. Peki bunun için neler yaptık?

 

1. Havalandırmayı unutma!

Bebişinizin altını açtığınızda, özellikle sabah değişimlerinde, uzun bir geceden sonra poposunu havalandırmanız çok mühim! Temizliğinizi yaptıktan sonra 1 dakika da olsa bebeğinizin poposunun açık kalarak hava almasına dikkat edin. Böylece NEFES alacak.

2. Daima Nemlendirme, Hep Koruyucu!

Burası çok önemli! Ve bu bilgiyi gerçekten kimse vermiyor. Bebeğinizin altını her açışınızda, bez ile popo arasına bir BARİYER KREM sürmelisiniz. Dikkat! Pişik kremi demiyorum. BARİYER KREM diyorum. Buradaki mantık, bebeğinizin cildi henüz çok ince olduğu için, çiş ve özellikle kaka yaptığında cildinin tahriş olma hızı çok yüksek. O nedenle, işin sırrı çişler ve kakalar ile popo arasına bir bariyer koymak. Bunun için tamamen doğal içerikli, pişik kremi olmayan (pişik kremleri çinko içerir ve tedavi amaçlıdır, bu nedenle her alt açışta pişik olmayan bir bölgeye çinko sürmemelisiniz) bariyer krem kullanmalısınız.

Ama bunu hiç atlamamalı ve bir alt açma rutini haline getirmelisiniz. Eğer bunu uygularsanız, pişik size hiç uğramayacaktır, söz veriyorum 🙂 Denedim, gördüm.

Biz Dafi’ye yenidoğan döneminde Bübchen Bariyer Krem kullandık. Üstünde pişik önleyici yazar fakat esas pişik kreminden farklıdır. İçinde ÇİNKO bulunmaz.

Daha sonra ise Burt’s Bees Baby‘i keşfettim. Yine tamamen doğal bir krem. Nemlendirici olarak da kullanabilirsiniz, ben Bariyer Krem olarak kullanıyorum. Aynı markanın önce daily cream to powder olanını da severek kullandım fakat sıkarak kullanılan ürünler alt açarken çok zor oluyor. Kavanoz ürünler çok daha yardımcı. Bu nedenle diğer krem ile devam ediyorum. Daily cream to powder‘ın yapısı dediği gibi biraz daha pudra kıvamlı. Multipurpose Ointment ise daha kremsi, ilk başta biraz vıcık gelebilir ama bir nohut tanesi kadar küçük noktalar halinde bebeğinizin alt kısmına yayarsanız onu hem nemlendirecek hem de dediğim gibi pişikten koruyacak.

Önemli bir nokta da; artık bebeğinizin solunum yolları için önerilmeyen pudra kullanımı. Her ne kadar hala satılsa da, bebek pudrası olarak satılan toz pudralardan uzak durmanızı öneririm. Hem sizin hem de özellikle bebeğinizin solunum yolları için oldukça zararlı bir ürün. Ayrıca koruyuculuk özelliği de çok az.

3. Sık Sık Alt Değiştirmeye ve Doğru Bezi Kullanmaya Özen Göster!

Bezlerin üzerinde 12 saat etkili vay efendim hiç ıslatmıyor, popolar hep kupkuru gibi vaatler bulunsa da siz bunlara kanmayın ve imkan buldukça bebişin poposunu havalandırarak bezini değiştirin. Özel durumlar hariç, özellikle evdeyseniz bez mevzusunu hiç uzatmayın. Gece ise bez değiştirme işine girmemenizi öneririm (kaka veya büyük bir batma durumu olmadıkça) çünkü bez değiştirildiğinde bebekler ciddi anlamda uyanıyorlar.

Bez seçimi ise ayrı bir mevzu. Ama bu süreçte birkaç bez denedim. Pampers Prima Premium ile başladık. Sonra tavsiye üzerine (kakayı tutuyor vs gibi) Huggies denedik. Huggies zaten elime aldığım an kalitesi konusunda bana o işareti verdi. Çok kalın ve sert bir bez. Hiç mutlu olmadık. Amsterdam’a taşındığımızda Pampers Prima‘nın 12 saat etkili olduğunu iddia ettiği bir modeline geçtik. Fakat yine hüsran. Dafi sürekli battı çıktı. Hemen Pampers Prima Premium‘a geri döndük. Premium olmasına dikkat edin derim, hem daha yumuşak ve de emici. Sırtına doğru taşmaları da önlüyor.

