Bebek İle Uçakta Rahat Etmenin Sırları : Yapmanız Gereken 10 Şey

Dafiko ile daha 3 aylıkken 5 kere uçak macerası yaşayınca bu yazıyı yazmaya karar vermiştim. Çünkü aslında bizimki bebek ile uçak seyahati değil neredeyse yenidoğanla uçak macerası diyebileceğimiz nitelikte.

İlk uçağa bindiğimizde Dafi şehiriçi bir uçuş yaptı ve henüz 1 aylıktı. Zaten white noise (beyaz gürültü) dediğimiz abuk subuk bir gürültü ile uyumaya alıştığı için uçakta kucağıma bağladığım gibi sakinleşip sızmıştı. Sorunsuz bir gidiş dönüş geçirmiştik.

Fakat yaşı arttıkça yapılması gerekenler değişti ve işin içine taktikler girdi. En son 7. uçuşunu Barcelona-Amsterdam arasında gerçekleştiren Dafi ile bazı şeyleri aştık diye düşünüyorum. (Muhtemelen hayal görüyorumdur.) 

Her ne olursa olsun, bebişiniz ile uçak macerasına atılacaksanız yapmanız gereken birkaç temel şey var. Bunları atlamadığınız sürece işler yoluna girecektir ya da artık bebeğinizin ruh haline bırakıp salın gitsin.

(Bu yazıyı Dafi 6 aylıkken yazıyorum, büyüdükçe güncelleyeceğim.)
Processed with VSCO with hb1 preset

  1. Bebeğinizin Uyku Saatine Göre Uçak Bileti Seçmek
    baby sleep airplane ile ilgili görsel sonucu
    Taktiksel bir öneri ile maddelerime başlıyorum. Çünkü bu en zor olanı. Günümüz şartlarında ucuz bilet kıstırmak meziyetken bir de bebişinizin uyku saatlerine göre bilet aramak tam iç daraltıcı, umut kırıcı bir aktivite. Tabii ki kendinizi çok kısıtlamadan, fakat bebişinizin genellikle hangi saat dilimlerinde sakin olduğunu göz önüne alarak hareket etmenizde fayda var.Mesela Dafi sabah saatlerinde genellikle uykuya meyilli olduğu için, uçakta gevşemesi, uyuklaması daha olası. Aynı şey 19.00 sonrası uçuşlarda da mümkün, çünkü akşam uykusu zamanı. Fakat 15-16-17 saatlerinde bir uçuş yapacaksak, bu saat dilimleri Dafi’nin patlama yaptığı saatler olduğu için muhtemelen uçaktakilere “çocuk yapmamayı” düşündürecek bir performans sergileyecektir.

    Buna göre hareket edip bilet seçiminizi yapmaya çalışırsanız, işler baştan kolaylaşır. Rötar yerseniz diyecek sözüm yok, lütfen ağlamayın, sükunetinizi koruyun.

    ———————————————————————————————————————————

  2. İniş / Kalkış İçin Emzik veya Emzirme Yöntemi
    baby bottle ile ilgili görsel sonucu
    Bize de olduğu gibi, bebek ve çocuklara da iniş kalkışlar kulakları için bir zulüm. Basınç ile mücadele etmeyi bilmeyen el kadar bebişler tabii ki avazı çıktığı kadar ağlayacak. Kalkışta başlayan bu gerginlik uçuş boyunca tam geçti derken iniş ile birlikte tırmanışa geçecektir. O nedenle, iniş ve kalkışlarda bebişinizin emmesini sağlamak çok mühim.Bunu nasıl yapacağınız size kalmış. Emzirmek uçakların tıkış tıkış yapısında bence pek kolay değil. Buradaki taktik eğer bebişinizi biraz acıkmış olarak uçağa bindirirseniz, emmek için zaten can atacaktır. Kalkış esnasında mutlaka emiyor konumda olmalı. Emzik burada en büyük yardımcınız olabilir. Eğer Dafi gibi emziğe yüz vermeyen bir bebeğiniz varsa, bu sefer de biberon ile işi çözebilirsiniz.

    Biberon ile beslerken, özellikle Türk amca ve teyzelerinin ağırlıkta olduğu uçuşlarda “Aa emmiyor mu?” , “Vah vah meme almıyor mu?” gibi abuk subuk özel alana saldırı soruları ile karşılaşabilirsiniz, “Evet emmiyor” diyerek kestirip atın, böylelerine lütfen yüz verip canınızı sıkmayın.

    ———————————————————————————————————————————

  3. Uçağa En Son Binmeye Çalışmak
    airplane waiting line ile ilgili görsel sonucu
     

    Bunu bir çok kişi önerse de, hatta Dafi’den önce ben de hep bunu tercih etsem de aslında epey stresli bir şey. Çünkü herkes bir şekilde yerleşmiş oluyor ve siz elinizde belki anakucağınız belki de kangurunuz ile yerinizi almaya çalışıyorsunuz. En son binmeye çalışmak bebişinizi dışarda oyalamak için mantıklı bir yöntem olsa da, bence daha uçak kalabalığı doluşmadan ortama alışmak için önden binmek daha yararlı olabilir.Tüm gözler sizin üzerinizdeyken debelenmeye son vermek için, zaten genellikle bebekli/çocuklu aileleri ilk önce bindiren sisteme kendinizi bırakın. “Biz en son bineceğiz, hep öyle okuduk” diye direnmeyin.

    ———————————————————————————————————————————

  4. Uçaktaki Havalandırma Sistemi İle Mücadele
    airplane air conditioner ile ilgili görsel sonucu
    İşte bu çok önemli. Bir keresinde havalandırması resmen çalışmayan ve nefes nefese bir hamama dönüşen Sunexpress uçuşu ile Dafi’nin krize girmesini bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum; havalandırma ÇOK ÖNEMLİ.

    Baştan söyleyeyim, aman bebeğim üşürcülerdenseniz bu hayat size hep dar olacak. Fakat tabii ki bebeğinizin yaşına göre üfür üfür havalandırmayı da üstüne doğru yöneltmekten kaçınmalı, kıyafetlerini ona göre ayarlamalısınız.Bence bu konuda en yardımcı çözüm bebeğinizin içine bir kısa kollu body, üstüne de bir önden fermuarlı kapşonlu sweatshirt giydirmek. Böylece hem başını korursunuz, hem isterseniz uykusunda bile çıkarabilirsiniz (boynundan geçmediği için). Eğer şartlar daha sertse yanınıza bir de ek olarak battaniye alırsanız size hayli hayli yetecektir.

    Bebeğinizi kat kat giydirip uçağa bindirmeye çalışmayın. Bu asrın hatası olur.
    ———————————————————————————————————————————

  5. Yedek Kıyafetler / Bez 
    baby bag ile ilgili görsel sonucu
    Elbette her yere giderken yanımıza yedeklediğimiz kıyafetler, bezler ve gerekli her ne varsa uçakta da yanı başımızda olmalı. Uçakta alt değiştirme işine hiç girmedim. Uçuşunuzun uzunluğuna bağlı olarak size tavsiyem, uçağa binmeden hemen önce bu işi havaalanlarındaki son derece konforlu bebek alt açma odalarında halletmeniz.Zaten doğru bezi de kullanııyorsanız, başınıza büyük bir kaza gelmeyeceğine eminim.

    ———————————————————————————————————————————

  6. Uçakta Mama Hazırlamak
    Ä°lgili resim
    Bu konuda ayrı bir yazı yazmalıyım bence ama biz mama konusunda Dafi’yi asla ılık veya ısıtılan mamaya alıştırmadık. (Şu an 6 aylık olduğu için ısıtılan ek gıdalaran bahsetmiyorum) Özellikle formula ile beslendiği için her zaman oda sıcaklığında suyu tercih ettik. Hala da tüm mamalarını oda sıcaklığında hazırlamaya gayret ediyorum. Böylece sokaklarda, uçakta, orada burada mama ısıtma telaşına hiç girmedik. Benim size baştan kilit önerim bu olur.Velev ki, siz ılık mamaya alıştırmışsanız, o zaman bunu bindiğiniz gibi hostesler ile konuşmalısınız. Bazı uçaklarda yanınıza ısıtmak durumunda olmadığınız mamalar almanız öneriliyor çünkü uçaktaki ısıtma sistemlerinin uygun ayarda olmayabileceği belirtiliyor. Bazıları verin biz ısıtırız, çok süper bir havayoluyuz diyor. En basit yöntemi de kendinizi ve etrafınızı yakmadan sıcak bir su isteyerek içinde benmari usulü mamanızı bekletmeniz.  Ya da bebek mamaları için özel tasarlanan termosları tercih edebilirsiniz.

