Hamilelikte Saç Boyatmak : İki Cepheli Tartışma

Hamile kaldığım günden bugüne, her konuda olduğu gibi bu konuda da “kimsenin işine karışmayın” mottosunu benimseyen tutumları sevdim. Yani “emzirecek misin, zinhar mama verme, bebeği kundaklama, yok efendim köpekle bebek aynı evde olmaz, bebek gelince şu olur bu olur” gibi uzayıp giden infazların hamilelikte ve sonrasında annenin sıklıkla karşılaştığı konular olduğunu öğrendim. Kadın, hamile kaldığı günden itibaren hayat boyu çevresinden (yakın/uzak) sürekli kınama, yargılama, aşağılama, beğenilmeme, eksik kalma korkuları ile yaşamaya başlıyor.

Çünkü annelik kutsal ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmeli! Yoksa sen canavarsın kadın!

Buna her ne kadar katılsam da, bebeğini tuvaletlerde doğurup bırakan veya üstünde sigara söndüren annelerin varlığını hala gördüğümüz için; bebeğini emzirememesi nedeni ile mama veren anneye saldıran insanlar bana deli gibi geliyor.

Bütün bunların farklı bir boyutu da hamilelikte saç boyatmak!

Önce kendi yaptığımı söyleyeyim; bazen bunalımlara sürüklenip içimden gideyim şu saçları boyatayım ruhu geçse de, bunu asla yapmayacağımı anladım. Zaten doğal ürünlere olan merakımdan dolayı ben şampuanımı ve tüm saç ürünlerimi de parabensiz seçtim. Kimyasalların en çok saç derisinden geçtiği bilinen bir gerçek. Bu nedenle vücudum için de kullandığım her şey doğaldı fakat saç derisine özellikle dikkat ettim. Bu yüzden benim için boya imkansız oldu.

Her ne kadar doktorlar, sorun yok demeye başlamış olsa da, bilimsel veriler ile ilgili dikkatimi çeken şu; bilimsel bir deneyin yapılabilmesi için bunun belirli bir örneklemde (yani hamile kadınları temsil edebilecek sayıda kişide) denenmiş olması gerek. Belirli sayıda hamile kadına kimyasal vererek, belirli bir kısmına vermeyerek karşılaştırma yapılacak deneyler etik olmayacağı için; henüz böyle bir çalışma yok. O nedenle çalışmalar, ya hep kusurlu doğumlar üzerinden yürütülmüş ya da ne yazık ki hayvanlar üzerinden.

Bu da demek oluyor ki, aslında elimizde bize güven verecek kesin bir bilimsel araştırma YOK. Ama araştırma olmaması demek, evet sorun da yok demek değil. Ne yazık ki şu an bazı hekimler ve hamileler bunu bu şekilde yorumluyor. Bana kalırsa konu açıklığa kavuşmuş değil. Sizin insiyatifinizde. Yani belki saç derisine gelmeyerek, hava alan (kimyasal solumadığınız) bir salonda, sadece saç uçlarınıza renk katabilirsiniz.

Gebelikte saç boyama ile ilgili bazı kesimler de hamile kadının kendisini iyi hissetmesi gerektiği bu nedenle de ne isterse yapabileceği konusunu savunuyor. Burada dikkat edilmesi gereken ve hep tekrarlanan, düşük riski nedeni ile her şeye dikkat edilen İLK 3 AY SAÇINIZI BOYATMAYIN kuralı. Sonrasında ise işler biraz belirsizlik taşıdığı için sizi mutlu edecekse boyatabilirsiniz cümlesi geliyor. Evet, gerçekten hamilelikte kendini iyi hissetmek çok önemli. Sizin için bu hayati şekilde mutsuzluk teşkil ediyorsa, kendi insiyatifiniz ile konuya karar verebilirsiniz. Tabii ilk 3 aydan sonra ve doktorunuza danışarak. Ama böyle gelip geçici bir hezeyansa, bana göre “değer mi riske arkadaş”.

Peki saç boyaları organik olsa bir şey değişir mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bununla ilgili de düşüncem; p-phenylenediamine, dihydroxybenzene ve aminophenol gibi kimyasal maddeler tüm saç boyalarında bulunduğu için bir değişiklik olmayacaktır.

Bazı komplikasyonların da, illa doğumun akabinde ortaya çıkmadığını da unutmamak gerek. Yani bebeğim sağlıklı doğdu sorun yok demek biraz yanılgı olabilir. Doğum sırasında aynı şekilde protez tırnak yaptırmak, hijyenik koşullarından emin olmadığınız (steril aletler) bir yerde manikür-pedikür yaptırmak da son derece riskli. Oje konusunda da bu şekilde şiddetli tartışmalar sürüyor. Hamilelikte oje sürmek de henüz bilimsel bir araştırma konusu olmamasına rağmen, tırnak etlerinizin açık olması ve buraya nüfuz edecek kimyasallar konusunda bazı anne adaylarına tedirginlik verebiliyor. Mesela ben oje konusunda daha esnek davrandım. İlk 3 aydan sonra bazı zamanlarda içeriğine güvendiğim ojeleri kullandım.

Sonuç olarak bu konu henüz tam olarak netleşememiş ve insiyatife bırakılmış bir tartışma. Ben boyatmamayı ve tüm kimyasal içerikli saç ürünlerinden başından beri uzak durmayı seçtim. Ama bu beni daha iyi bir anne veya wonder woman yapmaz. Kimseye de saçını boyattığı için elimde bir kutu yağlı boya ile hücum etmeyi düşünmüyorum.

Siz de düşünmeyin. Mutlu bir hamileliği elden bırakmayın 🙂

Hamilelikte Çatlaklara Karşı Savaş

Bütün hamilelerin, yani hepimizin ilk akla gelen derdi galiba “çatlaklar”. Konu çatlaklar olunca elimize geleni kullanmak ve sağdan soldan gelen öneriler ile bu çatlaklara karşı savaş açmak ilk hedefimiz oluyor. Fakat bu iş sanıldığı kadar bizim elimizde değil. Bunu öğrendiğimde sanırım savaşa biraz ara verdim.

Birçok kaynakta da söylediği gibi çatlaklar genetik kızlar. Üzgünüm, acı haber. Yani sizin annenizde, anneannenizde doğum sırasında/sonrasında çatlaklar oluştuysa maalesef sizde de oluşma ihtimali çok yüksek.

Fakat bu sistem bende hep ters işledi. Örneğin; hamilelikte bulantı konusunda da anneye benzeyeceğini söylemelerine rağmen, anneme hiç benzemedim ve ben bulantıdam mahvoldum. Daha birçok konuda anneme hiç benzemeyen hamilelik paternleri gösterdim. Bu nedenle, yine ailede başka birisinden farklı bir gen de taşıyor olabilirsiniz. Kimbilir.