Yeri gelmişken, doğru alt silme mendilleri de önemli. Parfümsüz, parabensiz, hassas bebek cildine uygun alt silme mendillerini tercih edin. Normal ıslak mendilleri sakın bebişinizin poposunu temizlemek için kullanmayın. Evde kendiniz ılık su ve pamuk kullanıyorsanız da pamuk seçiminiz bence bebek pamuğu olmalı. Diğer pamuklar bebeğinizin genital bölgesinde kalabilir. Dikkat edin.

Özetle;

Pişik korkulu bir rüya olmaktan çıkabilir, yeter ki siz bunun için doğru adımları izleyin. Biz hastanedeyken hemşire ve çocuk doktorları hiçbir şey sürmeyin, olduğu gibi bırakın demişlerdi. Çoğu hekim ve hemşire de hala bunu öneriyor. Bence pişik asla son adımda çözülmeye çalışılacak bir konu değil. En önemlisi sorun başlamadan önce harekete geçmek!

Pişiksiz, yumuşacık popolar diliyorum bütün bebişlere!

 

 

 

 

Reklamlar

Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.

Hamilelikte Okunacak 8 Kitap

Kimisine göre çocuk bakımı veya hamilelik kitaplardan öğrenilecek bir şey değil, kimisine göre başucu yardımcıları. Bana sorarsanız evet deneyimler çok farklı olacak eminim, ama okuyarak da çok şey öğrendiğimi saklayamam. Eğer çocuk bakımı, hamilelik vb. konularda hiçbir fikriniz yoksa bence okumak gerçekten önemli. Hatta fikriniz varsa da güncel bilgileri okumak iyi olabilir. Doğru bilinen yanlışlar bence inanılmaz fazla. Kulaktan dolma bilgileri bir kenara bırakmak isteyenler için, işte okuduğum ve değerlendirdiğim kitaplar. Satın almadan önce fikriniz olsun.

  1. Mayo Clinic Sağlıklı Gebelik Rehberi
    Bu kitap hamile kaldığımı öğrendiğimde ilk aldığım kitaptı. Mayo Clinic referansına güvenerek almıştım. Hafta hafta hamileliği toplam 10 aya bölerek yaşadıklarınızı ve yaşayacaklarınızı son derece detaylı, gerçekçi ve tıbbi bir şekilde anlatıyor. Hiçbir yerde yazmayan, bilmediğim detayları öğrendim. Bebiş kalça sinirlerime bası yapıp yürüyemez hale geldiğimde bunun başıma gelebileceğini sadece bu kitap söylüyordu. Tıbbi referanslar içermesi nedeni ile oldukça güvenilir.Hafta hafta gebelik takibi dışında bebek bakımı, evcil hayvanınızı bebeğiniz ile tanıştırma, partneriniz ile veya tek başınıza bebek büyütme konularında detaylı bilgiler yer alıyor. Normal doğum ve sezaryen sürecini iki ayrı başlıkta inceliyor. Hatta sezaryen operasyonunu bu kadar detaylı anlatan bir başka kaynak görmedim. Biraz korkutucu olmakla birlikte (benim gibi fobikseniz) ne ile karşılaşacağınızı, ameliyat yaranıza nasıl bakacağınızı vb. konularda tüm bilgileri veriyor.

    Okuduğum tüm kitaplar içinde açık ara en sevdiğim kitap oldu diyebilirim. Tam bir referans kitabı. Sıkmadan, yormadan, bilimsel ve net. Şuradan satın alabilirsiniz.