    Eğer ılıtmakla derdim yok diyorsanız, bir başka konu da porsiyonlamak. Bunun için hemen evde mamanızın porsiyonunu ayarladığınız mama kapları var. (formula için) Direkt biberona dökebiliyorsunuz. Örneğin 180 ml formula hazırlayacaksınız, baştan biberonunuza bu ölçüde suyunuzu koymuş olarak uçağa binin. Bu formula kutusunu kullanarak direkt içine hazırlamış olduğunuz ölçüde dökebilirsiniz. Ben bunu kullanıyorum ve baya memnunum.

    Önemli Not : Uçağa binerken, bebeğiniz için olduğunu belirttiğiniz sürece gerekli su, mama gibi ürünlerinizi alabiliyorsunuz. Evet, uçağın içine kabul ediliyor.

    ———————————————————————————————————————————

  7. Bebek Arabasını Nereye Koyacaksınız
    airplane baby stroller ile ilgili görsel sonucu
    Geldik gönül çelen bu konuya. Şimdi efendim bu konu bebek arabanızın markasına göre değişir. Fakat genel prosedür ile bebek arabanız ile uçak kapısına kadar gidip orada bebek arabanızı görevlilere teslim edebileceğiniz yönünde. Check in yaparken bebek arabanızın kaç parçaya ayrıldığını belirtiyorsunuz. Onlar da üstüne bir etiket yapıştırıyor, siz de tam uçağa bineceğiniz noktada görevliye arabanızı verip bebişinizi kucaklayıp uçağa giriyorsunuz.Buraya kadar her şey çok güzel. FAKAT, dikkat edilmesi gereken konu şu ki; acaba inişte bebek arabanızı hemen uçaktan inerken size verecekler mi? Böyle bir hizmet var mı? Ben bunu ilk yaşadığımda, kucağımda Dafi ile havaalanı koridorlarını arşınlamış, pasaport kontrollerinden geçmiş, saatlerce gelmeyen bebek arabasını beklemiştim. Hayatımın en zor uçuşuydu. Evet, tek başımaydım. Sonradan öğrendim ki, örneğin Amsterdam Schipol Havaalanı‘nda böyle bir hizmet yok. Bebek arabanız, Odd Luggage (Acayip Bagajlar diye çevirdim.) denilen ayrı bir bölümden size gelecek. Burası genellikle bavullarınızın geldiği bantların yanında/yakınlarında oluyor. Bebek arabam nerede, kim çaldı, bavullarım ile gelmedi diye feryat figan etmeyin, tekrar ediyorum; Odd Luggage bölümüne doğru gidip sabır ve sükunet ile bekleyin.

    Eğer katlanıp yanınıza alabileceğiniz ergonomiklikte bir bebek arabanız varsa, zaten koyarsınız üst rafa, bakarsınız rahatınıza. (Çok lirik bir insanım.)
    ———————————————————————————————————————————

  8. Kanguru İle Körükte Salınmak
    preparing baby formula on airplane ile ilgili görsel sonucu
    Bunu nedense Doona ile uçağa binmek konusunda ısrarcı olduğum için geç keşfetsem de, kanguru ile havaalanı maceranızı atlatmak bence EN EN EN mantıklısıymış. Bir kere iki elinizde boş oluyor. Bavul, çanta veya bilimum araç gereci taşıyabiliyor, pasaportlarınızı kontrol edebiliyorsunuz. Sonra, bebişler zaten kanguruda kendilerini çok güvende ve sakin hissettikleri için sakinleştirmek gibi ayrı bir efor sarfetmenize gerek kalmıyor. Uçağın içine kadar kanguru ile gidip rahatça bebek kemerine geçebiliyorsunuz. Daha ne olsun?Kanguru tercih etmeniz durumunda bebek arabanızı bavullarınızı teslim ettiğiniz noktada (check in alanında) teslim ederek yükünüzden kurtulabilirsiniz.

    ———————————————————————————————————————————

  9. Ön Koltuğun Tekmelenmesi Sorunsalıairplane front seat baby ile ilgili görsel sonucu

    Bu konuda yıllarca, “Allahım neden ben?” sorusunu sormama neden olmuş bebeklerden toplu olarak özür diliyorum. Çünkü bebekler ve sanırım ilerleyen dönemlerde de çocuklar (saykoluk seviyesinde olmadıkları sürece) bu tekme işine gönül veriyorlar.

    En son uçuşumuzda Dafi de bu konuda biraz pratik yapma fırsatı yakaladığını düşünerek ön koltuğa girişti. Arda ve ben ayaklarını tutmak için baya çabaladık ama yapacak bir şey yok nihayetinde o bir bebek ve koltuklar da belli ölçülerde. Hangi açıda tutarsam tutayım bir şekilde o allah ne verdiyse gücüyle ön koltuğu itme dürtüsü geldi. Lakin kimse arkasını dönüp sinsi sinsi bize bakmadı.

    Böyle durumlarda elinizden geldiğince engellemeye çalışın, fakat bebişinize/çocuğunuza kızıp bağırıp tansiyonu arttırmayın. İnanın sizin söylenmeleriniz diğer yolculara bebek sesinden daha çok rahatsızlık veriyor. Ayrıca bebişiniz de sizin gerginliğiniz nedeni ile daha çok geriliyor. O zaten bunu bir kaba motor gelişimi olarak görüyor ve ne yaptığını bilmeden yapıyor. İlgisini dağıtıp, başka yöne çevirebilirsiniz. Ön koltuğa çok sert giriştiyse baştan oturan kişiden özür dileyin, kibarlığınızı yapın, gerisini de umursamayın.
    ———————————————————————————————————————————

  10. Bebişiniz Ağlarsa Kimseyi Takmamanın RahatlığıProcessed with VSCO with hb1 preset

    Eveeet, favorimi sona sakladım. Bunu Dafi doğmadan önce çok düşünmüştüm, üzerine de okuyarak “Yazık değil mi bu kadınlara, ne yapsın o gariban anne.” diyerek empatiden empatiye koştuğum bu konuda YAŞAYINCA ANLADIM modu benim de kapımı çaldı.Bir kere insan geriliyor evet. Çok sağlam geriliyor hem de. Fakat benim gerginliğim insanlardan çok Dafi’nin ağlamasını bir türlü geçirememek olmuştu. (Sebebi o lanet uçağın Karayip sıcağına bürünerek uçmasıydı, kınıyorum seni Sunexpress)  Çünkü ne yapsanız geçmeyen bir bağırma ve ağlama modu hakim oluyor ve siz kendinizi küçücük bir uçakta küçücük bir koltuğa sıkışmış hissediyorsunuz.

    Genellikle yabancı milletler ile yaptığınız uçuşlarda kimse özellikle sizi rahatsız hissettirmemek için dönüp bakmıyor bile. Fakat bizim milletin uçuşlarında bütün gözler bir anda baykuş misali size dönüyor ve sürece sözlü/sözsüz katılım başlıyor.

    “Cık cık cık, susturamadı” bakışları, “Ne yapacağını da bilmiyor” hisleri “Madem zaptedemiyorsun ne diye el kadar bebekle uçağa bindin kadın” kınamaları,  “Dur ben sana ne yapacağını göstereyim” karışmaları arasında cinnete doğru yol alan bir uçakta bulabilirsiniz kendinizi.

    Lütfen herkese teşekkür edip, önünüze ve bebeğinize bakın. Çok sıkıştığınız durumlarda host/hosteslerden yardım isteyerek arkada veya en önde bir koltuk talep edip o sıkışıklıktan kurtulun. Bebeğinizin kıyafetini kontrol edin, hava almasını sağlayın, biberon/emzik/emzirme gibi sakinleştirme yöntemlerini deneyin.

    Unutmayın, kimse sizden iyi bebişinizi tanıyamaz. Ve uçuş dediğiniz geçici bir süreç; bittiğinde kendinizi acayip başarılı hissedeceksiniz 🙂

    Herkese bebişleri ile iyi uçuşlar!

Reklamlar

Bebek İle İlk 3 Ay : Ne Umduk Ne Bulduk?