Bu noktada yine de genetik nasılsa boşver demeden önce, hamileliğim süresince gerçekten hiçbir fikrim olmadan aldığım fakat sonra herkesin harıl harıl önerdiği Palmer’s yağı kullandım. Detayı için tık tık. Ben İngiltere’den öylesine almıştım. Fakat sonra Türkiye’de şiddetle övüldüğünü görünce çok şaşırdım. Ürünün birebir ambalajını burada bulamadım ama benzer ürünler şu ve şu olabilir.

10051840

Ayrıca bu ürünün göğüs için ayrı bir yağı da var. Ben onun yerine kendi ürünümden stokladım ve göğüslerime de aynısını kullanıyorum. İçindeki yağlar zaten hamilelikte cildinize kullanmanız önerilen yağlar ; shea, cocoa, argan, badem, kolajen ve elastin içeriyor. Ayrıca tabii ki hamilelikte ve aslında her zaman dikkat etmeniz gereken; paraben & phthalate içermemesi. Kokusu da inanılmaz.

Bu ürün dışında başka bir şey kullanmıyorum. Çünkü içeriği yeterince tatmin edici. Sadece ekstra olarak, Body Shop‘tan aldığım kaktüs banyo fırçasını her banyoda düzenli olarak, özellikle bacak/baldır bölgemde kullanıyorum. Çünkü çatlak yalnızca karın bölgesinde olmuyor hemşireler. Vücudunuz müsaitse hemen popoda, bacakta da kendisini gösterebiliyor. Bu ürünü severek kullanıyorum, yorumlarda sert olduğunu söylemişler ama işin sırrı bu zaten. Kan dolaşımınızı arttırıyor. Hamilelikle birlikte gelen diğer bir düşman selülitlere de güzel çözüm. Banyodan sonra kullandığınız bölgelerde karıncalanma ve kaşıntı benzeri hisler olabilir. Korkmayın. Kısa sürede geçecek. Bu iyi sonuç aldığınızın habercisi.

Yine banyoda kaktüs banyo fırçama ek olarak kullandığım, Creightons markasının Shea Butter & Ginger duş jeli var. Gerçekten shea butter sayesinde vücudum nemli ve yumuşak çıkıyorum duştan. Ben zencefili çok sevdiğim için mutluyum kokusundan. Ama farklı versiyonları da mevcut. Gratis‘te bulabilirsiniz. Yine shea butter lı duş jeli kullanmak isterseniz, Body Shop‘ta şu ürün çok güzel.

Fakat hamileliğin ilerleyen dönemlerinde %100 Organik Hindistan Cevizi yağı kullanılmasını önerenler var. Bu ürün aşırı yağlı olduğu için, ilerleyen dönemdeki ciddi gerilmeleri sakinleştirecektir. Fakat uyumadan önce, sevmediğiniz bir gecelik/pijama ile kullanmaya çalışın çünkü gerçekten her yere bulaşabilen çoook yoğun bir yağ. Ben henüz kullanmıyorum.

Ayrıca yine doğal badem yağını önerenler var. Fakat sadece yağ olduğu için bana çok anlamlı gelmiyor. Çatlakların sebebi derinin altındaki dokuların elastik yapılarını kaybetmesi. Yağ sanki sadece nemlendiriyor gibi. Belki de benim bir ön yargımdır. Badem yağı sevenler kullanabilir.

Günün sonunda, şu an gözle görülen bir çatlağım yok.. Ama henüz 29. haftadayım. İşler bundan sonra çirkinleşebilir. Sanki bazı çatlakların habercisi var gibi, ama emin de değilim. Elbet olacaktır ve açıkçası çok da umrumda değil. Çünkü ben elimden geleni yaptım ve hamilelik çatlakları, sezaryen izleri, bıraktığı tüm kilolar ve hatıralar ile kocaman bir olay.

Bu nedenle beden olumlama hareketini hatırlayalım, konuya çok da fazla takılmayalım. Yine de severseniz Palmer’s serisini öneriyorum. Nolur nolmaz bir kullanın 🙂

37. haftadan edit: Göğüslerimde ve belimin yanlarında çatlaklar az da olsa koyu mor şekilde oluştu. Göbeğimde, kollarımda vs. hiç olmadı. Bu morarmalardan önce bir yere mi çarptım neler oluyor diyerek korkabilirsiniz ama korkmayın, hamilelikten sonra mor renk solarak önce pembeye sonra da gri/beyaz renge bürünecek.

Ben hala Palmer’s kullanmaya devam ediyorum. Çatlağı engellemese bile derinizi beslemesi ve son haftalarda yaşayacağınız inanılmaz kaşıntıları ciddi anlamda azaltması bile yeterli. Umarım çatlak ile imtihanım bu kadardır 🙂

Hamileliğimde Kullandığım Vitaminler

Hamilelikte vitamin ihtiyacınızın dev olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum. İlk zamanlarda bebiş zaten bütün depolarınızı boşaltmak üzere silahını kuşanıp savaş alanında yerini almış bulunuyor. Bu dönemde genellikle doktorlar zaten doğumdan önce başlamanızı tavsiye ettikleri folik asit ile devam etmenizi öneriyor. Ama her doktorun eğrileri, doğruları, tercihleri farklı.

Evet, hamileyken ilaç içmek özellikle sormadan bilmeden danışmadan içmek son derece YANLIŞ. Ama vitaminler bu kategoride değil. Yani doktorunuza mutlaka sorup danışmalısınız kısmı hala geçerli sadece rahatlıkla içebilirsiniz. Benim bu süreçte iyi ki geç kalmadan içmişim dediğim vitaminleri paylaşmak istedim. İmkanı olan, bulabilen lütfen depolarını doldurmayı ihmal etmesin. İlerleyen günlerde kesinlikle ihtiyaç duyacaksınız.

  1. Pregnacare (Vitabiotics)

    Hamilelik döneminde okumaya başladığımda karşıma çıkan ve çevremden de sıkça duyduğum bir vitamindi. Biraz araştırınca ve doktoruma danışınca gerçekten iyi bir vitamin olduğunu anladım. Vitabiotics güvenesi altında Pregnacare serisi tamamen gebelik öncesi, gebelik sırası ve gebelik sonrasını kapsayan vitaminler ve takviyeler üretiyor. Ben gebelik öncesinde haberdar değildim kullanmamıştım.Bu vitamin gebeliğiniz süresince ihtiyacınız olan tüm vitaminleri kapsıyor. Günde bir kapsül kullanılıyor. Doktorunuza danışarak kullanabilirsiniz.

    Kullananlardan gelen öneri ile gebelik sonrası için de alacağım. Emzirme dönemi ve genel olarak postpartum dönemi için de seçenekleri var. Ayrıca hap içmekten hoşlanmıyorsanız, şurup versiyonlarını da sitesinde gördüm.

    Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/pregnacare/original

    Nerede bulabilirim :  Bu aralar birkaç Türk ecza sitesinde de karşıma çıktı. Ben İngiltere’den aldım. Oralara giden gelen birileri varsa mutlaka sipariş verin. Boots mağazalarında kolayca bulabilirler.

    Bu arda bonus: Hamile kalmak isteyen çiftler için de her iki eş için ayrı vitaminleri mevcut.

  2. Osteocare (Vitabiotics)
     

    Gelelim iyi ki almışım ve içmişim dediğim bir diğer vitamine. Bu da yine Vitabiotics güvencesi ile karşıma çıkan Osteocare. Hamilelikte ciddi kramplar, diz-bel-sırt-bacak ağrıları yaşayacağınız artık her yerde boy boy önceden söyleniyor. Çoğu doktor bu konunun üzerinde anladığım kadarı ile pek durmuyor. O gün geldiğinde bu duruma çok fazla dayanamazsanız ne yapıyorlar bilmiyorum. Fakat ben yine doktoruma danışarak ve biraz da okuyarak kalsiyum-magnezyum almam gerektiğini farketmiştim. Zaman kaybetmeden kullanmaya başladım. Ve gerçekten çok ağır bir hamilelik geçirmeme rağmen kramplardan, ciddi kemik ağrılarından henüz nasibimi almadım. Çevremde benden daha erken gebeliği olup bu ağrılarla savaşan arkadaşlarım var. Benim başıma gelmez demeyin ve mutlaka kalsiyum magnezyum için doktorunuza danışarak bir vitamin seçin.Detaylı bilgi : https://www.vitabiotics.com/osteocare

    Nerede bulabilirim :  Yine aynı serinin bir ürünü olduğu için ben İngiltere’de Boots mağazalarında buldum. Ama bu ürün Türkiye’de var. Fiyatı sanırım biraz daha yüksek. Giden birileri olursa istemeyi unutmayın.

  3. EFA 1200 – Omega 3

    Yine doktorumun önerisi üzerine başladığım, araştırmalarım sonunda bulduğum EFA 1200 Omega Yağı gerçekten gerek dozu gerek yine balık jelatininden yapılması ile beni mutlu etti. (Çoğunda sığır jelatini kullanılıyor, ben pesketaryen olduğum için – yani sadece deniz mahsülleri tükettiğim için – onları içmek istemedim.)Omega 3 kullanımına genelde doktorlar 4. aydan sonra başlayalım diyorlar. Fakat yapılan araştırmalarda artık gebeliğin başlangıcı hatta öncesinde bile Omega 3 kullanımının öneminden bahsediliyor. Bebeğe çok ciddi destek olmakla birlikte, anne için de hormonal dengesizlikten kaynaklı depresyonu engellediğinden bahsediliyor çalışmalarda. Özellikle, doğum sonrası lohusa depresyonunu engellemek için doğumdan sonra da devam edilmesi şiddetle öneriliyor.

    Detaylı bilgi : https://www.eczane.com.tr/new-life-efa-s-1200-45-kapsul

    Nerede bulabilirim : Türkiye’de eczanelerde kolayca bulabilirsiniz.

 

Korka Korka Yazıyorum : 27. Hafta

Günlüğe devam etmek istediğim için, hala bu kişisel deneyimlerin birilerine illa dokunduğunu düşündüğüm için; evet başlıkta da söylediğim gibi korka korka 27. hafta hakkında yazmak istedim.

Neden 5 haftadır bloga adım atmadım? 

Bu sürede, biraz inen çıkan hormonlar, kaybolan dengeler derken durup dururken nazara inanmaya başladım. Ama bunun nazarla falan ilgisi yok tabii ki, her şey tıbbın işi. Son yazımdan sonra (okumak isterseniz burada), tam bunlara kendinizi kaptırmayın, işte inancınızı yüksek tutun derken kendimi yine 22. haftanın sonunda hastanede buldum. Ve bu seferki bir faciaydı!

Öncelikle burada önem verdiğim bir konu var. İlk defa hamile kalacaklar, kalanlar için çok önemli bir konu olduğunu düşündüğüm kasılmalar. Siz hastaneye gittiğinizde veya kitaplarda okuduğunuzda “Kasılma var mı?” diye sorarlar ya da kasılma olduğu anda doktorunuzu arayın diye yazarlar. E peki bu kasılma nedir, biri bunu etraflıca anlatabilir mi bize? Yoook, bunu anlatabilen bir tıp insanı görmediğim gibi; ben kasılmanın ne olduğunu yine hamile kadınların dertleştiği bir forumu okurken çözdüm. (Sağlık Okuryazarlığı 101)

Nedir bu kasılmalar? Gebelikte Kasılma Nasıl Olur? Sahtesi Var Mıdır?

Evet sahtesi var. Öncelikle bunu söyleyerek sizi rahatlatayım. Bunların adına da Braxton Hicks kasılmaları diyoruz. Sonra gelelim gerçek kasılma tarifine. Birçokları zaten onu yaşayınca anlarsın gibi saçma sapan bir açıklama yapabilir. Ya da bazıları  karnında olduğunu, bazıları ise biraz daha aşağıda olduğunu söyler. Ağrıyı şart koşanlar da olabilir. Ben size ne yaşadığımı, bunu gecenin 03:00 ünde forumlardan okuyarak nasıl keşfettiğimi ve hastaneye yetiştiğimi anlatacağım.

Öncelikle kasılmanın en güzel tarifi, bir anda sanki bir havluyu sıkar gibi karnınızın içinde bir şeyin şiddetle sıkılma hissidir. Bu sıkışmaya da benzeyebilir.  Sıkılan veya sıkışan şey aslında rahminizdir. Tam o anda, karnınızda belirli bir bölgede bebeğinizin kafasına, ayağına, sırtına benzetebileceğiniz ÇOK SERT bir yumru olur. Eğer ağrınız yoksa, muhtemelen bunu “Bebeğim çok hareket ediyor” veya “Ah geldi bak kafası bu kafası” diye heyecanla karşılabilirsiniz. Çünkü ben de önce böyle yapmıştım.

Çoğu kitapta da söylediği gibi, kasılmanın şiddeti ve zamanı çok önemli. Bu duruma eğer kasıklarda regl benzeri ağrı eşlik ediyorsa kesinlikle doktorunuzu arama vakti. Ağrınız yoksa bile, eğer 1 saat içinde defalarca bu hissi yaşadıysanız yine doktorunuzu arama vakti. Kasılmanın süresi de önemli. Mesela bu çok sert yumru ve ağrı ne kadar sürüyor ve sonunda rahatlamanız kaç dakika alıyor? Eğer 15-20 saniyeden fazlaysa yine doktorunuzu arama vakti.

Ben bu kasılmaları 2-3 dakikada bir yaklaşık 1.5 dakika sürecek şekilde sanırım 24 saat yaşadım. Sonunda gaz sancısı, ya da bebek hareketi olmadığını anlayarak hastaneye gittiğimde Erken Doğum Tehdidi ile alalacele hastaneye yatırıldım ve evet maalesef bu sefer o berbat serumdan kaçamadım.