  2. Tracy Hogg – Yeni Annelere Mucize Çözümler

    Eğer hamileyseniz veya yeni anne olduysanız, Tracy teyzemizin ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Duymadıysanız da hazır olun, o bu dünyanın İncil’i sayılabilecek bir kitap yazmış. Bebeklere Fısıldayan Kadın olarak da anılan Tracy Hogg uzun zaman önce hayatını kaybetse de, kitapları annelerin başucunda durmaya devam ediyor.Bana kalırsa kitabından çok, önerdiği metotlar önemli. Kitabı çok uzun sürede bitirebildim çünkü okurken biraz sıkıldım. Sebebi; Tracy’nin kitabı her şeyi çözmüş bir dille yazmış olmasıydı. Okurken kutsal kitabı okur gibi saptırılamaz doğrulardan bahsediliyor hissine kapıldım. Birkaç arkadaşım da aynı şeyi söyledi. O yüzden bu konuyu boşverin. Bu kitapta esas önemli olan ve herkesin üstüne konuştuğu 3 nokta var :– E.A.S.Y Metodu : Bunun için ayrı bir yazı yazmak gerek. Ama meşhur E.A.S.Y (kolay) metodu, 4 farklı aktivetinin belirli bir düzen çerçevesinde ve arka arkaya uygulanarak bebeği ve kendinizi mutlu etmek üzerine kurulu. Bu metot sayesinde ebeveynlerin günlerini planlaması, bebeklerinin bakımının kolaylaşması ve tahmin edilebilir sonuçlar alınması isteniyor. Tracy bunun %100 çalıştığını söylüyor. Uygulayan ve mutlu olduğunu söyleyen de çok insan var. Fakat bence hayatın sırrını çözmüş gibi heyecanlanmayın. Sadece rutin oluşturma konusunda iyi bir metot.
    – Karakter Analizi : Bu da aslında her bebeğin farklı olduğunu ve bu nedenle uyku, beslenme, rutin oluşturma, banyo gibi konularda her bebeğin farklı cevapları olduğunu vurgulayan bir konu. Bebek çeşitleri var ve siz bebeğinizin hangi kategoriye girdiğini bularak, yaklaşımlarınızı buna göre düzenliyorsunuz. Burç gibi bi’şey.
    – Uyutma Yöntemi : Tracy’nin uyku yöntemi,  birçok farklı uyku ekolünden biri olarak kabul ediliyor. Benimseyenler çok. Kitabı uyku üzerine bir kitap sanarak almayın. Zira çok bahsetmiyor. Basitçe bahsetmek gerekirse yatır kaldır ve pışpışla üzerine kurulu bir metot. Fakat dediğim gibi bu da ayrı bir yazının konusu.

    Kısaca bu kitap ile bebeklerde rutin dünyasına yumuşak bir giriş yapabilirsiniz. Bu kitabın bir de Bebek Bakımlarına Mucize Çözümler diye benzeri var. Yine aynı yazarın. Orada sanırım biraz daha ilerleyen yıllar anlatılıyor. Benim önerdiğim yenidoğan dönemi için uygun. Şuradan satın alabilirsiniz.

  3. Kim West – Sleep Lady İyi Uykular Tatlı Rüyalar

    Bu kitabı başka bir uyku ekolünü anlamak için almıştım. Kitap tamamen uyku üzerine kurulu kalın bir kitap. Metot yenidoğan döneminden çok, özellikle ilk 3 aydan hatta 6 aydan sonrasına dayanıyor. Oda ayırmak konusunda başarılı çözümler sunan Kim West‘in ayrıca kendi eğitiminden geçerek sertifikalanmış eğitmenlerinin Türkiye’de şöyle bir uyku okulu da var. Diğer ülkelerdeki koçları da bu listeden bulabilirsiniz.Kısacası bu kitabı uygulamaya henüz başlayamayacağım için devamını pek okuyamadım fakat yazım dilini ve yaklaşımını beğendim. İlerleyen dönemlerde özellikle odaları ayırma konusunda destek alacağım bir kitap gibi duruyor. Bu arada Kim West metoduna göre ilk 3-6 ay arası co-sleeping dediğimiz aynı odada farklı yataklarda (siz kendi yatağınızda, bebek kendi beşiğinde) uyuma modeli destekleniyor. Bana da bu uygun geldiği için diğer yaklaşımlar da işime yarayacak. Eğer siz, bebek 40 günlükken odanızı ayırmayı benimsediyseniz, belki başka konularda destek bulabilirsiniz.Bu tür metotlarda ve kitaplarda bebeğin ağlamasına aldırılmadığı, bebeğini ağlatarak uyutmanın da kabul edilemez bir şey olduğunu düşünenler olabilir. Bence hiçbir yöntem Ferber‘in ağlatma metodu değil. Bu yüzden seçim size kalmış.

