22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz

Bir süredir istediğim hızda yazamadım çünkü 20. haftaya girip usul usul ilerlerken karşı takımdan (myomlardan) katlanılamaz bir gol haberi geldi. Tam 21. haftaya girdiğim cuma sabahı, bu zamana kadar beni şiddetle uyardıkları ama benim tanışmadığım o ağrıyı tanıdım. (Kasıklarınızda, regl benzeri ama daha keskin ve devam ederek şiddetlenen bir ağrı) Önce biraz sakinlikle beklemeye çalıştım, biraz geçince doktorumu aradım ve hemen gel talimatı ile hastanedeydim. Ben çantamı alıp çıkmıştım, en kötü ihtimalle birkaç iğne olup eve geri dönecektim. O stres dolu ultrason için uzanıp beklerken, doktorumun yüzündeki bir an gelip giden endişeli bakışı görmek beni bitirdi! “Müge ” dedi, “Sen biraz hastanede misafirimiz ol, gel biz seni yakından takip edelim.” 

İlgili resim

Bunu duyduğunuzda; yaşayanlar veya ultrasonda bebeğini görmeye çalışanlar, o yatağa bilmemkaç kere uzananlar pek iyi anlar ki, aklınıza binbir tane berbat senaryo geliyor. O sırada doktor nazikçe bir şeyler açıklamaya çalışıyor, siz elinizde yatış kağıtları falan derken, kendinizi bir hastane yatağında hunharca damar yolu açmaya çalışan hemşire ile başbaşa buluyorsunuz. (Berbat bir şey, ama zafer benim oldu ve damar yolu açılmadan oradan ayrıldım. Siz bunu denemeyin.)

Önce sakin ve güzel hissettiriyor, oh tamam her şey kontrol altında en azından ya araba kullanırken veya tek başıma iken olsaydı bu ağrılar diyerek kendinizi yatıştırıyorsunuz. En azından ben öyle yaptım. Sonra ağrılar gittikçe şiddetlendi. Hastane ortamına akşam çöktü. Kaos üstüme üstüme gelmeye başladı çünkü 2 saatte bir elinde kallavi bir cihazla odaya dalanlar bebeğimin kalp sesini dinlemeye çalışıyordu!pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

Bu da size rahatlatıcı gelebilir fakat üniversite hastanesi olduğu için, malum asistan doktorlarımız, internler (tıp fakültesi 6. sınıf öğrencileri) tüm iyi niyetleri ile oradalar. Fakat o cihazı hayatında ilk defa görmüş intern öğrenci, sizin bebeğinizin kalp sesini dinleyeceğim diye “Bebek yok.” veya “50-60 civarında atıyor” (normal olması gerek 120-160 aralığı) dediği anda o yatakta donuyorsunuz. Sonra orada sizi karnınızda ultrason jelleri ile bırakıyor, asistan abla/abi bulmaya gidiyor, o asistan abla bu sefer sizin ritminizi dinleyip bir şeyler sallıyor, sonra o abla abi doktora soruyor ve bu sabaha kadar 2 saatte bir yenileniyor! Bırakın uyku uyumayı, her 2 saatte bir psikolojik travma nasıl olur, bir insan son derece pozitifken nasıl delirtilir sınırına geçtiğimiz haftasonu ulaştım!

Burada anlatacak, söylecek o kadar anım oldu ki, o birkaç günde. Sanırım bebişin kalp atışlarının normale dönmesi ve benim de daha fazla orada kalırsam stres kaynaklı kasılmalar yaşayacağım kaygısı ile koşarak eve döndüm ve daha fazla bu macerayı hatırlamak istemiyorum.

Hamile/myomlu hamile/hamile olmak isteyen tüm kadınlara söyleyeceğim kendinizi bütün bunların içine nolur kaptırmayın. Daha beter hasta oluyorsunuz. Doktorunuz ile tüm sıkıntılarınızı paylaşın ve korkmadan kendiniz bir şeyleri aşacağınızı bilin.