Neler Gördüm, Neler Geçirdim?

Çok fazla detaya girip burayı bir kara deftere çevirmek istemiyorum. Hayatımın en kötü günleriydi sanırım. Korku, acı, stres, hayalkırıklığı, üzüntü, yalnızlık.. Ne ararsanız vardı. Bol sıvı almak, daha önce de yazdığım gibi, çok önemli olduğu için 7/24 seruma bağlıydım. (Günde mutlaka minimum 3 litre su içmelisiniz.) Progestan’a tekrar başladım. Tabii ki Proluton iğneyi tekrar tattım. Ve Endol ile tanıştım. Bütün bu kokteyl üzerine, tüm baskılara rağmen evde dinlenmek istediğimi söyleyerek hastaneden çıktım.

 

Şimdi çok şükür bütün bunların yanında, iyiyim.

27. Hafta Neye Benziyor, Ben Neye Benzedim?

27. haftaya ben mutlu girdim, çünkü eşim yurtdışından yanıma geldi. Evime, huzuruma kavuştuğum bir psikolojik destek bulmuş oldum. Fakat 27. hafta gerçekten kendimi -abartmıyorum- Beyaz Show’daki Obez Usta ile kuvvetli empati yaparken bulduğum bir hafta oldu. Bir kere, böyle bir açlık yok! 2 saatte bir kan şekerim yerlerde. Bu arada 26. haftada Şeker Yükleme Testi yaptırdım ve başarı ile geçtim. Bu nedenle bu açlıkları anlamam mümkün olmuyor. Fakat sanırım küçük kurabiye ne yediysem hapur hupur mideye indiriyor, benim vücuda bir şey kalmıyor. Açım aç!

Onun dışında, gittikçe devasalaşan bir karın var. Sadece devasalaşsa neyse, bu dengemi de bozuyor. Şişirilmiş balon gibi, oturduğum yerden kalkamıyorum, yatamıyorum, yürüyemiyorum yani bunları yaparken kesinlikle göbeğime kum torbası bağlamışlar gibi çok zorlanıyorum. Henüz dengemi bulamadım.

Sırtım aşırı ağrıyor. Hamile yastığı denilen yastıklardan bir tane hamileliğin başında eşim hediye etmişti. Ne olduğunu ve kıymetini ürünü beğensem de çok anlamamıştım. Fakat şimdi her yere onunla gidiyorum. Kıvırıp sırtıma koyuyorum, gece de bacak arama koyarak uyuyorum. Böyle bir yastık edinmenizi şiddetle tavsiye ederim. İnternette kolayca bulabilirsiniz. Şu an benim en yakın dostum bu fasülye yastık.

Biraz sinir stres de arttı sanki. Nasıl bir stres derseniz, üniversite sınavına girecekmişim gibi bir stres. Zamanın biraz daha geldiğini hissediyorsunuz tabii. Bebiş hareketleniyor, karın büyüyor, tarihler yaklaşıyor. Yani tüm bunların bir oyundan ibaret olmadığını anlama haftası oldu benim için. Bir an önce beşik, kıyafet, ana kucağı ve bilimum neyi varsa almam gerek. Hala bunu idrak etmeye çalışıyorum. İnşallah alışverişe başlayacağım. Elim hep geri geri gidiyor. Biraz daha sabredeyim.

Özetle ben şişirilmiş ve eğri büğrü oransız bir balon gibiyim. Ya da sumo güreşçisi kıyafeti giyerek birbirlerine vuran insanlar gibi. Öyle işve cilve, yüzümde parlayan bir nur, başımda bir hare falan yok.

Annelik çok harika, çok fantastik bir duygu durum tamam buna yürekten katılıyorum. Eşsiz bir şey. Hatta erkeklerin, kadın bu kadar çile çekerken çocuk hakkında bir sürü hak iddia etmesine de bu aralar takmış durumdayım. Biz çekiyoruz, biz okuyoruz öğreniyoruz, her şeyi biz düşünüyoruz; sonra yok efendim o benim soyum. Hee, ben zaten sadece taşıyıcıyım öyle mi? (Çok pis feminist damarım tutuyor bu sinirle, ama bu başka ve ciddi bir konu.)

Özetle, buralara düşe kalka geldim. Pes etmeye de, nazara göze söze falan da kapılmaya niyetim yok. Aa bir de klasiktir, eklemeden olmaz, kimler yanımda kimler değil eh tabii onu da bir güzel öğrendim. Hayat iyi günde ve kötü gündekileri çok güzel ayırır, siz bununla asla uğraşmayın.

Hamilelik kadının en büyük gücünü ortaya koyduğu dönem. Tüm kız kardeşlere kocaman sabır, güç ve azim diliyorum.

Not : Yazıdan da anlaşılacağı gibi, bu haftalarda kafa gidip geliyor, bir iniyor bir çıkıyor, bir mantıklı bir serzenişte, bir kızıyor bir gülüyor. Bu da bize anı olsun.

 

22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz

Bir süredir istediğim hızda yazamadım çünkü 20. haftaya girip usul usul ilerlerken karşı takımdan (myomlardan) katlanılamaz bir gol haberi geldi. Tam 21. haftaya girdiğim cuma sabahı, bu zamana kadar beni şiddetle uyardıkları ama benim tanışmadığım o ağrıyı tanıdım. (Kasıklarınızda, regl benzeri ama daha keskin ve devam ederek şiddetlenen bir ağrı) Önce biraz sakinlikle beklemeye çalıştım, biraz geçince doktorumu aradım ve hemen gel talimatı ile hastanedeydim. Ben çantamı alıp çıkmıştım, en kötü ihtimalle birkaç iğne olup eve geri dönecektim. O stres dolu ultrason için uzanıp beklerken, doktorumun yüzündeki bir an gelip giden endişeli bakışı görmek beni bitirdi! “Müge ” dedi, “Sen biraz hastanede misafirimiz ol, gel biz seni yakından takip edelim.” 

İlgili resim

Bunu duyduğunuzda; yaşayanlar veya ultrasonda bebeğini görmeye çalışanlar, o yatağa bilmemkaç kere uzananlar pek iyi anlar ki, aklınıza binbir tane berbat senaryo geliyor. O sırada doktor nazikçe bir şeyler açıklamaya çalışıyor, siz elinizde yatış kağıtları falan derken, kendinizi bir hastane yatağında hunharca damar yolu açmaya çalışan hemşire ile başbaşa buluyorsunuz. (Berbat bir şey, ama zafer benim oldu ve damar yolu açılmadan oradan ayrıldım. Siz bunu denemeyin.)