    Şurada satılıyor.

  4. Hetty Van De RijtFrans Plooij – Harika Haftalar 

    Bu kitabı da mucize kitap olarak değerlendirenler çok. Bebeğinizin ilk 20 ayında geçireceği atakları anlatıyor. İki doktorun hazırladığı kitap oldukça bilimsel dayanaklara sahip. Kitabı bebeğiniz büyürken takip etmeniz ve başınıza gelecekleri okuyup şaşırmamanız iyi olacaktır.Ben kitabı severek aldım ama esas ilgimi çeken bir de aplikasyonunun olması. Ki kolay kullanımlı aplikasyonlar her an telefonumuzda bizimle her yerde. Bu uygulama sayesinde de ağlama krizlerinin sebeplerini anlamak; büyüme ataklarını önceden gelen alarmlar ile takip etmek son derece faydalı duruyor. Özellikle her krizde doktora koşmak istemeyenler için birebir.
    Şuradan alabilir, şuradan  da indirebilirsiniz.
  5. Pamela Druckerman – Bebeğinize Fransız Kalın!
    İtiraf edeyim önce bu kitaba kendimi çok uzak hissetmiştim. Sonra bir yerlerde yorumunu görünce dikkatimi çekti, aldım ve iyi ki almışım, bayıldım. Çünkü kitap diğer kitapların aksine bir eğitim öğretim kitabı değil. Gerçek bir Amerikalı annenin Paris’e taşındıktan sonra annelik, ebeveynlik, kadınlık üzerine yaşadıklarını anlatan kitap oldukça sürükleyici. Ayrıca Fransız kadınlarının anneliği üzerine de oldukça öğretici tiyolar mevcut. Şuradan alabilirsiniz.Sonraki kitaplarında kendi içinde tutarsızlıklar yaşadığını söyleyenler olsa da, benim için bir ufuk yaratan bu kitabı bence tüm ebeveynler okumalı. Özellikle kültürel farklılıklara meraklıysanız.
  6. Uzm. Gelişim Psikoloğu Sinem Özen Canbolat – Bebeğimle Oynuyorum
    0-6 ay için 101 oyun başlığı ile çıkan kitap gördüğüm an dikkatimi çekmişti. Oyun oyundur işte canım minicik çocuğun ne oyunu olacak agucuk gugucuk diye düşünenlerdenseniz biraz yanıldığınızı söylemekte fayda var. Kitapta motor gelişim sisteminden, duruş pozisyonlarına kadar doğru oyunları anlatıyor. Tabii bu oyunlar özellikle ilk aylar için sandığınız kadar komplike şeyler değil. Topu topu 5 dakika sürüyorlar.Kitap özellikle babalar için harika. Arda severek okudu ve uygulayacağına eminim. Şuradan satın alabilirsiniz.
  7. Harvey Karp – Mahallenin En Mutlu Bebeği
    Harvey Amca da bebek bakım dünyasında adı sıkça geçen duayenlerden. Seveni çok. Kitabı yine bir ekolü anlatıyor. Bu da 5 temel prensip üzerine kurulu. Harvey Karp‘ın yaklaşımları bazı noktalarda bana hitap etse de birkaç konuda uygulayacağımı sanmadığım noktalar var. Fakat en önemli özelliği, bebeğimizin ilk 3 ayı için aslında anne karnında geçirmesi gereken son 3 ayı olduğunu; yani 3 ay erken dünyaya gelmiş gibi düşünmemizi söylemesi. Bu nedenle ilk 3 ay şımartma diye bir şey olduğuna da inanmıyor. (katılıyorum) Bunu da çok güzel bir biçimde tarihten, kendi gözlemlerinden ve anektotlardan alıntılayarak anlatıyor. Genel kültür örnekleri şahane.Kundaklamaya, yan ya da yüzü koyun yatırmaya, ŞŞŞ sesine, sallamaya ve emmeye inanıyor. Bu şekilde bebeklerin ağlamalarının hızla geçeceğini söylüyor ve buna dair videoları var. Şuradan izleyebilirsiniz. Zaten bu en altı çizilen özelliği. Bugün meşhur olan white noise (beyaz gürültü), kundaklama gibi aksiyonlar Harvey Karp‘ın Amerika’da yarattığı yeni akımın ürünleri.