Dafne, nam-ı diğer Dafi ile geçen ilk 3 ayımız hayatımda aldığım en büyük derslerin paket şeklinde sunulmuş haliydi. Bir annenin ve bir babanın bu ilk 3 aydan öğreneceği çok şey var. Anne olarak kendi payıma bir sürü içsel yolculuğa çıktığımı itiraf edebilirim. Kimi zaman enerjik, kimi zaman depresif, çoğu zaman şaşkın ve gerçekten ne yaşadığımızı anlamayan bir halde geçti gitti ilk 3 ay.

Neler öğrendiğimi ve size neler tavsiye edebileceğimi minik başlıklar altında toparlamak istersem;

Önce Bebişin Rutini / Uyku Düzeni

Bebeklerde uyku düzeni bence hayatımızda girip girebileceğimiz bütün sınavlardan daha zor bir sınav. Ben bu konudan deli gibi korkan bir anne adayı olarak, daha Dafi doğmadan sayısız makale ve kitap okumuş, kendimi uyku düzeni konusuna hepten kaptırmıştım. Dafi doğduğunda hastane odasındaki ilk gece yattığım yerden white noise açarak doktorları korkutacak kadar kendimi konuya vermiştim.

Eve geldiğimiz ilk gece Dafi ağlamaya başladığında, hemen aklımda uçuşan Harvey Karp methodları, Tracey Hogg düsturları ile çocuğu yan çevirip kulağına ŞŞŞŞ lamaya başlamış; Arda’nın çılgın motivasyonu ile yeme-uyuma-aktivite şeklinde geçen bu ilk zamanların Excel çizelgelerini bile çıkarmıştık.

Dafi’nin bir düzeni vardı; elbet bunu keşfetmeliydik – yoksa da biz yaratmalıydık!

İşe ilk önce gece gündüzü öğreterek başladık ve her şeyi saatli, takipli yaptık. Her ağladığında meme/mama vermedik, uykularını takip ettik ve doktorumuzun önerisiyle gün içinde (ve bunu geceye çekmek koşulu ile) en az 1 kere 4-5 saat kadar uyumasına izin verdik. Gelişimi için bu çok önemliydi.

Şanslıydık, çünkü Dafi çok ağlayan bir bebek değildi. Yemeğini yediği sürece güzelce uyuyabilirdi. Fakat ilk 1 ay sonunda ufak ufak kolik belirtileri baş gösterdi. Akşamüzeri olduğu anda Dafi huysuzlanmaya, çılgınca ağlamaya başladı. Bu konudan da gaz giderici damlalar, değişen mama tipi derken kısa sürede paçamızı kurtardık.

Fakat bu sefer de, uyunmayan gündüz uykuları baş gösterdi. Dafi artık yatağında uyumuyordu. Akşam bir şekilde yatağında destekli bir şekilde (biberon) uyuyordu fakat gün içinde feryat figan, kucaktan kucağa hatta ana kucağında sallanmaya varana kadar saçma sapan şekilde uyuma alışkanlıkları edinmeye başlamıştı.

O esnada taşınma derdinde olduğumuzdan bir şekilde düzen elden gider gibi oldu; fakat Amsterdam’a geldikten sonra gece uykularını biraz toparlayabildiysek de gündüz uykusuzluğu artık hem Dafi’nin hem benim canıma tak etmişti. Uyuyamıyor, uyumadıkça huzursuzlanıyor ve evi bana dar ediyordu. Çareyi bebek arabasını kapıp park bahçe dolaşmakta bulmuştum. Bir gün sabah 11 de çıkıp akşam 19 da eve girdiğimi bilirim. Resmen saat 16.30-17.00 sularında evde olmak istemiyordum.

Tam bütün bunlar peak yapmış, Dafi 3. ayını doldurmuşken ani bir Türkiye seyahati yapmamız gerekti. Anne kız bu seyahatte birbirimiz hakkında çok şey öğrendik. Bunlardan biri de uyku düzeni oldu. Döner dönmez ilk iki gün Dafi’nin adaptasyonunu bütün gece uyanmasına izin vererek bekledim. 3. gün ise herkesin acımasız bulduğu fakat gerçekten çok araştırarak umudumu bağladığım Ferber yöntemine başladık. Ve biberon ile uyuma saplantımızı yıkmaya çalışıyoruz. Bugün 10. gündeyiz. Çok güzel sonuçlar aldık. Bu konu hakkında da ayrıca bir yazı yazacağım.

Özetle; uyku bebekler ve çocuklar için devamlı kontrol edilmesi gereken bir mesele. Eminim bizi daha çooook uykusuz geceler, gündüzler bekliyor. Fakat en önemlisi uyku eğitimi falan değil; bir uyku rutini, düzeni. Bebeğin meme/mama saatinin belirli olması, aktivite saatinin belirli olması ve uyku saatinin de bütün bunlar doğrultusunda doğru zamanlarda DESTEKSİZ sağlanabilmesi. Memede, biberonda, emerek, sallayarak, kucakta vs uyutmamak. Çocuğunuza bu şansı vermek bence en önemlisi. Geriye kalan inişler çıkışlar zaten hep olacak.

Uyku konusunda detaylı bir yazı yazacağım ama daha bir şeyi başarmadan kimseye akıl verir gibi olmak istemiyorum, bu nedenle bekleyişteyim 🙂 Fakat düzen, her şey demek. Bunu şüphesiz söyleyebilirim. Hayatınızı kurtarır.

Eşyalara Bağlı Kalma

Bu ilk 3 ayda öğrendiğim çok tatlı bir motto oldu, çünkü Dafi gelmeden dersimi çok çalışmış, gerekli ürünler listemi ezberlemiş; ihtiyacı olan her şeyi dizi dizi dizmiştim. Gak dediğinde şunu, guk dediğinde bunu verecektim ve her şey hallolacaktı 🙂 Şimdi doğruya doğru, evet bu listeler çok işime yaradı. Çoğu ürünü önceden aldığımı gören ailem bile dersime iyi çalıştığımı kabul etmişti. Bebeğiniz doğmadan iyi bir hazırlık yapmak sizi en azından ilk 3 ay için gerçek anlamda rahatlatacaktır. Fakat, eşyalardan medet ummak işte bu tamamen bir stres kaynağı.

Dikkat etmeyi öğrendiğim şey, her bebeğin gelişimini takiben ihtiyaçlarının farklı olduğu. Ayrıca sırf o araç gereci aldınız diye o problem çözülecek veya olmayacak diye bir şey yok. En önemlisi bebeğinizi izlemek. Mesela pişik önlemek için gerekli önlemleri/ürünleri evet önceden alın, ama salıncak/oyuncak/ana kucağı vb pahalı yatırımlar konusunda sakin olun. Belki de bebeğiniz hiçbirini sevmeyecek veya siz zaten neye ihtiyacı olduğunu onu tanıdıkça anlayacaksınız.

İnsanlara Kulak Asma

İşte bu ilk 3 ayda öğrendiğim en güzel başlık. Özellikle “Emiyor mu?” sorusunun muhatabı olmaya hazır değilseniz, önce kendinizi bir güzel güçlü cevaplarla kuşatmanız gerek. Her kafadan bir ses, her kafadan bir yorum gelecek. Bebeğinizi süzüp sağlıklı olup olmadığını tartan teyzeler, iyi bakıp bakmadığınızı değerlendiren aile dostları, utanmasa bebeğinizi elinden alıp ben daha iyi bakarım sonuçta bilmemkaç çocuk büyüttüm sen ne bilirsinciler, mama verdiğinizi duyup inatla emzirme konusunda “neden, niçin, niye” diye tutturarak çocuğunuza fare zehiri verdiğinizi ima edenler, mama yediği için ilerde zeki olmayacağı kaygısı ile size acıyarak bakanlar (evet çünkü tüm anne sütü ile beslenenler şu an Elon Musk)  olacak. Bunları zor da olsa duymamayı öğrendim.

Direnmemeyi ve en önemlisi kendimi bu insanlar yüzünden kötü hissetmemeyi öğrendim. Tabii zaman aldı. Tabii ki çoğu cümleyi kafama taktım. Özellikle emzirme konusunda doğumdan önce bile ciddi argümanlarım olmasına rağmen, sütüm az olduğunda bir parça üzüldüm ve kendimi eksik hissettim, evet. Hiçbir annenin sütü az değildir, anneler beceriksizdir diye ortalarda dolaşan herkesten nefret ederek tırnaklarımı kemirdim, evet. Ama sonra hepsi geçti. Çünkü bunların kültürel birer kavga olduğunu da, bunun annenin bir tercihi olduğunu da içime sindirdim. Ve bu düşüncesiz, empati yoksunu, bayağı insanlara kulaklarımı tıkamayı öğrendim.