Önce sakin ve güzel hissettiriyor, oh tamam her şey kontrol altında en azından ya araba kullanırken veya tek başıma iken olsaydı bu ağrılar diyerek kendinizi yatıştırıyorsunuz. En azından ben öyle yaptım. Sonra ağrılar gittikçe şiddetlendi. Hastane ortamına akşam çöktü. Kaos üstüme üstüme gelmeye başladı çünkü 2 saatte bir elinde kallavi bir cihazla odaya dalanlar bebeğimin kalp sesini dinlemeye çalışıyordu!pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

Bu da size rahatlatıcı gelebilir fakat üniversite hastanesi olduğu için, malum asistan doktorlarımız, internler (tıp fakültesi 6. sınıf öğrencileri) tüm iyi niyetleri ile oradalar. Fakat o cihazı hayatında ilk defa görmüş intern öğrenci, sizin bebeğinizin kalp sesini dinleyeceğim diye “Bebek yok.” veya “50-60 civarında atıyor” (normal olması gerek 120-160 aralığı) dediği anda o yatakta donuyorsunuz. Sonra orada sizi karnınızda ultrason jelleri ile bırakıyor, asistan abla/abi bulmaya gidiyor, o asistan abla bu sefer sizin ritminizi dinleyip bir şeyler sallıyor, sonra o abla abi doktora soruyor ve bu sabaha kadar 2 saatte bir yenileniyor! Bırakın uyku uyumayı, her 2 saatte bir psikolojik travma nasıl olur, bir insan son derece pozitifken nasıl delirtilir sınırına geçtiğimiz haftasonu ulaştım!

Burada anlatacak, söylecek o kadar anım oldu ki, o birkaç günde. Sanırım bebişin kalp atışlarının normale dönmesi ve benim de daha fazla orada kalırsam stres kaynaklı kasılmalar yaşayacağım kaygısı ile koşarak eve döndüm ve daha fazla bu macerayı hatırlamak istemiyorum.

Hamile/myomlu hamile/hamile olmak isteyen tüm kadınlara söyleyeceğim kendinizi bütün bunların içine nolur kaptırmayın. Daha beter hasta oluyorsunuz. Doktorunuz ile tüm sıkıntılarınızı paylaşın ve korkmadan kendiniz bir şeyleri aşacağınızı bilin.

Myomlu hamilelik konusunda gidişat şu : Benim canavar myomlardan biri bebişin beslendiği plasentanın 3/1’ine yapışmış durumda. Evet maalesef. Ama bize 3/2’si de yeter diyerek bol bol yiyorum, besleniyorum. Kan pıhtılaşmasını önlemek için Bebek Asprini (100mg) kullanıyorum. (Doktorumun önerisi ile)

Durumlar böyle olunca Progestan‘a geri döndüm. Bir de Proluton iğne oldum. Bu iğneyi sürekli olan kadınlara gerçekten sabır ve güç diliyorum. Hatta onların zaten çok güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçekten biraz zor bir iğne. Ama bebiş için değer diyoruz.
pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

20. haftada neredeydim, 22. haftada nerelere geldim? 

  • Artık oturarak yemek yiyemiyorum, çünkü bükülen kasıklarımdaki ağrı tarif edilemez.
  • Sürekli yatar pozisyondayım, bu beni yatağa yapışık hale getirdi.
  • Ayakta kısa kişisel işler dışında pek duramıyorum.
  • Araba kullanmam yasak.
  • Başkasının arabasında arka koltukta İzmir-Çeşme arasında otoban olmasına rağmen en ufak bir sallantı bile beni çok yoruyor.
  • Ayaklarıma oje sürmem çok zor.
  • Bazı kişisel işleri halletmek göbek yüzünden çok zor.
  • Eğilemiyorum.
  • Yaz olmasa sanırım ayakkabılarımı bağlayamam, çorap giyemem şu an.
  • Çok fazla su içiyorum. Dolaşım sistemini arttırmak için mutlaka su içmeniz gerekiyor. Günde 4-5 litre su içmenizi öneriyorlar. Ben zorla 3 litre içiyorum şu an.
  • Uyumak bir azap. Sağa yatamıyorum. Kan akışı kesileceği ve rahat olmadığı için. Sola yatıyorum, bir süre sonra sol yanım uyuşuyor. Sırt üstü yatınca bazen karnımda ağrı oluyor. Gel de uyu!
  • Ağrılarımı dindirmek için sadece Parol içebiliyorum. En hafif ağrı kesici. Diğerleri yasak.
  • Alt bacağımda bile selülit gördüm!
  • Henüz çatlağım yok, ama mazallah olmasın diye sürekli yağlı güreşçi gibi geziyorum.
  • Arada bir burnum kanıyor.
  • Diş etlerim çok hassas. Her fırçalamada kanıyor.
  • Sanırım bir iki haftaya alyansımı takamayacağım.
  • Sürekli tekme/hareket takip eden bir deliye dönüştüm.
  • Hormonlarım yükselişte. Bazı geceler sürekli ağlama krizi geliyor. Bu dünyada yalnızım ve yapayalnız bir başıma bebeğim olacak gibi saçma sapan kuruntularla ağlıyorum.

İlgili resimŞimdi bu hamilelik çok büyülü bir şey, fiziğimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim diyenler bir adım öne çıkabilir mi? Onlara bir iki cümle fısıldayacağım.

Bütün bunların benim myomlarımla her ne kadar ilgisi olsa da, bir yandan da aslında yok. Doktorumun da söylediği gibi, hamilelik çoğu zaman böyle bir şey. Bu zorlu günleri yaşadığımda yanımda olan, olmak isteyen arkadaşlarımdan gelen mesajlar; bebeği olan bazı arkadaşlarımın da bu yollardan geçtiğini bana gösterdi. Sabretmem için kendi yaşadıklarından bahsetmişlerdi. Peki ama, dedim içimden. Şimdi benim bugüne kadar gördüğüm, izlediğim portre çok güzeldi. Harika bir hamilelik geçirdi, harika bir çocuğu oldu, ve şimdi çok mutlu! Hayır! Her şeyin bir perde arkası var. Tabii ki herkes her şeyi herkesle paylaşacak diye bir şey yok. Bunlar kişilerin özeli. Ama ben bu blogu açarken, özellikle paylaşmak istemiştim.

Hamilelik toz pembe değil, ve olmayacak sevgili kız kardeşler. 

Bununla ilgili toplumsal kaygılı yazımı da sonra yazacağım,

Direnmeye devam.

 

 

20. Haftaya Girerken : İsim savaşları!

Bu yazıya başlarken dur biraz araştırayım da öyle yazayım dedim, sonra kendimi makaleler arasında buldum ve pöf dedim iş mi bu, blog. Yani benim bu huyum yüzünden zaten bir süre sonra sıkılıp yazmayı bırakıyorum. Her şeye kapsam yüklemekten..

