Amsterdam’da Minimalist Yaşam

Başka bir ülkeye taşınma kararını alalı 2 sene, Amsterdam’a taşınalı neredeyse 3 ay oluyor 🙂 Biraz da gelen istekler üzerine bu yazıyı paylaşıyorum. Çünkü burada hayatımız geride bıraktıklarımızdan elbette farklı oldu. Fakat en büyük fark şüphesiz kendimizce dahil olduğumuz minimalist yaşam.

Eğer aklınızda buralara taşınmak veya sadece fikir edinmek varsa; yazıya devam edebilirsiniz 🙂

Amsterdam’a gelmeden önce yaptığım ev araştırmalarından anlamıştım ki, evler küçük. Fakat öyle böyle değil, kapısı küçük, girişi küçük, merdiveni küçük. Hele tuvaletleri tarif bile edemem. Uçak tuvaletleri sanırım daha büyük. Eh peki tamam diyerek bağrımıza bastığımız bu gerçeğin, yalnızca evlerin küçük olması ile sınırlı olmadığını ise taşındığımızda farkettik.

Ikea’nın 25m2’de yaşıyorum temalı köşelerini, her yere girip çıkabilen ergonomik kutularını, tuhaf alet edavatlarını itiraf ediyorum ki Türkiye’de yaşarken çok anlayamamışım. Ikea bizim için kullanışlı şeylerin olduğu bir mobilya mağazasıydı. Ta ki, Amsterdam’a taşınıncaya kadar.

Burada hayat ister şehir içinde ister şehir dışında yaşayın son derece minimal. Eviniz nispeten büyük de olabilir, eşyalarınız son derece zevkli seçilmiş de olabilir (Hollandalılar gerçekten iyi bir iç mimari ve peyzaj zevkine sahip) fakat yine de minimalizmin içinde olacaksınız.

Peki hangi alanlarda? Sizin için üşenmedim, yemedim,içmedim; temel başlıklara indirgemeye çalıştım.

  • KAPSÜL DOLAP FİKRİ

    Türkiye’den sonra bizim için en zoru ve en ilginci bu kısım oldu. Çünkü burada yazlık kışlık anlayışı, mevsim düzeni diye bir şey yok. Evlerde dolap koyacak yer, gömme dolap döşeyecek yer çok kısıtlı. Öyle ayakkabıları dizi dizi yerleştirecek girişleri bulmak ise mümkün değil. Burada az ve öz kıyafetle yaşamayı, kombin yapmayı öğreneceksiniz 🙂 Bir kere yağmurluğunuz ile terliğiniz aynı yerde duracak. Hiçbir montunuzu güneşe kanıp kaldırmak akıllıca olmaz. Bir gün önce bikininiz ile Vondelpark’ta yatarken, ertesi gün atkınızla dolaşıyor olabilirsiniz. Bunlara hazırlıklı olmak şart!

    “Ne gerekiyorsa o kadar” fikrine benim adapte olmam epey zor oldu. Ama gelirken kendimi limitli valiz hakkımızdan dolayı buna hazırlamıştım. Hep aynı şeyleri giyiyor olmanız veya aynı sırt çantanız ile dolaşıyor olmanız ise kimsenin umrunda değil. Evet, Amsterdam’da özellikle gençler oldukça tatlı giyiniyorlar fakat basit kombinler yaparak. O nedenle tüm gardrobunuzu buraya taşımak iyi bir fikir olmayabilir. Benim içinse bir rahatlama oldu. Özellikle anne olduktan sonra, neleri giyebildiğimi, neleri birleştirebildiğimi biliyorum ve evden 10 kat daha hızlı çıkıyorum!

    Alışverişe çıkmam gereken zamanı biliyorum, neye ihtiyacım olduğunu biliyorum. Bunları daha önce gerçekten el yordamıyla yapıyordum. Canım istediği zaman alışverişe çıkıyor bazen aynı şeylerden alıp geliyordum. Şimdi neyim var neyim yok neyim kirlide neyim ütüde hepsinden haberdarım. Belki de ben çok dağınıktım kim bilir 🙂

    Ama eğer ben kıyafetlerimden vazgeçemem, 10 tane montumu, 50 tane ayakkabımı da yanıma alıp oralara taşınacağım derseniz, bu hayalinizde size başarılar dilerim.