Anne olmayı oturttuğum andan ve Dafi’nin sorumluluğunu aldığımı/alabildiğimi farkettiğim andan beri kimse umrumda değil. Onun için en iyisini yapmaya gayret ettiğimi biliyorum, ve bundan sonraki yolda daha mutlu hissediyorum.

Her Şey Olmaya Çalışma

Bu psikolojim için çok önemli ve zor kazandığım bir madde oldu. Çünkü ister istemez anne olduktan sonra, eğer benim gibi zorlu ve içe kapanık bir hamilelik geçirdiyseniz doğumdan sonra her şey olabilme eğiliminiz artabilir.

Bundan kastım ne?

Hem anne, hem eş, hem kadın, hem kariyer sahibi bir insan, hem sosyal bir insan, hem evini idare edebilen, hem de her şeyi çekip çevirebilen bu sırada da kendisine, bakımına, ihtiyaçlarına vakit ayırabilen bir insan olma kaygısı.

Evet, ben bunu yaşadım. Eski kotlarıma 15 gün sonra girebileceğim inancı, eski filmlerime kitaplarıma dönebileceğim ve Dafi uyuduğunda yine eşim ile eski Müge olabileceğim sanrıları ile uzun bir zaman geçirdim. Dafi uyumadığında, yemek saatleri kaçıp gidip, işten gelen eşim ile zaman geçiremediğimde içten içe sinirleniyor; bebek sallarken aslında şu an daha büyük işlerin başında olmalıydım düşüncelerine kapılıyor; bir türlü kapanmayan kot düğmelerine sayıp sövüyordum. Bir anda her şey olabileceğimi sanmıştım. Fakat hiçbiri tam olmadığında da elimde mutsuzluktan başka bir şey olmuyordu.

Bunu annem sayesinde aştım. Benimle yaptığı “yavaş ol, sakin ol, kendin ol” konuşması ile kendime geldim. Mükemmel olma kaygısına tüm kadınlar gibi ben de sürüklenirken bulmuştum kendimi. Sarsıldım ve durdum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Dafi ile geçen her an çok kıymetli, geri alınamaz, bir daha yaşanamaz ve çok özel. Anne olmak bir o kadar sorumluluklarla dolu tam zamanlı bir iş evet, ama bir süre çeşitlendirilebilecek, başa çıkılabilecek, tercih edilen bir iş. Çocuğumun ve benim uzun seneler hatırlayacağımız bir iş. Bu nedenle, başka hangi işleri kaçırdığımı düşünmeyi bıraktım.

Eşimin benden bir beklentisi olmadığı halde, sanki bir beklentisi varmış gibi strese girmenin son derece anlamsız olduğunu; onunla da rahat olduğumda daha iyi sohbet edebildiğimi farkettim. Sakin olmadığımda sadece Dafi hakkında konuşarak evde kriz yarattığımı görerek bundan da çok geç olmadan vazgeçtim.

Bu ilk 3 ayda anladım ki, bazen sadece neysek oyuz. Gelen kilolar gidecek, uykular geri gelecek, günler dönecek; bu sırada her şey olmaya çalışmaktansa sadece kendimiz olmaya odaklanarak mutlu olabiliriz/olabilirim.

Geleceği Hesaplama

Anda kalmanın önemini çoğu zaman kendimize tekrar etsek de, başarması belki de çoğumuz için mümkün olmayan felsefelerden biri. Zaten geleceği hesaplama konusunda kendimi zor zapteden biri iken, anne olunca bu özelliğim coştu. Şu ayda bu, diğer ay şu, sonra şu aya gelince de bunu yaparız gibi planları havada kapmaya başlamıştım ki; hoooooop durdum!

Geleceği hesaplayarak hiçbir şey olmuyor, çünkü gelecek hiç sizin hesaplarınızdaki gibi gelmiyor. Yani en azından bana hep böyle oldu. Hesaplarınızdaki gibi gelmediğinde de daha çok hüsran sizi takip ediyor. Bundan yırtmanın en iyi yolu, geleceği hesaplamamak. Geleceğe bel bağlamamak.

Yani; 3. ay bitsin her şey düzelecek, 5. ay bitsin şunlar geçecek bunlar geçecek; kreş zamanı gelsin rahat edeyim, okul zamanı gelsin de kendime zaman ayırayım falan bunları unutun. 

Derdiniz kendinize zaman ayırmaksa tam şu an, şimdi ayırabilirsiniz. Mümkün değil demeyin, inanın mümkünmüş. Ben de geç keşfettim.

Anda kalın. Gelecekle kumar oynamayın. Kendinizi olup olmayacağını bilmediğiniz şeylere sabitleyerek, bugünü kaçırmayın. Ben 3 ay boyunca neredeyse bunu yaptım, fakat artık anda kalmaya önem veriyorum. Tavsiye ederim.

Bebekli Hayatımın En İyi Seçimi : Doona

Processed with VSCO with hb1 preset

Ben bu tavsiye yazısını yazacağımı daha Doona’yı almadan biliyordum; biraz iddialı olacak ama gerçekten bayılmıştım bu ufak tefek, pratik ve dünya tatlısı bebek arabasına. Evet, adı Doona. Simple Parenting adlı bir firmanın. Adı üstünde basit ebeveynlik. Kallavi büyüklükteki bebek arabalarını, oto koltuklarını, ana kucaklarını, pusetlerini tak çıkar derken kafası atan bir baba tarafından tasarlanmış. Türkiye’de mağazalarda teşhiri hamilelik dönemimde ve en son yoktu. İnternetten videolarını izleyerek sipariş verdik. Türkiye’de satışı var. Medizane firması getirtiyor. Hiç görmeden aldığım bu bebek arabası, çocuklu hayatımın başlangıcında kesinlikle oyun değiştirici oldu. Her görenin önce anlamakta zorluk çektiği, sonra bayıldığı bir araba. Özellikle uçak yolculuğu ve metropol şehir hayatı için ideal. Yurtdışında ise oradan oraya hızlı hareket ederken gerçekten inanılmaz işime yaradı.

Artılarını eksilerini ve neden tavsiye ettiğimi detaylıca yazmak istedim, umarım işinize yarar.

Artıları : 