Myomlu hamilelik konusunda gidişat şu : Benim canavar myomlardan biri bebişin beslendiği plasentanın 3/1’ine yapışmış durumda. Evet maalesef. Ama bize 3/2’si de yeter diyerek bol bol yiyorum, besleniyorum. Kan pıhtılaşmasını önlemek için Bebek Asprini (100mg) kullanıyorum. (Doktorumun önerisi ile)

Durumlar böyle olunca Progestan‘a geri döndüm. Bir de Proluton iğne oldum. Bu iğneyi sürekli olan kadınlara gerçekten sabır ve güç diliyorum. Hatta onların zaten çok güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçekten biraz zor bir iğne. Ama bebiş için değer diyoruz.
pregnancy is not fun ile ilgili görsel sonucu

20. haftada neredeydim, 22. haftada nerelere geldim? 

  • Artık oturarak yemek yiyemiyorum, çünkü bükülen kasıklarımdaki ağrı tarif edilemez.
  • Sürekli yatar pozisyondayım, bu beni yatağa yapışık hale getirdi.
  • Ayakta kısa kişisel işler dışında pek duramıyorum.
  • Araba kullanmam yasak.
  • Başkasının arabasında arka koltukta İzmir-Çeşme arasında otoban olmasına rağmen en ufak bir sallantı bile beni çok yoruyor.
  • Ayaklarıma oje sürmem çok zor.
  • Bazı kişisel işleri halletmek göbek yüzünden çok zor.
  • Eğilemiyorum.
  • Yaz olmasa sanırım ayakkabılarımı bağlayamam, çorap giyemem şu an.
  • Çok fazla su içiyorum. Dolaşım sistemini arttırmak için mutlaka su içmeniz gerekiyor. Günde 4-5 litre su içmenizi öneriyorlar. Ben zorla 3 litre içiyorum şu an.
  • Uyumak bir azap. Sağa yatamıyorum. Kan akışı kesileceği ve rahat olmadığı için. Sola yatıyorum, bir süre sonra sol yanım uyuşuyor. Sırt üstü yatınca bazen karnımda ağrı oluyor. Gel de uyu!
  • Ağrılarımı dindirmek için sadece Parol içebiliyorum. En hafif ağrı kesici. Diğerleri yasak.
  • Alt bacağımda bile selülit gördüm!
  • Henüz çatlağım yok, ama mazallah olmasın diye sürekli yağlı güreşçi gibi geziyorum.
  • Arada bir burnum kanıyor.
  • Diş etlerim çok hassas. Her fırçalamada kanıyor.
  • Sanırım bir iki haftaya alyansımı takamayacağım.
  • Sürekli tekme/hareket takip eden bir deliye dönüştüm.
  • Hormonlarım yükselişte. Bazı geceler sürekli ağlama krizi geliyor. Bu dünyada yalnızım ve yapayalnız bir başıma bebeğim olacak gibi saçma sapan kuruntularla ağlıyorum.

İlgili resimŞimdi bu hamilelik çok büyülü bir şey, fiziğimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim diyenler bir adım öne çıkabilir mi? Onlara bir iki cümle fısıldayacağım.

Bütün bunların benim myomlarımla her ne kadar ilgisi olsa da, bir yandan da aslında yok. Doktorumun da söylediği gibi, hamilelik çoğu zaman böyle bir şey. Bu zorlu günleri yaşadığımda yanımda olan, olmak isteyen arkadaşlarımdan gelen mesajlar; bebeği olan bazı arkadaşlarımın da bu yollardan geçtiğini bana gösterdi. Sabretmem için kendi yaşadıklarından bahsetmişlerdi. Peki ama, dedim içimden. Şimdi benim bugüne kadar gördüğüm, izlediğim portre çok güzeldi. Harika bir hamilelik geçirdi, harika bir çocuğu oldu, ve şimdi çok mutlu! Hayır! Her şeyin bir perde arkası var. Tabii ki herkes her şeyi herkesle paylaşacak diye bir şey yok. Bunlar kişilerin özeli. Ama ben bu blogu açarken, özellikle paylaşmak istemiştim.

Hamilelik toz pembe değil, ve olmayacak sevgili kız kardeşler. 

Bununla ilgili toplumsal kaygılı yazımı da sonra yazacağım,

Direnmeye devam.

 

 

22. Hafta: Yata yata büyüyen karpuz” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s