    Kundaklama, yan ya da yüzü koyun yatırma ve ŞŞŞ sesi dışında sallama ve emme sürecine katılmıyorum, katılmak da istemiyorum. Çünkü bunlar daha sonra alışkanlığa dönüşüp aileleri çileden çıkaran durumlar halini alabiliyor. Bazı önerileri de (örneğin bebeğin makatını zeytinyağı ile dürterek uyarmak ve kaka yapmasını sağlamak gibi) bana çok ilkel geldi.

    Ama benim annelik, kadınlık üzerine savunduğum düşünceleri oldukça başarılı yansıtan şu cümleleri alıntılamadan geçemem :

    Bir bebeğe annelik etmek ne kadar muhteşem bir duyguysa da ne otomatik ne de içgüdüseldir. Bebek bakıcılığı yaparak ya da kardeşlerinize bakmaya yardım ederek çok vakit geçirmediyseniz, bebeğinizin size, altı kollu bir Hindu tanrıçası olmanız gerektiğini hissettirmesi sizi şaşırtmasın. Birçok kadın için yeni doğan bebeğine annelik etmek, karşılaştıkları en zorlu iştir!

    Yine de ekollerin birleşmesinden güzel şeyler doğar diyerek okumak isteyenler, şuradan satın alabilir.

  8. Ayşe Öner – Hamilelik Doğum ve Bebek Bakım Kitabı

    Ayşe Öner’i de tüm tontonluğu, tüm kibarlığı ve sıcak anlatımları ile tanımayan varsa bir an önce tanımalı. Ama bu tanışma bence kitabı ile değil, youtube videoları, düzenlediği eğitimler ve son zamanlarda Instagram üzerinden yaptığı canlı yayınlar ile daha iyi olur diye düşünüyorum. Kitabı bazı eleştirlere rağmen almıştım ve bu eleştirilerin bir noktada doğru olduğuna karar verdim. Ayşe Öner belli ki bazı markalar ile işbirliği yapıyor. Bunlardan biri de her yerde bangır bangır gördüğümüz hatta bence sponsorluğunu üstlenen Philips Avent. Ama bu durum, markalar konusunda öneri vermeyi aşıp Ayşe Öner’in tamamen Philips Avent‘in marka yüzü olmasını yaratmış.

    Kitapta belirli kategorilerde Avent dışında başka bir ürün tavsiyesi göremiyorsunuz. Bunu da geçtim, kocaman mobilya ürünleri vb. markaların tanıtım yazıları var. Bunlar gerçekten çok sıkıcı olmuş. Tüm sponsorlar veya işbirlikçiler kitabı işgal etmiş gibi. Aralardan da bir iki samimi tavsiye çekip çıkarabiliyorsunuz.

    Bu nedenle kitap bana elinize aldığınız karıştırmalık bir dergi gibi geldi. Her yerde bulabileceğiniz başlıklar var. Dediğim gibi, Ayşe Öner’i seviyorsanız başka mecralardan takip edin.


    Not :
    Okuduğum diğer kitapları tavsiye etmeye değer bulmadığım için eklemedim. Listeyi yenilerini okudukça güncelleyeceğim. Sizin de önerileriniz varsa eklemek harika olur!