  • En en en büyük artısı, otomatik olarak katlanıp açılabilen ayaklarının olması. 
  • İki saniye önce oto koltuğu iken, birden bebek arabasına dönüşebilmesi.
  • Yenidoğan eklentisi ile ilk günden itibaren kullanılabilmesi.
    Biz Dafi’yi hastane çıkışında kolaylıkla oturtmuştuk.
  • Baş destekleyici eklentisi ile güvenli yolculuk imkanı, baş sarsıntılarını engellemesi.
  • Farklı ve güzel renk seçenekleri.
    Biz gri rengini kullanıyoruz ve çok beğeniyoruz.
  • Yanınızda başka birisine ihtiyaç duymadan arabayı taşıyabiliyor oluşunuz.
    Genellikle anneler şasesi, puseti derken harap  oluyor ve babaya mutlaka ihtiyaç duyuyor. Doona’nın en büyük işlevi anneyi tek başına bebeği ve arabası ile özgür kılması.
  • Tek elle inanılmaz rahat kullanılması.
    1 hafta boyunca Amsterdam’da bir elimde Doona’da oturan Dafi, bir elimde Google Maps açık telefonumla gezdim. Her yer vızır vızır bisiklet ve hızlı manevralar yapmanız gerekiyor. Toprak, arnavut kaldırım, eğim, ve aklınıza gelebilecek bilimum her yerde çok rahat kullandım. Çünkü gerçekten çok hafif.
  • Az yer kaplaması.
    Özellikle Türkiye’de geniş alanlarda, geniş arabalarda yaşamlarımızı sürdürme alışkanlığımız var, kabul. Peki ya arabanızın bagajı yeterli değilse? Evinizde kallavi bir bebek arabasını bulundurabileceğiniz yeriniz yoksa? İkinci bahsettiğim konu kesinlikle yurtdışında büyük olay. Bizim için Doona büyük kurtarıcı oldu çünkü Amsterdam’da genellikle evler o kadar dar yapılı ki, bebek arabanızı apartmanda ayrı bir yere koymanız veya girişlerde bırakmanız gerekiyor. Doona ise çok rahat her yere sığabiliyor. Baston gibi dikilmiyor. Arabanızın bagajı küçükse endişelenmenize gerek yok çünkü bagaja koyacağınız hiçbir şey yok. Ayaklarını katlayıp arabaya yerleştirecek ve sonra çıkarıp tekrar katlanan ayaklarını açacaksınız. Hepsi bu!
  • Bebeğinizi uyandırmadan hareket edebilmeniz. 
    Evet, içinden alıp ona koy buna koy derken bebeğinizi uyandırmadan hareket edebiliyorsunuz.
  • Oto koltuğu ergonomisinden çok farklı.
    Ne yazık ki Türkiye’de bu bebek arabasına tamamen oto koltuğu muamelesi yapılıyor ve bebek orada duramaz denilerek tüketici bu seçenekten uzaklaştırılıyor. Bizzat yaşadım. Zaten kafası çoktan karışmış ebeveynde çaresizce bu fikri kabulleniyor. Oysa unutulan şu ki; siz hangi bebek arabasını alırsanız alın – düz yatan pusetler hariç – özellikle travel system denilen kapsamlı bebek arabalarında ilk 6 ay hem oto koltuğu hem ana kucağı olarak lanse edilen koltuğu bağlayıp kullanıyorsunuz. Ki inanın onların ergonomisi hiç de iyi olmuyor, bebek içinde durmuyor, başını rahat tutamıyor, her şey hızla kabusa dönüşebiliyor. Bu nedenle Doona bir oto koltuğundan çok daha farklı. Çok daha geniş.
  • Uçağa binebilen bir araba. 
    Evet uçağa puset alınabiliyor, bunu sağlayan bazı havayolları ve uçuş seferleri mevcut. Fakat Doona aslında uçağa alınabilen ilk bebek arabası oluyor. Yine buna alışkın olmayan çok havayolu çalışanı görecek, elinizde boy boy belge, yazışma ve fotoğraflarla “Binebiliyor kardeşim” diye gezecek, fakat kazanan siz olacaksınız. Korkmayın.
  • 1 yaşına kadar kullanılabiliyor.
    Buna da Türkiye’de karşı çıkıyorlar, yok efendim kullanılamaz diye. İnternette boy boy videoları var, arabanın kendisi  de bu iddiada zaten. Bence en az 9-10 ay kullanılabilecek bir araba.
  • Bütçe dostu.
    İşte en tartışmalı alan. Bu araba çok pahalı diyenler duydum. Türkiye’de satış fiyatı en son 1.900 tl idi. Şimdi siz bunu sadece bir oto koltuğu olarak düşünürseniz evet pahalı. Fakat neredeyse ilk 1 sene başka hiçbir şey düşünmeden her işinizi halledecek bir bebek arabası olarak düşünürseniz bence çok ucuz. İlerleyen zamanlarda da bebeğinizin ihtiyaçlarını, kendi ihtiyaçlarınızı, yaşadığınız yeri, sahip olduğunuz imkanları düşünerek baston modellere geçebilirsiniz. Daha doğmadan 5 senelik yatırım gerçekten bana saçma geliyor.
  • Kendine ait aparatları var.
    Örneğin; yağmurluk/rüzgarlık, arabanızı kirletmemesi için özel kılıf, önüne arkasına takabileceğiniz kendi çantaları gibi. Böylece istediğiniz donanıma sahip hale getirebiliyorsunuz. Evet, bir kahve koyacak bölümü ya da altında allah ne verdiyse atabileceğiniz bir sepeti yok. Ama bu bana göre de değil, çünkü metroya tramvaya binerken özellikle tek başına o sepetten fırlayan eşyalarla uğraşarak sinir krizine giremem.
  • Aile içi ilişkileri güçlendirici.
    Bu da ne alaka diyebilirsiniz, ama böyle bir araba aldığınızda eşiniz size her gün teşekkür edecek, taşıdığında ağırlığına ve komplikeliğine içten içe sayıp sövmeyecek, aranızda yanlış taktın, tutmadın, unuttun tartışmaları çıkmayacak, sevginiz çığ gibi büyüyecek, ahaha. Fakat şaka maka bence baya önemli bir madde. Not edin.

Eksileri : 

  • Yağmurluk/Rüzgarlık Aparatı
    Biraz daha esnek kullanıma sahip olabilirmiş. O takılıyken tente de kapalı olduğu için Dafi’yi yerleştirmek biraz zor oluyor. Ama rüzgarı, yağmuru ciddi anlamda koruyor; kalın bir malzeme.
  • Eliniz ile tuttuğunuz Yer
    Yumuşak bir malzeme kullanabilirlermiş. Uzun sürüşlerde elinizi acıtma riski var. Fakat bahsettiğim çok uzun sürüşlerde. Benim gibi bebek arabanız ile 6-7 km yürürseniz falan.
  • Keşke 1 yaştan sonra kullanılabilen bir modeli daha olsa.
  • Çantalarını ekstra almanız gerektiği için arabaya kıyasla biraz pahalı olması.

Biliyorum bu yazı reklam gibi oldu. Ama değil, gerçekten halka hizmet, yeni annelere müjdeli haber sadece. Çünkü bebek arabası denilen olay, hem fiyat skalası hem ürün skalası derken ebeveynleri çileden çıkaran, hangisi iyi, hangisi güzel diye çıldırtan bir konu. Fakat unutulan şu ki, bebek arabası seçimi tamamen kişinin yaşamı ile doğru orantılı olmalı.

Eğer siz zaten şehir dışında yaşıyorsanız, yaşadığınız yerde yollar genişse, tek başınıza araba kullanmıyorsanız, arabanızın bagajı yeterliyse; seyahat ederken indir bindir derdiniz yoksa veya zaten uçak seyahatiniz azsa; şehir içinde toplu taşıma kullanmıyorsanız, alan sizin için çok da önemli bir konu değilse; ağır kaldırabiliyor, heybetli arabaları kontrol edebiliyorsanız Doona sizin çok da büyük fark teşkil etmeyebilir.

Özetle; benim hayatımı kurtaran ve bebekli hayatımızın başlangıcında, devamında kesinlikle verdiğim en iyi karar, yaptığım en iyi tercih olan Doona‘yı deli gibi tavsiye ediyorum. Bazen “keep simple and stupid” felsefesi çok iyidir. Hem de çok çok iyidir.

 

Uzun Bir Aradan Sonra : Neler Yaşadım?

Elia Dafne doğduğundan beri yalnızca 1 yazı yazabildim. O da onun gelişi ile ilgiliydi ve 2 haftada 2 satır cümleyi zar zor biraraya getirebilmiştim.

Şubat ayının bitmesi ile birlikte artık yavaş yavaş yazılarıma geri dönmek istiyorum. Bu 2 aylık dönemde neredeyse hiç yazı yazmamama rağmen, hala buraya uğrayan insanların olması da ayrıca sevdindirdi, yalan yok 🙂

Bu 10 haftada neler oldu, neler değişti, annelik, kadınlık ve her şey üstüne neler düşündüm.. Aklıma ne geldiyse yazıyorum..

Öncelikle karar verdiğim 2 şey var (bu yazı 2 lerden gidiyor :)) 1.si annelik çok ama çok zor. 2.si annelik çok ama çok güzel.

Gayet basit tespitler değil mi?

Benim için neden zor; çünkü gerçekten tam anlamı ile her şeyi eşim ile birlikte yapma çabamız başlarda çok parlak bir fikir gibi dursa da haftalar ilerledikçe pes edişler ve tükenişler adlı çalışma ile karşımıza çıktı.

Eşim işine geri döndü, Dafi büyüdükçe uykuları azaldı, evdeki işler çoğaldı, kapatılması gereken koliler arttı, yapılması beklenen valizler yığıldı ve bum! ben yokuş aşağı hızla gitmeye başladım.

Burada hemen birilerinin önünüze çıkması gerekiyor, yoksa esas kaosa yakalanmanız an meselesi. Neyse ki bu sırada anneler imdada yetişti de biraz önümü kestiler. Yoksa bam güm kaş göz yararak bir başıma kalacaktım.

Bu esnada, tam yokuş aşağı allah ne verdiyse ilerlerken, bir de pılımızı pırtımızı ince eleyip sık dokuyarak, başka bir ülkeye taşındık.Anneler de yok yani buralarda. Dafi, ben ve eşim başbaşayız. Hatta Dafi ile başbaşayız çünkü eşim işe gidiyor. Hali ile evde kalan anne olarak kendime bir an önce iş düzeni kurmam gerek, yoksa bir başka sıkıntı baş gösteriyor; bu kadar uzun evde olmak ve sadece ev işi ile iştikal etmek bana göre değil. Gerçekten boğucu. Havlularımı fiyonk yapayım, scotch&brite süngerine sim dökeyim gibi aktivitelere ilgim olmadığı için evde bir süre sonra çamaşır, bulaşık, Dafi, yemek çemberinde delirecek gibi oluyorum. Bunu başaran anneleri de alındırmayayım, sadece bana göre değil.