Yarın kurabiye hanım ile 20. haftaya giriyoruz. İşte yolun yarısı.. Epey debelendik bu günlere gelmek için. Bundan sonra da bir bu kadar daha debeleneceğiz belli ki.

Tekmeler, hareketler, bir kıpırtılar, tok toklar duymaya başladım. Biraz öne eğilip oturduğumda kıpır kıpır, “Arkana yaslanır mısın burada çok sıkışıyorum!” sesi duyuyorum. Bu yüzden öne eğilip yemek yemek, laptop ile çalışmak zorlaşmaya başladı. Hep istiyor yatalım, arka üstü semirmiş inekler gibi. Bu iş biraz sıkıcı olmaya başladı küçük hanım ona göre. Ama sonra düşününce üzülüyorum, ona da içerde pek yer bırakmamış ki benim vücut. Myomlar dizi dizi. Koca koca. Yavrucak nerede dursun, nerede yatsın, ne yapsın? Ben de sıkıştırınca, hop! diyor basıyor tekmeyi.

Sıcaklardan aşırı bunaldım, bu da en önemli notlarımdan 20. haftaya. Hiç kış günü doğacak bir bebeğim olacağını hayal etmezken, şimdi bunda baya büyük bir hayır varmış diyorum çünkü sıcak beni sadece bunaltmıyor, sinirlendiriyor! Bezik bir insan oluyorum. Hatta bu sıcak ülkelerdeki insanların neden tembel teneke ve yatmaya meyilli olduğunu da bu küçük çaplı teorim ile açıklıyorum. Sıcakta kafamı kalıyor insanda! (Of çok güzel stereotipik analiz yaparım.)

baby name ile ilgili görsel sonucu

İsim karmaşı da dört koldan sürüyor. Şimdilik aklımızda birkaç isim var ama isim işi gerçekten zormuş. Aşık olduğun bir isim olmalı. Yoksa tüm güzel isimler bile kötü geliyor kulağa. Hepsine bir benzetme hepsine bir kulp buluyor insan. Hadi sen beğendin, sağdan soldan abuk yorumlar geliyor, hadi ya böyle mi düşünecekler şimdi diyorsun. Kimsenin ne düşündüğü umrumda değil de, ya çocuk ilerde zorlanırsa? Aman diyorum sonra, çok bilindik isimleri sevmiyorum zaten diğer tüm şeyler gibi, illa farklı olacak illa abuk bulunacak, o zaman kime ne?

İsim konusu bizim gibi bir anne baba iseniz hayli zor. Çünkü hem kısa olacak, hem anlamlı, hem uluslararası, ama Türkçe’de de manalı. Söylemesi kolay, dalga geçilmeyecek türden, isimlerimiz ile uyumlu, eh bir de sevimli. Ama öyle kedi gibi sevimli değil, ilerde …. Hanım olduğunda da havalı! Haydi kolaysa bul bakalım. Bul, sonra bana yorumlarda yaz sayın okuyucu, çok hora geçer 🙂

baby name ile ilgili görsel sonucu

Evlendiğimizde kızımız olursa adını …. koyacağız diye dolaşıyorduk, o zamanlar pek romantikti. Ne zaman ben hamile kaldım ve kızımız olacağını öğrendik, o isim bize çok çirkin gelmeye başladı. Sonra bir de annenin babanın yok anneannenin dedenin beğenmesi gibi bizim ailede şart olmayan ama insanın içine hafiften kurt düşüren durumlar da var. O zaman işte bende savaş kılıçları çekiliyor!

Bakalım ismi ne olacak.. Gerçekten ben de merak ediyorum.

Bir ara, bi isim buldum. Birkaç gün o isimle seslenmek istedim. Tamam dedim yarın uyandığımda bu isimle sesleneceğim. Sonra seslendim falan. Bir garip geldi kulağıma. Tekrar açıp baktım isme, meğer yanlış söylüyormuşum. Daha ismi aklımda tutamıyorum! Hop gitti çöpe.

baby name ile ilgili görsel sonucu

20 haftaya gelirken, myomlarım ile yaşadığım zorluklar ile başladığım bu yolculukta (+ hormonların da destekleyici caanım gücü) yine myomlu hamileler için güzel şeyler söylemek istiyorum.

Bana bu yolculuğa çıkarken, her şeyin aşırı derecede ama bakın AŞIRI derecede zor olacağını, mümkünse yataktan çıkamayacağımı, ağrılardan kıvranacağımı, bebeğimin sıkışıp kalabileceğini offf aklınıza daha neler gelirse söylediler. Kabus gibi bir süreç başlangıcıydı. Utanmasalar, myomlar seni uykunda içten içten yiyecek diyeceklerdi de biraz sakinleştiler.

Durum böyle olunca ben çok korktum. Her gebelik riskli, risk doğum anına kadar hiç bitmiyor. Ama ilk zamanlarda yaşanılan risk endişesi, başıma neler gelecek kabusu hiç bitmedi. Hala en ufak bir sancıda, bel ağrısında, “Allah” diyorum, “Geliyor bahsettikleri öcüler!” 

Amaaaa, yok öcü möcü! Zaten hamile kalmaya başlamadan önce de çok inandığım, üstünde çalıştığım, kalpten istediğim düşünce gücü-gerçekten istemek-pozitiflik-olumlama-enerji gibi kelimelerin altı dolu olunca çok işe yaradığını gördüm. Hayır dindar biri değilim. Dinleri eleştirel bir şekilde merak eder, okur, öğrenirim. Ama inançlı biriyim. Neye kime nasıl olduğunun kimseye faydası yok. Sadece bana faydası var ve bugün kendimi gerçekten İYİ hissediyorum. Bunun arkasında sürekli kuruntu yapan, öyle böyle şöyle aman yarabbim sonum geldi modundan silkinmem yatıyor.

Bunu gerçekten büyük oranda azalttığımı düşünüyorum. Normalde benim şartlarımdaki bir insanın çok ciddi sıkıntılara imza atması beklenir. Ben de kendimden bunu beklerdim – eskiden olsa! Hatta bana her şey normal bazen de üzücü gelebiliyor. Ama çevremdeki herkes çok iyi göründüğümü, tahminlerinden daha iyi olduğumu söylüyor. Öyleyim! Çünkü bu bir mucize, bana bu mucizeyi veren beni üzmeyecek biliyorum.

Evet bu kadar spiritüellikten sonra, nazar değmesin, orada olduklarını kabul edip yüz vermediğim myomlarım ile gebeliğim son derece sağlıklı ilerliyor. Bu konuda lütfen güçlü olun. Doktorunuzun desteği bu konuda çok önemli. Baştan alınacak bazı önlemleri almakta gecikmemeli. Mesela Progestan kullanımım gibi. Bunu kanamanız olduktan, bazı zorlukları yaşadıktan sonra tercih etmesi sizin için üzücü olabilir. Doktorunuzun takibi, sizin gücünüz ve inancınız sonucu hayli güzel giden bir gebeliğiniz olabilir.