  • MUTFAK ALETLERİ / EŞYALARI

    Gelelim mutfaklara! Bir kere mutfaklar güzel, özeniyorlar yapıyorlar. Çünkü iç mimariyi seviyorlar. Basit ve tatlı tercihleri var. Fakat gelin görün ki, mutfaklar da evler gibi haliyle küçük! Zaten Hollandalılar hakkında bilinen gerçeklerden biri mutfak ve yemek yapmakla aralarının olmamaları. Yeni yeni dünya mutfağına biraz ilgi duyuyorlar fakat bu konuda da son derece pratik çözümler bulmuşlar. Mutfakta çok zaman geçirmeye inanmadıkları için, marketlerde her şey dilimlenmiş, önceden yıkanmış (özellikle salatalar harika), veya ne yapacaksanız içerikleri tek tek paketlenmiş olarak satılıyor. Bir anne için bence rüya gibi! Ayrıca çalışan insanlar için de müthiş bir çözüm. Böylece mutfakta zamanı olmayanlar hababam pizza, makarna yemek durumunda kalmıyor. Güzel bir çorba veya keyifli bir yemeği de hızlıca yapabiliyorsunuz.

    İşin tatlı ve Alice Harikalar Diyarı gibi olan tarafı ise, bildiğimiz bütün mutfak aletlerinin minik boylarının da olması. Mesela bir blender, mesela bir mikrodalga. Hepsinin minik mutfaklara uygunu var. Ayrıca mutfaklar ıvır zıvır bir sürü eşya ile de dolup taşmıyor. Ne gerekirse o kadarı, ki dediğim gibi her şey neredeyse hazırlanmış halde satılınca (hayır bu hallerine normalden daha fazla ödemiyorsunuz) zaten çok fazla eşyaya da gerek kalmıyor. (Artık soğanı bile doğranmış alıyorum, hiç uğraşamam 🙂


    Beni ilk şaşırtan da bu dünyaya girmeden önce buzdolaplarının küçüklüğü olmuştu. Çoğu evde ise mini bar var. Evet, şaka yapmıyorum mini bar! Bunun sebebi ise, haftalık alışverişten çok kolunuza taktığınız bez çantanız ile günlük alışverişler yapıyor olmanız. Zaten buzdolabınız küçük, çantanız maksimum taşıyabileceğiniz kadar olunca öyle allah ne verdiyse eve dolduramıyorsunuz. Böylece bozulup atılan şeyler azalıyor, pişmeyen veya ayıklanmayı bekleyen sebzeler kalmıyor. Hane halkının ihtiyacı kadar ve genelde 1-2 günlük alışverişler yapılıyor.

    Amsterdam ve aslında tüm Hollanda dümdüz bir memleket olduğu için de her yere devamlı yürümek çok kolay. “Aa her gün her gün marketten eşya mı taşıyacağım” dediğinizi duyar gibiyim. Ama her şey o kadar yakın ve kolay ki (eğer şehir içindeyseniz) dümdüz yolda at çantana, getir eve!

    Küçük Bilgi : Öğrendiğime göre, burada bizim evlerdeki gibi 24 kişiyi ağırlayacak kadar yemek setleri, tabak çatal takımları falan kimsenin evinde yok. Hatta çoğunlukla kaç kişiyse ev halkı o kadar eşyaları var. Günlük şunu kullanayım, misafire bunu çıkarırım mantığı ise hiç yok. Aksine, en beğendikleri şeyleri kendileri kullanıp misafire sevmediklerini verdikleri bile oluyormuş 🙂 Mesela 6 tane tabakları var, yemeğe 8 kişi gelecek. Gelen kişilere gelirken kendi tabaklarını getirmelerini söylüyorlarmış. Farklı bir kafa, ama rahat bir kafa olduğu kesin 🙂