Bütün bu hızlı yolculuğun içinde çok şey öğrendim diyerek bir klasiğe de ben imza atayım, ama dev çarpılmalar insan hayatındabence dev büyümelere eş değer. Yalnızca anne olmak değil, artık bir başka insanın tüm gelişimini, tüm geleceğini, tüm benliğini avuçlarınız arasında bulmak oldukça büyük sorumluluk. Zaten bütün post-partum depresyonların ardında da bu yatıyor. Bu sorumluluğu içselleştirdiğiniz anda da artık eski siz olamıyorsunuz. Hayattan beklentileriniz, amaçlarınız, kişiliğiniz, bugüne kadar iddia ettiğiniz her şey yerle bir oluyor. Mesela, ben uykusuzluğa dayanamam, velev ki uykumu alamazsam veya aniden uyandırılırsam canınıza okurum diyen insanken; zombiler ile kardeş oldum. Oluyor yani. Olunuyor. Veya, güne kahvesiz başlayamam, uyandığım anda bir süre bana dokunmayın kimse ile konuşamam, yüksek sese dayanamam sinirlerim bozuluyor, kendi kendime kalmak istiyorum, biraz kafamı dinlesem olur mu gibi cümleler benim için artık sürreal oldu.

Processed with VSCO with hb1 preset

Her şey ama her şey değişiyor. Fakat çevrenizdekilerin (özellikle yaşıtlarınızın) buna alışması epey zor oluyor. Anne-baba değillerse tabii.

Bin tane fikirle karşınıza çıkanlar; hala sizden aynı tempoyu, aynı yanıt verme kapasitesini, aynı program yapabilme hevesini, aynı muhabbeti bekliyorlar. Tamam, ebeveyn olunca komple değişmek değil bahsettiğimiz ama daha 1.5-2 aylık bebek varken de bir sabredin arkadaş diyemiyorsun, yutkunuyorsun. Hatta bu gibi beklentiler insanda kendini kötü hissetme, suçluluk, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, neden ben, arkadaşlarım artık benimle görüşmeyecekherhalde, sosyal hayatım hiç kalmadı, ben eski ben değilim, eşim ile Dafi olmasa şimdi şunları şunları yapabilirdik gibi serzenişler ile sizi depresyona sokuyor; arkadaşlarınıza ise hiçbir yan etkisi yok.

Bebek ziyareti diye gelip, keşke bakıcı/anneanne falan baksaydı da biz eski günlerdeki gibi takılsaydık beklentilerinden; akşam vakti yapılan programlara çağırılıp “Dafi o saatte uyuyor yalnız” cevaplarına burun kıvıranlara, doğumdan 15 gün sonra bebeğini annesine bırakıp bara gidebilen süper enerjik bir başka anne arkadaştan örnek verenlere, hamileliği boyunca diyetisyenle çalıştığı için abuk doğum yöntemleri tasarlayarak fit kalan bir başka akrabadan dem vuranlara kadar başınızda ciddi bir hayalkırıklığı kümesi oluşuyor. Bunları da bizzat yaşadım.

Ve bu insanların hiçbiri kötü niyetli olmuyor, temel olarak zaten hep sizi düşünüyor, hepsi uzun zamandır tanıdığınız arkadaşlarınız.

Bir de “emiyor mu” meselesi var ki, onu başka bir yazıda ele alacağım. Son zamanların popüler konusu meğer ne kadar gerçekmiş!

Sonuç olarak siz bu akan, değişen ırmağın içinde yıkanıp, aklanıp, ayakta durmaya çalışıyorsunuz. Bir yandan da ameliyat olduğunuzu unutmamak gerek. Sezaryen doğumun bir alt batın ameliyatı olduğunu da, bunun iyileşme sürecinin her ne kadar ayağa kalkıp dans etseniz bile en azından dokularınız henüz dans edemediği için minimum 6 hafta olduğuna da dikkat çekmek gerekiyor. Yani siz ciddi bir badire atlatmış oluyorsunuz, yataktan ne zaman kalktığınızın bir önemi yok!

Ben 6-7. günde baya sokaktaydım, 10. günde Dafi’ye pasaport almak için emniyete falan gitmiştik. Yani bunlar yapılıyor yapılmasına da, bu sizin iyileşmiş olduğunuz anlamını taşımıyor; hatta bir başka atak da şöyle : hani sevgilisinden-eşinden ayrılan insanlar o şok, stres, üzüntü ile bir anda çok mutlu gibi davranırlar, kendilerini sokağa atarlar, bara saza giderler, aşırı bir adrenalin salgılar, sosyalliğin doruğuna ulaşırlar ya; hah işte aynı o şekilde olabiliyor anneler de doğumdan sonra. Ve bunu yaşıtlarınız madalyalık bir durum gibi sizin burnunuza sokuyorlar. Sizden eskiyi istiyorlar, ama artık onun azalmak yerine artarak evrildiğini anlatamıyorsunuz. Kısmet işte.

Kilo verme hırsı da ayrı bir şimşek gibi kafama düştü, saklayamam. Hayatımda hiç bu kadar kilolu olmamıştım. Aynadaki kişiyi tanıyamıyorum, kendimi iyi hissetsem bile biri fotoğrafımı çektiği anda o ekrandaki kişiyi görünce kusasım geliyor. Evet, kendimi bu halimle hiç sevmedim. O yüzden 32 beden pilates hocaları da bir zahmet annelere “kendinizi sevin” çağrıları yapmaktan vazgeçsin. Sevilecek bir yanı yok. Bekara koca boşamak kolay. Elbet verilecek o kilolar diyerek kendimi üzecek kadar sıkıştırıyorum. Çünkü doğum sonrası kilolarını vereyemeyen, üstüne stresle yemeğe sarılan maalesef çok anne var. Geleceği görüyor, arttırıyor ve kilo vermekle saplantılı hale gelmeyi göze alıyorum. Beni motive eden konulardan biri; yaşadığımız yerde oldukça büyük, insanların bebekleri, köpekleri, bisikletleri ile gitmekten çekinmediği parklar var. Dafi bebek arabasında uyumayı çok seviyor. Bol yürüyüş beni bekler. Diğer bir motivasyon kaynağım da vejetaryen beslenmenin burada gerçekten kolay oluşu. Türkiye’de gerçekten emek istiyor, özellikle annelik döneminde fırsat bulamadığınızda kendinizi makarna, pilava düşmüş olarak buluyorsunuz. Umudum bunları fırsata çevirebilmek.

Neyse ki bütün bunların ortasında dolu dolu 10 hafta geçti bile.

Dafi çok şükür sağlıklı, uyumlu, komik bir bebek. Onunla olmayı, onu tanımayı, onu yaşamayı seviyorum. Evimize küçük bir insan daha katıldı, bu fikri de çok seviyorum. Ne onu kendime bağımlı, ne de kendimi ona bağımlı hale getirmeden; özgür, sevgi dolu, saygı dolu (evet bebek de olsa ciddi anlamda saygıya ihtiyacı var), yaratıcı bir ilişkimiz olsun istiyorum.

Evet, onun için her şeyi yapabilirim; evet o her şeye değer. Ama kendimi de unutmamam, fakat bunu eski Müge olmaya çalışarak değil, yeni, katlanmış, büyümüş, öğrenmiş, değerlenmiş, farketmiş, seçimlerini gözden geçirmiş, zevklerini elemiş, güncellemiş bir Müge olarak yapmayı öğrenmem gerek.

Bu aralar günlerim bunları düşünerek, hayattan biraz daha anlayış dileyerek, sahip olduğumuz tüm şanslara ve güzelliklere şükrederek geçiyor.

Yazamadığım 10 haftada roller costerın en önünde oturuyordum.

Bundan sonra biraz daha arka sıralara geçip etrafıma bakabileceğim,

Sevgiler.

Müge

 

 

Bebek Alışverişinde Bir Kriz : Dönence Gerekli Mi?

Sevgili dostlar ve Romalılar!

Bu haftasonu kafaya taktığım ve en sonunda tartışmaya açarak çok sevgili, deneyimli, bol fikirli annelerden geri dönüş aldığım konu : DÖNENCE.