Haa, bu arada bir dakika, ben baya zorluk yaşıyorum. Ama bunlar bana bahsedilen zorluklar değil. Sadece ağırlık kaynaklı başka zorluklar. Varsın o da olsun.

Lütfen istediğiniz hiçbir konuda umudunuzu kaybetmeyin hemşireler! Eğer bu yazının sonuna kadar geldiyseniz yorumlar kısmına kendi tecrübelerinizden bir iki kelime bırakabilirsiniz böylece başka okuyucular da bunlardan faydalanabilir.

Yolun 2. yarısından tekrar bildireceğim,

Sevgiler.

 

 

Alınmaması Gereken Kitap: “Başlarım Şimdi Anneliğe”

Geldik mi 19. haftaya!

Son 2.5 haftayı eşim sağolsun su gibi geçirdim. Ne ara 19 olduk onu bile farketmedim. Bu cuma yolun yarısı! Yani 20. hafta. Tabii bu yol eğer tamı tamına 40 hafta süren bir gebeliğiniz olursa. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, hamilelik aylarla değil haftalar ile hesaplanıyor diye. Bakalım bizim kız ne zaman gelecek..

Zaman tik tak tik tak oynarken, ben balina gibi şişerken, hormonlar her yerime tüy salarken, yatakta hiçbir yana dönemeyip tombalak bir yavru köpek gibi uyurken, develer tellal, eee tamam işte durumlar bu kadar karmaşıkken okuduğum kitaplara hız vermenin vakti gelmişti. Hemen girdim idefix‘e (çünkü bence normal bir kitapçıdan yaptığınız alışverişin %50’sini ödüyorsunuz ve her aradığınızı hop diye buluyorsunuz, öyle en çok satan popülerler ile kitapçının yarısı dolu olmuyor, hem de kargo hızlı.) doldurdum sepeti, geldiler 3 günde. Yeni kitap aşığı biri olarak, bir gecede hemen aşağıda yorumlayacağım kitabı bitirdim. Ve bu kitap hakkında iki çift laf etmek istedim.

Kitap : Başlarım Şimdi Anneliğe
Yazar : Şermin Çarkacı

başlarım şimdi anneliğe ile ilgili görsel sonucu
Başlarım Şimdi Anneliğe – Şermin Çarkacı

Eveeet, bu kitabı birçok insandan duyarak, bloggerların hunhar tavsiyelerini alarak ve adını da pek keyifli bularak hemen şipariş edip o gece bitirdim. Bazı eleştirilerim ve sevdiğim yanlar var. Ama bu yazının devamını okumak istemeyenler için acil uyarı yapıyorum; BU BİR REHBER KİTAP DEĞİL! Neden uyarıyorum çünkü kapağında böyle yazıyor; “Anneliğe ve Bebek Bakımına Güzel Bir Başlangıç İçin Rehber Kitap”.

Hmm.. Şermin Çarkacı bu kitabında belli ki kelimeleri güzel kullanıyorum, basit de bir dilim var, yaşadıklarımdan şu annelerin derdine derman olacak kolay bir “rehber” yazayım demiş. Önsözü de pek duygusala bağlayarak, omuza dokunan bir el olarak yorumlamış kendisini. İyi, güzel, amaç kutsal. Ee peki sonra nolmuş?

Kitabı bir gecede bitirdim, ama bu benim okuyuculuğumdan çok bence yazarın aşırı basit dilinden kaynaklanıyor. Gerçekten okuması çok kolay. Akıcı ve basit bir dili var. Hani arkadaşınızdan gelen mesajı okumak ya da blog yazısı okumak ya da ekşi sözlük yorumu okumak gibi basit. Şip şak. Bu samimiyeti arttırmış. Okurken sesli güldüğüm çok an oldu. Kabul. Hatta Arda’ya sesli okuduğum yerler de çok oldu, beraber de güldük. Kabul. Bu açıdan şahane bir kitap, yani Şermin Hanım’ın başından geçenleri yazdığı bir günlük, bir dertleşme ne bileyim bir anı kitabı diyebiliriz. Yani bu yüzden kitabın kapağına “Benim annelik anılarım” veya “Ben annelikten ne anladım” veya “Benim yeni doğan bebek ile annelik maceram” falan gibi şeyler yazılsaymış kitap CUK otururmuş.

Fakaaat.. Kitap gerçekten doğal bir şekilde yazıldığı için bunun neresi rehber diye soruyorsunuz. Çünkü tamamen Şermin Hanım’ın yaptığı doğru, yanlış hatta yalan yanlış şeyler var. Mesela yere düşen emziği bazen çocuğuna kafasını sağa çevirip verdiğini falan anlatıyor. Kendisinin köyde büyüdüğünü, o yüzden bazı şeylerin çok da şaapılmaması gerektiğini ifade ediyor. İyi de, o zaman bu rehber değil ki, bu senin kafana göre zorluğa katlanamayıp uyguladığın şeyler. 3 çocuk yapması ile aşırı övünüyor. Bravo! Önce ikizleri olmuş sonra da bir daha doğurmuş. Umarım planlıdır yani bu ne övünç onu anlayamadım. Hem çalışıp hem 3 çocuk yapıyorum gibi bir dil ona güven vermiş. Tebrikler. Ama yatılı dadı ve anne-baba-anneanne desteği de cabası. 4+1 evde oturduğunu ve yatılı dadı seçiminin ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Hatta en güldüğüm kısım sanırım gerçek dadı mülakatlarından aldığı kesitlerdi. Kaç oda-salonda oturduğundan banane de, bizim Türk kadının 3 çocuk yapıp üstüne dadılar tutup üstüne de çalışacak gücü var mı bunu sorguladım. (Hakkımda kısmında yazmıştım, Kadın Çalışmaları alanında akademisyen olmamın bazı sorgulama getirileri var, buna hazır ol okuyucu.) 

Bu tavrı bana son derece garip geldiği gibi, bir yerde de kardeş yapmayan kişilere resmen sövüyor. Tek çocuk yaparsanız çocuğun elinden şu hakkı bu hakkı alırsınız, ne hakla bunu yaparsınız, gücünüz varsa yapın bir kardeş gibi laflar ediyor. Yani bu bir blog yazısı olsa, eyvallah derdim. Ama rehber kitap diye fıldır fıldır satılıyorsa, okunuyorsa; biraz eyvah! dediğimi itiraf etmeliyim.

Sonra kendi içinde çelişik! Organik modasına kızdığı bir bölüm var. Pazara gitmiş de, pazarcı amca çoraba bile organik demiş daha pahalıya satmış falan filan. Böyle hani biraz köyde büyüdüm, pazardan alışveriş yaparım lokalliğini korumak istemiş ama sonraki bir bölümde bir takım konular için organik seçim yaptığı için kendisini kutluyor.