  • ELEKTRONİK EŞYALARMutfaktan bahsetmişken, diğer elektronik aletleri de atlamayalım. Özellikle televizyonlar! Biz bu eve taşındığımızda, evde abartmıyorum bilgisayar ekranı boyutunda fakat Netflix özelliğine kadar her şeyi bulunan bir televizyon vardı! Şaka mı acaba dedik ve film/dizi merakımız nedeniyle yeni bir televizyon almaya karar verdik. Resmen büyük ekran televizyon bulmak zor, çünkü öyle bir alışkanlık, öyle geniş bir salon yok. Ayrıca, salon, oturulan koltuk ve göz hizası gibi nedenler ile televizyonun büyüklüğünün belirlendiğini biliyor herkes. (Maalesef Türkiye’de ne kadar büyük o kadar zengin gösteriyor ya hani..)

    Eski televizyonumuzun özlemiyle aynısını alacağız diye çıkıp, Arda epey küçüğünü alıp gelmiş. Ve inanın zaten gerekeni de o.Evin diğer alanlarında kullanılan elektronik aletler de, birim fiyatı ile hesapladığınızda hem çok ucuz hem de çok efektif. Temel bir Philips ütüyü 20 Euro ya alabiliyorsunuz. Çok da başarılı. Burası için 20 lira gibi düşünün. Eğer 70 Euro gibi bir fiyat düşünürseniz (kafanızda kur ile çarpıp TL haline getirmeyin, sadece birim gibi düşünün, çıldırmayın) baya baya kazanlı, buharlı ütü alıp evinize gidebilirsiniz. Elektronik konusunda hem aşırıya kaçmamak, hem ihtiyacınız kadarını hem de en uygun fiyata almak şüphesiz ki Dutch ların işi.

  • İKİNCİ EL KÜLTÜRÜ

Gelelim gönlümün efendisine! Bir kere sadece ikinci el mağazaları değil, ikinci el pazarlarının da son derece yaygın olduğu; her mahallede kurulan ikinci el pazarlarının bulunabildiği bir yer Amsterdam. Ve bunu asla eskicilik, durumu iyi olmayan insanların tercih ettiği bir aktivite veya arada sırada güzel ürün çıkar mı arayışı olarak görmüyorlar. Herkes kullanmadığı ürünleri, çoğunlukla evlerde istifleyecek hiç yer olmamasının da etkisi ile elden çıkarıyor. Hatta parayla satılmayan, kendi elden çıkarmak istediğiniz ürünlerinizi getirerek girdiğiniz, değiş tokuş panayırları bile kuruluyor. Herkes ne ihtiyacı varsa yok pahasına alıyor. Özellikle bir başka başlıkta yazacağım bu pazarlarda ne ararsanız var ve bence çok keyifli.

Genel olarak “seneye de giyerim, belki sonra lazım olur, belki zayıflarım” düşünceleri ile saklamaya alışmış hatta istifçi olmuş bir kültürden geldiğim için bu ferahlama hissi beni çok mutlu ediyor.

Dafi’nin de özel kıyafetleri dışında küçülen her şeyini bir torbada topluyorum. En yakın zamanda bir başka kişinin olacaklar. Ve bu ihtiyaç sahiplerine dağıtmak değil, gerçekten herkese açık bir aktivite. Kimseyi kötü hissettirmeden, ve olması gerektiği gibi elden ele!

Şimdilik yeni hayatımızdaki ufalma, küçültme, azaltma fakat rahatlayarak çoğalma durumu iyi gidiyor. Tekrar eskiyi anar, vah vah nelerim nelerim vardı kaldım burada 2 bardakla der miyim onu bilmiyorum. Açıkçası yeni bir anne olarak, şu an pek umrumda değil. Özellikle misafir takımlarımın, setlerimin olmayışı benim için bonus oldu. Teşekkürler minimal kafa, teşekkürler yeni hayat 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s