236400129alt2

Peki nedir bu dönence? Oyuncak mı? Uyku aracı mı? Gaz çıkartıcı mı? Gece lambası mı?

Dönence aslına bakarsanız bebek yatak / beşik / karyolasına asarak kullanılan; bebeğin motor becerilerini geliştirdiği, uykuya dalmasını kolaylaştırdığı ve/veya oyalanmasını sağladığına inanılan bir çeşit araç. Bu araç dönebilen (dönmeyince adı neden dönence oluyor onu da anlamadım), müzik çalabilen, projektörle tavana çeşitli dikkat çekici görüntüler yansıtabilen versiyonlar ile karşımıza çıkıyor. Anne-bebek sektörü geliştikçe ürünler de çeşitleniyor anlaşılan. Dönence denilen araç bebeğin maksimum 5.-6. ayına kadar kullanılabiliyor. Sonrasında uzmanlara göre bu aracı bebeğin yatağından uzaklaştırmalısınız.

Dönence konusunda üç grup anne olduğunu gördüm. İlk grup kesinlikle karşı. İkinci grup kullanıldığında fayda görmüş, dönence olmalı diyor. Üçüncü grup ise özel olarak karşı değil, hatta bazıları hediye gelince kullanmış, sevmiş ama olmasa da olur bizce gerek yok almaya diyor. Peki hangi grup haklı? Hangisini dinlemeliyim? Ya da yeni anne olacaksınız siz hangi yoldan gideceksiniz?

Kesinlikle Karşı Olan Grup

Çok uzun ve ikna edici yazılar yazmak istemiyorum. Sonuçta fikri kapıp devamını getirmek her ananın asli görevi 🙂 Dönenceye kesinlikle karşı olan grup, beşiğin / bebek karyolasının tamamen bir uyku yeri olduğunu söylüyor. Yani burada bebişi stimüle edecek herhangi bir araç-gereç-oyuncaktan kaçınılmalı diyorlar. Bu gruba göre bebiş bu alana uyku için gelindiğini ve uyuyacağını bilmeli.

fisher-price-mobile-bichinhos-do-bosque-em-cdm84_iZ92190428XvZxXpZ3XfZ3253841-764758774-3.jpgXsZ3253841xIMAyrıca, dönencenin yeni çıkan ışıklı, projektörlü ve kallavi özellikli kocaman makina gibi olanlarına ise şiddetle karşı çıkanlar var. Bu kimseler de uzmanları referans göstererek, bu tip dönenceleri kullanmanın bebişe televizyon izletmekten farksız olduğunu; çünkü projektörden yansıyarak tavanda dönen yıldızların, durmaksızın müzik çalarak bebişin gözüne gözüne bakan tuhaf oyuncakların onu yalnızca sersem ederek uyuttuğunu (eğer uyursa) söylüyorlar. Bu şekilde sersem olup uyumanın ise kendi kendine uykuya dalma becerisini etkileyeceğini savunuyorlar.

Ülkemizde son yıllarda popüler olan uyku danışmanlarından Pınar Sibirksy de dönencenin beşikte / bebek karyolasında olmaması gerektiğini; hatta uyku arkadaşı dışında hiçbir oyuncağın bu alanda bulunmaması gerektiğini söylüyor.

Kısaca bu grup dönenceye hayatlarında kesinlikle yer vermiyor.

Dönenceyi Severek Kullanan / Savunan Grup

Bu grup birçok anneyi barındırıyor. Sanırım bebek alışverişine çıkılırken, daha bebek doğmadan, develer tellal pireler berber iken o dönence zaten alınıyor veya hediye geliyor. Anneler de bir şekilde belki görüntülerini sevdikleri için, belki çocuklarını bir şekilde oyaladığı için ya da dönence olmazsa olmaz denildiği için kullanıyor. Ve bu grup faydasını da gördüğünü söylüyor. Özellikle kolik bebek sendromunda (bu konuda Harvey Karp’ın aslında kolik yoktur, bebeğin anne karnında geçiremediği son 3 ay sendromu vardır tezine de katılıyorum, çünkü ben bütün tanımlara uyan bir kolik bebek-mişim fakat gaz sorunum yok-muş.) dönencelerin çok fayda sağladığını ileri sürüyorlar. 7560V6800_Sweet_-Dreams_-cot_-mobile_front_shot

Yeni dönencelerde artık bilimum ninni, projektörden yansıyan zirilyon tane renk, aylar, yıldızlar, ayıcıklar hatta çizgi film kahramanları, ve en mühimi white noise bile var. Hal böyle olunca, anne ya da baba ihtiyaca göre basıyor uzaktan kumadaya (evet uzaktan kumadalılar da var). Dediğim gibi aşırı faydasını gördüklerini söyleyenler çok.

White noise – beyaz gürültünün yanı sıra, bebeğin gaz çıkarması için de dönencelerin faydalarından bahsedenler çok. (Bunu önce anlamamıştım. Hala da dolaylı bir tesadüfi fayda olacağını düşünüyorum. Bir de tabii yatakta mı gaz çıkaracak yoksa uyku öncesi mi çıkaracak gibi sıralama ile ilgili de kafanızda bazı şeyleri kurmalısınız sanırım.) Bebek bir süre sonra – sanırım ilk 2 ayın sonunda – oyuncaklara erişmeye çalıştığı için bu motor becerilerini geliştiren hareketler dahilinde sayılıyor. Ayrıca bunu yaparken de bacaklarını döndürüp, çevirme gibi hareketler gerçekleştirdiği için gaz çıkarma da bedavaya geliyor.

Bu grup bebeğin nasıl uyutulması gerektiği konusunda bir şey söylemiyor. – Benim rastladıklarım. Dönenceden memnunlar. Hatta mümkünse canlı renklerin, olabilirse siyah-beyaz-kırmızı gibi bebeğin ilk aylarında seçebildiği kontrast renklerin olmasını öneriyorlar.

Dönenceye Karşı Olmayan Ama Gerekli Olmadığını Düşünen Grup 

Bu gruptaki anneler fanatik bir savunucu değil. İki gruba da dahil değil gibiler. Yine bazıları dönence kullanmış, sevmiş ama hediye geldiği için yoksa gerekli bir alet değil diyorlar. Bazıları almaya gerek duymamış ve hallerinden memnunlar. Bazıları da dönence ve benzeri mekanizmaları beşik / bebek karyolası dışındaki farklı alanlarda kullanmayı tercih ediyorlar.

Mesela alt değiştirme masasında. Bebiş durmadığı zamanlarda onu oyalamak için güzel bir dikkat dağıtıcı diyorlar. Veya bebek arabasına asılan dönenceye benzer mobil-müzikli oyuncakları tercih ediyorlar. Bunlarda da abartıya kaçmıyorlar. Daha sade, yalnızca okasyonlara göre bebeği oyalayabilecek oyuncakları seçiyorlar. İlk zamanlar için siyah-beyaz-kırmızı renkte ve oyuncakları bebeğe bakanlar favorileri.

Annelerin yılmaz yardımcısı Tracy Hogg teyzemiz de (artık hayatta olmasa da) 2-3 aydan sonra dönence düşünebilirsiniz, ilk aylarda gerek yok diyordu. Bu da bir tercih olabilir.

Peki Ben Neyi Seçtim?

Bütün bu görüşleri almak inanılmaz faydalı oldu ve beni bir kere daha dönence konusunda okumaya yöneltti. Akademisyenlik tozu ile yukarda küçük çaplı araştırmamı da size sundum 🙂 Şimdi gelelim benim özetime.

Açıkçası ben de uyku methodlarına kafayı taktığım ve bebeğim uyusun başka ihsan istemem modunda bir anne adayı olduğum için; dönencenin uykuya vuracağı en ufak bir darbe beni korkuttu diyebilirim. Ayrıca projektörlü ve müzikli kocaman bir makinanın bebikonun yatağında durması tüm o sade ve sükunetli ortamı bozacakmış gibi geldi. Diğer yandan hiçbirinin tasarımını, renklerini sevmedim. Mesela bebekliğimden beri uyku ile ciddi mücadele veren biri olduğum için; beni ortamın renkleri, kalabalıklığı, sessizliği, ışığı aşırı etkiler. Yatağımın olduğu yerde sadece soft renkler olsun, mümkünse çok fazla obje, kıyafet dolabı vs olmasın isterim. Uyandığımda fresh bir yere, temiz bir görüntüye bakmak isterim.