Bebeğe katı gıdaya geçildiğinde tuz ve yağ yasak. Ben bile doğurmadan bunu biliyorum, yuh yani! Şermin Hanım, bu kuralı ihlal etmiş, tuzu da basmış püreye, hatta “blenderdan geçirmeyin diyor doktorlar ama ben geçirdim, tuzladım oh ne güzel yediler; e banane zaten sonra fast foodları hamburgerleri yemeyecekler mi?” diyor! Pes! E ilk günden verseydin Big Mac’i ablacım. Atsaydın blendera patatesle. Oh mis yani. Gelişim 101’den bir haberiz ama rehber kitap yazıyoruz maşallah. Velev ki biri, saf saf bu kitabı okudu ve uyguladı. İçler acısı.

Sonra gelelim en taktığım ve derslerimde bile anlattığım hassas konuya. Emzirmek!

Bu konu hassas çünkü bloggerlar arasında bir moda var, o da; “emziremiyorsanız bırakın yaa, çok takılmayın, kimseye de kendinize karıştırtmayın; bizi annelerimiz SMA larla hazır mamalarla büyütmüş maşallah turp gibiyiz” cilik. Bravo, çok like aldınız, youtube videolarınız çok tıklandı, Şermin Hanım senin de kitabın çok satıldı.

Şimdi şöyle bir fark var, Başlarım Şimdi Anneliğe kitabında Şermin Çarkacı yaşadığı zorluklar nedeni ile sütünün gelmediğinden bahsediyor. Bu nedenle de hatta üzüldüğünü, istese de süt veremediğini ve mamaya geçtiğini anlatıyor. Buna saygım sonsuz. Yapılacak bir şey yok şüphesiz, tahmin ediyorum ki doktorlarına danışmıştır, elinden geleni yapmıştır. Ama yazılarının devamında bu emzirme meselesini hafife almış. Yani ben bir okuyucu olarak, “ya acaba hakkaten çok da uğraşmayıp mama versek, teknoloji gelişmiştir artık mamalar iyidir ya” demeye yaklaştım. Sonra silkelendim!

Ayrıca, hadi sütü gelmedi anlıyorum, ve benim de başıma neler gelecek bilmiyorum; o yüzden büyük konuşmaya gerek yok. Ama ya sonrası? Katı gıdaya geçildiğinde de sevgili yazarımız evde püre yap, hazırla ile uğraşamayıp onu da hazır mamaya bağlamış. Ee ne anladık bu işten? Yani tamam insan böyle çözümler bulabilir, olabilir, yaşamışsındır da bunu çıkıp “Anneliğe ve Bebek Bakımına Güzel Bir Başlangıç İçin Rehber Kitap” diye pazarlamak neden? Bunun neresi güzel bir başlangıç?

Amerikalı doktor diye bahsettiği muhtelemen Harvey Karp abimiz, zaten bu abimizin her yerde bastırarak söylediği anneannelerin metodunun doğru olduğu. Old fashioned – modası geçmiş gibi görünen durumların aslında doğru olduğunu anlatıyor. Yazarımız da çok yaratıcı ya hani, almış bu yazıları anneannesinin söyledikleri ile harmanlamış ordan da yine hooop köye bağlamış!

Özetleyecek olursam, bu kitabı eğer bir annenin kafasına göre başından geçenler olarak alıp okumak, gülmek, uçak yolcuğunda falan okuyarak kafa dağıtmak isterseniz tavsiye ederim.

Ama yok efendim, ben okuyup feyz alacağım, belki işime yarar şeylerden bahsediyordur derseniz, ben bu ablayı dinlemezdim. Sanırım hiçbir tıp kaynaklı veya ebe kaynaklı dünya literatürü de dinlemez. Saldım çayıra mevlam kayıra mantığının övüldüğü bir kitaba da rehber denmez!

Kitabın sonu da yine köye uçuyor, (bu arada köy dokundurmasının nostaljik ve tatlı olduğunu düşünenlerdenseniz yanılıyorsunuz; Ankara’nın modern şehir hayatında yaşayıp, sterilizasyon makinasını öven bir yazarın arada köy iç çekişleri bunlar) uçtuğu köyden de orada bebeklerin sokaklarda salçalı ekmekle koşturduğu günlerden dem vuruyor. Offfff! İçiniz bayıldı mı? Benim bayıldı! Bu “nerede o eski bayramlar” tadındaki serzenişler artık çok sıkıcı. Zaten bunun da ekmeğini yiyerek en son Dedemin Bakkalı diye bir kitap da yazmış kendisi. Hatta ekmeğini yağla balla yemeye devam ederek Dedemin Bakkalı – Çırak diye de seriyi uzatmış. Yakında film çekmesinden korkuyorum. (Ama belki sadece çocuklar için kitap yazmakta iyidir, şimdi hakkını yemeyeyim)

Neden bu kadar karşıyım bu “eskiden şu mu varmış, bu mu varmış, ama bak ne güzel büyümüşüz” laflarına? Çünkü evrime inanıyorum. (öhö) Ve caaanım kadınların birçoğu yanlış doğumlardan kalça çıkığı, bebeklerin birçoğu ilerleyen yaşlarda kanser hatta bir önceki nesil bazen 50 yaşı bile göremiyor. Adapte olacak alerjen, dış etken bu kadar sık değil. Vücut direncinden, vitaminlerden, nasıl emzirileceğinden bile insanlar bi’ haber. Haa eğer eskiden dem vurmak istiyorsak, gelişmemiş modern zamanlardan değil, bebeğini sürekli bedenine bağlayıp gezen, günde 50 kere emziren kabile kadınlarından bahsedebiliriz belki. Çünkü sterilizatör makinaları yoktu hatta steril etmeye gerek duydukları eşyaları bile yoktu!

3 çocuk yapmak marifet değil. Hatta bu çocuk yapın sloganlarına çok karşıyım. İsteyen yapar, isteyen yapmaz kardeşim. Kadın çocuksuz EKSİLMEZ! Her işe bulaşmaya meraklı biri olarak, kadın / cinsiyet çalışmalarına bulaşmam ile paralel gelen hamileliğim beni bir sürü referans blogu, bloggerı ile tanıştırdı. Hepsinde bu annelikten duyulan sonsuz bir ego, anne olmayana karşı üstünlük telaşı (evet hayatın tamamen değişiyor ve anne olmayandan başka bir yaşam şeklin var kabul), anneliği pazarlayanlar, dadıları, tırıvırıları arkalarına dizip fotoğraf çekimi yapanlar, öfffff. Bunları gördükçe kendimde bu yazıları yazmak hatta daha fazlasını yapmak için bir sorumluluk hissettim.

Neyse, sonuç; bu kitabı basana ve yazana tebrikler. Kitap yazmak bu kadar basit mi diye beni sorgulattı.

Okuyana, iyi eğlenceler, sadece iyi eğlenceler.