Kendimden yola çıkarak, tasarım harikası mı değil mi değerlendirmek belki bana düşmez ama kesinlikle benim zevkime uymayan dönencelerden zaten soğumuştum. Sonra instagramda soft renklerde, yalnızca klasik müzik çalan keçe tasarımlarla yapılan el emeği dönenceler gördüm. Sayfayı merak edenler buraya yorum yazarak benden öğrenebilir. (Dönence kullanmayı isteyenler için bence çok güzel bir seçenek) Fakat ben bu seçenekten de şimdilik vazgeçtim.

Daha çok farklı alanlarda kullanılan müzikli oyuncak fikrine yakınım. Belki bebek arabasında veya alt açarken olabilir. Ona henüz emin değilim. Diğer yandan uykuya dalarken white noise fikri benim için hala geçerli. Deneyeceğim. Fakat bunu uzaktan yönetebildiğim mini bir hoparlör ile yapmaya karar verdim. Artık telefonlarda bir sürü uygulama ve youtube’da bir sürü şarkı var. (Bkz: Buziki Orhan) 

Dönence fikrini seven, ama yine mekanik olmasın, el işi göz nuru olsun diyenler Etsy sayfalarına bakabilir. Çok güzel modeller var. Tabii bunlar bana biraz oda dekorasyonu gibi de geliyor. Ama neyse.

Sonuç : Dönence şimdilik yok. Bebek Alışveriş Listesi’nden çıkarıldı. Üstünü çizebilirim.  

 

Bebek Alışverişini Neden Abartmamalısınız?

Eveeet, 8 aylık maratonumda ciddi emek sarf ettiğim, tezimden fazla değer verdiğim, okumaktan gözlerimin karardığı bebek alışverişi listemi ve bu sürede izlediğim yolu artık cümle aleme açıklama vakti geldi. Böyle yazınca sanmayın ki aylardır döktüre döktüre alışveriş yapıyorum. Hayır. Tam tersine aylardır bu alışveriş listelerinin, gerekli gereksiz her şeyin nedenini OKUYORUM.

Huyum kurusun okumayı ve karşılaştırmayı çok severim. Hatta bazen kafayı yiyecek kadar okuyorum. Bir ürünü almadan önce hakkındaki tüm yorumları okumak sanırım hamilelik döneminde edindiğim en büyük kabiliyet oldu (ne büyük ama!)

Peki bütün bu sürecin sonunda kendi kendime, henüz bebiş doğmamışken bu alışveriş silsilesinin abartılmaması gerektiğini nasıl söyledim?

Öncelikle alışveriş yaptığım, yapmak istediğim tüm sitelerde dolaştıkça gördüm ki, ÇOK FAZLA ÜRÜN VAR. Gerçek bir sektöre dönüşmüş olan bebek-anne dünyası size sınırsız ürün seçeneği sunuyor. Ve siz özellikle benim gibi deneyimsiz bir anne adayı iseniz, “hepsini almak mı gerek, hepsini alalım ki çocuk eksik kalmasın, 20 yıl sonra neden almadık diye dizimizi dövmeyelim.” gibi cümleler kurabilirsiniz.

Haklısınız, ama unutmamak lazım ki hiçbir bebek alışverişi listesi sizin için biçilmiş kaftan olmayacak. Çünkü hepsi bir başka annenin seçimi. İzlediğim onca youtube videosu, okuduğum blog, takip ettiğim instagram hesabı derken anladım ki bir ürün için biri iyi derken biri kötü diyor; siz de afallayıp kalıyorsunuz. Burada deneme ve tecrübe devreye giriyor elbet. Ben daha oraya gelemedim.

Ama sonunda keşfettim ki, bebek henüz doğmamışken ona spor ayakkabı seçmek veya kocaman bir oda hazırlamak (bu odaya anti alerjik halı seçerken aklını oynatmak) falan gerçekten çok ama çok saçma. – bana göre.

Çünkü daha bebeğiniz doğmadı, bebeğinizin kişiliğini bilmiyorsunuz, o hazırladığınız odada uyuyup uyumayacağını bile bilmiyorsunuz çünkü henüz bebeğiniz ile hangi uyku methodunu takip edeceğinizi bilmiyorsunuz! (Method mu ne methodu demeyin, elbet bir yönteminiz olacak. Belki beraber uyuyacaksınız, belki co-sleeping denilen şekilde yanınızda yatağınıza bağlanan minik bir beşikte yatacak, belki aynı odada fakat kendi beşiğinde yatacak veya tamamen odaları ayıracaksınız.) 

Bebekle ilgili bugüne kadar kafama kazınan en önemli şey : “Bilmedikleriniz üzerine bir dünya inşa etmeyin.” oldu.  Çünkü sonra bütün anneler giyilmeyen kıyafetlerden, kullanılmayan ürünlerden, ziyan olan ve bilmeden yaptıkları binbir tane şeyden bahsediyor. Siz de bu tuzağa düşmeyin. – bence.

Bebeğiniz için, bebek alışverişi listelerimi ben de paylaşacağım. Ama bu en doğru ve kapsamlı liste olduğu için değil. Gerçekten bir fikre ihtiyacınız olursa diye. Veya benim aldığım ürünü siz de internette kullanan var mı acaba diye araştırıyorsunuzdur belki diye.

Fakat sanırım bu iş için kurduğum mantığı paylaşmak benim için daha önemli. Bunlar sırası ile şöyle:

  1. Bebeğiniz için alışveriş yaparken ilk 3 ayı düşünün.
  2. Bu ilk 3 ay için en elzem ihtiyaçlarınızın bir listesini çıkarın.
  3. Listeyi hazırlarken kendi ihtiyaçlarınızı ve bebeğinizi nasıl karşılamak istediğinizi de hesaba katın. (Oda hazırlama, bebek taşıma – sling tercihi vb.)
  4. Bir ürünü herkes alıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  5. Bir ürünü bloggerlar (hani şu her etkinliğe giden, evlerine ürün yağan, instagramda binlerce takipçisi olanlar) paylaşıyor diye listenize eklemeyin – almayın.
  6. İlk 3 ayı hesapladığınızda oyuncak alışverişine hiç gerek yok.
  7. Oyuncak alışverişi için bebeğinizin dünyaya gelmesini ve onu tanımayı bekleyin.
  8. Aynı evin içinde ve odaları ayırmayan bir sistemde iseniz (ilk 40 gün zaten aynı odada olacaksınız.) kamera alışverişine daha bebeğiniz doğmadan kalkışmayın.
  9. Estetik kaygılarınızın yanı sıra aldığınız ürünün bebeğiniz için faydasına da dikkat edin.
  10. Diş kaşıma, çıngırak, mama sandalyesi, tabak çatal gibi alışverişleri erteleyin. Daha o günlere var. O gün geldiğinde bebeğinizin neye ihtiyacı olduğunu şimdiden bilemezsiniz. Ayrıca gerek var mı?
  11. Biberon, emzik gibi ilk 3 ay için de gerekecek fakat daha bebeğinizin tercihini bilmediğiniz ürünlerden koleksiyon yapmayın. Denemek için bir iki tane edinebilirsiniz. Çünkü bebiş o emziği sevmezse, neredeyse sevdiğini bulana kadar emzik deneyeceksiniz. Aynı şey biberon için de geçerli. Şimdiden bu işe soyunmayın.
  12. 1 yaşına gelince kullanacağı, 4 yaşına kadar kullanabileceği iddiasındaki bebek arabalarına servet yatırmaktan vazgeçin. 4 yaşına kadar oturacak bir çocuğunuz olduğuna emin misiniz?
  13. Alışveriş listenizde must have dediğimiz olmazsa olmaz ürünleri (mesela tulumlar) arttırıp, keyfe keder ürünleri azaltıp çıkartmayı deneyin. Örneğin bir ağız bezi, ilk aylar kusup duran bebeğiniz ile en çok ihtiyacınız olan şey olacakken; diş kaşıma oyuncağı için daha oldukça vaktiniz var.
  14. Önceliklerinizi belirleyin. Hatta bunu eşiniz ile yapın. En önemli mantık sanırım bu.

 

Bütün bunlardan sonra tabii ki ben de en gerekli, en gereksiz bulduğum ürünler gibi listelerle sizlerle olacağım. Beni bekleyin anacııım, baaaay. (90’lar Olacak O Kadar Ana Haber Bülteni’ni hatırlamıyorsanız çok üzgünüm.)